Kapat

Türk Şiirinde Bir Yozgatlı: Gülten Akın (Serhan Atabey)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Türk Şiirinde Bir Yozgatlı: Gülten Akın (Serhan Atabey)

Yaşayan en büyük şair seçilen ve Cumhuriyet dönemi Türk şiirine damgasını vurmuş olan Gülten Akın, şiirimizde uzun soluklu kadın şairlerimizden biridir. Rüzgâr Saati adlı şiir kitabıyla şiir ortamına giriş yapmıştır. İlk dönem şiirlerinde daha çok bireyi öne çıkaran şair, bu şiirlerinin merkezine kendisini koymuş, sonraki şiirlerinde genellikle Türk toplumunun sosyal meselleri üzerinde durmuştur. Gülten Akın’ın şiirlerinde, ikinci yeni şiirine dair benzerlikler, İkinci yeni poetikasının şaire olan etkileri ve şiir anlayışındaki değişimler belirgin bir şekilde görülmektedir.

 

Gülten Akın 1933 yılında Yozgat’ta doğmuştur. (Kabacalı, 2004: 13) Bu yıllar Türk ve Dünya tarihi açısından sıkıntılı günlerin yaşandığı ekonomik buhranların insanların hayatını derinden etkilediği yıllardır. Akın ilkokulun belli bir dönemini Sorgun’da okuduktan sonra on yaşında ailesiyle Yozgat’tan çıkar ve Ankara’ya yerleşirler. (Kabacalı, 2004: 13) “Yozgat benim çocukluğumda Ankara’ya 8-10 saatte gidilip gelinen bir kentti. Şimdi otobüsle üç saat sürüyor. Kurtuluş savaşı sırasında bir hafta çekermiş, dedem anlatırdı.’’ (Kabacalı, 2004: 13)

Akın’ın hayatında dedesinin ayrı bir yeri var her akşam masallar anlatan şiirler yazan dede Küçük Akın’ı oldukça etkiler. “Dedemi en çok severdim. Ana yanından Rumelili, iriyarı, ev içine somurtkan, sevdiklerine ve dostlarına çok konuşkan ve nükteli.’’ (Kabacalı, 2004: 15)

Gülten Akın, eğitim hayatını Atatürk kız lisesinde sürdürür, yükseköğrenimde Edebiyat okumak ister fakat Hukuk fakültesini okur ve bu bölümden mezun olur. “Liseyi bitirmiştim ama yaşamda yeniden ağırlaşmaya, maaşlar yetmemeye başlamıştı. Evlerin kadınları, kızları daha büyük sayılarda devlet arşivlerini dolduruyordu. O yaz iş aradım. Oysa tıp fakültesine gitmeyi düşlüyordum. Çapa Yüksek Öğretmen sınavını kazanmıştım. Edebiyat okuyacaktım. Gidemedim. Hukuka yazıldım.’’ (Kabacalı, 2004: 19)

Hukuk fakültesini bitirdiği yıl evlenir. Eşinin kaymakam olarak bulunduğu Gevaş, Alucra, Gerze, Saray ilçelerinde ve Kahramanmaraş’ta öğretmenlik ve avukatlık yapar. Beş çocuk annesidir. Gezdiği şehirler onun şiir yaşamının unutulmaz parçaları olarak kalacaktır. “14 yıl kadar kaldık, halkımdan, çocuklarımdan, öğrendiklerimi kitaplardan öğrendiklerimle bütünlemeye çalıştım.’’(Kabacalı, 2004: 20) Onu gezdiği yerler içerisinde en çok Maraş etkiler. Maraş’ın kendisini kolay kolay çağa teslim etmeyen yapısı şair için önemlidir. ”Geri kafalı mıyım? Uygarlığa karşı mıyım? Değil. Ama kentler de insanlar da özlerini, özelliklerini koruyarak değişmeli bence uygarlaşmanın gereği budur. Ötekine yozlaşma denir. Yabancılaşma doğurur ki ne biçim!’’(Kabacalı, 2004: 13) Akın 1972 yılında Ankara’ya yerleşir. Bir süre TDK’de çalışır. 1978 yılında emekliye ayrılır.

Her yazın insanında olduğu gibi yaşam, elbette ki Akın’ın yazım hayatına etki edecektir. Gülten Akın yaşamını Balıkesir’de sürdürmektedir.

Akın’ın Şiir Kitapları

Rüzgar Saati (1956)

Kestim Kara Saçlarımı (1960)

Sığda (1964)

Kırmızı Karanfil (1971)

Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı (1972)

Ağıtlar ve Türküler (1976)

Seyran Destanı (1979)

İlahiler (1983)

Sevda Kalıcıdır (1991)

Sonra İşte Yaşlandım (1995)

Sessiz Arka Bahçeler (1998)

Uzak Bir Kıyıda (2003)

Bestelenmiş Şiirleri

Büyü Yavrum:

Grup Yorum (1987),Edip Akbayram, Kemal Sahir Gürel (1988)

Deli Kızın Türküsü

Sezen Aksu (1993)

Siyah Beyaz (1989)

Sevinç Eratalay

Beni Unutma (1989)

Sevinç Eratalay

Akın’ın Aldığı Ödüller:

1955 – Varlık şiir yarışmasında birincilik ödülü

1964 – Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü

1972 – TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda Başarı Ödülü

1976 – Yeditepe Şiir Armağanı

1991 – Halil Kocagöz Ödülü

1992 – Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü

1999 – Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü

2003 – Dünya Gazetesi Yılın Telif Kitabı Ödülü

2008 – Erdal Öz Edebiyat Ödülü

GÜLTEN AKIN’IN ŞİİRİNDEKİ DEĞİŞİM VE İKİNCİ YENİ

“Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum

Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz

İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü

Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum

Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum

Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı

Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı

Evlerde, köşe başlarında değişmek diyorlar buna

Değişmek’’

(Cansever, 1998: 75)

semihcelenk_1347038868158Gülten Akın Türk şiiri içine bireysellik ekseninde giriş yapmış şairlerimizden biridir. Bireysellik ekseninde yazdığı şiirlerden sonra topluma yönelmiş ve bu yöneliş esnasında bazı şiir anlayışlarının etkisinde kalmıştır.

İlk olarak bireysellik kavramının ne olduğunu ele alırsak TDK sözlüğünde bu kavram “Ferdiyet, bir kişiyi benzerlerinden ayıran özelliklerin bütünü’’ olarak açıklanmaktadır. (TDK, erişim tarihi 12.05.2015 http://www.tdk.gov.tr.) TDK’nin açıklaması temel alındığında bireyselliğin, sadece kendini ifade etme ve bireyin tüm özelliklerine hâkim olması anlamında açıklandığı değerlendirilebilir. Bireysellik konusunda Doğan Cüceloğlu’nun açıklamasına bakılacak olursa “Bireyin kendine özgü özellikleri gerçekleştirmesi ve diğerlerinden farklıkimse olarak yaşamını sürdürmesi” (Cüceloğlu, 2000: 243) olarak değerlendirdiği görülmektedir. Bu açıklamalardan hareketle bireysellik kişinin farklılıklarını algılayıp yaşamın her alanında kendine özgü düşünceler geliştirmesi ve bu doğrultuda yaşaması olarak düşünülebilir. Bireyselliğin, birey üzerinden yansımaları her meslek ve sanat grubuna göre elbette ki değişme gösterecektir.

Bireysellik kavramını edebiyatımızda elbette ki Gülten Akın’la başlayan bir kavram olarak görmek mümkün değil, daha eskilere gidilecek olursa Türk şiirinde Divan şiirinden, Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Milli edebiyat ve Cumhuriyet döneminden bu konuya eğilim göstermiş veya bu eksende çıkış yapmış birçok şair bulunabilir.

İkinci Yeni şiir hareketini ve bu hareketin şiir anlayışı incelendiğinde, İkinci Yeni Türk edebiyatında 1950’li yılların ilk yarısında bir ön anlaşma olmaksızın, kendiliğinden doğmuş bir şiir hareketedir. Ortak bir manifestosu ve ortak bir yayın organı yoktur. Bu açıdan İkinci Yeni

edebiyat tarihinde rastlanılan klasik edebiyat topluluklarına ya da edebi akımlara benzemeyen bir harekettir. Bu hareketin öncüleri olarak İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Ece Ayhan ve Sezai Karakoç kabul edilmektedir.

Bu şiir hareketinin kendinden önceki poetik çizgiden ayrılma yönünde büyük bir kırılma meydana getirdiği, Türk edebiyatında Tanzimat sonrası süreç içindeki egemen çizgiden apayrı bir poetik ark açtığı ve modern şiirin başlamasında önemli bir basamak olduğu, çağdaş şiirimizi derinden etkilediği benimsenmiş bir olgudur. Hareketin ortaya çıkışı konusunda İnci Enginün şunları söyler: “ İkinci Yeni 1955-1965 yılları arasında kendini gösteren ve ortak nitelikleriyle beliren bir akım değildir. Yeniyi deneyen, dünya görüşü, yetişme şekilleri ve beslenme kaynakları bakımından çok farklı olan şairlerin eserlerinde tespit edilen benzerliklere dayanılarak ona bu ad verilmiştir.’’(Enginün,1992:608)

İkinci Yeni Şiiri anlayış olarak birçok farklılığı barındıran bir yapıda gelişmiştir. Genel olarak sürrealizmin etkisinde kalmışlar, bilinçaltını, düşü, fanteziyi şiirin oluşum alanları içerisine almışlar, anlamın gizliliğini (okur seçen şiir),yeni sözcük üretimi ve dil değişimini benimsemişlerdir. İkinci Yeni, Türk şiirini temellerinden sarsan alışılagelen şiir anlayışını kıran bir şiir hareketidir. İkinci Yeni’nin getirdiği en önemli yenilik, önceki şiirin algılama biçimini yıkmak, dili yalnızca duyusal olanın anlatıcısı olma işlevinden kurtarmaktır. İkinci Yeni anlatmaktan ziyade hissettirmeyi hedeflediğinden soyutlamalara sık sık başvurulur. Çağrışımlar yapmak, alışılmamış bağdaştırmalar kullanmak ve dizeleri kırmak, karıştırımlar yaparaknesneler ya da duyguların işlevlerinde oynamalar, söz dizimlerinde farklılaşmalar, her okuyucu tarafından farklı anlam bulan şiir gibi değişik bir şiir tarzı yakalamışlardır.

Gülten Akın bu şiir anlayışının doğuş yıllarına gelen bir dönem de ilk şiir kitabını çıkartarak şiir ortamına giren bir şairdir bu açıdan ilk şiirlerinde ikinci yeni etkisinin yoğun olma ihtimali ve bireysellik ekseninden bu etkiyi ortaya koymaya çalıştığı düşünülebilir. Gülten Akın’ın ilk dönem şiirlerini barındıran Rüzgâr Saati Kitabından ve yapı kredi yayınları tarafından basılan 1956-1991 dönemi Gülten Akın toplu şiirlerini içeren eserden şiir incelemeleri yapılarak, İkinci Yeni şiir anlayışının Gülten Akın üzerindeki etkisi ortaya konulmaya çalışılacak.

GÜLTEN AKIN ŞİİRLERİNDE İKİNCİ YENİ İZLERİ

“Kaçtık denizin bizi sarmayan sesinden

Denizin kış artığı sessizliğine’’

Gülten Akın

Gülten Akın’ın şiir anlayışın şu ifadelerle ortaya koymaktadır: ’’Hayatın ve doğanın benden geçen şiirlerini yazıyorum. Ozan dünyayı sık sık donduran ve gözleyendir. Aralıksız gibi sık, sinema gibi. Hem gerçek hem doğal devinim ayaklandığı, yeni bir düzene konduğu için, yepyeni bir gerçek. Ben bunu bir yerde geyik avcılığına benzetmiştim Şiir tutku içinde bir avdır. Avcıdan insan olduğu için acıma, iyi bir avcı olduğu için kesin bir öldürüm beklenir. Yanlış mı söyledim? Doğrusu şu ki: ozandan başka kimse bunlara aldırmıyor.’’(Akın,1983:19)

“Şiir en yalınından en soyutuna dek yaşamla ilintilidir. Anlam dışına düşeni bile.’’

“İkinci Yeni biçimsel bir arayıştı. Şiirimizin anlatım olanaklarını geliştirdiği yadsınamaz. Bir akımdı dersek, siyasal kısıtlığın zorladığı, batıya öykünmenin beslediği bir kaçış akımıydı da demeliyiz.’’(Akın,1983:213)

Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın

Ay bacadan aştı uyumaz mısın?

Ayaklarının altında bir şeyler

Bütün gün ölüler gibi sustun

(Akın, 1996: 13)

Yitikler Gecesi adlı şiirinden alınan bu iki bölümdeki örneklerden şairin seslenişte kullandığı tekillik oldukça belirgin bir halde görülmesi mümkündür. Şiirin öznesi durumundaki “Sen” terk edilmişlik içerisinde ortaya çıkmaktadır. Bu şiirde özne kendini canlılardan uzakta ve yalnız hissetmektedir. Bütün gün ölüler gibi sustun ifadesiyle şair karıştırım yaparak farklı bir anlatım benimsemektedir.

Sana büyük caddelerin birinde rastlasam

Elimi uzatsam tutsam götürsem

Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak

Anlasan

Elimi uzatsam tutamasam

Olanca sevgimi yalnızlığımı

Düşünsem hayır düşünmesem

Senin hiç haberin olmasa

Senin hiç haberin olmaz ki

Başlar biter kendi kendine o türkü

Yağmur yağar akasyalar ıslanır

Bulutlar uçuşur geceleyin

Ben yağmura deli buluta deli

Bir büyük oyun yaşamak dediğin

Beni ya sevmeli ya öldürmeli

(Akın, 1996: 21)

Deli Kızın Türküsü şiirinde Akın ben ve sen karşıtlığında bireyselliği ele almaktadır. Akın’ın, kendi kendine insanlardan habersiz başlatıp bitirdiği türküsünün son parçasıdır. Doğaya, yağmura, bitkilere, buluta dönüşün; çareyi doğanın kollarına atılarak bulmanın, yaşamak denilen bir büyük oyuna dönmenin veya dönüşmenin ifadesidir. Pastoral öğelerin yoğun olarak kullanıldığı bu şiir, şairin şiirine Yozgatlı oluşun izlerini aksettirmiş ve kadınsal duyarlılığı da ortaya koymuştur. Slogan üslup bu şiirde dikkat çekmektedir. İkinci Yeni şairlerinin de sık sık kullandığı bu anlatım şekli bu şiirin birçok dizesinde ortaya konmaktadır.

Şimdi insanların yalnız kolları var

Ve ben delice bir şey istiyorum

Şimdi insanların yalnız kolları var

Ve ben başımı koyuyorum

(Akın,1996:22)

Deli Kızın Türküsü şiirinin 2.bölümünden alınan bu kısımda şair, İkinci yeninin sık kullandığı hissettirme yapısına ve birden çok anlam çağrışımına başvurmaktadır. Şimdi insanların yalnız kolları var ifadesi kinayeli bir söyleyiş oluşturmakla birlikte görmenin ötesine geçmeyi de amaçlamaktadır.

Dokunup çekilen bir şarkı rüzgârla

Vakti yalanlıyor sıcak sıcak

Sinema dönüşü iş dönüşü yahut bahanesiz

Beyazın tam ortasında bekliyorum

Ya gelmezseniz ne olacak

Aynı şiirin bu kısmında da şair’’ Beyazın tam ortasında bekliyorum’’. İfadesiyle Cemal Süreya’yı anımsatan bir kullanımı ortaya koymaktadır.

Biri sormalıyım, yolumu göstermeli

(Akın,1996:52)

Rüzgâr Saati kitabından alınan bu ifade de Türkçenin söz dizimiyle oynayışın örneğiyle karşılaşılmaktadır.

“İlk kitap Rüzgâr Saat’inde şiir öznesi yakın çevresi içinde kalır. Şiirlerin çoğu sen ya da ben seslenmeleriyle geçer. Yakın çevredeki bireysel duygulanımlar yansır dizelere” (Kabacalı, 2004: 56)

Şair ilk şiir kitabında bir mantık çerçevesinde duyguları aktarmayı amaçlayıp bu doğrultuda dil kullanımı gerçekleştirmiş denilebilir. Bu şiirlerinde odağı “ben” olan bir hayatın kesitlerini yansıtır. Bu şiirleriyle Akın’ın bir denemeci minvalinde şiir yazdığı ve kendisini merkeze koyarak şiir yazdığı ortaya çıkmaktadır. İlk şiir kitabından sonra şiirlerinde topluma yöneliş belirgin bir halde görülmektedir.

Gülten Akın şiirinde sözcüklerin tanınmayışından değil kullanışlarından gelen bir anlam kapalılığı söz konusudur. Bu yönüyle de İkinci Yeni etkisinde şiirler yazdığı söylenebilir.

Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı

Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz

Sisin dere ağızlarından sokulup akşamları

Fındıklarımızı basıyor

Neyleriz kararan tomurcukları

Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz

Tecimenlere yalvarıyoruz:

Bir “Hotel” bir gizli evlenme az çiziniz

Bir banka az çiziniz bir yalvarma

Bizden size ve sizden dışardakilere

(Akın,1996:122)

Anlamsal kapalılık İlk Yaz adlı şiirde

Ben onu ne iyi yavaş yavaş

Dokunsam saklasam eskitsemdi

Nerden nasıl görmemle birlikte

Bunca kişi kullanıp eskitti

(Akın,1996,85)

Ve ‘’Eskiyen Karısı Adamın’’ adlı şiirlerde belirgin şekilde görülmektedir.

Akın’ın şiirlerinde göze çarpan diğer bir konu da ikinci yeni şairlerinin yaptığı gibi sözcüklere yeni çağrışım olanakları katmaktır. Telmih sanatından da sık sık yararlanmakta ve Edip Cansever şiirlerini hatırlatan şiirleri bulunmaktadır.

-İsayı çarmıha gerdilerdi

Sonra Platus ellerini yıkadı-

Ellerini yıkadın yıkamıştın

Bitmiş aşağıdaki genç adama ait

Bütün işler

Kameralar beyanatlar basın bültenleri

İşkence yoğun sürdüydü

O askıyı kuran, o akımı veren

Elbet sen değildin

Sen yalnız gözlerini kapadın

Ellerini yıkadın sen

Sonra bana uzattın biraz sıkıntıyla

Unvanın büyüdü kutlandın ödüllendin

Her şey sorulduydu, herkes şunu sustu:

Sonra o ellerle nasıl

okşadın kızını

Nasıl şiir yazdın?

Akın bu şiirde yerel söyleyişleri de kullanarak sözcüklere çağrışım gücü katmakta ve telmih sanatıyla anımsatmalar yapmaktadır. “Herkes şunu sustu’’ gibi değişik ifadeler kullanmaktadır.

SONUÇ

1950’li yıllarda şiir yazmaya başlayan Gülten Akın’la, dönemin şartlarından etkilenmiş, etkilenen yaşamı şiirlerine yansımış bir şair olarak karşılaşılmaktadır. İlk şiir kitabında ortaya çıkan bireyselliğin genel nedenlerini ve buna bağlı olarak da kullandığı dil ve üslup anlayışı bu çalışmada ortaya konulmaya çalışıldı.

Edebiyat otoriteleri tarafından şiir yaşamı üç döneme ayrılan Gülten Akın’ın Rüzgâr Saati kitabından başlanarak şiirlerinden hareketle İkinci Yeniyle olan benzerlikleri gösterilmeye çalışıldı.

Bir nevi yabancılaşma içerisinde olan ve duygularını kendisi üzerinden anlatmaya çalışan şairin şiirlerindeki tekillik vurgusunu ön plana alarak duyguların dile İkinci Yeni eksenli yansıması da belirgin hale getirilmeye çalışıldı.

Kadın duyarlılığı ve iç sesin yansıması olarak karşılaşılan bu şiir örnekleri Akın’ın şiir anlayışını ve etkilendiği kaynakları ortaya koymaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir