31 C
Bursa
Çarşamba, Temmuz 28, 2021

Adile Ayda (Hayatı)

İlk Türk kadın diplomat unvanına sahip olan Adile Ayda, Rusya’nın St. Petersburg şehrinde dünyaya geldi. Kamile Hanım ile bilim insanı Ord. Prof. Sadri Maksudi Arsal’ın kızı, yazar ve akademisyen Gönül Pultar’ın ise annesidir. Sadri Maksudi “İç Rusya ve Sibirya Milli-Medeni Türk-Tatar Muhtariyeti” adlı özerk devletin anayasasını hazırlamış ve Kasım 1917’de oluşturulan “Millî Meclis”e başkan seçilmiştir. Ancak Millî Meclis uzun ömürlü olamamış Ruslar tarafından dağıtılmıştır. Bu olayın ardından Sadri Maksudi Arsal, Avrupa’ya yerleşince, Adile Ayda ilköğrenimini Paris ve Berlin şehirlerinde tamamlamıştır.

1924 yılında Türkiye’de bir dizi konferans verdiği sırada Atatürk ile tanışan Sadri Maksudi, Atatürk’ün daveti üzerine ailesini de yanına alarak Türkiye’de çalışmaya başlamıştır. Böylece Adile Ayda 1924 yılında ailesi ile Türkiye’ye yerleştikten sonra eğitimine İstanbul’daki Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde devam etti, ardından Ankara Hukuk Fakültesi’ne girerek 1932 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Dışişleri Bakanlığı’nın sınavını kazanan Adile Ayda, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın diplomatı oldu. Ancak kadın diplomatların yabancı ülkelere atanamaması sebebiyle Dışişleri Bakanlığı’ndaki görevinden istifa etti. Bir süre Ankara Devlet Konservatuarı’nda, Ankara Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. 1941’de Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirerek bu bölümde asistanlığa başladı. 1943 yılında doçent oldu. Evliliği nedeniyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliğini sürdürdü. 1957 yılında kadın diplomatların yabancı ülkelere tayin edilemeyeceği kararının kaldırılması üzerine Dışişleri Bakanlığı’na geri döndü. 1958 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda delegelik yaptı. Lahey ve Belgrad Büyükelçiliklerinde müsteşarlık görevi aldı. 1963 yılında Kültür İşleri Genel Müdür Yardımcılığı da yapan yazar, daha sonra Roma’da görev yaptığı yıllarda “Etrüskler” konusunda araştırmalar yapmaya başladı ve bu konuda eserler yazdı. Yazılarında Etrüskler’in proto-Türk olduğu görüşünü savundu. 1971 yılında tekrar Ankara’ya dönerek görevine devam etti. Bu yıllarda çeşitli gazetelerde yazıları yayımlandı. 1976 yılında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından Cumhuriyet Senatosu’na Kontenjan Senatörü olarak seçildi ve 1980’e kadar bu görevi sürdürdü. Adile Ayda 5 Kasım 1992 tarihinde Ankara’da vefat etti.

Diplomatik kimliğinin yanında edebiyat dünyasında da kalıcı izler bırakmayı başaran Adile Ayda, yazın hayatına dergilerde yayımladığı inceleme yazılarıyla başlamıştır. Yazar 1946-1949 yılları arasında sanat eleştiri yazılarını Cumhuriyet gazetesinde, edebî anılarını ise Hisar dergisinde yayımladı. Yahya Kemal’in Fikir ve Şiir Dünyası adlı yapıtı 1979’da, Böyle İdiler Yaşarken kitabı ise 1984 yılında yayımlanmıştır. Fransa’da yaşadığı yıllarda edebiyata sıkı sıkıya bağlı olan yazar, Fransızca eserler de kaleme almıştır. Le Drame İnterieur de Mallarmé başlıklı incelemesinden sonra yayımladığı en önemli eser, 1962’de çıkan Yahya Kemal Kendi Ağzından Fikirleri ve Sanat Görüşleri adlı kitabıdır. İkinci baskısını hazırlarken önemli ölçüde değiştirdiğinden bu kitabı yeni bir başlıkla Yahya Kemal’in Fikir ve Şiir Dünyası (1979) olarak yayımlamıştır.

1971’de ise, hayatının son yıllarını vakfedeceği ve ölümünden sonra da adının en çok birlikte anılacağı konuya el atmıştır: Les Etrusques Étaient-ils des Turcs? (Etrüskler Türk müydüler?) adlı, Fransızca olarak kaleme aldığı, Paris’te yayımlanan küçük kitap, daha o tarihte Ayda’nın bilimsel açıdan Fransız edebiyatının dışında konulara ilgi duymaya başlamış olduğunu göstermektedir. Ayda bu eserlerde, din, dil ve sosyal hayat konularında yaptığı karşılaştırmalar ile Etrüsklerin Türk olduğunu kanıtlamaya girişmektedir. Fransız edebiyatı dolayısıyla çok iyi bildiği Latince ve genelde Batı Avrupa kültürü ile, diplomat olarak tayin olduğu Roma’da mükemmelleştirdiği İtalyancasını ve İtalya’da bulunma sayesinde Etrüsklerle ilgili araştırma yapabilme fırsatının kendisine sağladıklarını, Tatarca bilgisi ve genelde en geniş anlamda Türk kültürü bilgisi ile birleştirmeyi bilmiştir. Bir başka deyişle, sadece Batı’da değil, Türkiye’de veya sadece Tataristan’da değil, dünyada nadir bulunabilecek bir sentez oluşturmayı başarmıştır. Şener Öztop, Adile Ayla hakkında şu değerlendirmeyi yapar: “Türk edebiyatının ünlü romancı, hikâyeci, şair ve oyun yazarlarıyla ‘anıların ışığında’ onları kendi objektifinde ve potasında gözlem, etüt ederek akıcı bir üslûpla, bir kadın duyarlılığı inceliği ve zarafetiyle edebiyat dünyasına tanıklık edecek belgesel nitelikte makaleler yazdı. Ona göre, kültür denen şey, geçmişin mirası üzerine inşa edilir. Bizi biz yapan eski şiirimiz, eski musikimiz, eski hayat görüşümüzdür. Bunlarla iftihar etmeliyiz. Varsın Batılılar bizi anlamasın ve beğenmesin. Esasen ilerleyemeyişimiz Tanzimat’tan beri Batı’yı taklit etmeye yeltenişimizdendir.” (Pultar 2005).

Ayda’dan kalan önemli eserlerden biri de Kültür Bakanlığı’nın “Türk Büyükleri Serisi” kapsamında yayımlanan ve o gün bu gün bir tür başvuru kitabı işlevi gören, babasının hayatını kaleme almış olduğu Sadri Maksudi Arsal (1991) adlı biyografidir. Bu kitap daha sonra Rusçaya da çevrilmiştir. Bildiği diller, ortaya koyduğu eserler ve kültür bilinci ile takdir toplayan Adile Ayda önemli otoritelerce Batı Avrupa kültürü ile Türk-Tatar kültürünün sentezi olarak anılmıştır.

HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz