Salı, Eylül 21, 2021

Yahya Kemal’in Kitaplarına Girmemiş İlk Şiirleri (Yrd. Doç. Dr. Ali İhsan Kolcu)

Modern Türk şiirinin mimarlarından Yahya Kemâl’in şiiri üzerinde hem sağlığında hem de ölümünden sonra ciltler tutacak hacimde1 görüşler beyan edilmiş, akademik araştırmalar yapılmış, popülist yazılar yayınlanmıştır. Onun şiirini değerlendiren araştırma ve incelemelerde; başta Tanpınar’ın Yahya Kemâl’i olmak üzere öteki kitaplarda şairin kitaplarına almadığı ilk dönem şiirleri üzerinde durulmadan ve sadece kitaplarında yayınlanan şiirleri dikkate alınarak değerlendirmeler yapıldığı gözlemlenmektedir.

Şairlerin çoğu kez şiirlerini kitaplaştırırken ya da bir tasnife tabi tutarken bazı manzumelerini çeşitli gerekçelerle kitaplarına almadıklarına şahit olunmuştur. Yahya Kemâl’in bu konudaki titizliği bilinmektedir. Aynı şekilde Necip Fazıl’ın da vaktiyle Ben ve Ötesi’nde, Örümcek Ağı’nda, Kaldırımlar adlı şiir kitaplarında yayınlanan birçok şiirini Çile’ye almadığı gibi bazılarını da bütünüyle değiştirdiği malûmdur. 2

Şairlerin bizatihi böyle bir tasarruf hakkı olmalarının yanında, onların şiir serüvenlerini takip etmede bu tür tasarrufların ve ilk dönem şiirlerinin ya da artık terk edilen ve kabul görmeyen manzumelerinde, sanatçının nereden nereye geldiğini iyi anlayabilmek için gerekli metinler olarak dikkate alınmalıdır. Zira sanatta acemilik olmadan ustalık, taklit olmadan telif neredeyse imkânsızdır.

Yahya Kemâl de zaman içerisinde sanatta aldığı yol sayesinde beğenisi gelişmiş ve tenkidî bir nokta-i nazarla kendi şiirlerini büyük bir titizlikle elemeye tâbi tutmuştur. Onun yaşarken şiirlerini kitaplaştırmayı durmadan geciktirmesi hep bu titizliğin ve mükemmeliyet arayışının tezahürüdür.

Biz, Yahya Kemâl’in kitaplarına girmemiş ilk şiirlerinin de dikkate alınmadan onun şiir sanatı hakkında yapılacak değerlendirmelerin eksik olacağı kanaatini taşıyoruz. Hem onun ifadelerinden hem başka kaynaklardan3 ve hem de sürdüğümüz izler neticesinde Yahya Kemâl’in tamamı olduğunu düşündüğümüz kitaplarına girmemiş ilk şiirlerini tesbit ettik. Esas itibariyle Yahya Kemâl şairliği ve ilk şiirleri hakkında hatıralarında bazı ipuçları vermektedir. Şairin ifadelerinden, İstanbul’daki ilk ikametinde bu şehrin ve yeni Türk şiirinin havasına ısınamadığını anlıyoruz.

“Üsküb’ün hasretiyle şiire daha ziyâde dalmıştım. Çok okuyordum. Malûmatım artmıştı. Maamâfih o seneler Servet-i Fünûn’un en hararetli seneleri iken Edebiyat-ı Cedide’’yi idrâk etmemiştim. Cumâları, arkadaşlarımla hükumet konağının karşısında bir kırâathanede çay içmeğe gider ve orada Servet-i Fünûn nüshalarını okurdum. Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin gibi yeni imzaları görür ve eserlerinden pek hazzetmezdim.

(…) Hasretle hastalıklar arasında geçmiş nâkıs bir tahsil devresinden sonra Üsküb’e döndüm ve biraz sonra da İstanbul’a gönderildim.

İstanbul’da gözlerim etrâfa açıldıktan pek az zaman sonra Tevfik Fikret’in Rübâb-ı Şikeste’si elime geçti. Bu yeni şiir bu defa beni kuvvetle sardı. Muallim Nâci’yi hatta Abdülhak Hâmid ve Recaîzâde Ekrem Bey’i mâziye intikaal etmiş gibi gördüm.

Rübâb-ı Şikeste’nin delâletiyle Cenab Şahabeddin’i ve diğer yeni şâirleri tanıdım. Bir kelime Fransızca bilmeksizin alafrangalaştım. Malûmat mecmuasında yeni şiir çığırında bir çok manzumelerim çıktı.”4

Şairin bu dönemdeki manzumeleri sadece Malûmat mecmuasında neşrolunmaz. Malûmat’ın sahibi Baba Tahir’in aynı tarihlerde çıkardığı ikinci bir mecmua olan İrtikâ’da da yayınlanır. Kanaatimize göre Baba Tahir hem Malûmat’ın yanında daha az hacimli ve zayıf görünen İrtikâ macmuasını yazı bakımından desteklemek hem de Malûmat’ta kendisine yer bulamayan gençlere kapı açmak amacıyla bu manzumeleri bir yandan Malûmat’ta bir yandan da İrtikâ’da neşrediyordu.

Yahya Kemâl tespitlerimize göre, Paris’e firar etmeden önce İstanbul’da bulunduğu 1902-1903 senelerinde tamamı Malûmat ve İrtikâ mecmualarında olmak üzere toplam 14 adet manzume yayınlamıştır. Bunların ikisi Sultan ll. Abdülhamid’e culûsiye, biri Tevfik Fikret’in “Ey Yâr-ı Nagam-kâr” adlı manzumesini pek acemice yaptığı bir tahmisi, ikisi yine Fikret’in Alfred de Musset’nin Les Mois (Aylar)’sından mülhem kaleme aldığı Âveng-i Şuhûr adlı ve yılın on iki ayını taşıdığı özellikleriyle tasvir eden şiirlerine naziredir. Yahya Kemâl ayların askısını tamamlayamamış sadece mart ve nisan aylarını tasvir etmiştir.

Öteki manzumeleri, Şafaktan Evvel, Şiir Nedir?, Terane-i Ruh, Mensî Şiirim, Küçük Kardeşim Refet İçin, Saffet Nezihi’ye, Leyâl-i İstiğrak 1, Leyâl-i İstiğrak 3, Leyâl-i İstiğrak 4 adlarını taşımaktadır. Leyâl-i İstiğrak 2 yukarıda ifade edildiği gibi Fikret’in Ey Yâr-ı Nagamkâr adlı manzumesini tahmis ettiği ve pek de başarılı olamadığı manzumesidir.

Toplu olarak bakıldığında Yahya Kemâl’in bu ilk şiirlerinin bütün acemiliklerine rağmen herhangi bir şairin ilk kalem tecrübeleri olarak görmek mümkündür. Fakat tek tek ve tenkidi bir gözle ele alındığında bu manzumelerin her birinin Yahya Kemâl’in şiir serüveninin başlangıcında onun ilk esin kaynaklarını tesbit etmek ve acemilik devresi hakkında önemli bilgileri ihtiva ettiği görülecektir.

Hem şiir sanatı açısından hem de döneme damgasını vuran siyasi ahlâk açısından Nişli Agâh Kemâl’in şairliği ve karakteri hakkında çarpıcı bilgilere ulaşmaktayız.

Yahya Kemâl ya da o dönem şiirlerine attığı imza ile Âgâh Kemâl dönemin padişahı Sultan ll. Abdülhamid’i iki culûsiye yazar. İlki 19 Ağustos 1318 / 1 Eylül 1902 tarihini taşıyan metnini aşağıya aldığımız başlıksız bir tebriknâmedir.

[Cülûsiye]5

Olsun bugün sürûr ile pirâye kâinât

Dolsun bugün hubûr-ı saâdetle şeş cihân

Zira bugünde verdi o şâh-ı melek-sefâ

Rûh-ı fütûh-ı saltanata taze bir hayat

Ya Rabbi! Haşre-dek yaşasın Padişahımız

 

Nâm-ı celîli ‘Hazret-i Abdülhamid Han’

Devrinde kıldı ümmeti sürûr u şâduman

Asrında kıldı milleti mes’ûd u kâmrân

O reng-i saltanatta âli ahirü’z-zaman

İclâl ü şan ile yaşasın Padişahımız

 

Ol şâh-ı bî-misâl Hamîd hasletin ki biz

Devrinde bunca nimet-i azimâya nâiliz

Zîr-i himâyesinde refâh eylemekteyiz

Der-kâr-ı Hakk’a arz-ı münâcât eyleriz

Etsin şükûh u şevket u ikbalini müdâm

 

Âbâd kıldı atıfeti mülk-i devleti

Dil-şâd etti merhameti kalb-i ümmeti

Gösterdi zâtı âleme şan-ı celâleti

Ya Rabbi sen o ziver-ı tâc-ı Hilâfeti

Âsâr-ı bî-şümârı ile eyle ber-devam

 

Vardır yeri kıyâmete dek etsen iftihâr

Zîra bize o Hâlık-ı Vehhâb gerektir

Bahşetti böyle bir şeh-i âli-i lutuf-kâr

Fahreylesin onunla selâtîn-i rûz-i gâr

Şâhen-şehân-ı âlem içinde yegânedir

 

Müstağrak-ı mükârem olup ser-te-ser cihân

Mülkünde verdi her yere umrândan nişân

Oldu uluvv-ı himmet -i âlisi râyegân

Te’sis olundu râh-ı Hicâz-ı şeref-resân

Ulviyet u kemâline bu bir nişânedir

 

Eyler cihânda bezl-i kerem-i tab-ı râifi

Her seviye câri sâye-i lutf-u avâtıfı

Bilâ-hitâm eyledi ihyâ maârifeti

Ya Rabbi sen o şâh-ı kerem-kâr-ı ârifi

Kıl pâyidâr taht-ı muâllâ-yı saltanat

 

Ey Şehriyâr-ı âtıfet-i âsâr-ı muhterem

Ey tâc-dâr-ı ma’delet efkâr-ı zu’l-kerim

Sensin ol padişâh-ı dil-âgâh-ı pür-himem

Kim vasf-ı hazretinde senin her ne söylesem

Ahrâdır ey halife-i pür-lutf u ma’delet

Üsküp Belediye Reisi İbrahim Nâci Beyzâde Âgâh Kemâl

İkinci şiir sekiz ay sonrasının tarihini taşıyan Neşîde-i Nev-Sâl adlı manzumedir.

Neşîde-i Nev-sâl6

Semâ penbe, sehâib mavi, deryâ saf, havâ mahmûr

Zılâl-i fecr ile müzehher bütün âfâk-ı nûrânî

Nigâristân feyz-i âsârda bir nûr-ı rûhânî

Ve hep âgûş-ı nilgûn tabiat mütebessim, mesrû

 

Hilâl vakta ki bâlîn-i ufukta tâb-dâr oldu

Tuyûr-ı nağme-gîr sâl-i cedidi müjde-bâr oldu

O dem lâhût-i istiğrâktan bir hâtif-i ilhâm

Bu şiir-i dil-nüvâz-ı pâk ile nutk-ı ibtidâr oldu

 

Şehinşâh-ı muazzam Hazret-i Abdülhâmid Han

Sabah-ı haşre dek bi’l-izzi ve’l-celâlü ve’d-dârât

Serîr-ârâ-yı şevket eylesin hilâf-ı mevcûdât

Ki zirâ ahd-i adlinde bülend-i şan-ı Osmânî

Şükûh u ma’deletle vâye-mend-i iştihâr oldu

Saâdet-yâb oldu devlet, ümmet kâmkâr oldu

Tezyîn etti gülzâr-ı vatan zîb-i maârifle

Terâkkiyât-ı ilm u fenle ümmet bahtiyâr oldu

 

Rahîm, âli şiyem, kudsî, kerem-kâr, ma’delet-küster

Vekil-i akdes-i mahbûb-ı zî-şan-ı ilâhidir

O Hakan-ı dil-âgâh- ı güzîn-i atıfet-perver

Celâl-i şevketiyle şan-ı devlet âşikâr oldu

Her icraâtına bir tâli-i ferhunde yâr oldu

Bu subh-ı lem’a-verde berk vuran âsâr-ı şi’r-âgin

Bu subh-ı lem’a-ver -ki pür terennüm, pür mehâsindir

Ulüvv-ı nâmını takdis için ol şâh-ı zî-şânın

Çemen pîrâye-dâr oldu , sehâri hande-zâr oldu

Hilâl sâl-i garrâ şu’le perdâz-ı bahar oldu.

Âgâh Kemâl, 1331

 

Her iki manzumede de dönemin kaleme alınan bu türde yazılmış şiirlerinin havası sezilir. İtiraf edelim ki şâir bu manzumelerde pek başarılı değildir. Ağır bir dil ve zincirleme tamlamalarla hem şiir dilinin zorlandığı hem de biçim açısından acemiliklerin sergilendiği görülmektedir. Fakat bizim asıl maksadımız Nişli Âgâh Kemâl’in bu dönemde yazdığı şiirlerinin edebî değerini incelemek değil, döneme hâkim siyasi ahlâktan ne derece etkilendiği hadisesidir.

Yahya Kemâl 1902 ve 1903 yıllarında metinlerini yukarıya aldığımız iki manzumesinde Sultan ll. Abdülhamid’e olan bağlılığını dile getirir, onu bu tür şiirlerde olması gerektiği biçimde olabildiğince över.

Aynı Yahya Kemâl bir müddet sonra Paris’e firar ettiği zaman, Selânik’te kaçak olarak bulunduğu gemiden polis tarafından indirilmek istenince, Sultan Abdülhamid aleyhine yazı yazmak ve çalışmak için Avrupa’ya firar ettiğini haykıracak ve böylece padişah düşmanlığından istifade edecektir. Culûsiyelerle elde edemediği faydayı padişah düşmanlığın ile telafi edecektir.

“Artık mukadderâtımın önüne zorla çıkmak istiyordum. Selânik’te polis tarafından taleb edileceğime kanaât hâsıl etmiştim. Gemi gaayet yavaş yol alıyordu. Aynaroz’un yakınlarından geçti. Hele Selânik limanına varabildi; öğle üzeri demir atdık. Selânik’e Türkiye’nin son yolcuları çıktılar. Çıkmayan bir ben kaldım. Vapurun kahvecisi Kefalonyalı denilen ve unvan(ıy)le kötü bir insan farzolunan Rumlardan biriydi. Esmer, fenâ bakışlı herkese karşı dürüst olan bu Rum beni firarımdan kendisine bir menfaat hissesi çıkarmağa azmetmişti. Selânik polisinin beni vapurdan almağa niyeti yoksa bile bu Rum , mutlakaa bu nev’iden bir iş çıkararak ve beni sözde himaye ederek üstümdeki paramı elde etmeğe azmetmişti. (…) O gün vapura limandan sivil zabıta geldiler ve benim etrâfımda dolaşarak tedkîkaata başladılar, nihâyet bu sivillerden biri yanıma gelerek gaayet sevimli ve aldatıcı bir tavırla limana kadar inmemi, orada bir kayıt muamelesi yaptırmamı ve yine vapura dönmemi tavsiye etti ve beni kendi eliyle tekrar vapura getireceğini yeminler ederek söyledi. Herifin hâline güldüm ve kendisine: “Efendi! Ben Avrupa’ya firâr ediyorum, orada Sultan Abdülhamid aleyhinde yazı yazacağım, bu vapurdan inmem, indirmek elinizde ise indiriniz!” dedim. Gariptir ki bu hitâbım karşısında harif sarardı; Pâdişah aleyhinde böyle bir cümleyi sarâhatle dinlemekten hafiyeler bile korkuyorlardı; ağızlar o kadar kilitlenmiş ve korku rûhlara o kadar yerleşmişti. Bu pervâsız sözleri söyledikten sonra herifin nazarında korkunç bir insan kesilmiştim; zavallı hafiye cevap vermeğe cür’et edemiyerek sıvıştı gitti.”7

Genç Âgâh Kemâl’in hafiyelerin elinden kurtulmak için sarfettiği sözler dönemin siyasi ahlâkının bir tezahüründen başka bir şey değildir. O da sadece kendisinden önce aynı yolu deneyerek yurt dışına firar etmiş ‘jöntürk’ler gibi davranmıştır o kadar.

Genç Âgâh Kemâl’in ilk şiirleri arasında ilgi çeken şiirlerinden birisi de Fikret’in Ey Yâr-ı Nagam-kâr adlı manzumesini tahmis ederek vücuda getirmeye çalıştığı manzumedir. Leyâl-i İstiğrâk 2 başlığını taşıyan bu manzumede şiire yeni başlayan hevesli bir gencin samimi arayışları hissedilir. Önce Fikret’in söz konusu manzumesini okuyalım.

Ey Yâr-ı Nagam-kâr

Çal, ben de olup şevk ile âhengine peyrev,

Dillerdeki sevdâları cûşân edelim çal!

Çaldıkça doğar gönlüme eş’âr-ı nev-â-nev

Her nağmene bir şiirimi kurban edelim çal!

Çal, âlem-i ervâhı da raksân edelim çal!

 

İlân ediyor aşkını her nağme sesinde,

Girân oluyor savt-ı hazîninde muhabbet;

Ervâh kanatlanmış uçar pîş ü pesinde;

Bahsetmede âhengine bir neş’eli rikkat

Gûyâ o kanatlardan uçan nefha-i cennet.

 

Ey gıbta-i nâhid, ki zîr u bezm-i sazın

Eflâki de ecrâmı da inletse revâdır;

Ey reşk-i melâik nagam-ı rûh-nevâzın

Cennetlere, hurîlere cân-bahş-i safâdır

Bak ağlıyorum, giryeme bin hande fedâdır!

 

Zabteyleyebilsin mi gözüm eşk-i revânı?

Titrer, bu nevâ gûşüme geldikçe sebatım;

Ey yâr-i nagam-kâr, sakın kesme nevânı;

Vur kopsa da mızrâbın ile târ-ı hayâtım;

Çal, şimdi şu ân olsa da ân-ı sekerâtım!

 

Bir yâreli kuş çırpınıyor sanki telinde

Çıkmakta bu âvaz o garîbin ciğerinden;

Udun mu hüner, yoksa o cânânın elinde

Bir feyz mi var kim daha mu’ciz hünerinden?

Billâh o eldir koparan rûhu yerinden!

 

Çal, ben de olup “Âh!”larımla sana dem-sâz,

Çâk eylemedir sîne-i aşkı emelim çal!

Te’sir-i tarabla ederek kol kola pervâz,

Tâ Arş-ı İlâhi’ye kadar yükselelim, çal!

Çal sevdiceğim, çal meleğim, çal güzelim… Çal!

Yahya Kemâl’in tahmisi,

 

Leyâl-i İstiğrâk8

Çal! Neş’e-i vuslatla nağme-saz olalım, çal!

Mürgân-ı muganniyeyle hem-âvâz olalım, çal!

Bir vecd-i muhabbetle tarab-sâz olalım, çal!

Çal! yükselelim küngüre-pervâz olalım çal!

“Çal âlem-i ervâh-ı da raksan edelim çal!”

 

Altında şu mavi ve beyaz nûrlu semânın

Âguş-ı sefîdinde bu pür-neş’e cihanın

Tanzir edelim aşkını “Pervin ve Sühâ’nın”

Çal sevdiceğim, ağlasın âhengi kemânın

“Dillerdeki sevdaları cûşân edelim, çal”

 

Envâr-ı kamer çamların altında müzeyyen

O sâye-i simîn dilâviz sererken

Elhân-ı sihr-kârını perrân ederken

Çal rûhuma bir beste-i giryân-efken

Çal ooh o âheng ile medhûş olayım çal

 

Seyyârelerin mâî ve mukammer lem’âtı

Emvâc ile bir şiir-i ter ettikçe teâti

İlham ederek rûhuma ezvâk-ı hayâtı

Çal girye-i nisâr et o mağşi negâmâtı

Tâ aşkın ile mest ü bî-hûş olalım çal

 

Bak: Hep bu bulutlar, bu semâvât-ı mükevkeb

Mev’âmızı tersi’ eden ezhâr-ı müzehheb

Sevdâmızı tezyîn eden âfâk-ı müdebdeb

Gördükçe bizim hâlimizi kıskanıyor hep

Çal aşkımızı onlara mahsud edelim çal

 

Çal çal meleğim rûh-ı tabiat kadar âli

Bir şiir ile et rûhuma bir ifhâm-ı meâli

Saçsın kamer âgûşumuza şiir-i leâli

Çal olasın âmâlimize bir hadd-i teâli

“Tâ arş -ı ilâhiye kadar yükselelim çal”

Sarıyer Agah Kemal

 

Yukarıdaki manzume dikkatle incelendiğinde Yahya Kemâl’in Fikret’in bu şiirini bütünüyle tahmis etmediği anlaşılacaktır. Şair söz konusu manzumenin sadece üç dizesini tahmis etmiş, üçüncü ve dördüncü kıt’aları Fikret’in şiirine bağlı kalmadan yazmıştır. Böylelikle taklid bahsinde de genç Âgâh Kemâl’in çok fazla kayda bağlı kalmadığı anlaşılmaktadır.

Yahya Kemâl’in bu devresine ait şiirlerinden dikkati çekenlerinden biri de Leyâl-i İstiğrak 4 adını taşıyan manzumedir. Şairin hatıralarında dile getirdiği ve bir bölümünü yukarıya aldığımı ifadeler arasında “Bir kelime Fransızca bilmeksizin alafrangalaştım.”9 sözünü doğrularcasına daha ilk şiirlerinde Lamartine’in ‘ömr-i garâmı’nı hatırlayacak kadar Fransız edebiyatını öğrendiği anlaşılmaktadır!

Leyâl-i İstiğrâk10

Hâlâ tahattur eyliyorum mâvi bir gece

Yattımdı nilgûn bir korunun kenarına

Gördüm göğün nazara-i firûze-fâmını

Baktım yeşil sitârelerin zıll-ı târına

Hatırladım Lamartin’in ömr-i garâmını

 

Bazen kamer bulutların altında bir gelin

Vaz’-ı vakur ve şûhunu tanzîr eder gibi

Arz-ı likâ-yı hüsn ederek saklanır hazîn

Bir hacle-i sefîde çekerdi sehâîbi

 

Amâk-ı leyl içinde girizân olan tuyûr

Avâre bir neşide okurdu simâhıma

Sonra ağaçların arasından nigâhıma

Manzûr olan fezânın hafâyâ-yı nâimi

Meshûr-ı şiir ederdi semâ-yı hayâlimi

-Büyükdere- Agah Kemal

 

Bütün bu acemilik ve tutarsızlıklara rağmen genç Âgâh Kemâl’in döneme hakim şiir anlayışının kıyılarında dolaştığı anlaşılmaktadır. Asıl Paris ikameti ve nihayetinde yurda dönüşünden sonradır ki şiirin ne olup olmadığı konusunda kanaat ve tecrübelerini tatbikata dökecektir.

Şafaktan Evvel11

Sular pür-neş’e çağlar fecrin âgûş-ı sükûnunda

Derini bir lahn-ı sevdâvî tulû’u karşılar, cevvâl

Ve tîz bir nağme-i mağşiyle ümid-âver-i sevda

Tanîn-endâz olur bir lahn-ı memdûd-ı sefâ-fil-hâl

 

Keman eshâr-ı elhâniyle ağlar, şuh, pür-hande

Sadâ ormanda aks-i muhziniyle iltima’ eyler

Uçar vâdide bir âheng-i şiir-engiz-gîrinde

Dolar mübki, ve pür rikkat terennümlerle meşcerler

 

Bu şevkâ şevk-i bezm-i şiir ü istiğrâktan sonra

Sahârî kûh u vâdiyi tulu’-ı şa’şaa-pîrâ

Nezih bir manzar-ı sehhâr-ı nûrâ nûra gark eyler

Semâ-yı laciverdiyi, baharı, berk -i berk eyler.

Âgâh Kemâl

 

Şiir Nedir12

Şiir nedir? Bana sordun dedim o birşey ki:

Fecr, terâne, tulû’, nağme, neş’e, bahar

Gusûn, jâle, çemen, gonce, râyiha, ezhâr

Ve hep bedâyiye ait rakîk bir hulya

 

Şiir o sihr-i şegaf-dar-ı hande-verdir ki

Sehâb, hâle, kamer, lem’a, asüman, envâr

Ufuk, zılâl, şihâb, renk, kehkeşân, eshâr

Bütün mehâsine dâir amîk bir hulya

 

Şiir o nükte-i sâhir, o şîve-i mübki

Visâl-i şevk u tarab, zevk, hacle-gâh-ı garâm

Enîn, dem’a, bükâ, hüsn ü aşk, hicrân, kâm

Ve hep serâir-i rûh, hep derin birer mânâ

 

Şiir o lafz-ı bedî’ bir nevâ-yı mülhimedir

Şiir kadın gibidir sevgilim! bu mübhemdir.

Âgâh Kemâl

 

Terâne-i Rûh13

Hâtır-güzârın olsun o aşk-ı sefâ-nisâr

Âvân-ı pür-garâm-ı hayatında ey nigâr!

Yâd et o demleri güzer ettikçe nevbahar

Kalsın bu ‘hâtıra’ sana bir hoşça yâdigâr,

Dildâden olsa da sana hâtır-nişân olur.

 

Hatırlıyor musun o leyâl-i meserreti

Vurdukça vech-i âline tâb-ı letâfeti

Mehtâp nûrlandırdı semâ-yı melâhati

Hatırladıkça dil o zaman-ı saadeti

Dîdemden eşk-i âl-i muhabbet revâ olur.

 

Sahrâda bir gurûb idi ormanlara karib

Takrîr ederdi nağme-i sevdâyı andelib

Vaslınla şâd olmuş idi ömr-i bî-nasib

Eyvah bu hasret ile bugün pür keder-i garib

Kalbim muhabettimle senin nâle-hân olur

 

Hatırlıyor musun ‘Ada’da’ bir leyle-i hazîn

Sen çamların içinde olurken şükûfe-çîn

Mehtâb dökerdi yerlere bir şu’le-i zerrîn

Terk eyledin bunu bana bir tufhe-i güzin

Ahvâli şimdi bâdi-i yâd-ı lisân olur.

 

Bir subh-ı zî-sefâ, esiyorken nesim-i nâz

Uzak bir sükûn ile eylerdi ihtizâz

Mürgân-ı nevbahar oluyordu terâne-sâz

Geldikçe hâtırıma o elhân-ı dil-nüvâz

Rûhum nevâ-yı yâdı ile pür-figân olur

 

Vâdide saf bir seher-i tâb-dâr idi

Fecrin zevâhiriyle ufuk lem’a-bâr idi

Bir savt-ı muttaridle ‘sular’ girye-dâr idi

Dağlar hazîn idi, dereler zâr zâr idi

Sayfın bu hâli gıbta-res-i şâirân olur

 

Beykoz’da penbe bir gece envâr-ı mâhitâb

Etmişti hep Boğaziçi’ni gark-ı âb u tâb

Deryâ ederdi, sanki semâvâta ihticâb

Her bedr-i tam içinde cihan bir cinân olur.

Âgâh Kemâl

 

Mensî Şiirim14

Sepîrde dem-i bedâyi-i bahâr şâirânedir

Tulû’-ı âfitâb-ı tâb-dâr şâirânedir

Zevâhir-i latif bu nisâr şâirânedir

Şafaktaki zılâl-i zer-nigâr şâirânedir

Ufuk, semâ, bihâr ve kuhsâr şâirânedir

 

Güneş doğar şevâhik-i cibâli gark-ı nûr eder

Çoban kaval çalar, nikâb-ı alnı açar seher

Hazin hazin çağladıkça cuy-bâr-ı girye-ver

Birer neşide-i garam okur tuyûr-ı nağme-ger

Terennümât-ı mahzin-i hezâr şâirânedir

Âgâh Kemâl

 

Elvâh-ı Şuhûr15

Mart

Bazen güneşli, bazen ratib, sisli bir hava

Solgun bulutların mevecâtiyle cilve-rîz

Âfâk-ı laciverd, bütün gök, bütün deniz

Bir zıll-ı mübki-i asabiyetle rû-nümâ

 

Pejmürde hal ağaçların üstünde rüzgâr

Bazen latif, bazı girîv-bâr, muhtazır

Bir refref-i barîd ile ağsanı titretir

Meyl-i hezâret eyleyen ölgün verîkalar

 

Âzürde bir tahassüs ile raşe-dâr olur

Az sonra dağları şegaf-engîz-i şiir eden

Sünbül, menekşe, müjde-resân-ı bahar olur

 

“Kuşlar, zavallı yavrucağızlar” bu levhadan

Dil-şâd olur ve kırlara şikeste-per

Bir zevk-i zümrüdîn ile perrân olur gider

-15 Mart, Sarıyer- Âgâh Kemâl

 

Elvâh-ı Şuhûr16

Nisan

Semâ, esîr-i rükûduyla mest ü şiir-engîz

Havâ, latif ve müzehheb, nezih ve pür-heyecan

Şevâhik-i cebel üstünde bir müşemmes sis

Şafakta reşha-girizân-ı leâli-i bârân

Gusûn içinde yeşil bir terâne-i şâdân.

 

Öper şükûfeleri jâleler, meler kuzular

Kaval sadâları giryân olur bayırlarda

Tuyûr zemzeme-zâ nağme-sâz olur ve sular

Hazîn hazîn çağıldar latif kırlarda

Koyunlar otlar hezâret-nümâ çayırlarda…

 

Bu devre-i şiir-engîz…ooh bu hoş hengâm

Saçlar füyûz-ı emel hâkdân-ı hande-vere

Gusûnu, çiftçileri, kuşları eder hoş-kâm

Riyâh u aşk u hayâl bahş eder nesim-i tere

Tebessüm-âver olur bahtiyâr köylülere..

-10 Nisan Sarıyer- Âgâh Kemâl

 

Küçük Kardeşim ‘Ref’et’ İçin17

Ey mâî gözlü yavru melek tıfl-ı hande-kâr!

Ey nazrası nigâhımı şâdân eden çocuk!

Her bir tebessümünde leâli-i şiir uçar

Ey ibtisâmı rûhumu ra’şân eden çocuk!

 

Pek nazlı bir letâfeti var vaz’ u hâlinin

Ey tıfl-ı ter! ferişte-i nasut musun? Nesin?

Pek rûhlu bir beşâşeti var hasbihâlinin!

Pek tatlı pek ferişte-pesendânedir sesin

 

Halindeki işve-i sehhâr, o şevk-i şûh

Oldukça cilve-rîz olurum neş’e-yâb-ı rûh

Sen nev-şükufte, hande-nümâ, bir çiçek misin?

 

Yoksa zemine gökten uçan bir melek isin?

Pek mütebessimsin ooh.. güler yüzlü kardeşim!

Dilber, lapiska saçlı, güzel gözlü kardeşim!

-10 Nisan Sarıyer- Âgâh Kemâl

 

Saffet Nezihi’ye18

Rakîk bir nazar, âsûde bir likâ-yı zekâ

Latif ve neş’e-i rikkatle bir lisân-ı nezih

Eder meâli-i esrâr-ı rûhunu tevzîh

Evet bu çehre-i safvet, bu mütebessim sîmâ

 

-Dehâ-yı sanatını bir dehâ-yı hassasın

Bütün kadınlığa merbût olan hayatiyle

O aşk-ı tereddütteki sihr-i tehassüsâtıyla

Ziyâ-yı zâhir-i eshâr gibi eder tebyîn

 

“Kadın” bu söz, bu söz işte bu mânâ-yı mahrûr

Ki hep serâir-i rûh u hayatı hâvîdir

Ve hep mehâsine bir irtibâtı hâvîdir.

Evet o kalb-i garâm-âşinâ, o rûh-ı güzîn

Bir iltimâ’-ı şegaf-rîz ile ‘Nezihi’nin

Cebîn-i saffet-şi’rinde raşe-perver olur.

Âgâh Kemâl

 

Leyâl-i İstiğrâk19

Ooh… gel gel bu gece mest-i muhabbet güzelim

Şu beyaz hilkatin âgûşunda

Kamerin neş’e-i bî-hûşunda

Kırların sahn-ı semen-pûşunda

Bir derin aşk ile imrâr-ı hayat eyleyelim…

 

Ooh… bak bak bütün ebhâr u cibâl

Bir beyaz aşk ile hâbide-i hulyâ-yı sükûn

Titreşen, dalgalanan encüm-i avize-nümûn

Neşr u işbâ ediyor neş’eli bir zıll-ı füsûn

Hep tabiat göğe açmış şehbâl

 

Ooh… yükseklere bak ! müzehhere-i nûrânûr

Refref-i zâhir-i şeb-hîziyle

Vecd-i ra’şân-ı dilâvîziyle

Lem’at-ı şiir-engîziyle

Hep bizim aşk-ı semâvîmizi tebcil ediyor

-1 Mart Sarıyer-

 

Leyâl-i İstiğrâk20

Mâî arus içinde seni gördüğüm zaman

Rûhumda ra’şe-ver helecanlarla bir derin

Hiss-i behic-i hande-güzâr oldu, kalbimin

Âmâl-ı aşkı titredi, handan ve şadumân

 

Sonra şeb-i visâlimize şuh, mütebessim

Envâr-ı tehniyet saçan ezhâr-ı hande-fâm

Deryâ-yı laciverdde bir levha-i garâm

Tenvîr ederdi … ooh! o gece sen de sevgilim

 

Hüsn-i bekâretinle, o yeldâ-yı mukammere

Pîrâye-i melâhat idin, ben de neş’e-ver

Bir aşk-ı bî-nihâye mest ü şâd-kâm

 

Olmuştum iltimâ’-ı kamer, zıll-ı ibtisâm

Serper, arus-ı hüsnünü süslerdi zühreler

Mağbût eden o şeb, güzelim, sen meleklere!…

-Sarıyer- Âgâh Kemâl

 

Yahya Kemâl’in şiir kitaplarına giremiş ve metinlerini yukarıya aldığımız manzumelere topyekûn bakıldığında çıkan amelî netice şöyledir:

Yahya Kemâl ilk şiirlerinde gerek üslûp, gerek dil ve gerekse işlediği temalar bakımından devrin hâkim şiir anlayışı ve estetiğinin kuvvetle tesiri altındadır. Bu tesirde bilhassa Tevfik Fikret’in ağırlığı hissedilmektedir. Onun Ey Yâr-ı Nagam-kâr adlı manzumesini tahmis denemesi, Leyâl-i İstiğrak adını taşıyan manzumeleri bu tesiri açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca şiirlerinin ikisini Saffet Nezihi ve Mehmet Âsâf’a ithaf etmesini de sonradan da sürdüreceği ithaf bonkörlüğünün ilk işaretlerini vermektedir. Şairin bu devirde ithaf ettiği öteki şiiri akrabasından Nâzima Hanım ile Ali Bey’in 6-7 yaşlarında ölen oğulları Yunus Refet’edir. 21

Yahya Kemâl’in pek genç yaşta Paris’e firar etmesi ve orada dokuz yıl gibi yine uzun sayılabilecek bir ikametten sonra yeni bir dünya görüşü ve şiir estetiği ile yurda dönmesi Türk şiirinin de mecrasını değiştirecektir. Onun hem yeni bir şiir dili kurması hem de eşya ve hadiselere farklı bir bakış açısıyla bakması, şiir vadisine yeni bir soluk getirmiştir. Servet-i Fünûn’un ağır dilinden şiirini ayıklayan Yahya Kemâl, aynı dilin imkân ve zenginlikleri içinde hem klâsik hem parnass hem sembolist hem de romantik olunabileceğini göstermiştir. Bu bakımdan Yahya Kemâl, Türk şiirinde birkaç hamleyi birden yapmıştır denebilir.

NOTLAR:

1 Bu yazılar Prof. Dr. Kâzım Yetiş tarafından bir tasnife tabi tutularak yayınlanmaktadır. bk. Yahya Kemâl İçin Yazılanlar, c. 1, İstanbul Fetih Cemiyeti yay. İstanbul, 1998; ayrıca Hilmi Yücebaş, Bütün Cepheleriyle Yahya Kemâl, ilâveli 4. bs. İstanbul, 1962.

2 bk. Ahmet Bağıltaş, Necip Fazıl’ın Değişiklik Yapılan Şiirlerinin Mukayesesi, Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Bitirme Tezi, Erzurum, 1976.

3 bk. Mehmet Behçet Yazar, Edebiyatçılar Âlemi, 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara, 1999, s. 302-303; Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hâşim – Yahya Kemâl’e Veda, Ötüken yay. 3. bs. İstanbul, 1979.

4 Yahya Kemâl, Çocukluğum, Gençliğim, Siyâsî ve Edebî Hâtıralarım, İstanbul Fetih Cemiyeti yay. İstanbul, 1976, s. 99-100.

5 İrtikâ mc. nr. 178, 19 Ağustos 1318 / 1 Eylül 1902, s. 303.

6 Malûmat mc. nr. 379, 20 Mart 1319 / 2 Nisan 1903, s. 3339.

7 Çocukluğum, Gençliğim, Siyâsî ve Edebî Hâtıralarım, s. 81-82.

8 Malûmat mc. nr. 383, 17 Nisan 1319 / 30 Nisan 1903, s. 3398; İrtikâ mc. nr. 211, 18 Nisan 1319 / 30 Nisan 1903, s. 431.

9 Çocukluğum, Gençliğim, Siyâsî ve Edebî Hâtıralarım, s. 99-100.

10 Malûmat mc. nr. 386, 8 Mayıs 1319 / 20 Mayıs 1903, s. 3446; İrtikâ mc. nr. 214, 9 Mayıs 1319 / 22 Mayıs 1903, s. 443.

11 Malûmat mc. nr. 375, 13 Şubat 1318 / 25 Şubat 1902 , s. 3270.

12 Malûmat mc. nr. 375, 13 Şubat 1318 / 25 Şubat 1902 , s. 3270.

13 Malûmat mc. nr. 378, 13 Mart 1319 / 25 Mart 1903, s. 3318.

14 Malûmat mc. nr. 371, 16 Kânûn-i Sâni 1318 / 29 Ocak 1903, s. 3206.

15 Malûmat mc. nr. 381, 3 Nisan 1319 / 15 Nisan 1903, s. 3366; İrtikâ mc. nr. 209, 4 Nisan 1319 / 17 Nisan 1903, s. 473.

16 Malûmat mc. 24 Nisan 1319 / 7 Mayıs 1903, s. 3414; İrtikâ mc. nr. 212, 25 Nisan 1319 / 8 Mayıs 1903, s. 435.

17 Malûmat mc. 24 Nisan 1319 / 7 Mayıs 1903, s. 3414; İrtikâ mc. nr. 212, 25 Nisan 1319 / 8 Mayıs 1903, s. 435.

18 Malûmat mc. nr. 380, 27 Mart 1319 / 9 Nisan 1903, s. 3351; İrtikâ mc. nr. 208, 28 Mart 1319 / 10 Nisan 1903, s. 419.

19 Malûmat mc. nr. 382, 1 Nisan 1319 / 13 Nisan 1903 / İrtikâ mc. nr. 210, 11 Nisan 1319 / 24 Nisan 1903, s. 427.

20 Malûmat mc. nr. 385, 1 Mayıs 1319, s. 3430; İrtikâ mc. nr. 213, 2 Mayıs 1319 / 15 Mayıs 1903, s. 439.

21 Sermet Sami Uysal, Şiire Adanmış Bir Yaşam, Yahya Kemâl, Yahya Kemâl’i Sevenler Derneği yay. İstanbul, 1998, kitabın sonunda yeralan Yahya Kemal’in Soyağacı bölümü.

2,600BeğenenlerBeğen
popüler kategoriler
son yorumlar
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz