Pazartesi, Ekim 18, 2021

Firdevs (Yüksel Taylan)

2:06:2017
Saat 10:00 gibi kalktım. Firdevs’in sesi duyulmuyordu. O saate kadar uyuduğunu düşündüm. Kahvaltı falan hazırladım ama hiçbir şey yiyemedim. Tam kahvaltıya oturacağım sırada Firdevs’in kapısı çaldı. Gelenler kargo kuryesiydi, iki kişi vardı kapının önünde. Küçük bir paket getirmişlerdi. Ödemesi vardı. Firdevs kapıyı açmayınca ben açtım ve “Firdevs hanım yok herhalde, isterseniz bana bırakın” dedim. Bir tanesi yeniden zile bastı ve diğerine
baktıktan sonra bana teslim edemeyeceğini söyledi. Sonra gittiler. Arkalarından hemen Facebook’a baktım. Sabaha karşı 03:00 gibi paylaştığı kedi resminden sonra yeni bir şey yoktu. Belki sadece arkadaşlarının görebildiği bir şeyler vardır, arkadaş olarak eklemem gerekiyor. Nedense elim bir türlü gitmiyor. Sahte bir hesap açıp öyle eklemem lazım.
Bütün gün eve gelmedi. Ona bu zamana kadar rastladığım bütün sokakları, mağazaları, kafeteryaları, parkları ve daha fazlasını dolaştım. Hiçbir yerde karşıma çıkmadı. Şimdi saat 23:17. Hala gelmedi. Dün akşam telefonda anlattıkları arasında biriyle buluşmak gibi bir şey yoktu. “Yarın şuraya gideceğim, buraya bakacağım” gibi bir şeyden de bahsetmedi. İlk defa bu kadar uzun süre ortadan kayboluyor. Acaba başına bir şey mi geldi? Dairesine girip baksam, balkondan bir şekilde geçerim geçmesine ama bu saatte neden böyle bir şey yaptığımı nasıl açıklayacağım? Bir süre daha beklemeliyim. Mutlaka bir yerlerde işi vardır…

3.06.2017
Dün gece içtiğim içkilerin etkisiyle uyuyakalmışım. Sabaha karşı Firdevs’in küfürleriyle uyandım. İçim o an huzura kavuştu. Saate baktım 3:16’ydı. Kalktım kahve yaptım. Acaba neredeydi, saat kaçta geldi, nasıl geldi, onu kim bıraktı düşünceleri arasında kahveyi içemeden yeniden sızmışım. Kalktığımda ise yine yoktu. Bütün şehri yeni baştan dolaştım. Hiçbir yerde rastlamadım. Yorgun argın eve gelince salonda kanepede uyumuşum. Şimdi saat 24:03, Firdevs hala gelmedi. Bu gece uyumadan beklemeliyim ki gelişini görebilir, sabah izleyebilirim. Firdevs 2 gündür bilmediğim bir şeyler yapıyor.

4.06.2017
Sabaha karşı 2:10 sularında siyah lüks bir araba bıraktı Firdevs’i. İçimi huzursuzluk kapladı gelişiyle beraber. Kahve yaptım, içtim. Uyumadım bekledim ancak hiçbir yere gitmedi; sabah kahvaltı yaptı, dağınıklıkları topladı, evi süpürdü, yerleri sildi, birkaç parça örtüyü balkona astı, çamaşırları yıkadı, balkona astı, kuruyunca geri topladı, mutfağı toparladı, bulaşık makinesini çalıştırdı. Bütün bunları yaparken televizyondan müzik dinledi. Ara sıra şarkıları mırıldandı. Telefonla konuştu. Kendi kendine konuştu. Bütün bunlar olurken bekledim. Saat 16:20 olduğunda Firdevs akşam yemeği için bakkaldan ekmek, tuz, domates, soğan, hazır çorba ve anlayamadığım bir şeyler de isterken uyuyakalmışım. Kalktığımda saat 19:07 idi. Firdevs yoktu. Telaş içinde beklemeye koyuldum. Az önce geri geldi. Onun gelmesiyle ben de bir şeyler yedim. Şimdi saat 23:30. Her zamanki gibi bir şeyler içiyor ve yine telefonda birilerine küfür ediyor. Ne içtiğini bilmiyorum. Daha önceleri çöplerine baktığımda hep bira, viski, votka ve şarap içtiğini gördüm. Genellikle bira oluyor tabi. Bu akşam ne içtiğini yarın çöpe baktıktan sonra bileceğim ancak.

5.06.2017
Sabah kalkıp işe gittim. Birkaç günlük serkeşlik iznim bitti. Bütün gün çalıştım. Akşam eve döndüğümde yorgun ve halsizdim. Çöpler atılmıştı. Ancak apartmanın girişinde boş bir vermut şişesi vardı. Firdevs’in içtiğini düşünmedim. Ya da ona ait bir iz görmedim. Eve girdiğimde yine Firdevs’in sesi geliyordu;

“Çocukken evimizin bulunduğu yokuşun üzerinde, evimizden az daha yukarda harabe bir bahçe duvarı vardı. Bahçede siyah iri dutları olan bir ağaç bulunuyordu. Duvarın üzerinden ağaca uzanırdık. Bahçeye girmezdik çünkü evde oturan yaşlı adam ha bire bahçeden ya da balkondan küfürler ederdi. O gün de balkona çıkıp bize sövmeye başladı. Biz de geri yola atlayalım diye aniden dönerken duvarı yıktık.”

Firdevs bunları anlatırken arada kahkaha attı. Gerçekten çok üstten bir gülüşü var. Ya da bana öyle geliyor. Muhtemelen böyle gülmeye başladığı zaman sırtını geriye doğru dayıyor, başını da geriye atıyordur. Saçları da oturduğu sandalye ya da koltuğa dolanıyordur. Kahkahası bittikten sonra muhtemelen öne doğru eğildi ve muhtemelen ekşi bir suratla devam etti.

“Oradan düşünce koluma bir ağrı saplandı. O acıyla daha da yukarı doğru koştum. Adam arkamızdan bağıra çağıra devam ediyordu. Bizi tanımasına karşın sizin aileniz yok mu piç kuruları diyebiliyordu. Öyleydik demek ki! Akşam eve gelince en sağlamından anne sopası yemiştim. Kolumun acısı çabuk geçti ama bugün bile bazen bileklerimde hafif bir ağrı duyarım.”

Firdevs bu kadar uzun süre telefonda neden konuşuyor? Kiminle konuşuyor? Bugüne kadar anlama şansına sahip olamadım. Birbirinden bağımsız küçük hikayeler anlatıp duruyor. O böyle çocukluk günlerinden bahsederken aynı şeyleri yaşamışız hissine kapılıyorum. Aynı yaşlarda olduğumuzu bu yüzden tahmin ediyorum. Zaman zaman Firdevs’le aynı yaşlarda başka bir kadın daha geliyor eve. İsmi sanırım Ayla. Onun sesi daha az duyuluyor. Firdevs genellikle öfkeye kapılmış gibi bağırtılar halinde konuştuğu için bu kadar net duyuyorum.

6.06.2017
Akşam işten eve geldiğimde Ayla kapıda bekliyordu. Selam verdim. Anahtarı yokmuş. İstersen bana gel diyemedim. “Camdan yan daireye geçebilirim” diyecektim “konuştuk, şimdi geliyor” dedi. Zaten o cümlesine devam ederken aşağıdan “Ayla geldim,” diyerek konuşmaya devam eden Firdevs’in sesi geldi. Daha sonra kendisi göründü. Neredeyse 7-8 gündür bu kadar yakından görmemiştim. Bugüne kadar zaten geçen 6 ay içinde en fazla 5 defa bu kadar yakınlaştık. Kokusunu değiştirmiş. Koyu mavi kot pantolon ve üstünde beyaz bir gömlek giymiş. İçinde siyah bir sutyen vardı. Ne anlattığını dinlemedim o anda. Sadece kapıyı açtım ve içeri girdim. İyi akşamlar falan demedim. İçeri girdikten, ayakkabılarımı çıkardıktan sonra iyi akşamlar demediğimi fark ettim. Dışarıdan sesler gelmeye devam ediyordu. Çıkıp iyi akşamlar demeyi düşündüm, sonra vazgeçtim. Çok saçma olurdu.

Bütün gece aynı sahneyi kafamda tekrar tekrar kurguladım. Her defasında “hoş geldin” dediğimi, “iyi akşamlar” dediğimi düşündüm. Arada Firdevs “merhaba”, “görüşmek üzere”, “çok teşekkür ederim”, gibi şeyler söylüyordu. Bunları kurgularken hep aynı yerde takılıp kaldım.

7.06.2017
İşe gideceğim günler, sabah saat 6:50 gibi evden çıkıyorum. Yaklaşık 500 mt yürüyorum. Hemen servise bineceğim durağın yanında bulunan seyyar satıcıdan poğaça ve çay alıyorum, kahvaltı yapıyorum. Saat 7:20’de servise biniyorum. Evden çıktıktan sonra Firdevs ile Ayla’da birlikte evden çıktılar. Bugüne kadar ilk defa böyle denk geldik. Arkamı dönüp bakmadım ama arkamdan yürüdüklerini biliyordum. Cadde üzerinde birden kayboldular. Dönüp baktım ama nereye döndüklerini ya da nereye girdiklerini görmedim. Kahvaltı yaptığım yere gelene kadar çevreyi izledim ancak sonuçsuz kaldım.

Akşam Ayla gelmedi. Firdevs 20:30’da geldi. Şimdi saat 22:40, içim kıpır kıpır. Birazdan uyuyacağım ve sabahleyin 5-10 dakika kadar daha evde kalıp bekleyeceğim, eğer Firdevs çıkarsa ben de hemen arkasından çıkarım ve ona “günaydın” derim. O da bana cevap verir mutlaka. Bu zamana kadar hiç aklıma böyle olabileceği gelmemişti. Belki Firdevs her gün benden hemen sonra çıkıyor ve işe gidiyor. Neden düşünemedim kendime hayret ediyorum.

8.06.2017

Sabah saat 07:00’ye kadar kapının arkasında bekledim. Firdevs çıkmadı. Daha fazla bekleyemeyeceğim için evden çıktım. Merdivenlerden aşağı indikten sonra Firdevs’in kapısı açıldı. Onun çıktığını anladım ama geriye dönemedim. Bütün gün servisteyken, çalışırken, çay molasında, öğlen yemeğinde, akşam dönüş yolunda, duş alırken, evde akşam yemeği yerken binanın girişinden evde bir şeyler unutmuş gibi yaparak geriye döndüğümü, Firdevs’e günaydın dediğimi düşündüm. Firdevs kırmızı bir ruj sürmüştü, saçları üstten bağlamış ve kalın topuklu bir ayakkabı giymişti, her defasında gülümseyerek “günaydın” diye cevap veriyordu.

Şimdi yine telefonda birine bir şeyler anlatıyor. Fazla küfür etmedi ama kızgın olmadığını söylemek zor. Önce gün içinde Ayla ile bir yerden bir yere giderken –burada kastettiği mekânları anlamadım, daha önce hiç duymadım- karşılaştıkları birinden bahsediyordu, nasıl olduysa her zamanki gibi çocukluk günlerine döndü. Sanırım fırıncının tezgâhtarı Firdevs’i taciz etmiş. Tam olarak nasıl olduğunu anlayamadım ama bir kaç sefer olmuş bu olay. Firdevs
anlatırken ben de akşamüzeri ekmek almak için fırına gittiğim, havanın erkenden karardığı kış akşamlarını düşündüm. Firdevs böyle zamanlarda tacize uğramıştı muhakkak. Evimiz fırına yakındı bizim. Koşarak gider gelirdim çoğu zaman. Genelde annem gündüz gözüyle ekmek aldırır akşama bırakmazdı. Firdevs benzer bir mahallede yaşamıştı muhakkak. Koskoca adamlar 10 yaşında bir kızı nasıl ve neden taciz eder anlamıyorum. Bugün düşününce olmaz diyemem elbette. Eğer Firdevs’le aynı fırından ekmek alsaydık, o adam benim yanımda
yapsaydı böyle bir şeyi, herhalde karşılıksız bırakmazdım. Bizim fırıncı kel, uzun boylu ve kocaman göbekliydi. Yanında çalışan elemanın ise esmer yüzü, sık diken gibi saçları vardı. Fırında ocağın başında da görürdüm onu, tezgâhta ekmek satarken de. Onun Firdevs’e laf attığını benimse kaval kemiğine tekme attığımı düşündüm. Firdevs 10 yaşındaydı ama bana göre yine saçları uzun ve düzdü, iki kırmızı küçük toka vardı, beyaz bir tişört koyu mavi bir
etek giymişti. Beyaz kolları, yumuşak elleri ve siyah iri gözleriyle bana teşekkür ediyor hemen arkasından hiç durmadan eve koşuyordu. Ben böyle hayal ediyorum ama Firdevs’in anlattığına göre çok farklı; siyah kot pantolon, renkli veya alaca bir tişört giyiyordu. Kısa ve dağınık saçları vardı. Yerlere tükürüyor, sıklıkla küfür ediyor ve bahçeden bahçeye çamur içinde dolaşıyordu…

9.06.2017

Fırıncı, Firdevs ve ben. Üçümüz arasında gitti geldi rüyalarım. Uyumuş kalmışım. Uyandığımda 7:10’du. Koşarak servise yetiştim. Akşam döndüğümde yine yoktu evde. Daha sonra Ayla ile beraber geldi. Şimdi hiç sesleri gelmiyor. Salonda oturuyorlar, anlayabiliyorum. Herhalde yine bir şeyler içip televizyona bakıyorlardır. Facebook hesabından üstünde “deli insanları seviyorum kanları değil kafaları bozuk” gibi bir şey yazan kadın fotoğrafı paylaştı. En azından takip etsem diye düşündüm sonra yine vazgeçtim.

Dışarı çıkıp birkaç tane bira aldım ve eve geri geldim. Buraya taşınalı 6 ay oldu. Taşındıktan iki gün sonra fark ettim Firdevs’i. O andan beri hayatımda. Adını soyadını kapıya gelen faturalardan öğrendim. Firdevs Özçelik. Facebook hesabına bakabiliyorum. İnstagram hesabı gizli göremiyorum. Facebook hesabında Akdeniz Üniversitesi yazıyor ama ne bölüm yazmış ne de başka bir şey. Sadece iki üç fotoğraf var o kadar. Sahte bir hesap açıp eklesem diye düşünüyorum. Nedense bir türlü harekete geçemiyorum.

10.06.2017

Bugün işe gitmedim. Bütün gün evde oturdum. Ayla sabah 10:00 civarında evden çıktı. Firdevs bütün gün evin içinde dolandı durdu. Evi süpürdü. Akşama doğru yemek yaptı. Ayla gelecek zannettim ama gelmedi. Hatta kimse gelmedi. Firdevs’in yemek yemesi, bulaşık yıkaması, kirli tabakları makineye koyması ve bulaşık makinesini çalıştırması alıştığım sırayla tekrar etti. Muhtemelen mutfak musluğu kaçırıyor ya da düzgün sıkamadığı için damlatıyor. Bazen hiç ses gelmiyor, sadece pıt pıt damlama sesleri. Dışarıdan gelen otomobil, korna, çocuk ve patates satıcısının sesleri kesildiğinde damlayan musluğun sesi daha belirgin hale geliyor. Şimdi kapıyı çalsam “damlayan musluğun sesi daireme geliyor, istersen tamir edebilirim” desem, sanırım benim rahatsız, psikopat falan olduğumu düşünür. “Adama bak, alt tarafı musluk, manyak herhalde, insan oradan buraya nasıl rahatsız olur” der arkamdan.

Keşke o kapıyı çalsa. “Musluk tamircisi biliyor musunuz?” diye sorsa. Ne güzel olurdu. “Ben yaparım” derdim hemen. Sonra musluğu tamir ederken sohbet eder, tanışırdık. Kendini tanıtırdı bana: Firdevs Özçelik… Biliyorum elbette, üstelik daha fazlası var. 35 yaşındasınız, Evinize aylık genelde 20 TL su, 30 TL doğalgaz, 35 TL elektrik faturası geliyor. En çok bira seviyorsun, en az rakı. Genellikle bitter türü koyu çikolatalar yiyorsun, bir de dondurma tabi
ki çikolatalı ve karamelli. Az da olsa arabesk dinliyorsun. Genel olarak tercihin pop müzik. Özellikle slow şarkıları daha çok dinliyorsun. Vatanım Sensin ve Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizilerini sıkı takip ediyorsun. Onların dışında Survivor izliyorsun. Daha başka şeyler de var tabi ama bir solukta bütün her şeyi söyleyemem. Mesela “en sevmediğim kişi kim?” diye sorarsan “Fırıncı” derim. Ailene, ne iş yaptığına dair bir fikrim yok.

***

Deftere yazılan her şey burada bitiyor. Bundan sonra olan bitenler dosya kâğıtlarına müsveddeler halinde yazılmış. Onlar da fazlasıyla dağınık olduğu için düzeltmek, kronolojiyi takip etmek beni çok uğraştırdı. Öncelikle günlüğü kimin tuttuğunu söyleyeyim: Abdullah Kılıçoğlu. Kendisi benim çocukluk arkadaşım. Ramazan ve Vesile Kılıçoğlu’nun ikisi erkek, ikisi kız çocuklarının en küçüğü. 8 ağustos 2017 Salı günü, saat 14:40 civarında kendisini tavana asmak suretiyle intihar etmiş. Aynı günün akşamı dış kapıyı aralık bıraktığı için içeriye giren kapıcı tarafından bulunmuş. Çarşamba günü erkek kardeşiyle birlikte morgdan aldık ve memlekete getirdik. Perşembe günü de kendisine karşı son görevimizi yerine getirdik. Cenazesiyle birlikte, eşyalı olarak kiraladığı evinden ona ait masa, notebook, 2 saksı çiçek, kitaplar, defterler ve giysileri topladık. Masayı, çiçekleri ve kitapların büyük bölümünü bize her konuda yardımcı olan, evin yakınında bulunan bir öğrenci kafeteryasının sahibi olan gençlere bıraktık. Abdullah oraya sıklıkla gidiyor olmalıydı ki onu iyi tanıyorlardı.

Ramazan Amca ve Vesile Teyze kutuyla getirdiğimiz eşyaların içinden kolye, yüzük, saat ve birkaç parça giysiden geriye kalan her şeyi benim almamı istediler. Onları kıramadım. Kutuları topladım ve eve çocukların çalışma masasının yanına öylece bıraktım. Notebook çalışmıyordu. Bir bilgisayarcıya götürdüm, hard diskini değiştirdiler. Söylediklerine göre uzun süredir kullanılmamış. İçinden bir şey çıkmadı. Yeniden kurdular ve çalışır hale getirdiler. Şimdi çocuklarım kullanıyor.

8 Ekim günü 8 yaşındaki kızım Abdullah’tan kalan kutuları karıştırmış. Elinde yarı yırtık bir kâğıtla geldi ve bize yeni başladığı okumayla şu paragraftan bir şeyler mırıldandı: “Firdevs kim diye sorarlarsa Abdullah’ın başlamayı bir türlü beceremediği basit, sıradan ama bir o kadar da karışık hikâyeler dizisinin bir parçası dersin. Oysa Firdevs bir hikâye değil, var olma, var etme belki de yok olma, yok etme savaşı…”

Daha sonra kızımdan kâğıdı aldım ve arkasından bütün kutuları karıştırmaya başladım. Önce tek tek nüshaları buldum. Arkasından günlük çıktı. Bir solukta okudum. Bugüne kadar ne ailesinden herhangi bir kişi ne ben ne de diğer arkadaşları, hiç birimiz Abdullah’ın neden böyle bir şey yaptığını sorgulamamıştık. Herhangi bir intihar notu da çıkmadığı için bir tür bunalım, depresyon, yalnızlık, kriz anı deyip geçmiştik. Abdullah genellikle sıkıntılarını pek kimseyle konuşmazdı. Vesile Teyze’yi ne zaman görsem, karşılaştığı herkese Abdullah’ı zamanında evlendiremediğinden yakınıyor. Ona göre askerden geldikten sonra evlendirebilseydi böyle olmazdı. Zaman zaman Ramazan Amca da söyleniyor “buralarda fabrika, iş yok mu oralara gitti çalışmaya, bir türlü elinden tutamadım” diye…

İçimi bir huzursuzluk kapladı. Yıllık izinlerimi aldım ve tekrar geriye döndüm. Abdullah’ın dünyasına. Ne yazık ki aynı evi kiralayamadım. Ev sahibi başkasına vermiş. Firdevs’in kim olduğunu sordum. Yan dairenin sahibinin numarasını verdi. Anladığım kadarıyla artık orada da bir başkası oturuyor.

Şimdi günlerden 18 Ekim 2017 Çarşamba. Saat 22:32. Az önce eşimle, çocuklarımla konuştum. Bir an önce gelmem için beni bekliyorlar. Yarın Abdullah’ın cenazesini taşırken yardım eden gençlerin yanına gideceğim. Firdevs kimdir, Abdullah neden intihar etti bilmek istiyorum…

Ertesi gün, 19 Ekim 2017 Perşembe sabahı kahvaltı için gençlerin yanına gittim. Gri, hafif yağmurlu ve yeteri kadar soğuk bir ekim havası vardı. Islak sokaklar, parke kaldırımlar, otomobillerden sıçrayan sular, tabelalar, vitrinler, bahçeli evler, inşaat molozu dökülmüş çimenlikler, tel örgüyle çevrilmiş basketbol sahaları, oyun parkları, camiler ve büyük bir üniversite binası. Bütün bunların ortasında duran, kahverenginin tonlarıyla dekore edilmiş bir kafeteryaya geldim. Duvarlarda çok fazla tanımadığım grupların posterleri arasında Abdullah’ın ve benim severek dinlediğimiz Müslüm Gürses’in de posterleri vardı. Daha önce böyle bir yere hiç ayak basmamıştım. Uzun saçlı erkekler, kısa saçlı kızlar her tarafı dövme, pirsing ve küpeli bir halde oturuyorlardı.

Gençlik yıllarımızda Abdullah’la birlikte Abdullah’ın dedesine ait eski bir eve gider sigara, içki veya çay eşliğinde Müslüm Gürses dinlerdik. Bazen sokağa çıktığımızda karşılaştığımız uzun saçlı erkeklerle dalga geçerdik. Aynı günlerde Firdevs – muhtemelen kısa saçları ile – ilk aşkını yaşıyordu. Belki de bahçeden bahçeye atlayan çocuk gitmiş yerine bakımlı, artık uzamış saçları ve pileli eteğiyle genç bir kız gelmişti. Kim bilir kime aşıktı. Hangi okulda okuyordu. Abdullah’ın yazdıklarına göre Firdevs televizyonda çoğuz zaman pop müzik dinliyordu. Bazen arabesk. En azından arabesk müzik varken televizyonu kapatmıyordu. Belki gençliğinde bizim gibi Müslüm Gürses dinlemiştir. Dinlemiyorsa bile hiç olmazsa küpeli uzun saçlı erkeklere karşı bizim tarafımızdaydı. Gerçi olsa ne olur. Şimdi hepimiz buradayız: Erkin Koray, Müslüm Gürses, uzun saçlı erkekler, kısa saçlı kızlar, Abdullah, ben ve Firdevs…

Kafeteryaya girer girmez gençlerden biri hemen tanıdı beni. Yolu seyreden bir masaya oturdum. Kahvaltı getirdiler. Sohbet etmek için karşıma iki genç oturdu; Serkan ve Aydın. İkisi de Abdullah’ı iyi tanıyorlar ancak Firdevs hakkında herhangi bir şey bilmiyorlardı. Abdullah’ın hayatında bir kadın olduğuna dair bir şeyler duymuşlardı ancak Firdevs, yan komşu, esrarengiz kadın veya başka bir şey hakkında değildi bunlar. Onlara göre daha karmaşık bir örüntü vardı ortada. Onlarla bir süre daha oturdum. Tek başıma kaldığım, herkesin çalıştığı bir sırada sessizce terk ettim orayı. Firdevs’in ev sahibini aradım. Adamın telefonda anlattığına göre Firdevs’i sadece 1 defa sözleşme imzalarken görmüş o kadar. Emlakçı aracılığıyla bulmuş evi Firdevs. O evi tuttuktan 3 ay sonra söz konusu Emlakçı kendi işyerinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmüş. Firdevs temmuz ayında evden taşınmış. Tam olarak ne zaman taşındığını sorunca adam sıkılmış bir şekilde “Ben tatildeydim, bilmiyorum, sadece bir defa aradı evden taşınacağını söyledi. Ben de anahtarı hangi emlakçıya vereceğini söyledim o kadar. Emlakçı evi yeniden 27 temmuz da kiraya verdi” dedi. Daha fazla soru sormadım. Telefon numarasını kaydetmemiş hiç, numara kira kontratında varmış ama o da öldürülen emlakçının işyerinde kalmış… Üstünden kaç ay geçti.

Telefonla konuşurken bir taraftan yürüyerek Abdullah’ın oturduğu binanın önüne geldim. Abdullah ve Firdevs’in kaldığı bitişik iki daire binanın arka tarafına bakıyordu. Firdevs’in olduğu tarafın balkonunda şimdi çamaşırlar asılıydı. Binanın çevresinde bir tur attıktan sonra rastgele bir zile bastım ve diyafondan gelen sese anahtarımı unutmuşum dedikten sonra kapının açılmasıyla içeri girdim. Uzun bir koridoru geçtikten sonra iki merdivenle bir üst kata çıkılıyordu. İki dairenin de önünde hiç ayakkabı yoktu. Ağustos ayında geldiğimden beri bir değişiklik gözüme çarpmadı. Bugün ince, küçük ayrıntılara daha dikkatli bakıyorum o kadar. Yukarı katlara çıktım. Sonra yeniden aşağı indim. Bir yandan iki kapıya da daha dikkatli baktım. Firdevs bu kapıdan çıkıyordu, hemen önünde ayakkabılarını giyiyordu ve merdivenlerden aşağı iniyordu, arkasından binanın dış kapısını çarpıp dışarı çıkıyordu. Ben de binanın dış kapısını çarparak dışarı çıktım ve kaldığım otele doğru yollandım.

Ertesi gün kahvaltı için yine aynı yere gittim. Kahvaltı sırasında bana Abdullah’ın zaman zaman sohbet ettiği birinden bahsettiler. Dün ben çıktıktan sonra gelmiş, bugün yine gelir dediler. Serkan anlatırken çok fazla umursamadım. Hatta dışarı çıkıp biraz dolaşmak istedim ama içimi bir huzursuzluk kapladı ve bekledim. Nihayetinde çok geçmeden içeriye uzun düz saçları, spor giyimli, kafasında beresiyle biri girdi. Serkan, ikimizi de birbirimize tanıştırırken Abdullah’ın birçok arkadaşını tanıdığımı düşündüm. Şimdi karşımda hiç tanımadığım biri vardı. Hatta günlük notlarında bahsi hiç geçmemişti. Dolayısıyla onunla çok fazla konuşacak bir şeyim olmadığına inanıyordum. Taa ki adam bana açıkça “Abdullah’la arkadaş oldum çünkü Firdevs’in bitişik komşusuydu” diyene kadar.

Erkan Kulaoğlu, 27 Nisan 1978’de doğmuş. Orta ölçekli bir sanayicinin oğlu, muhasebe eğitimi almış. Babasının işlerini takip ediyor. Evli, 2 çocuğu var. Söylediğine göre babası ilerlemiş yaşına rağmen hala işinin başında. Firdevs’i nereden tanıyordu, neden takip ediyordu bilmek istiyordum ancak doğrudan sormak istemedim. Bir şeyler beni engelledi. Sadece Firdevs’ten Abdullah’ın da bahsettiğini söyledim.

“Bahsetmiştir, inanırım. Çünkü Firdevs onun için bir takıntı haliydi. Her şeyden daha önemli, daha öncelikliydi. Zaten bu hırsı yüzünden kendini ölüme sürükledi.”

Abdullah’ın cenazesinde onu görmemiştim. Bunu söylediğim zaman babasının rahatsızlığı yüzünden memlekete gittiğini, ancak dün dönebildiğini anlattı. “Şimdi buradayım ancak Abdullah’la beraber Firdevs de gitmiş. Ev sahibini aradım, adamın söylediğine göre aniden ortadan kaybolmuş Firdevs. Eşyalarını Ayla toplamış. Ayla nerede ben de bilmiyorum. Ayla Firdevs’in çalıştığı şantiyeden arkadaşı.”

Ona Firdevs’i de Ayla’yı da tanımadığımı söyledim. İçim içimi yiyordu bir an önce bana ne biliyorsa anlatsın diye. Açıkça anlatmaya başladığında bu kadar çok şey öğreneceğimi düşünmemiştim.

“2014 yılının Nisan ayında tanıdım onu. Facebook hesabı sayesinde tanıdım. Zaten bütün sohbetimiz de sadece oradan oldu. Benimle yüz yüze görüşmek hiç istemedi. Aradan geçen 3 yıl içinde ona neden görüşmek istemediğini dahi sormadım. Evli olduğumu biliyordu tabi ki. Muhtemelen bütün sebep oydu. Sesli konuşmadık hiç. Bütün sohbetimiz boyunca sadece yazıştık. Günde 3, 4 saat yazıştığımız olurdu. Bana devlet dairesinde çalıştığını söylemişti ama buraya geldiğimde, onu bulduğumda aslında inşat mühendisi olduğunu öğrendim. Buraya zaten AVM inşaatı için gelmiş. Temmuz ayında da daha iş bitmeden ayrılmış. Burada Ayla diye bir kadınla beraber çalışıyordu. O da inşat mühendisiydi. Şimdi onun da Firdevs’in nerede olduğunu bildiğini zannetmiyorum, o yüzden gidip sormayı düşünmedim. Facebook hesabını dondurmuş ne yazık ki.  Abdullah’ı Firdevs’in evini öğrendikten sonra fark ettim. Sabahları genellikle Firdevs’ten 15-20 dakika önce evden çıkıyordu. Bazen buraya geldiğini, burada oturduğunu öğrendikten sonra onunla tanışmak hiç zor olmadı. Tanımak istedim çünkü Firdevs’e daha yakın olurum diye düşündüm. Ancak olaylar tahmin ettiğim gibi gelişmedi. Kısa zamanda anladım ki Abdullah da Firdevs’e aşık, üstelik delice tutkulu. O yüzden Firdevs’ten hiç bahsetmedim. Gerek duymadım böyle bir şeye. Ama Abdullah bana Firdevs’ten bahsetti. Firdevs’in sürekli içtiğinden bahsetti. Anlattığına göre sürekli telefonda birileriyle konuşuyormuş. Böyle şeyler anlatırken Abdullah’ın daha şanslı olduğunu düşündüm. Aslında Firdevs’e dair hiçbir şey bilmiyordu ama her akşam onu dinliyordu. Sanki benden daha çok şey biliyormuş gibiydi. Sadece bir kez o eve gittim. Abdullah öylesine bir iki bira içmek için beni evine davet etmişti. Ama benim için büyük bir heyecan dalgasıydı. Üstelik fazlasıyla mutlu olmuştum. Evet, gerçekten Abdullah’ın dediği gibi oldu ve o gece sabaha karşı 3’e kadar Firdevs’i dinledim. Aslında çok önemli şeyler anlatmıyordu ama yine de onu dinlemek çok güzeldi. Anlattıklarının çoğunu Abdullah ezberlemişti bile. O an onu nasıl kıskandım tahmin edemezsin.

“Abdullah’la aramızdaki sohbetlerde Firdevs hep onun sevdiği kadın olarak geçiyordu. Ondan haber alabilmek ya da ona dair bir şeyler duyabilmek için saatlerce hiç ses çıkarmadan oturup Abdullah’ı dinliyordum. Yorum yapıyordum olaylar hakkında. Bazen ben dürtüyordum Abdullah’ı ‘Senin ki ne yapıyor?’ diye. Böylece Firdesv’i sormuş oluyordum.

“Tabi bütün bunların arasında Firdevs’in çalıştığı şantiyeyi, oradaki ofisini, ne iş yaptığını falan öğrendim. Akşamları nerelerde takıldıklarını ki genellikle Ayla, Ayla’nın sevgilisi ve Firdevs üçü birlikte takılıyordu. Böyle zamanlarda Abdullah meraktan ölüyordu. Ona bildiklerim hakkında en küçük bir şey söylemedim. Sonuçta Firdevs’le hukuku olan bendim. Onun yan komşu olmaktan başka bir vasfı yoktu. Haliyle onun bilmeye hakkı da yoktu.

“Bütün bunlar olurken boş durmadım tabi ki. Şantiye çevresinde çay ocağı, kahve, otobüs durağı, internet kafe gibi yerlerde takılırken orada çalışan birkaç işçiyle tanıştım. Sonrasında onların yardımıyla duvarcı olarak işe girdim. İşe başlarken inşaatla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Hatta oradaki ustalarla şakalaşıyorduk tuğlaları üst üste dizeceksin o kadar kolay diye. Tabi ki Firdevs’e yakın olmaktan başka hiçbir düşüncem yoktu. Açıkçası beklediğim gibi çıkmadı. Sağlık kontrolü, iş güvenliği eğitiminden sonra çelik burunlu ayakkabı, baret, gözlük ve tulum verdiler. Oradan doğru çalışma bölgesine. Birkaç gün boyunca soluksuz çalıştım. Ustaların dediği gibi harcı karıp tuğlaları diziyordum. Harç kararken, ip çekerken, tuğla taşırken, tuğla dizerken, tuğla kırarken, çay içerken, yemek yerken gözüm hep Firdevs’teydi ama onu yeteri kadar göremedim. 17-18 gün çalıştım. Yeteri kadar hızlı tuğla dizemediğim için beni boyacıların yanına verdiler. O işi daha kolay yaparım diye düşündüm ancak değişen bir şey olmadı. Sadece 1 ay çalıştım orada. Çok sık göremesem bile arada sırada görebiliyordum. O geldiğinde herkes durduğu yerden onu seyrediyordu ama benim için kesinlikle zaman duruyordu. Saçları, duruşu, boynu, yüzü, omuzları, beli… Her kıvrımını ayrı ayrı saatlerce anlatabilirim! Ellerini havada sallarken, metreyle ölçü çıkarırken, kalemle işaretlerken ya da bareti elinde tutarken… Bitmek bilmeyen bir şeyden bahsediyorum. Abdullah bütün bunların ne anlama geldiğini nasıl bilebilir.

“Abdullah ne iş yaptığını bile bilmiyordu düşünebiliyor musun? Bir kadını seviyorsun ve ona ait hiçbir şeyden haberin yok. Bazen gece geç saatlerde geldiğinden bahsederdi. Acaba dedim senin kız gece işçiliği mi yapıyor? Günlerce huzursuz yaşadı. İnsan aşık olduğu kadının ne olduğunu, ne olabileceğini tahmin eder. Takip edip öğrenemese bile kapasitesini hesaplayabilir. Abdullah’ta bunların hiçbiri yok. Hep korktu Firdevs’ten, ya istemezse korkusuyla hiçbir zaman söyleyemedi. İsteyip isteyemeyeceğini bile öğrenemeden öldü gitti. Diyeceksin ki sorsaydı Firdevs’e ne cevap alacaktı? Elbette istemezdi Firdevs. Abdullah’ı ne yapsın. Benimle bile görüşmek istememiş birinden bahsediyoruz. Bütün erkeklerin peşinden sürüklendiğini iyi bilen birinden bahsediyoruz. Abdullah onların arasında Firdevs için ancak teneke sesi olabilirdi.

“Evet, merak ettiğini biliyorum. Arkadaşın sonuçta. İçin içini kemiriyor Firdevs Abdullah hakkında ne düşünüyordu diye. Ne düşünecek? Farkında bile değildi onun. Yan komşu alt tarafı. Alt komşudan, üst komşudan, karşı komşudan herhangi bir farkı yoktu ki! Firdevs sabahları kahvaltı yaptığı yerdeki insanları daha fazla tanıyordu. Bu Firdevs’in dikkatsizliği mi? Elbette hayır…

“İşte bütün bunlardan sonra aramızdaki sohbetlerde Firdevs’in sürekli ‘Abdullah’ın sevdiği kadın’ olarak yer alması çekilmez olmaya başlamıştı. Ben de Abdullah’a Firdevs’in eve gelmediği gecelerde sevgilisinde kaldığını söylemeye başladım. Başka nereye gidebilir ki? Güzel kadın sonuçta, gece işçiliği yapmıyorsa mutlaka bir sevgilisi vardı ve ona gidiyordu. Başka türlüsü tahmin etmek mantıksızdı. Abdullah’ı çalışıyordur, yok öyle değildir diye teskin etmeyi bıraktım. Neden Abdullah’ın korkularını, kaygılarını unutmasına, hayata kendi penceresinden yön vermesine falan yardımcı olacaktım? Ben en doğrusunu yaptım, daha fazla odun attım Abdullah’ın ateşine: ‘Sevgilisidir onu eve bırakan. Adam evli herhalde buraya hiç gelmediğine göre. Ayla ile beraber takılıyorlar baksana, kim bilir neler yapıyorlar. Hap, sentetik uyuşturucu falan kullanıyor olmasın?’ daha neler neler dedim. Firdevs’in Abdullah’ı saran büyük bir canavara dönüşmesi için elimden geleni yaptım. Ancak intihar etmesiyle ilgim yok bana inanabilirsin. Haberim bile olmadı, buraya gelince öğrendim. Neden böyle bir şey yaptı, ne duydu da bu derece etkilendi bilmiyorum.”

Erkan Kuloğlu’nun yanından 22 Ekim 2017 Pazar günü saat 18.20’de ayrıldım. Eğer onu dinlemeye devam etseydim birkaç gün daha anlatmaya devam ederdi kesinlikle. Sırtında ağır bir yük taşıdığı belli oluyordu. Erkan Kuloğlu kendisini Abdullah’ı kendini öldürmeye azmettirici olarak görüyor. Açıkçası onu dinlerken zaman zaman Abdullah’ın ölümünden sorumlu olduğunu dahası Abdullah’ı doğrudan öldürmekle suçladığımı ya da böyle olabileceğini düşündüğümü söyleyebilirim. Ancak bir türlü kafamın içinde onu öldürebileceği -nedense- netleşmedi. Ne Abdullah’a doğrudan zarar vermeye gücü yeter ne de onu bu kadar kolay yönlendirmeye. En sonunda böyle bir karar vermem gerekti.

Kafeteryadan çıktığımda ekim ayından beklenmeyen bir soğuk yüzüme çarptı. Hava daha yeni kararmaya yüz tutmuştu. Gökyüzü tamamen grileşmişti. Kim bilir belki birkaç saat içinde sıkı bir yağmura hazırlık yapıyordu. Bu yıl da saatleri geri almayacaklar. Bu içinde yaşadığımız ülkenin kara bir yazgısı. Çok zor kararlar çok kolay alınabiliyor. Abdullah karar almayı beceremeyip kendini felakete sürüklerken, memleket çok kolay kararlar alıp yine kendini felakete sürükleyebiliyor.

Hava neredeyse karamak üzereyken Erkan Kuloğlu’nun bahsettiği AVM’ye geldim. Bu yeni yaşam alanları insanlık tarihinde nasıl tanımlanacak açıkçası insan şimdiden öngöremiyor. Kapıda güvenlik taramasından geçerken, yürüyen merdivenlerden çıkarken, mağaza vitrinlerine bakarken, devasa satranç taşlarına çarparken ve en sonunda fast food katına ulaştığımda aklım hep Firdevs’teydi. Bitmek bilmeyen bir yolculuk oldu benimkisi. Erkan bana Firdevs’in birkaç tane fotoğrafını göstermişti. Siyah saçlar, dik duruşuyla artık Firdevs’i AVM inşaatında koştururken kurgulayabiliyorum. Yine de bu bol ışıklı ve renkli karmaşaya yeteri kadar yerleştiremedim hayallerimi ve hızlıca terk ettim AVM’yi. Kaldığım otele ulaştığımda bir an önce uyumak istiyordum.

23 Ekim Pazartesi sabahı ayrıldım otelden. Artık buralarda bir işim kalmadığına kanaat getirmiştim. Kafeteryaya geldiğimde Erkan Kuloğlu yoktu. Kahvaltı yaptım ve kimseye bir şey söylemeden ayrıldım oradan. Otogar inanılmaz bir sessizlik içindeydi. En erken 16.00’ya bilet bulabildim. Metal banklarda ve peronlarda otogar çevresindeki insanları seyrederken aslında kendi yaşadığım değişimi seyrettiğimi fark ettim. Firdevs’in hikâyesinin içinde kaybolmaya başladığımdan beri zaman ve mekân kavramlarıyla beraber gerçekliğimi de yitirmiştim. Evde iki çocuğum vardı beni bekleyen, onlarla WhatsApp üzerinden konuşurken gerçeklik algısına dair ne düşünebilirdim ki? Ya da düşünmek istiyor muydum? Yolculuk 4 saat sürdü. Yağmur hala yağmamıştı. Otogarın önünden bindiğim taksi beni bir otele getirdiğinde artık hikâyenin sonuna yaklaştığımı sezinleyebiliyordum. Eğer bu gece bir yerlerden bir cin çıkarsa ve üç dilek hakkım olduğunu söylerse, dileklerden biri mutlaka Firdevs’in hayatından geçen bütün erkeklerin bir şekilde ne düşündüklerini öğrenmek olurdu.

24 Ekim Salı, sabah saat 10:22’de indim taksiden. Tam yokuşun başında bıraktı beni taksici. Kıvrılarak yukarı doğru çıkan yokuşun çevresindeki evlerin neredeyse tamamı 40 senedir olduğu gibi kalmış. Boyası, sıvası, evlerin önündeki yıkıntılar, bahçe duvarları her şeyiyle yenilenmeye yüz tutmuş aslında… Birkaç tanesi yıkılıp yeniden yapıldığı için yokuşa inşaat malzemeleri dizilmiş. Sabah başlayan şiddetli yağmur dinmişti ancak yokuş aşağı yağmur suları akmaya devam ediyordu. Yukarı doğru bakarken Erkan Kuloğlu’nun tarif ettiği evi kolaylıkla görebildim. İki katlı yeşile çalan bir rengi vardı. Boyanın üzerine yer yer yeniden sıva yapılmış, başka yerlerden sıvalar dökülmüş, çatlaklar oluşmuş ve yok olmaya yüz tutan bir ev görüyordum. Kısa zaman içinde o da tarihe karışacak ve yerine yeni bir bina dikilecekti.

Erkan Firdevs’in alt katta büyüdüğünden bahsetmişti. Anlattığına göre üst katta ev sahibi vardı. Şimdi kimse kalmamıştı. Bazı pencerelerde kirlenmiş tüller seçilebiliyordu. Önüne kadar geldim evin. Ben eve bakarken yan tarafta bulunan inşaattan işçilerden bir ikisi bir süre bana baktılar, zararsız olduğuma kanaat getirdiler ki yeniden işlerine döndüler. Eve bakmayı bırakıp daha da yukarı doğru yürüdüm. Bahçeden bahçeye geçen, yokuş aşağı koşturan bir kız çocuğu hayal etmeye çalışıyordum ancak bir türlü yerine koyamıyordum. Orada bulunduğum zaman içinde evlerden birbirine benzer giyinmiş kadınlar çıktılar ve sokak boyu yürüdüler.

Kimi okula çocuğunu götürüyor, kimi okuldan çocuğunu getiriyor, kimi komşusuna gidiyor kimi de geliyordu. Binalar yenileniyordu, evlerin önünde yer yer lüks arabalar vardı ama yaşam biçimi hep aynı kalmıştı. Dışarıdan görünen manzara böyleydi. Yokuştan aşağı indim, tekrar evin önüne geldim, kapı tokmağını elimle biraz yokladım ancak açılmadı. Pencereler kapalıydı. Evin arka tarafı uçuruma bakıyordu. Bir an için ne yapacağımı bilemedim. Neden sürüklenmiştim buraya neden savruluyordum? Bu sorular artık anlamsızdı. Daha fazla sormanın, deşmenin anlamı olmadığını düşünürken yanımda bir adam belirdi ve kime baktığımı sordu. “Firdevs Özçelik, bir arkadaşım, buralarda bir yerlerdeydi, onu arıyordum ama sanırım yanlış geldim” diyebildim.

Ahmet Ataman, 44 yaşındaydı. Hiç evlenmemişti. Yokuşun başından anayolun tam tersi yönünde, hemen 200 metre mesafede bir fırını vardı. Babasından miras kalmıştı ve üç kardeş orada çalışıyorlardı. O gün birlikte fırına kadar indik. Yol boyu benim Firdevs’i nereden tanıdığımı ve neden aradığımı sorguladı. Onu ikna edecek ya da tatmin edecek cevapları vermemiştim. Fırının önüne gelip durduğumuzda “Firdevs’in bahsettiği Fırıncı sensin herhalde” deyiverdim. Benden mi bahsetti, ne zaman bahsetti, ne dedi sorularının muhatabı olmuştum bir an için. Fazla ayrıntıya girmedim, tanıyorsa ondan bahsetmesini istedim. Önceleri bana uzaydan gelmişim gibi davranan adam gitmişti yerine merak içinde kıvranan bir deli aşık gelmişti…

“Firdevs küçükken, yani 4-5 yaşlarında falan, evinin önündeki beton parçasına oturur gelen geçeni seyrederdi. Bazen geçip giden kadınların peşine takılıp gitmek isterdi. Tabi gidemezdi ve yolun ortasında durur ağlamaya başlardı. Nasıl ağlama, salya sümük bağıra çağıra. Zannedersin etine kızgın demir batırıyorlar. Bizim fırından sesi duyulurdu. 10 yaşlarındaydım. Hemen koşar, aşağıdan bakardım. O ağladığı için annesi çıkar, susturmak için tokat atardı. Firdevs annesinin kızmasıyla daha da fazla ağlamaya başlardı. Kaç sefer canlandı bu sahne burada…

“Firdevs’ten 6 yaş büyüğüm. Ortaokulu ikinci sınıftan bıraktım, babamın yanında çalışmaya başladım. Çok haylazdım. Kendime göre tabi. Ama Firdevs öyle değil. Belki bilirsin, okulda başarılıydı, mahallede oynanan oyunlarda başarılıydı. Erkek çocukları bile yeri geldiğinde itip kakabiliyordu.

“Bir sabah hatırlarım mesela, bayram tatiliydi ya da başka bir şey. Hava buz gibi, her yerde kar var. Doğalgaz daha buralara gelmemiş. Bütün evlerden odun, kömür yanıyor. Haliyle bütün yokuş boyu sabaha kadar is kokuyor. Fırına sabah saat 4 gibi geliyoruz. Poğaça, ekmek ancak hazır oluyor. Böyle tatil sabahları gün aydınlanmaya yakın cama doğru yanaşır, Firdevs gelecek mi diye beklerim. O sabah yine göründü yokuşun başında. Bavulu çekiştire çekiştire
çıkmaya çalışıyor. Buz pistinde ne kadar yürüyebilir ki insan? Firdevs yürür ama. Firdevs’in yerinde kim olsa, böyle her tatilde gelmez buralara. Bin türlü yalan atar ailesine. Firdevs öyle değil. Zaman, tarih, mekân hiçbir şey yönetemez onu, aksine o yönetir O sabah buz üstünde bavulu çekiştirirken buna emin oldum. Hiçbir şey yıldıramaz onu.

“Sen şimdi Firdevs’e âşıksın herhalde. O yüzden buralarda çırpınıyorsun. Diğerleri gibi. Ben daha nelerini biliyorum. Bana sorsalar, hiç biri Firdevs’e aşık falan değil. Sadece bir tür mürit hepsi! Firdevs’in müritleri… Şimdi benim abarttığımı düşünüyorsun eminim. Ama öyle değil, ne dediğimi biliyorum ben. İnan bana. Sen de öylesin kesinlikle. Başkalarını biliyor musun? Bilmediğin için bana inanmak istemiyorsun, delirmiş bu adam diyorsun. Peki, ne yapacaksınız Firdevs’i elde edip? Hiç düşündün mü bunu, buraya bu yokuşa onu aramaya gelenler hiç düşündüler mi? Ne yapacaklar Firdevs’le? Sevişecekler mi? Onunla birlikte seyahat mi edecekler? Her gece dışarıda bir yerlere gidip eğlenecekler mi ya da evde oturup birlikte şiir mi yazacaklar? Birlikte televizyon mu izleyecekler? Ne yapacaklar? Sen kendine hiç sordun mu Firdevs az önce sana kapıyı açsa ona ne diyecektin? Ne sen ne de diğerleri, hiç biriniz bilmiyorsunuz ne yapacağınızı. Sadece kendiniz aşık zannediyorsunuz. Çok sevdiğinizi zannediyorsunuz. Elde etmek için her şeyi yapmayı göze almışsınız, oysa ne yapacağınızı biliyor olsanız yeter de artar bile.

“Ben mürit diye tanımladım ama aslında o da değil. Çünkü müritler bağlı oldukları dergâha biat ederler, karşılığında bir şeyler öğrenirler. Oysa Firdevs’in müritleri ne biat ettiler ne de öğrendiler. Ne âşık olabildiler ne de mürit.

“Şu yokuşu görüyor musun? Orada Firdevs’in her hali var. Yukarıdan aşağı yağmur sularında kâğıttan gemi yüzdürmekten çamurlu bahçelerde koşturmaya kadar. Kapının önüne yığılmış kömürleri taşımaktan tut bir tatil sabahı bavulu çekiştirerek tırmanmaya kadar. Akla hayale sığmayacak kadar çok ayrıntı. Bunların hiçbirinin Firdevs için bir önemi yok. Çünkü O yaşadı bütün bunları. O bütün bunları yaşarken bir takım insanlar savruldular. Kimisi aklını kaybetti, kimisi intihar etti, kimisi çıldırdı, kimisi kendini içkiye verdi, kimisi buhar oldu. Ancak hiç biri değişmeyi göze alamadı, hiç biri Firdevs’i elde edersem onunla ne yapacağım sorusuna bir cevap olamadı. O yüzden dağıldılar memleketin ücra köşelerine. Ben hariç, ben değiştim. O yüzden ben kazandım. Firdevs’e hep yakın oldum. Şimdi bile yerini sadece ben biliyorum mesela…”

Fırıncının elini göğsüne vurarak “sadece ben biliyorum” demesinden sonra hiçbir şey düşünemez oldum. Soğuk yüzüme vuruyor, yağmur suları saçaklardan aşağı damla damla düşüyordu. Fırıncı beni kendisine rakip olarak gördüğü için bu kadar hiddetlendiği çok açıktı. O an tek istediğim şey Firdevs nerede diye sormak ve koşarak gitmekti. Ne kadar istesem de sormadım. Zaten onun da söylemek gibi bir eğilimi yoktu. Tek düşünebildiğim buralarda bir yerlerde olduğuydu. Onu bulabilmek için gerçek bir mucizeye ihtiyacım olduğunu düşünerek otele geldim. Yorgunlukla uyuyakalmışım. Sabah telefon sesine uyandım. Fırıncı arıyordu. Onun tarif ettiği yere doğru yollandım.

İçerde bulunanların yasağı umursamadan sigara içtiği, okey oynadığı, kalabalık bir caddeden girilen uzun, loş ve hizbe bir pasajın içinde, hatta kör kuytu bir yerinde bulunan bir kahvehaneydi burası. İçerde oyun oynayanlar kadar seyyar satıcılar da vardı. Yedi sekiz kişinin şapkalarından milli piyango bileti, diğerlerinin ise masalarda duran eşyalardan oyuncak, yara bandı, çakmak gazı, şemsiye ve ufak tefek el aletleri sattıkları belli oluyordu. Bütün bunları izlerken, fırıncının anlatacaklarının heyecanını taşıyordum. Fırıncı geldikten sonra birkaç kişiyle selamlaştı ve tam karşıma oturdu ve konuşmaya başladı; “Neden burada buluşmak istedim, çünkü nasıl bir kadına aşık olduğunu bilmen gerektiğini düşündüm. Firdevs’i tanımaya, belki inanmazsın ama tam bu masadan başlaman gerekir.”

Onun sözünü kestim. Firdevs’e aşık olmadığımı, hatta onu hiç görmediğimi anlattım. İntihar eden bir arkadaşımın günlüklerinde adı geçtiği için onunla konuşmak istediğimden bahsettim. Açıkçası basit bir merak duygusundan başka bir şey değildi benimkisi. Tabi ki söylediklerim Fırıncıyı tatmin etmedi.

“İnsanlar sırf bir merak için böyle dolu dolu bir arzuyla bilginin peşinden koşmazlar. Sen şimdi sadece merak ettiğin için Firdevs’in peşinden sürüklendiğine inanmamı istiyorsun. Sence, bugüne kadar bilginin peşinden koşanlar, filozoflar, fizikçiler, kimyacılar, doktorlar, aklına her kim geliyorsa sadece merak ettikleri için mi yola çıktılar? Hayır, kimse böyle bir şey yapmaz. Buna inanmamı bekleme. Eğer, bu gerçek olsaydı o zaman dünya, insanlık çok basit ve kısır bir döngünün içinde kalırdı. Merak ettiğimiz için öğrenmek istemeyiz, merak ettiğimiz için aşık olmayız, merak ettiğimiz için üretmeyiz. Başka şeyler gerekir. Hissetmek, paylaşmak, yaşamak ve daha birçok şey… Sen eğer Firdevs’e aşık değilsen bile, basit bir merak için burada olmadığın belli. Neden buradasın? Demek ki sen de bilmiyorsun.”

Onunla tartışmaya yetecek kadar enerjim yoktu. Bütün heyecanım Fırıncıyı görür görmez kaybolmuştu. Yine de anlatacaklarını bir an önce anlatsın ve çekip gitsin istiyordum. O ise anlatmak yerine benim ondan beslenmek istediğimden bahsediyordu. Kelimeler ağzından çıkıyor ve bütün bir kahvenin içinde dağılıyordu. Dün elini göğsüne vurup vurup Firdevs’in yerini sadece ben biliyorum diyen adam gitmiş yerine Firdevs benden ne zaman bahsetti, ne
dedi diye soran garip bir mahlûkat gelmişti. Israrla beni de ezmeye çalışmasının altında yatan sebebin bu olduğunu kavradıktan sonra artık onu dinlemenin bir önemi kalmadığına hükmettim. Belki doğru söylüyordu, sevmek için değişmek ve sevgiliyle ne yapacağını bilmek gerekiyordu. Yine de bunları onun söylemesi bana bir an için şüpheye düşürdü. Çünkü karşımda mili dağılmış, kayışı kopmuş gaz pedalına bastıkça avaz avaz bağıran ama hareket
edemeyen bir otomobil vardı. Kendime geldiğimde hala bir şeyler anlatıyordu. Anlattıklarının küçük bir özeti bile yoktu. Firdevs’in yerini bildiğine inanmayı bıraktım. Bir an önce oradan ayrılmak istiyordum ve öyle yaptım.

Otele geldikten kısa bir süre sonra şiddetli bir yağmur başladı. Yağmuru izlemek için pencereden caddeyi seyrettim. Hızlı adımlarla ilerleyen insanlar yağmur sularıyla beraber akşam karanlığına karışıyordu. Caddede, şehirde, dünyada bütün bu karmaşa yaşanırken, karşı pencerelerden birinde genç bir kız, elinde telefon dans ediyordu. Perde ve ışık açık olduğu için yaptığı her şeyi kolaylıkla görebiliyordum. Kimi zaman üstünü açıyor, onu izleyen erkeğe
ya da erkeklere ve bazı kadınlara göğüslerini gösteriyordu. Dansını seyrettirebilmek için mi göğüslerini gösteriyordu, yoksa göğüslerini gösterebilmek için mi dans ediyordu kim bilir…

Bir süre daha camdan dışarıyı seyrettim, çocuklarımla kısa bir sohbet ettim ve bu hikâyeyi bitirip eve dönmem gerektiğini düşündüm. Bana sorsalar Firdevs için “Hiçbir şeye doğru zamanda başlayamayan insanların hikâyesi” derdim. Öyle ya, Abdullah, Erkan, Fırıncı ve benim bilmediklerim… Hiçbiri için doğru zaman yoktu. Ve hiçbir zaman olmayacaktı.

2,600BeğenenlerBeğen
popüler kategoriler
son yorumlar
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz