Pazar, Eylül 26, 2021

Yahya Kemal Beyatlı’nın Neo-Klasik Şiirleri (Yrd. Doç. Dr. Gencay Zavotçu)

Eslâf kapıldıkça güzelden güzele
Fer vermiş o neşveyle gazelden gazele
Sönmez seher-i haşre dek o şi’r-i kadîm
Bir meş’aledir devredilir elden ele

Yahya Kemâl Beyatlı, Türk Edebiyatı’nın yakın geçmişte yetiştirdiği büyük şairlerden biridir. Nesir sahasında da güzel eserleri bulunmasına karşı şairliğiyle isim yapması şair yaradılışlı oluşu ve şiirdeki büyük yeteneği ile açıklanabilir. “Bu dil ağzımda annemin sütüdür” cümlesinde güzel bir söylemle nitelediği pürüzsüz ve sade Türkçe ile söylenmiş şiirlerinde kelimeleri mısralara ipliğe inci dizer gibi dizmiş, bu sayede isminin ölümsüzleşmesini sağlamıştır. Fakat O’nun şiirdeki büyüklüğünü sadece yeteneğiyle sınırlamak, şiirlerine maya olan diğer hususiyetleri
göz ardı etmek olacaktır. Şiirinin, bu şiirin mayasındaki mûsîkî, engin tarih kültürü ve geçmişe olan saygınlıkla birlikte değerlendirildiğinde daha bir anlam kazanacağını söyleyebiliriz.

Yahya Kemâl’in hemen bütün şiirlerini aruzla yazması ve mısraya olan saygısı, şiirlerinde ilk bakışta göze çarpan bir şekil mükemmelliğini de beraberinde getirmiştir. Bu şekil mükemmelliğini tamamlayarak şiirine ahenk unsuru olan ve kendisinden sonra da A. Hamdi Tanpınar’ı etkileyen mûsîkî zevkini ise

Üstâd elinde ser-te-ser âhenk olur lisân
Mızraba ses verir kelimâtıyla tel gibi

Elhân duyulmadıkça belâgat giran gelir
Lâf u güzâftan mütehassıl kesel gibi1

beyitlerinde beyân ettiği gibi bir çok şiirinde gözlemlemek mümkündür. Sonsuzluk özlemi de şiirlerinde kendini gösteren ve değinilmesi gereken bir başka öğe olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat Yahya Kemâl’in şiirlerinde üzerinde titizlikle durulması gereken iki öğe daha vardır ki, onların belirtilmemesinin şiirinin değerlendirilmesini
eksik bırakacağı düşüncesindeyiz. Bunlar; şairin çok önem verdiği engin tarih bilgisi ve onunla birlikte algılanması gereken geçmişe gösterilen saygıdır.

Yahya Kemâl’in Osmanlı Türkçesi ile ve eski tarzda (tarzdan amaç şiirlerin dış yapıları olup eski nazım şekilleri kastedilmiştir) bağlı kalarak yazdığı şiirleri de günümüz Türkçesi ile söylediği şiirleri kadar veya onlardan aşağı olmayacak ölçüde başarılıdır. O’nun eski dil ve nazım şekilleriyle şiir söyleme arzusunu bir heves ve gösteriş olarak algılamamak gerekir. Bu söylemin ardında engin bir tarih bilgisi ve geçmişe olan saygı, kendini hissettiren esas unsurdur. Fakat eski dil ve nazım şekilleriyle söylenmiş bu şiirleri yalnızca tarih bilgisinin ve geçmişe duyulan saygının bir yansıması olarak değerlendirmek doğru olmaz. Türk Edebiyatı’nı bir bütün olarak algılaması ve tarihin eski devirlerine ait olayları devrinin diliyle ifade etme düşüncesi, Yahya Kemâl’in önemsediği sanat anlayışlarındandır.

Yahya Kemâl’in neoklâsik tarzda yazdığı şiirlerindeki amaçlarından biri de; geçmişi günümüze taşıma endişesidir. Çağdaşı olan şair ve yazarların bir kısmının geleneğe hiçbir şey borçlu olmamak için edebi sahada eskiye ait öğeleri silip atma düşüncesinde olduklarını anımsarsak, Onun geçmişe sahip çıkma çabasıyla olgun bir edebiyatçı portresi çizdiği kendiliğinden anlaşılacaktır. Osmanlı Türkçesi’nin genellikle olumsuz değerlendirmelere tabi tutulduğu bir dönemde, günümüz diliyle söylediği şiirlerinin yanında Osmanlı Türkçesi ve eski nazım şekilleriyle söylediği
şiirleri, Onun Türk Edebiyatı’nı bir bütün olarak algıladığının açık bir göstergesidir.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın

“Bütün bunlara rağmen Yahya Kemâl’e klâsik veya neo-klâsik deyişimizin sebebi, Tanzimat’tan beri gelen nesillerde olduğu gibi eski şiirden ayrılma, uzaklaşma imkanları arayacağı yerde onun arasından, ona yaklaşma çareleri arayarak eserini vücuda getirmesinde, hatta eski dilde yazdıklarında onu kendi bütünlüğünde yenilemesindedir.
Garip şeydir ki Yahya Kemâl bunu nesrinde de yapmış, o kadar inkar edilen eski nesri yenilemiştir.”2

şeklindeki cümleleri de düşünceyi doğrular niteliktedir. Bu görüş, O’nun eskiyi reddetme eğiliminin aksine olduğu gibi kabullenme ve yeniden yorumlayarak günümüze taşıma çabası içerisinde olduğuna dikkat çekmektedir. Tanpınar’ın yukarıdaki görüşü ile aynı doğrultudaki:

“Yahya Kemâl’in mazhariyeti dil ve tarihte çeşitli görüşlere kadar giden bu kaynaklar mes’elesinde beyhude serablara kendini kaptırmaması, eski şiirimizi kendi realiteleri içinde ve tarihî realitemiz içinde görmesidir. Bunu söylemekle Yahya Kemâl’in eserinin mühim bir kısmını yapan tarafıyla eski şiire ve dile sırf bu kaynak ihtiyacı yüzünden
gittiğini iddia etmiş olmuyorum. Onda gazel tecrübesinin Paris’te başladığını hemen hepimiz biliyoruz. En iyisi yetişme ve temayülleri ile, realite duygusu ve tarih bilgisi, hatta tarih sezişi ile -ikincisi birincisinden daha mühimdir- bu kaynak ihtiyacına en müsbet şeklinde cevap verdi, bir bölünmeden başka bir şey olmayan bu çabalamayı
esas ve büyük çizgiye getirmeye muvaffak oldu.”3

şeklindeki sözleri de, Yahya Kemâl’in eski şiirimizi döneminin koşulları ve kendi gerçekliği içerisinde algılaması ile edebiyattaki bölünmüşlüğü belirli bir çizgiye getirme endişesinden kaynaklandığını belirtmesi bakımından dikkate değerdir.

Yahya Kemâl’in, geçmiş devirlerde yaşanmış olayları ait oldukları devrin diliyle ifade etme düşüncesiyle yazdığı şiirleri küçümsenmeyecek bir sayıya ulaşır. Bu şiirler, ölümünden sonra Yahya Kemâl Enstitüsü tarafından kitap haline getirilmiş ve Eski Şiirin Rüzgârıyla adı altında 1962 yılında yayınlanmıştır. Kitaptaki ilk şiir, Yavuz Sultan Selim’i ve döneminin olaylarını, tahta çıkışından ölümüne kadar kronolojik bir şekilde hikâye eden Selimnâme’dir. İlk şiir Selimnâme olmakla birlikte, gerek tarihî bir sıra, gerekse şairin tarih hakkındaki fikirleri göz önüne alınırsa, kitaptaki ilk sırayı Alp Arslan’ın Rûhuna Gazel adlı şiire tahsis etmek daha uygun olacaktır.

“Benim için 1071’den evvelki devirlerimiz kabl-et tarih (tarih öncesi), fakat 1071’den sonraki devirlerimiz tarihtirler. Selçuk ve Osmanlı asırlarında Anadolu, Rumeli ve İstanbul’a manzara ve mimarî i’tibarıyla verdiğimiz şekli; lisanın yeni tecellisini, devlet ve medeniyetimizin yeniden yaradılışı ve yürüyüşünü; sanayimizin hariçten ve bir çiviye bile muhtaç olmadan vatan toprağından ve milletin eliyle yapılışını; ordumuzun bütün silahlarını, donanmamızın beş yüz sene bütün tahta, demir ve yelkenleriyle kendi elimizden çıkışını, hâsılı bütün terkibi şedîd bir hayranlıkla idrak etmeye başlamıştım… Ancak bunu duymak ve hayal meyal görmek kâfi değildi. Yakından bilmek lazımdı. Bilmek için de en sağlam vesikaları okumaya ihtiyaç vardı. İstiyordum ki milliyetimizin tedkiki, hiçbir zaman inkar edilemeyecek böyle sağlam vesikalarla tahlil ve terkib edilsin. O kadar ki, asırlarca Türk gençleri bir vesikadan bir saniye bile
şüphe etmesinler.”4

tümcelerinde belirttiği gibi o, hocası Albert Sorel’in görüşleri doğrultusunda, Malazgirt savaşı (1071) öncesini kable’t-târih (tarih öncesi) olarak kabul eder. Türkler’e Anadolu kapılarının açıldığı Malazgirt Savaşı (1071) öncesini bu tarihin başlangıcı olarak kabul ettiğine göre, ilk iki beyti

İklîm-i Rûm’u tuttu cihângîr savleti
Tarîh o işde gördü nedir şîr savleti

Titretti arş u ferşi Malazgird önündeki
Cûş u hurûş-ı rahş ile şemşîr savleti5

şeklinde olan Alp Arslan’ın Ruhuna Gazel adlı şiiri, kitabın ilk şiiri olarak kabul etmek, düşüncesine uygun olacaktır.

Baştaki Selim-nâme, aynı zamanda kitabın en uzun şiiridir. Şâir bunu yazarken, 16. yüzyılda gelenek haline gelen Selim-nâme ve Süleyman-nâme’lerden esinlenmiş olmalıdır. Yavuz Sultan Selim’i övgü dolu beyitlerin ardından

Rûy-ı zemîni tâbi-i ferman kılmaga
Sultan Selim Hân gibi bir şîr-i ner gelür6

beytiyle karşılayan şâir, savaşlarını Başlayış (1514), Sefer (1514), Çaldıran (1514), Toplayış (1515), Mercidâbık (1516), Ridaniyye (1517) alt başlıklı müstakil şiirler halinde hikâye eder. Rıhlet başlığı altında da Sultan’ın dünyadan göçüşüne atıfta bulunur.

Selim-nâme’yi izleyen sayfalarda gazeller bulunmaktadır. Eski dîvânların Gazeliyyat bölümlerini çağrıştıran bu bölümdeki şiirler sırasıyla Bebek Gazeli, Perestiş, İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel, Şeref-âbâd, Bir Sâkî, Mükerrer Gazel, Gönül, Söz Meydânı, Gazel, Rıtl-ı Girân, Ezân-ı Muhammedî, Alp Arslan’ın Ruhuna Gazel, Ne Bildik Ne Bilmedik, 16 Mart 1920, Şâd Olmayan Gönül, Mahûrdan Gazel, Hisâr Gazeli, Tûr’dan Mülhem, Ali Emîrî^ye Gazel, Tazmin, Çubuklu Gazeli, Göztepe Gazeli, Çamlıca Gazeli, İnşirâh Gazeli, Gedik Ahmet Paşa’ya Gazel, Zevk-âbâd, Fâzıl Ahmed’e Gazel, Kadrî’ye Gazel, Vedâ Gazeli, Tanbûrî Cemîl’in Ruhuna Gazel, Söyler, Üsküdar Vasfında Gazel, Derin Beste, Erzurum Gazeli, Hazân Gazeli, Selîm-i Sânî’ye Gazel, İsmâ’il Dede’nin Kâ’inâtı, Abdülhak
Hâmid’e Gazel ve Bahar-âbâd’dır.

Gazeller bölümünde yer alan bu şiirlerin bir kısmı geçmişte yaşamış, tarih ve mûsîkî alanında isim yapmış kişilere ithaf edilmiştir. Bazıları İstanbul’un Göztepe, Çamlıca, Çubuklu, Bebek ve Üsküdar gibi güzel mekanları övgüsünde yazılmışken bazıları da Lâle Devri’nde yapılmış kasırlara ve bu kasırlardaki eğlenceleri anımsatırlar. Bu şiirleri okurken okuyucunun Yahya Kemâl’i Lâle Devri’nin ünlü şâiri Nedim’le özdeşleştirmemesi içten bile değildir. Gazelleri Lâle Devri’nin İstanbul’unu, kendi de Nedim’i çağrıştırsa bile, bu şiirleri gerçek anlamda bir gazel olarak
kabul etmek doğru olmaz. Çünkü gazel, Eski Türk Edebiyatı nazım şekilleri içerisinde şairin duygu, düşünce ve hayallerini olduğu gibi aktarabildiği nazım şekillerinden biridir. Belki de en uygun nazım şeklidir. Oysa, Yahya Kemâl bu gazellerde sanki Nedim’in kafasıyla 20. yüzyıl İstanbul’unda dolaşır gibidir.

Gazellerden Çubuklu Gazeli, Ezân-ı Muhammedi, Vedâ Gazeli, İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel şâirin bestelenmiş şiirleri arasındadır.

Vur pençe-i Âlî’deki şemşîr aşkına
Gülbângi âsmânı tutan pîr aşkına7

beytiyle başlayan İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel’le, ilk iki beyti

Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın
Bir âlem-i hayâle dalan âb uyanmasın

Âgûş-ı nev-bahârda hâbidedir cihân
Sürsün sabâh-ı haşre kadar hâb uyanmasın8

beyitlerini içeren Çubuklu Gazeli, besteyle icra edilmelerinin de etkisiyle çok meşhur olmuş şiirlerindendir.

Kitapta gazellerden sonra Musammatlar, Şarkılar, Kıt’alar ve Beyitler bulunmaktadır. Musammatları Sene 1140, Seyfi’ye Refâkat, Neşâti’nin Gazelini Tahmîs, Tahmîs-i Gazel-i Hümâyûn, Râmî Mehmet Paşa’nın Gazel Matla’ını Taştîr ve Bâkî’nin Gazelini Taştîr adlarını taşımaktadır. Musammatlarını bir cümle ile değerlendirmek gerekirse söylenebilecek en uygun söz, gazelleri gibi bunların da başarılı şiirler olmasıdır. Özellikle Neşâti’nin

Gitdin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz geçen sohbet-i yârânı bile

matla’lı gazelini taştîri, asıl şiirle de uygunluk gösteren ve onunla bütünleşen musammatlardandır. Kitapta musammatları takiben şarkılara yer verilmiştir. Açık ve anlaşılır bir dille söylenen ve bestelenerek mûsîkî eşliğinde icra olunan bu şarkıları da Yahya Kemâl’in bir şiir ustası olduğunun delili durumundadırlar. Birinin diğerinden daha güzel olduğu hakkında görüş bildirmenin güç olduğu bu şarkıların hepsi iki dörtlükten oluşurlar. Bunlardan, sevgilinin başkalarıyla gülüp eğlenmesine sitem yollu yazılmış birinin ilk dörtlüğü:

Dün kahkahalar yükseliyorken evinizden
Bendim geçen, ey sevgili, sandalla denizden!
Gönlümle, uzaklarda bütün bir gece sizden
Bendim geçen, ey sevgili, sandalla denizden! 9

şeklindedir. Şâirin, geçmişte sevgilisiyle güzel günler geçirdiği yerlerde, eski mutlu günlerin özlemine göz yaşlarını katarak yazdığı bir kasidenin nesibini çağrıştıran diğeri ise aşağıya alınmıştır.

Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden,
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!
Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden,
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!

Senden boşalan bağrıma göz yaşları dolmuş!,
Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş.
Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden! 10

Kitabın sonunda kıt’alar ve beyitler bulunmaktadır.

NOTLAR:

  1. Yahya Kemâl (1962). Eski Şiirin Rüzgârıyla, Yahya Kemâl Külliyatı (2), İstanbul: Baha Matbaası, s.39
  2. Tanpınar, A. H. (1992), Yahya Kemâl, İstanbul: Dergâh (İkinci Baskı), s.77
  3. Tanpınar, a.g.e., s.124-125
  4. Banarlı, Nihad Sâmi (1977), Resimli Türk Edebiyatı (Cilt 2), İstanbul: MBE Yayını, s. 1176
  5. Yahya Kemâl, a.g.e., s.45
  6. Yahya Kemâl, a.g.e., s.8
  7. Yahya Kemâl, a.g.e., s.27
  8. Yahya Kemâl, a.g.e., s.63
  9. Yahya Kemâl, a.g.e., s.121
  10. Yahya Kemâl, a.g.e., s.120
2,600BeğenenlerBeğen
popüler kategoriler
son yorumlar
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz