Pazartesi, Ekim 18, 2021

Yeni Bir Yaşam (Seçkin Gündüz)

Adını kulağına fısıldamışlardı. Üç kez. Yakarışlarla,  gönül borcuyla, sevgiyle. Yıllar önce. Hiçbir şey anlamamıştı. Uzunca bir süre o adla anıldı.  Ad değiştirmekle nelerin değişip değişmeyeceğini kavrayacağı o güne dek.

Büyüye inanmazdı. Olağanüstü güçlerin varlığına da…  Oysa yıllar bunu da değiştirmişti. Özlem etkisini artırdıkça umarsızlık onu kuşatıyordu. Bu gerçeği bundan böyle kanıksayamazdı.

Seramik çiçekliği aynanın önüne yerleştirirken gözlerinin-şimdi bile-güzel olduğunu ayrımsadı. İçi burkulur gibi olsa da bu değişmezlik onu coşkulandırıp yüreklendirmişti. Bakışlarına yansıyan arınmanın kaynağı manolyalardı. Şu üç sap için öyle çok para ödemişti ki… Gülümsedi: ‘Ama değdi. Daha da değecek.’

Özenle tarandı. Çalımla işlemeli, kuzguni siyah kemerini taktı. Dünkü gözü pek davranışlarının nedenini biliyordu. Bugünkü mutlu rastlantıları kuşkusuz yine manolyalar gerçekleştirecekti. Amacına; yeni bir yaşama dolaylı da olsa adım adım yaklaşıyordu, erişecekti.

Belirginleşen alnındaki çizgileri unutmalıydı; unuttu. Tek tük olan akları yok etmek kolaydı. Armağan etmeye kıyamadığı, çekmecenin derinliklerindeki ışıltılı toka saçlarındaydı. Sıra gösterişli takılara gelecekti.

Günler yenilendikçe o da hızla yenilendi.

Görünümle sınırlı kalmayan değişim beklentilerine olanca gücüyle sıçradı. Olup bitenin bilincindeydi. İçten içe çalkalanan uyanışlarını dışa vurmaktan ayrıca hoşnuttu.

Tekdüze yaşam çabucak gerilerde kalmıştı.

Manolyalar için koşullar git gide güçleşiyordu. Gizlerin paylaşıldığı buyruk altındaki yapraklar etkinliğini yitirecek miydi yoksa? Beklenen sona solarak yaklaşmalarını izlemekten usanmıştı. Doğal bir süreç olmasına karşın bu durum onu kaygılandırmakla kalmıyor tasarılarından da caydırıyordu. Birkaç bardaklık suyun içinde sürdürülen büyülü yaşamdan manolyalar değil de göz göre göre sanki o hoyratça koparılacaktı.

Yeni bir denemeye kalkışmayacağına söz verirken yine de manolyaları o an çöpe atamadı. Canlanıp yeşermelerini beklemiyordu. Yalnızca, yalnızca azıcık daha dayanmalarını istiyordu: ‘Tam dönüm noktasına gelinmişken…’

“Haydi,” diye fısıldadı, “göreyim sizi odanın biricik, canlı süsleri. Daha kaç gün bekleyebilirim ki, haydi!”

Kaçınılan gün gelmişti. Yıkımın nedeni beklenen bir kuyrukluyıldız değildi bu kez.  Ne kara kedi…  Ne merdiven altı… Ne baykuş ötmesi…  Ne de kırılan ayna…  Bunlarla kıyaslanmayacak denli rastlantısal herhangi bir şey manolyaların yerini alabilirdi. Makası açık bırakmak gibi… Gece tırnak kesmek gibi… Manolyadaki üç gibi! Sakındığı, tiksindiği on üç’ ün yerini alan bir sayıydı üç.

Uyandığında okunup üflenmiş çiçeklerin canlı kalışına hiç ama hiç sevinemedi. Değişim tam iyiye, güzele yönelmişken… Tırtıldan kelebeğe uzanan yolda üç sap manolya böcekçil bitkiye dönüşüvermişti. Kelebekleri, sinekleri kurnazca avlayan yaprakları gözdağı verircesine uzamış, irileşmişti. Arsızca dipdiriydiler.

“Bu nasıl gizilgüç!” diye haykırdı. “Bir gecede ayaklanıp saldıracak gibi karşıma dikilen üç aç gözlü zorba mı beni yutup sindirecek!” Bir gecede gerçekleşen bu kirli başkalaşımın tanığı olmak istemezdi.

Gözlerini ürpertici üç bitkiden kaçırınca aynadaki yüzüne yakalandı: Düşük göz kapakları… Yüzdeki derinleşmiş çizgiler…  Seyrelmiş saçlar, diplerinde sıklaşmış aklar…  “Manolyaların yaşam sürecine nasıl sığar bütün bunlar,” diye söylendi; inanamıyordu.

Gözlerine baktı, gözbebeklerine: “Yaşama asalak birer kalıntı gibiler,” diye fısıldadı. ‘Hani hiç değişmezlerdi?! Büyüsen de, yıllar sonra yaşlansan da, demişti. Hem de gözlerimin içine baka baka demişti. Bana ilk yalanın mıydı bu boşinançlarımın öncüsü?  Ilık soluğun yanağımdaydı. Sık sık adımı fısıldıyordun okşarken. Küçüktüm ama çok iyi anımsıyorum: dingin başlayan o akşamüstünü!’

*

“Hayır,” diye atıldı, “hayır! Benim adım Manolya!” Hızla doğrulduğundan sancısı artmıştı. Açıklamak zorundaymışçasına peş peşe ekledi, “Bilin ki takma değil gerçek adım, yasal yollardan aldım.”   Yatağa uzanırken sesi yumuşadı;  “Kız olacak… Kız… Duyar duymaz adını koydum: Kahkaha… Hem… Ahh…  Hem…” Güçlükle konuşuyordu. “Hep gülsün istiyorum.” Acıyla dişlerini sıktı. “Bana bir şey olursa ne olur unutmayın: Kahkaha. Tek dileğim, adını değiştirmemesi.”  Ter içersindeydi. Belli belirsiz gülümsedi, “İkinci anlamı… Hani gündüz söner, akşamüstü açarlar ya…” Alnındaki çizgiler silikleşiyordu. Solgun yüzü daha da soluklaştı. “Birlikte açıyoruz. Sil baştan… Kahkaha’mla… Kahkahayla…’’

“Şey…” dedi doktor hanım usulca, “sanırım dediğiniz gecesefası.”   Dudak büktü,  “Üstelik böyle bir adı acaba babası—” Gereksizliği bir yana sakıncalı bir soruydu. Üstelik yürek atışları giderek azalan bu hasta için. Eğilip Manolya’nın üstünkörü boyanmış, dağınık saçlarını okşarken fısıldadı: “Bağışlayın… Lütfen, beni bağışlayın. Sizi incitmek istemezdim. Dediklerimi unutun. Her şeyi unutun şimdi. Dayanın. Ne olur, dayanın!”

Manolya’nın çırpınışları çok sürmedi. Çığlıklarını viyaklamalar susturmuştu.

Kahkaha doyasıya ağlıyordu. Hiç ağlamayacakmışçasına. Yaşamının ilk akşamında.

NOT: Yukarıdaki öykü SalakFilozof 2 Aylık Kültür Sanat Dergisi adına yapılmıştır ve derginin Yıl: 1 Sayı 2’de yayınlanmıştır.

2,600BeğenenlerBeğen
popüler kategoriler
son yorumlar
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz