26 C
Bursa
Çarşamba, Temmuz 28, 2021

Türk Manzara Resim Türüne Kısa Bir Bakış (Nilüfer Usta)

Türk Resim sanatında ki diğer türlerin gelişiminde olduğu gibi,  manzara resim türünün gelişimi de Batı’ya dayanmaktadır. Türün üslup açısından sanatımızdaki gelişimi Batı ile paralel bir doğrultuda değil, Avrupa’ya devlet bursu ile gidip dönen sanatçıların bireysel çabaları sayesinde oluşmuştur.

Manzara resminin Batı’daki gelişimi ilk olarak XVI. Yüzyılda Venedikli ressam Giorgione’nin “Fırtına” adlı yağlı boya resim çalışması ile başlamış, sanatçı, eserinde manzara öğesini resmin arka planında kullanarak, türün ilerleyen yıllarda özerk bir hale gelmesi için ilk adımı atmıştır. Değerli okuyucularımızın da resme baktıklarında fark edecekleri gibi, belirtilen durum sonucunda resim dramatik ve esrarlı bir atmosfere kavuşmuştur. Manzara resim türü bir neo-klasik/barok klasisizm (süslemeci ve abartılı bir sanat anlayışını savunan barok ve rokoko sanat anlayışlarına karşı gelişmiştir) sanatçı olan dolayısıyla, sanatında sadeliği ve sessiz ihtişamı savunan Nicolas Poussin’ın resimlerinde zamanla hakim bir tema haline gelmiştir. Kısacası Rönesans Resim sanatı boyunca bir arka fon öğesi olmaktan kurtulamayan manzara resim türü, XVII. Yüzyılda barok resim sanatı ile birlikte tek başına bir öğe (tür) olarak gelişmeye başlamıştır. Poussin’ın yanı sıra XVII. Yüzyılda türün gelişimine katkı sağlayan İngiliz sanatçı Claude Lorrain manzarayı ön planda tutarak figürleri, resmi tamamlayıcı bir öğe olarak kullanmıştır. Sanatçı, resimlerinde doğayla kültürü birleştirerek bir hayal alemi meydana getirmiştir (Krausse, 37). Her dönem olduğu gibi belli bir alıcı kitlesine hitap eden sanatçının manzara resim türünde verdiği eserler ile amaçladığı durum: çevresinde var olan tabiata ait görünümleri en güzel ve gerçekçi bir temsil ile sunmaktır.

Gelelim “ressamın görevi havayı, suyu, taşı, ağacı olduğu gibi resmetmek değildir” diyen Caspar David Friedrich’in manzaralarına… (Krausse, 58). Bir romantik sanatçı olan David için önemli olan tuvale nesne ile birlikte aktardığı duyguydu. Sanatçının manzara resimlerine bakıldığında, genellikle arkası izleyene dönük bir kadın ve erkek figürünü uzaklarda ufukta bir noktaya odaklanmış halde görürüz. Fransız ihtilalinin ardından ortaya çıkan sosyolojik arka plan sanatçılarda uzaklara özlem duygusunu oluşturmuş, dinsel temaların gerçekliğini yitirmesi sonucu, içinde yaşadığı toplumdaki değişimlerle varoluşa yönelen sanatçı için tek bir konu kalmış o da, bir tepeye çıkıp uçsuz bucaksız manzarayı izleyen insanları resmetmek…

Fotoğrafın icadı sonucunda sanattaki temsil kavramı değişmiş ve sanat sanat içindir anlayışı ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu durumun sanattaki en önemli yansıması izlenimci sanat anlayışında en somut hali ile görülmektedir. İzlenimcilik ile birlikte uzun yıllar sanat tarihinde varlığını sürdüren tarihsel resim anlayışı son bularak manzara, natürmort ve portre resim türünde çalışmalar yapılmıştır.

Bilindiği gibi, Batılı anlamda Türk Resim sanatının gelişimi XIX. Yüzyılda Avrupa’ya devlet bursu ile giden Asker Ressamlar tarafından başlamış ve ilk olarak manzara resim türünde örnekler verilmiştir. Tür, 30’lu yıllarda gelişip, olgunlaşmaya başlamıştır. Bu bilgiler ışığında Türk Resim sanatında Batılı anlamda ilk gelişmelerin yaşandığı başlıca tür olan manzara resim geleneğine gelin hep birlikte bakalım. Manzara resmi, XVII. Yüzyılda Türk minyatür sanatında başlamış olup, XVIII. Yüzyılda türün cilt kapaklarına yansıması sonucunda gelişme göstermiştir. Bu durum ilerleyen zamanlarda tuval resmine kadar uzanır.  Tıpkı Batı sanatında olduğu gibi, ülkemizdeki gelişimi de sanatçının içinde var olduğu toplumun yaşam biçiminin bir görünümü ve onun, doğa ile olan ilişkisinin temeli üzerine kurulmuştur. Batıda manzara resminin gelişim gösterdiği tarihler Türk resminde bu türe olan ilginin artmaya başladığı döneme denk gelmektedir. Türk Resim sanatında ilk Batı etkileşiminin neden manzara resim türüyle başladığı bir tartışma konusudur. Bu konu hakkında ortaya birçok görüş atılmıştır. XIX. Yüzyılda batılılaşma döneminde figür çizimine dayalı yasaklama, muhtemelen dönem içindeki sanatçıları etkilemiş ve dolayısıyla, resim sanatında figüre dayalı bir ilerleme olmamıştır. Bu durumda “Batı kültür ve sanatını benimsemekle birlikte, İslam düşünce ve ahlak sistemine dayalı duyarlık ve zihniyetleri, onları insansız manzara resimlerini, gerçek görünümleriyle işlemeye yöneltmiştir” ifadesinden de anlaşılacağı gibi, sanatçı yapıtlarına içinde yaşadığı çağın fikir ve öğretileri doğrultusunda bir anlayışla yönelmektedir (Gültekin, 11).

 

 

Bu durum sosyolojik bir açıdan da ele alınabilir. Muhafazakar bir aile yapısına sahip olan XIX. Yüzyıl Türk toplumu içinde yetişen ve askeri okullarda eğitim alan genç sanatçılar, muhtemelen öte dünyanın bir yansıması olan doğaya olan hayranlıklarını onu, idealize (mükemmel) bir şekilde resmederek yansıtmaya çalışmışlardır.

Yazının başında da ifade edildiği gibi Türk Resim sanatındaki türler Batı sanatı ile paralel bir doğrultuda gelişme göstermemiştir. Bu durumun en somut ifadesi Avrupa’ya devlet bursu ile gönderilen Asker kökenli genç sanatçıların, o dönemde hakim sanat anlayışı olan izlenimci ve romantik akımların aksine, fotoğrafik bir anlayışı benimsemiş olmaları ve bu doğrultuda yapıtlar vermeleridir. Bu anlayış doğrultusunda önemli eserleri Şeker Ahmet Paşa ve Türk İzlenimci Kuşağı olarak nitelendirilen 1914 Dönemi Ressamları vermişlerdir. Türk Resim sanatında bilinen en erken tarihli manzara resim türündeki örnek Abdullah Buhari’nin figürsüz manzara kompozisyonlarıdır. Yukarıda ifade edilen sanatçılara Süleyman Seyyit, Ferik Tevfik Paşa, Ferik İbrahim Paşa, Osman Nuri de yapıtları ile eşlik etmiştir.

 

 

Ülkemize 1840’lı yıllarda girmiş olup, bu tarihten sonra yapılan manzara resim türündeki çalışmalar “Yıldız Sarayı ve Çevresi” (Yukarıdaki Görsel) adlı yapıtlarda da görüldüğü gibi, doğa karşısındaki gözlemlerle değil, fotoğraflara bakılarak yapılmıştır.

Bu türdeki resimler primitif olarak adlandırılmaktadır. Türk Asker Ressamlar (Türk Primifleri) XVIII. ve XIX. Yüzyılda hakim bir tema olarak varlığını sürdüren manzara resim türü, Şeker Ahmet Paşa döneminde boyama tarzı ve renk kullanımı açısından plastik anlamda daha olgun bir hale gelmiştir. Sanatçı, Batı sanat geleneğini önemseyip, geçmiş sanat dönemlerindeki örneklere kıyasla mekan derinliği, ışık kullanımı ve şiirsel ifade tarzı ile özgün bir sanatsal ifade anlayışına ulaşmış olduğundan dolayı, Çağdaş Türk Resim sanatının temel taşlarından biri olarak kabul edilmektedir (Alttaki Görsel).

 

 

Asker kökenli bir başka ressam olan Halil Paşa Paris’ te aldığı eğitimin ardından yurda dönerek, teknik ve pentür anlamında olgun eserler ortaya çıkarmıştır. Sanatçının İstanbul manzaralarına bakıldığında, izlenimci resim anlayışının izleri görülmektedir (Alttaki Görsel).

 

 

Sonuç olarak, minyatür geleneğine dayanan manzara resim türümüz Batı sanatı ile paralel bir doğrultuda değil aksine, sanatçıların Batı’dan aldığı verileri kendi doğalarına uygun bir hale getirerek uygulamaları sonucunda, ortaya Batı sanat esintileri taşıyan özgün yapıtlar çıkmıştır.

KAYNAKÇA:

Gültekin, Gönül, Batı Anlayışına Dönük Türk Resim Sanatı, Ziraat Bankası Yayınları, Ankara, 1992.

Krausse, Anna-Carola, Rönesanstan Günümüze Resim Sanatının Öyküsü, Literatür, 2005.

HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz