Nasreddin Hoca (Dr. Nüket Tör)

İşitsel Kompozisyon (Semih Fırıncıoğlu)

Sinema ve Toplumsal Cinsiyet: Anayurt Oteli’nde Erkeklik ve Babalık (Özgür Cangüleç)

Türk Sinemasında Çevre Sorunlarının Toplumsal ve İdeolojik Boyutta Ele Alınmasının Filmlere Yansımaları (Yrd. Doç. Dr. Arif Can Güngör)

Üç Yusuf (Şafak Çelik)

Edebiyat 25 Şubat 2018
341

 

 

Seni uçurmazsa yandın

Kuşları da uçuran

İsmet Özel

Bedenime Sahip Olabilirsin Hollywood ama Ruhuma Asla!

Edebiyat ve sinema denildiğinde ilk aklımıza gelen uyarlama filmler olmuştur. Özellikle günümüzde sinemayı “keyifli vakit geçirme aracı” olarak gören, aksiyon sahnelerinin hızıyla başı dönmüş, efektlerin renkli dünyasında gözü kamaşan genç kuşak için Hollywood fantastik gençlik romanlarını ardı ardına beyaz perdeye taşımaktayken sinemanın sanat değerini göz ardı etmek çok kolaydır. Birçok çizgi roman karakterinin bilgisayar ve efektlerle dünyamızda kanlı canlı olarak görmek şüphesiz sinema izleyicisini çizgi romanlarda kağıt üzerindeki hallerinden ve gravv, pofff, cuf gibi ses efektlerinden çok daha fazla etkileyecektir.

Türk sineması için bütçe ve sektör sorunları düşünülürse hâlâ bilgisayar efektleriyle büyülü dünyalar yaratma döneminden uzağız diyebiliriz. Hâlâ sözün, meselenin, hikâyenin büyüsünden yana bir sinemadan bahsetmek doğru olacaktır. Türk sineması dünya sinemasını yakından takip etmeye çalışmış, dönemler olarak (kovboy filmleri, çizgi filmlerin uyarlamaları, seks filmleri vs.) etkilenmiş, günün izleyicisini doyuracak filmlere imza atmışlardır. Bunun yanı sıra birçok bağımsız diyebileceğimiz yönetmen kendi anlatım tarzları, yerli hikâyeleri, yerli edebiyat uyarlamaları çekmiş ve oldukça başarılı işlere imza atmışlardır. Elbette yukarıda da değindiğimiz gibi bu iş oldukça masraflı ve kıt imkânlarla birçok fedakârlıklarla gerçekleşmiştir.  İsmet Özel “Müzik ve resim çok masraflı olduğu için maliyeti en düşük olan şiirdi benim için. Bu yüzden şiir meşguliyet saham oldu.” demişti. Resim öğretmeni olan ağabeyinden etkilenmesine rağmen boya, fırçalar, şövale, tual vs. pahalı olduğu ve o dönemde böyle şeylere ulaşmanın kolay olmadığı için yazıya yöneldiğini belirtmiştir. Doğurgan bir yokluk. Yoksa o şiirler resim olarak mı dünyamıza girecekti?

Hollywood yüksek bütçeli filmlerle dünyada bu sektöre yön veren olduğunu sürekli hatırlatmakta ancak bağımsız sinema ve birçok festivalde çok daha kalıcı (farklı kuşaklarca izlenebilecek), insana dokunan filmler karşısında kısa süreliğine şişen bir balon gibi görünmektedir. Dev bütçeli filmleri bir dönem için ilgi çekse de daha iyi efektlerin kullanıldığı diğer bir film karşısında sönüvermektedir. Kendi geçiciliğini kabullenmiş ve buna rağmen bu durumu (geçicilik) kendine kazanca döndürmeyi başarmıştır. Peki izleyici ne görmek istemektedir? Derin meseleleri, edebî derinliği olan, insana dokunan filmler mi yoksa vakit geçirmek ve kısa süreli heyecanlara vesile olan filmler mi! Eğer mesele önemliyse bu illa klasik bir edebiyat eseri ya da kadim efsanelerden, hikâyelerden, mesellerden, kıssalardan biri mi olmalı?

Kıssaların En Güzeli

  1. Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz.[I]

Kadim edebiyatta kıssa anlatmak öğüt vermek için oldukça sık kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemi Kur’an’da da görüyoruz. Özellikle Yusuf suresinde Hz. Yusuf’un hayatının belirli dönemlerine daha çok ışık tutularak önemli konularda ders çıkarılabilecek, birçok noktaya temas eden bir kıssa anlatılmıştır. Yusuf Kıssası diğer semavi kitaplarda da (Tevrat, İncil) anlatılan, ortak noktaları olduğu gibi oldukça farklı yönleri olan bir kıssadır. Bu kıssanın metaforik anlatımı edebiyatta da birçok yazarı, şairi etkilemiş ve kuyu, rüya, karşılıksız aşk gibi metaforları kullanarak yeni sanat eserleri meydana getirmelerine vesile olmuştur. Bu anlatı modern zamanlarda sinemaya da uyarlanmış, bu kıssadan yola çıkarak farklı eserler, filmler meydana getirilmiştir.

Birinci Yusuf

Yusuf Kıssası, Yusuf’un çocukluğunda gördüğü bir rüyayı (Yusuf suresi 4. ayet) babası Yakup’aanlatması üzerine babasının korkusu ve Yusuf’u uyarması (Yusuf suresi 5. ayet) ile başlar. Daha sonra babasının korkusu gerçek olur ve kardeşleri Yusuf’u bir kuyuya atarlar. (Yusuf suresi 17. ve 18. ayet) Babalarına da Yusuf’un öldüğünü söylerler. Bu kuyuda Yusuf bir kervan tarafından bulunur (Yusuf suresi 19. ayet)  ve köle olarak satılmak üzere Mısır’a getirilir. İnsan olarak dünyada olabileceği en alt noktada olan Yusuf’u Mısırlı bir aile satın alıp evlat edinir. Bu arada Yusuf rüya tabir etmede daha da yetkin bir hale gelmiştir. (Yusuf Suresi 21. Ayet) Bu evde Yusuf evin hanımı tarafından iftiraya uğrar ancak suçsuzluğu ispatlanmasına rağmen hapse gönderilir. (Yusuf Suresi 32. ve 33. ayet) Hapisteyken yanında kalan iki mahkûmun rüyalarını tabir eder ve bu iki kişiden kurtulan hükümdarın yanında iş bulur. Yusuf bu rüya tabirinin hükümdarın kulağına gitmesi için arkadaşına söylemiştir ancak o unutur, bir süre sonra hatırlayıp hükümdarın bir rüyasını tabir etmesi için Yusuf’u çağırtır. (Yusuf Suresi 46. ayet) Bu rüya tabiri sayesinde hükümdarın gözüne giren Yusuf devlet hazinelerinin başına memur olarak atanır. (Yusuf suresi 55. ayet) Böylece en alt seviyede olan Yusuf insan olarak dünyada en yüksek makama gelmiştir. Bir gün kardeşleri hükümdara gelirler. Yusuf’u tanımazlar ve ondan yardım isterler. Yusuf onların istekleri karşılığında öz kardeşini yanına ister. (Yusuf suresi 59. ayet) Kardeşini getiren üvey kardeşlerine bir oyun hazırlayan Yusuf onları hırsızlıkla suçlayarak öz kardeşi Bünyamin’i yanında alıkoyar. (Yusuf suresi 80. ayet). Babalarını da alıp geri gelen üvey kardeşleri kendilerine bu oyunu oynayanın Yusuf olduğunu öğrendiklerinde şaşırırlar (Yusuf suresi 90. ayet) Ancak Yusuf kin gütmez ve kardeşlerini bağışlar. (Yusuf Suresi 92. ayet)

İkinci Yusuf

Şair yönetmenlerden Semih Kaplanoğlu Yumurta (2007) Süt (2008) ve Bal (2010) ya da Yusuf Üçlemesi olarak bilinen filmlerinde izleyiciye bir Yusuf anlatmaktadır. İlk film olan Yumurta’da Yusuf olgunluk yaşında ancak hayatında çok da başarılı kabul edilmeyen bir yaşamda görülmektedir. Şairdir ve kitapçıda çalışmaktadır. Annesinin ölüm haberini almasıyla uzun süredir gitmediği annesinin evine döner. Burada bir süre kalıp cenaze işlemlerini halledecek, adağını yerine getirecek ve yaşamına kaldığı yerden devam edecektir. Bu âna kadar gördüklerimiz Yusuf’un kamil insan olma mertebesinden oldukça uzakta olduğunu göstermektedir. Gelenekle bağını neredeyse tamamen koparmış, geleceğe dair de gayret içinde olduğunu söyleyemeyeceğimiz bir haldedir. Adeta kuyuya düşmüş ancak çıkışa da uzak bir yerdedir. Annesinin evinde gördüğümüz Yusuf cenazenin başında ağlamadan neredeyse sıkıntı hariç bir şey hissetmeden oturabilen biridir. Bu karakter bize Albert Camus’un Meursault karakterini hatırlatmaktadır. Ne yapacağını bilmez, kararsız, ne yapsa boşuna olduğunu hisseden bir Yusuf’tur bu. Mezarlıkta duayı kendisi okumaz, mezarlıkta bir çocuğa mezarı sulaması ve dua etmesi için para verir. Cenazeden sonra sakallarını kestirerek fiziksel bir değişim geçirir. Ayrıca berber koltuğunda uyuya kalır ve uyandığında aynadaki kendine yabancı olarak bakar.

Yusuf  Üçlemesi tersine işlenen bir seri. Yani ilk film olan yumurtada Yusuf’un başına neler geldiğini ve neden kendinden, geçmişinden, gelenekten bu kadar uzaklaştığını, yabancılaştığını bilemiyoruz. Ancak ilk film olan Yumurta’da bir yolculuğa çıkılıyor. Bu yolculuk Yusuf’un kendinde birçok değişime neden olmaktadır. Yusuf sara krizleri geçirmektedir. Bu da bir tür trans hali olarak görülebilir. İlk kriz (tarih sırası olarak aslında son krizdir ama izleyicinin gördüğü ilk kriz) eski bir handa halat yapan ustanın yanındadır. Daha sonrasında rüyasında kendini kuyuda, çıkamaz olarak görmektedir. Kuyuda ince bir iple ancak işaret verebilecek, bir bayrak sallayabilecektir. Yolculuktan dönüşte Yusuf yaşadığı şehre dönmek üzere yola çıkar ancak dönüşte bir yerde durur, aracından inip ormana doğru yürüyerek yol alır. Burada bir çoban köpeği onu yere düşürür ve bir kriz geçirmesine neden olur. Uyandığında gecedir, köpek hâlâ başındadır. Ona saldırmadığı gibi aksine onu gece de korumuştur. Yusuf bir süre sonra kendisine yardım etmeye çalışan köpekle göz göze gelir ve kendini tutamaz, ağlar. Sabah olduğunda tekrar yola çıkar ancak bu sefer gittiği yer annesinin evidir.

Süt serinin ikinci ve ortadaki filmidir. Ortadaki dememin sebebi Yusuf’un hayatının gençlik dönemi (izleyiciye gösterilen kısmında hayatının ortası) olmasıdır. Film süt kokusu ve duayla insanın içine girmiş olan yılanın bir tür törenle çıkarılmasını göstererek başlar. Süt zehirli ve ölümcül olan yılanın insandan çıkarılması yani arındırılma, günahtan temizlenme için kullanılan bir şey olarak karşımız çıkmıştır. Yusuf askere gitme çağına gelmiş, annesiyle birlikte yaşayan geçimlerini süt ve süt ürünleri satarak sağlamaya çalışan bir genç olarak görünür. Yumurta’da annesine küsmüş olduğunu gördüğümüz Yusuf’un annesiyle olan ilişkisinde yanlış olarak gördüğü şeyi bu filmde gösterir Kaplanoğlu. Yusuf sütleri satmak için uzak ilçelere motoruyla gitmekte, annesi de evde ineklerle ve sütle ilgilenmektedir. Yusuf bir yandan da şiirlerini dergilere göndermekte ve yaşadığı yerde bu işlerle ilgilendiğini düşündüğü edebiyat öğretmenine dosya olarak vermektedir. Ancak bu çabalarından herhangi bir sonuç alamamıştır. Kendini yine kuyuda hissetmekte ancak bunu kırabileceği, kuyudan çıkabileceği başka bir yolu da bulamamaktadır. Şiirle ilgilenen yegâne arkadaşı madende ağır şartlarda çalışmaktadır. Bu arada dul olan annesi kendi gibi dul olan istasyon şefiyle tanışır ve aralarında bir ilişki başlar. Yusuf bu durumu kabullenemez ve annesinden uzaklaşmaya başlar. Annesi imalathanede bir yılan görür ve Yusuf’a haber verir. Yusuf yılanı bulamaz. Askerlik işleri için İzmir’e gittiği bir gün annesi ile istasyon şefi nişanlanırlar. Böylece annesiyle ilişkisi daha da bozulur. İlk sara krizini bu arada geçirir ve satmak için götürdüğü sütler de dökülerek ziyan olur. Uyandığında bir sazlığa doğru yürür ve orada bir avcıyla karşılaşır. Avcı tüfeğiyle gözü sürekli yukarıda sazlıkta dolanır ancak Yusuf sığ suda oldukça büyük bir balığı elleriyle tutar. Annesine getirdiğinde artık onun düşündüğü gibi olmayacağını anladığı için evden uzaklaşır ve madende çalışmaya başlar. Özellikle final bölümünde Yusuf’un daha da içine kapandığını, kuyuya, dibe doğru yöneldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Serinin son filmi Bal’da ise Yusuf’un çocukluğu gösterilmektedir. Yusuf daha okula yeni başlamış, babasıyla köy evinde arıcılık yapan babasına yardım etmektedir. Film kovanları kontrol etmek isteyen babasının bir kaza sonucu ağır yaralı olarak ağaçta asılı kalmasıyla başlar. Bu andan itibaren film daha da geriye giderek Yusuf’la babası arasındaki ilişkiyi bize göstermektedir. Yusuf rüyasını babasının kulağına fısıldar. Babası Yusuf’a bitkilerin, hayvanların özelliklerini öğretir. Yusuf doğaya hayret ve keşif ruhuyla bakmaktadır. Aynı zamanda okula gitmekte ve okuma sınavını geçmeye çalışır. Ancak denemelerinde başarısız olmuştur. Babası kovanları kontrol etmek üzere yola çıkar ve uzun bir zaman dönmez. Annesi bir zaman sonra şüphelenir ve aramaya başlar. Babası ürettikleri balları satmak üzere şenlikte olabilir düşüncesiyle annesi ve Yusuf şenliğe giderler ancak bulamazlar. Bir süre sonra acı haber gelir ve Yusuf ormana gider. Bir süre sonra hava kararı ve Yusuf kaybolur. Sonunda bir ağasın kovuğunda uykuya dalar.

Semih Kaplanoğlu seyirciyi bir şeye hazırlamıyor. Müzik yok filmlerinde. Söz en az düzeyde kullanılmakta. Sinemanın kelimelerinin görüntüler olduğunun bilincinde. Bu sebeple söylemek istediğini kendine has sinema diliyle aktarmayı başarıyor. Bir edebî eser büyük oranda eksiltme ile mümkündür. Şair ya da yazar anlatmak istediği konunun/meselenin fazlalıklarını ya aklındayken ya da ham halini kâğıda aktardıktan sonra çıkarıp atar. Resim de böyledir. Işıktan çok gölgeler belirgin kılar resmi. Işık nereye düşecek, nereler gölge kalacak ressamın aklındadır. Semih Kaplanoğlu da Yusuf’un hayatının belli anlarına ışık düşürerek seyirciye kuyudan çıkmaya çalışan, arınmaya çalışan, kâmil insan olmak isteyen bir Yusuf’u başarıyla göstermektedir.

Üçüncü Yusuf

Bir başka şair yönetmen Faysal Soysal Üç Yol isimli filminde bu kez izleyiciye Bünyamin gözünden bir Yusuf anlatmaktadır. Bünyamin çocukluğunda kazayla Zeliha’nın ölümüne sebep olmuş dolayısıyla suçluluk hissiyle boğulan bir doğuludur. Ancak Yusuf onu bu kazadan dolayı hiçbir zaman suçlamamış ve affetmiştir. Bu affediş onda daha da ağır bir yük olmuştur. Bu ağırlıkla ve babasının Yusuf’a olan sevgisinin de ağırlığıyla kendini Bosna’da yaşanan savaşta kaybolan insanları bulmaya adamış ve doğduğu yerlerden uzaklaşmıştır. Ancak rüyalarında sürekli olarak taşla kapatılmış kuyular görmektedir. Toplu mezarlarda bulduğu insanların kimlik tespitlerini yaparak bir anlamda onları bulundukları karanlık kuyudan çıkaran biri olarak kendini Yusuf kabul edebilmektedir. Bosna’da tanıştığı Zrinka ile rüyaları üzerinden yaptıkları psikoloji tahlilleri vesilesiyle daha da yakınlaşırlar. Bir süre sonra ailesinin yanına gelip ağabeyi Yusuf’la görüşen Bünyamin ölür. Bu arada iletişimi kopan Zrinka Bünyamin’i bulmak üzere Hasankeyf’e gelir.

Ruhumuza Yeni Bir Pencere; Sinema

Sinema sadece görüntüleri üst üste koyma işi midir? Elbette hayır. Semih Kaplanoğlu ve Faysal Soysal, Yusuf kıssası üzerinden modern insanın sıkıntıları, çıkmazları ve sorunlarına dokunabilmişlerdir. Kuyuda olan modern insanın kendini kurtaracak ipi beklemesi boşuna, gayretiyle kendine yol açması gerekmez mi? Haz peşinde olan, hızla başı dönmüş modern zaman insanları, rüyalarınız kuyunuza ip sarkıtıyor mu? Hakikate yaklaşmak için hangi rüyayı görmelisiniz?

[I] Yusuf suresi, 3. ayet, Kur’an’ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Hamdi Yazır

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.