Salı, Ağustos 3, 2021

Telefon Çaldı (Fikret Kemal Tekin)

Nermin mutfakta bir türkü mırıldanıyordu. Seni karşısında görünce gülümsedi.

–          Ne zaman geldin? Duymadım, dedi.

Umursamadın. Boş gözlerle onu izledin. Nermin kocaman bir karpuzu ortasından ikiye böldü; göbeğinden küçük bir parça kesip, bıçağın ucuyla ağzına attı. Bir parça da sana uzattı. Başını geri çektin. Burun kıvırdın.

—Ne zaman geldin? Dedim

Bir şey söylemeden geri çekildin odaya geçtin. Nermin dudak büktü. Gülümsedi arkandan, içeriye seslendi.

–          Haydi, gel yemek hazır.

Umursamaz, yılgın yığıldın masaya. Nermin karışık yoğurtlu kızartmayı önüne sürdü.

–          Konuşmayacak mısın benimle?

–          Âbimler dönüyorlarmış…

–          Ne zaman gelmişler ki?

Dudak büktün mutfağa bir sessizlik çöktü. Çatalını isteksizce karışık kızartmaya batırdın.

–          Nerden öğrendin?

–          Suat izinden döndü o söyledi.

Zil çaldı, kapıyı Özgür’e Nermin açtı.

–          Aaa! ne bu ayaklar, bacaklar? Doğru banyoya.

Nermin söylenerek, Özgür’ü banyoya sürükledi.

–          Bırak ya, su içip çıkacağım.

–          Olmaz, yemek yiyeceksin akşama kadar aç dolaşıyorsun.

–          Bırak anne ya! Arkadaşlar bekliyor.

Bir sigara yaktın.

–          Bir şey yememişsin, söndür şunu da azıcık bir şeyler ye. Çok takıyorsun.

Kalktın, odaya geçtin. Koltuğa yığıldın. Başını arkaya attın. Nermin geldi karşına dikildi.

Özgür, mutfaktan “su” diye seslendi. Nermin kızdı.

–          Zıkkım! Kalk da iç. Ağzına mı tutayım.

Kapı çarptı.

–          Bak bir şey yemeden kaçtı yine.

Suskun ve dalgındın. Nermin önüne oturdu, elini tuttu.

–          Sanki ilk kez geliyorlar, niye bu kadar takıyorsun?

–          Ablamlar da yazlıktaymışlar.

–          Amaaan!

–          Herkes toplanmış. Biz de orada olabilirdik. Babam da üzülüyordur gitmediğime.

–          Boş ver, analığınla, o afralı-tafralı kardeşlerinle karşılaşmak istemiyorum. Biraz dolaşalım mı? Açılırsın.

–          Canım istemiyor, yıkanıp yatacağım.

İsteksizce kalktın, sözcükler ağzından can sıkıntısıyla döküldü:

–          Kadın diretiyormuş babama, yazlığı da kıza bırak diye.

–          Aç değiliz, açıkta değiliz. Boş ver, senin istediğin, bir aile ortamıydı, olmadı ne yapalım. Bundan sonra düzelecek mi sanki? Sen yanımda olduktan sonra, benim hiçbir şeyde gözüm yok. Aman, ev de, yazlık da, onların olsun.

Elinden sigaranı çekip aldı. Kül tablasına bastı.

–          Hadi gel, sırtını sabunlayayım.

Elinden tutup çekti.

–          Özgür’ü yıkar gibi seni de yıkadı.

Ellerini kurularken:

–          Uyuyacak mısın? Komşularla dışarıda biraz oturacağım ben. Çıkıyorum.

Havluyu saçlarına bastıra bastıra kuruladın. Traş oldun, çıkmaya karar verdin. Giyinip çıktın. Ellerini cebine soktun, tanıdık yüzlerden kaçarak yürüdün. Küçücük bir kıvılcımın, küçücük bir ayrıntının, her şeyi yeniden başlatabileceğine inanıyordun. İçinden, alttan alta bir yakınlık duyuyor, o yakınlığın tamamen kopup yok olamayacağına inanıyordun. Kadın mirasa konacak diye korkup soğuk davranmasaydı, ilişkilerin bu boyuta gelmeyeceğini düşünüyordun. Nermin’e kalsa, en iyisi hiç konuşmamak…

Hiçbir yere sığdıramadan kendini, iç sesinle konuşarak, eve yöneldin. Poşetten rakı şişesini çıkarıp, buzdolabına koyarken, kapı açıldı. Nermin şaşırdı.

–          Aaa, eve nasıl girdin?

–          Anahtarla!

–          Hani kaybetmiştin?

–          Buldum!

–          Ah, ne aptalım, az önce de kapıyı kim açtı diye soracaktım, unuttum.

Nermin odaya geçti, televizyonu açtı, karşısına oturdu.

Ceketini asarken söylendin.

–          Yine mi!  kurtaramadın şu aptal dizilerden kendini.

–          Tamam, gel, kapatıyorum; ne yapayım sen yokken canım sıkılıyor vakit geçmiyor.

CD çalara, bir türkülü CD koydu. Geldi yanına oturdu. Telefon çaldı.

–          Evet, benim, tanıyamadım.

–          Kim? diye, sordun Nermin’e.

Nermin yüzünü çevirdi.

–          Bahadır.

Koşup ahizeyi aldın.

–          Nerden buldun numarayı?

–          Nerden mi? Vardı zaten.

–          Aklına yeni mi geldi aramak?

–          …

–          Hadi, ne söyleyeceksen söyle!

–          Sema’nın yarın düğünü var.

–          İyi, tebrik ederim, mutluluklar dilerim.

Çat diye kapattın.

–          Şu balkonun kapısını aç biraz, çok sıcak.

Nermin, balkonun kapısını açıp oturdu.

–          İyi yaptın, dedi.

Güldü, yanağına bir öpücük kondurdu.

–          Canım benim.

–          Hadi rakıyı getir, dedin.

–          Emredersiniz efendim, baş üstüne!

Kalktın, CD çaların sesini açtın. Özgür, koştu, kollarına atıldı.

–          Aaaa şu kollara, şu bacaklara bak, seni yaramaz, dedi Nermin.

Oğlanın kıçına bir fiske vurdu. Banyoya sürükledi.

HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz