Kapat

Türk Resim Sanatında Bir Tür Olan Natürmort’a Kısa Bir Bakış (Nilüfer Usta)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Türk Resim Sanatında Bir Tür Olan Natürmort’a Kısa Bir Bakış (Nilüfer Usta)

Sanat eğitimi serüvenine güzel sanatlar eğitimi resim-iş öğretmenliği bölümü okuyup, ardından bu alanda ilerlemek için resim bölümünde yüksek lisans yapmış ve halen okumaya devam eden biri olarak, eğitim yaşantımın başlangıcından bugüne kadar geçen zaman diliminde, sanat serüvenime başlangıcım objeyi/nesneyi incelemekten geçmiştir. Bilindiği gibi, güzel sanatlar alanında eğitim alan kişilerin başlangıçta tek renk ve tek renk zıtlığına dayalı bir ölü doğa resmi (natürmort) yapmaları beklenir. Bu durumun amacı: Öğrencinin ilk olarak nesneyi ve mekanı bir bütün olarak sanatın temel ilke ve elemanları doğrultusunda ele alabilme becerisini geliştirmektir. Bu yaklaşımın temelinde, öğrencinin ilerleyen yıllarda yapacağı farklı temalardaki çalışmaların sonucunda, bir güzel sanatlar fakültesinin/güzel sanatlar eğitimi veren kurumun temel amacı doğrultusunda, beklenen özgün sanat yapıtına ulaşacağı inancı yatmaktadır. Elbette, bu yaklaşımla verilen eğitimin sonucu öğrencinin ne kadar özgün ve yaratıcı bir düzeye geldiği sorusu ayrı bir tartışma konusudur. Akademik ilkeler doğrultusunda belli bir anlayış çerçevesinde öğrenciye verilen temel ve ileri düzey bilgiler öğrenciye ne sağlar (?), onun, özgün bir yapıt ortaya çıkarmasında katkısı olur mu (?), bu durum tartışmaya açıktır. Bu durumu bizzat yaşayan biri olarak, kişinin/sanatçının/sanatçı adayının özgünlüğe erişebilmesini sağlayan durumun, akademik anlamda verilen eğitime ek olarak, kişinin öncelikle kendini ve sanatını sorgulamakla işe başlaması gerektiğini söyleyebilirim. Bu sürecin ardından zamanla aldığı akademik eğitimin varlığını ve amacını anlayıp, bu alan içinde kendi varlığının bilincine vararak, başlangıçta amaçlanan hedefe ulaşacaktır.

Bilindiği gibi natürmort (ölü doğa) resmi XVII. yüzyılda Hollandalı ressamlar tarafından geliştirilen bir resim türüdür. Bu resim türü Avrupa sanatına özgü bir konu olup, ilk örneği XVI. yüzyılda Hans Holbein tarafından “Tüccar Georg Gizze’nin Portresi” adlı resimdir. Resimde, ilerleyen yıllarda kendi başına bir tür olarak varlığını sürdüren natürmort, masanın üzerinde yer alan ve dolayısıyla figüre eşlik eden bir öğe olarak varlığını oldukça idealize bir halde resmedilerek göstermektedir. Bu türün sanat kurumu içindeki amacı: izleyici/alımlayıcıya sahip olunan bu varlıkların gelip geçici olduğunu hatırlatmaktır. Bu nedenle yarım bırakılmış içecekler, kabukları soyulup öylece masanın üzerinde bırakılmış meyveler ve kimi zaman da kuru kafa, saat ve kum saati gibi nesne ve varlıklar bu türün vazgeçilmezleri arasında yer almıştır. Buradaki amaç: Bu varlıklara sahip olan insanlara sahip oldukları bu nesnelerin bir gün yok olacağını hatırlatmaktır ki, bu nedenle bu idealize edilmiş görsel şölene fazla kapılmamaları gerektiğini vurgulamaktadır. Tür, sürekli bir değişim içinde olan sanat kurumu içindeki varlığını uzun yıllar sürdürmüş ve XIX. yüzyılda modernizmle birlikte yalnızca kendini temsil eden bir yapıya bürünmüştür.

Varoluşun geçiciliğini anlatan “natürmort” resim türü, (ölü doğa resimleri) varlıklı insanların sahip olduğu birtakım değerli nesnelerin çizilmesini istemeleri doğrultusunda ortaya çıkmış olup, ressamı tarafından en ince ayrıntısına varıncaya kadar resmedilerek, onlara kısa bir süreliğine de olsa sahip olan kişileri mutlu etmiştir. İdealize bir anlayışla resmedilen “natürmort objeleri” aracılığıyla izleyici/alımlayıcı, doğanın ve gündelik hayata dair olan tüm güzelliklerin sanatçı tarafından gözler önüne serilişine hayran bir gözle bakar ancak, bu durumun bir gün sona ereceği gerçeği ile her an yüz yüze geleceği düşüncesini de göz ardı etmez. XIX. yüzyıla kadar bir yanılsamadan ibaret olan sanat kurumu içindeki varlığını belli dönemlerde sürdüren bu tür, birçok sanatçı tarafından ele alınmıştır. Bu sanatçılar arasında: Willem Kalf, dramatik ışığın plastik sanatlardaki temsilcisi Caravaggio, modernizmin babası ünvanı ile anılan ve nesnenin alışılan temsili görme biçimini baştan aşağı değiştiren Cezanne, yaptığı eserlerle dışavurumcu sanat akımının başlangıcını işaret eden Van Gogh ve daha birçok sanatçı, bu türün varlığının devam etmesinde etkili olmuştur.

Gelelim Batı sanatında başlayıp, zamanla modernizmle birlikte yalnızca kendini temsil eden bir tür olan natürmort resmin Türk resim sanatındaki varlığı ve amacına… Bilindiği gibi Batılılaşma evresindeki Türk resmi devlet bursu ile yurt dışına gönderilen Asker kökenli (Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyid) ressamların ülkeye dönmesi sonucu başlamış olup, pentürün (doku) sanatımıza girişi XIX. yüzyıla dayanmaktadır. Belirtilen tarihin öncesine bakıldığında, Türk resim sanatında temsil kavramının yazmacılığa (kitap resimlemeye) dayandığı görülür. Türk resim sanatına Batılı anlamda bir bakış açısı gelmeden önce, tezhip ve minyatüre dayanan bir anlayış hakimdi. Minyatürde perspektife dayalı bir mekan anlayışı bulunmamakta, dolayısıyla Türk resim sanatında figürün yasaklanması sebebiyle XIX. yüzyılda ortaya çıkan natürmort resim türü, mekan ve gerçeklik algısının yavaş yavaş resim sanatında görülmeye başlamasından dolayı önemli bir konuma sahiptir. Batılılaşma evresindeki ressamların yurt dışında aldıkları kısa süreli eğitim onların bakış açılarını değiştirerek, Türk sanatının ufkunu genişletmiş ve akademik kökenli bir bakış açısının oluşmasında etkili olmuştur. Bu açıklamaların ardından geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz ünlü sanat eleştirmeni John Berger’e kulak vermek gerekir. Berger, natürmort resim türünde verdiği eserlerle bilinen Asker kökenli ressamlarımızdan biri olan Şeker Ahmet Paşa’nın, Paris’te kaldığı yıllarda Courbet’ın sanatı ile Barbizon ekolünden etkilendiğini, bu nedenle de Türkiye’ye döndükten sonra Türk sanatına Avrupa’lı bir bakış açısı getiren önemli iki ressamdan biri olduğunu ifade etmiştir. (1)

XIX. yüzyıl Avrupa’sında ortaya çıkan Barbizon Ekolü sanatçıları doğayı gerçekçi bir bakış açısı ile görmüş ve Türk resim sanatında yurt dışında almış olduğu eğitim sayesinde bu ekolle tanışıp, bu türdeki çalışmaları ile tanınan Şeker Ahmet Paşa doğayı yücelten romantik manzara resimleri yapmıştır. (2) Sanatçı natürmort resim türündeki çalışmalarında doğal, ayrıntılı bir bakış açısı ile boya dokusundaki rahatlığı sayesinde Türk resim sanatında minyatür geleneğinden sonra çağdaşlaşma yolundaki ilk adımları atmıştır. Ardından gelen Çallı Kuşağı ya da diğer adı ile Türk İzlenimcileri Batı sanat anlayışına dayalı oluşumun başlangıcıdır. Devlet bursu ile yurt dışına gönderilerek, akademik bakış açısı ile yetişen sanatçı, çalışmalarında doğanın kendisine sunduklarına bağlı kalarak, nesneleri sahip oldukları özellikleri ile oldukça dikkatli bir gözlem gücüyle resmetmiştir. Sanatçı, dramatik ışık-gölge oyunları ile oluşturduğu atmosferde yer alan obje/nesne/varlıkları fotoğrafik bir gerçeklikte resmetmek yerine onlara, teknik ve duyarlığına özgü gerçekçi ama bir o kadar da masalsı olan bakış açısını katarak, özgün yapıtlar ortaya çıkmıştır. (Görsel 2)

Şeker Ahmet Paşa, Paris’te çeşitli atölyelerde eğitim almış olmasına rağmen,

kendi düzenlemesi ile oluşturduğu natürmort resimlerinde doğayı olduğu gibi aktarıp ayrıntıları gözler önüne sermek yerine, çalışmalarını gerçekliğe bir ölçüde bağlı kalıp bu duruma yorum katarak yeni bir sanat dili ortaya çıkarmıştır (tarihnotları).

Sanatçı, çalışmalarında farklı açılardan gelen ışık kaynaklarını dikkate alarak, kapalı form anlayışına uygun olan eserler meydana getirmiştir. Ş. A. Paşa’nın, natürmort resim türünde oluşturduğu eserlerinde kullandığı canlı ve doğal olan renkler ile kimi zaman gerçekliğe uzak deforme edilen çalışmalarında bile kendine özgü bir üslup oluşturduğu görülmektedir. Sanatçının 1902 yılında yaptığı natürmort eserinde yer alan “Narlar ve Ayvalar” alınan eğitime uygun olarak oldukça gerçekçi bir anlayışla resmedilmiştir (Görsel 3). Düzenlemede yer alan meyveler ve yapraklarında bulunan fırça darbeleri ile resmin genel yapısına bakıldığında, sanatçının resmin tüm atmosferinde yurt dışında aldığı eğitimin etkileri görülür. Bunun yanı sıra İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde bulunan ve sanatçının geçmiş yıllarda yaptığı çalışmalara kıyasla, primitif bir anlayışla yapılmış olan çalışma sanatçının özgün tavrını ortaya koymaktadır. Resmin arka planı ve ön planda yer alan meyveler önceki eserlere göre primitif bir anlayışla resmedilmiş olup, renk kullanımında aslına sadık kalınmıştır (Görsel 2). Bunların dışında resme hakim olan öğenin dilimlenmiş kavunlar olduğu çalışma formalist ve renk bakımından gerçekçi ancak, boyama biçimi açısından fırça vuruşlarındaki empresyonist etki sayesinde özgün bir boyuta ulaşma çabasında olduğunu göstermektedir. Ş. A. Paşa gibi aynı dönemde benzer yapıtlar meydana getiren bir diğer Asker Ressam Süleyman Seyyid Bey’in boya sürme tarzı, onun özellikle portakalları konu edindiği resimlerinde, alev alev yanan meyvelerin tuvalden fırlayarak gerçeklik duygusu kazandığı izlenimi vermektedir. (3) Bilindiği gibi Asker Ressamlar kendilerinden önce yer alan sanatçılara göre nitelikleri birbirinden farklı, ancak anonimliği kırarak, sanatçısının isimleriyle anılan kişisel eserler meydana getirmişlerdir. (4)

Sonuç olarak, Batı sanatında resmin içinde yer alarak figür ya da mekana eşlik eden tamamlayıcı bir öğe olan natürmort (ölü doğa) resim türünün amacı, izleyene (alımlayıcıya) hayatın gelip geçici olduğunu hatırlatmaktır. Tür, zamanla değişim içinde olan sanat kurumundaki varlığını yalnızca kendini temsil eden bir yapıya dönüşerek, sanat sanat içindir ilkesi doğrultusunda sürdüren bir duruma gelmiştir. Ancak bu türün Türk resim sanatındaki amacı ve varlığı, geçmişi minyatür sanatına dayalı olan dolayısıyla perspektif de dahil olmak üzere belli sanatsal ilke ve öğretilerin arka planda kalmasından dolayı, Batı sanatı ile paralel doğrultuda ilerlememiştir. Türk resim sanatına devlet bursu ile gönderilen Asker kökenli sanatçılar aracılığıyla giren tür, başlangıçta akademik öğretilere bağlı kalmış ancak, zamanla sanatçının sanatsal çabası sonucu bir arayışa dönüşerek, kimi zaman primitif bir yaklaşımla ele alınarak özgün bir yoruma ulaşmıştır.

KAYNAKÇA:

  • t24.com.tr, John Berger yazmıştı: Şeker Ahmet Paşa’nın Bir Resmi Üstüne…

(tarih: 06.01.2017)

 

  • tarihnotları.com
  • Kayaalp, Ali. (9 Eylül 2016). Milliyet Sanat. s. 18.
  • Kayaalp, Ali. (10 Ocak 2017). Milliyet Sanat. s. 12.
  • Fotograflar Şeker Ahmet Paşa’ya aittir.

NOT: Yukarıdaki öykü SalakFilozof 2 Aylık Kültür Sanat Dergisi adına yapılmıştır ve derginin Yıl: 1 Sayı 2’de yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir