Kapat

Türk Destanlarının İslamiyetle Olan Benzerlik ve Farkları (Prof. Dr. Gıyasettin Aytaş)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Türk Destanlarının İslamiyetle Olan Benzerlik ve Farkları (Prof. Dr. Gıyasettin Aytaş)

Destan; milletlerin bilinmeyen tarihlerinde başlarından geçmiş, sel, göç, afat ve savaşlar gi­bi olağanüstü hâdisele­rin; gene olağanüstü ha­diselerin; gene olağanüs­tü bir dille ve manzum şekilde anlatılmasıdır.

Her milletin ken­dine has bir mitolojisi­nin olması pek tabiidir. Bu yüzden ilk destanlar yaradılış ve yaradılış felsefesine uygun olarak tanzim edilenlerdir. Tür­lerin yaradılış destanı, tek Tanrı inanışı ile da­ha sonra kabul edeceğimiz İslâmiyet’e zemin teşkil edebilecek bir şekil arz eder. Tabii bir i­nanış felsefesi ile söyle­nen bu destan İslâm dini ile benzeşen yönleri ile dikkati çeker.

Yaradılış destanında Tanrı Kayra Han uçsuz bucaksız suyun se­malarında uçarken canı sıkılır ve bu suyun dalgaları arasında beliren bir kadın “Yarat” demesiyle evreni yaratır.

Burada hemen şu noktalar göze çarpıyor: Demek ki, Tanrı’nın varlığı ile bir de mekânı söz konusu. Halbuki dinimizde Allah için bu değerler geçersizdir. Yani O’nun için mekan ve şekil yoktur. İkinci bir husus da, Tanrı’nın canı sıkılacak kadar ilahi bir kudretten yoksun oluşu ve başkalarından emir alacak kadar iradesiz olduğudur. Yaradılış destanındaki bu özellik, İslam dini ile tezatlık teşkil etmektedir.

Yaratılış destanında, Tanrı kendine ben­zer (kişi) ile birlikte iki siyah kaz gibi uçar. Ancak kişi kendinden faz­la yüksekte uçmaya kal­kınca, Tanrı bu duruma kızar ve onu suların de­rinliklerine gömer.

Halbuki Cenab-ı Al­lah, bizleri yaratırken kendisinde bulunan -za­ti ve subuti sıfatlar ha­riç- özellikleri ile, des­tanda olduğu gibi yarat­mıştır. Şu gerçektir ki, biz onun varlığını her zaman hissederiz, ancak onu göremeyiz. Yaradılış destanında ise, Tanrı yarattığı kişi kendisin­den yüksekte uçmaya kalkınca, bu iradeyi ken­disinden yüksekte uçma­ya kalkınca; bu iradeyi kendisi vermesine rağ­men. ona kızıp cezalan­dırması da dikkat çeki­cidir. Bizim inancımıza göre Allah’a değil eş koşmak onunla aramızda bir bağıntı kurmak bile [benzerlik] küfre delâlet eder.

İslam inancına göre Allah prensiplerini önceden koymuş ve kul­larından bunlara uymasını istemiştir. Yaradılış destanında ise böyle bir durum söz konusu değildir.

Yaradılış destanın­da kainatın yaratılması bir anda olmamıştır, A­şamalı ve mecburiyet da­hilinde yapılmıştır. Hal­buki Allah kainatı altı gün içerisinde ve bütün unsurları ile birlikte ya­ratmıştır. Bu gün de ol­duğu gibi iyiler ve kötü­ler destanda da mevcut­tur. Bunlar iyilik derecesine göre gök alemine yani cennete, kötüler i­se, kötülük derecelerine göre yer altına karan­lıklar alemine gönderi­lir. Bu ifade ile cennet ve cehennem kavramı belirtilmiş olur ki, İs­1âm inancı ile olan ben­zerlik kendini gösterir, Fakat cennet ve cehen­nemin İslâm inancına göre, yerin altında mı üstünde mi olduğu kesin değildir.

İnsan soyunun do­kuz dallı ağaçtan ve dokuz insandan meydana geldiğinden destanda söz edilir. Halbuki inanışımızda babamız Adem, annemiz de Havva’dır. Bu durum İslamiyet’le çelişmektedir

Destanda yaratılan insanların kötülükler­den ve şeytan şerrinden korunmak için bir melek görevlendirilir. İslam’da ise, hakkı çağırmak için içimizden biri, yani bir peygamber görevlendiri­lir. Gene destanda Tan­rı’nın gök katlarının on yedinci katında olduğu açıklanıyor. İslam inancında ise sema yedi ve dokuz kattan ibarettir. Ayrıca Allah’ın bunların herhangi bir katında o­turduğuna dair bir bil­gimiz de mevcut değildir. Destanda Tanrının sonradan dönüp günah­kârları cezalandıracağı söyleniyor. İslâm inancında ise bütün insan­lar kıyamet gününden sonra Allah’ın huzuruna çıkarak günahlarına göre ceza, sevaplarına göre ise mükâfat göreceklerdir.

Türk destanları içerisinde Alp Er Tunga, destanında inanç ve i­nanca dayalı değerleri olmadığı gözlenir. Şu destânında ise, hüküm­darın maddi zevke düşkün bir kimse olduğu, bunun yanında zeki ve akıllı birisi şeklinde or­taya çıktığı gözlenir. Kaz, ördek vb. kuşların Şaman dinine göre uğurlu sayılmaları belki bu­na bir sebep teşkil ede­bilir. Burada, büyük sö­zünün dinlenmesi ve saygı gösterilmesi ayrı bir davranış şekli ve görünüşü altında ortaya çıkan maddi bir zevktir. Bu gibi şeylerin, büyüğe saygı dışında, imanlı Müslüman’ın veya inanmış bir hükümdarın uğ­raşacağı şeyler değildir. Dinimize göre maddi zevkler duygularımızın körelmesini sağlar. Bu da imanî zaafiyete yol açabilir.

Oğuz Kağan destanı içindeki tasvirler her ne kadar mübalağalı o­larak verilmiş olsa bile akla yakınlığı ile dikkat çeker. Bunların içerisinde kabul edilebilir ve edilmez motifler yoruma açıktır. Mesela ışık ortasından bir kadının ve kurdun çıkması tamamen hayal mahsulüdür. Bunun yanında gelişme gösteren olayların seyri abartma olsa bile normal bir şekil ar­z eder. Destan gerçekle bâğdaşan bir inanış fel­sefesi ortaya koymakta­dır. Ancak bunun dinle direkt bir bağıntısını kurmak akla uygun düşmemektedir. Bütün bunlara rağmen destan da yer yer Şamanizm’in tesirlerini bulmak müm­kündür.

İslâm inancına gö­re insanoğlu ancak kendi cinsi olan insandan türer. Göktürk desta­nında ise insanın bir kurttan dünyaya geldiği ifade edilmiştir. Bu Şaman dininin tesiriyle or­taya çıkmış bir vehimdir. Halbuki Allah vardır ve ondan başka bir tanrı yoktur. Destanda ise birkaç tanrıdan söz edilmektedir. Bu tanrıların ayrı ayrı anlayış ve dünya görüşleri vardır.

Cengiznâme Türk destanları içerisinde ta­rihe en yakın olanıdır. Destanın özelliklerinden bir diğeri ise, Türk des­tanları ile bazı istisna­lar dışında hemen he­men ortak özellikler göstermesidir, Şaman dininden kalma inanç tesirleri burada da kendini gösterir. Işığın yeri ve önemi apaçık bir şekilde kendini gösterir. Gene bir kadının, bir kurttan hamile kalması öbür Türk destanların­da olduğu gibi kurdun totem yönünü ortaya ko­yar. Burada da açıkça görüldüğü gibi destan­daki inanç felsefesinin İslâmiyet’le uzaktan ya­kından bir ilgisi yoktur. Ergenekon destanı Türklerin savaşlarından ve sosyal hayatlarından geniş bir şekilde bahse­der. Göze çarpan en ö­nemli husus, Türklerin zordan kurtulunca Tan­rıya şükretmesi bugün de İslâmiyet’le ortak yönlerinden birisidir. Bundan başka İslam inan­cına göre aklın ve man­tığın yenemeyeceği hiçbir engelin olamayacağı destanda da kendini gös­terir. Buna en büyük ör­nek ise demir dağın e­ritilerek bir geçit açıl­masıdır.

Türeyiş destanı di­ğerlerinde olduğu gibi Türk soyunun bir kurtla izdivacı sonucu insanlı­ğın dünyaya yayıldığı şeklindedir. Bu izdivacın Şaman dininin tesiriyle ortaya çıktığı söylenebi­lir. Göç destanında da mukaddes ışığın önemi, ağaca inen bir ışığın o­nun gövdesini şişirerek oradan çocukların dün­yaya gelmesini sağlama­sı şeklinde görülür. Bu motif daha değişik bir şekilde yaradılış desta­nında da kendini göstermiştir. Bu inancın oradan kaynaklandığı düşünüle­bilir. İslâm inancında so­yumuz ne kurt, ne ağaç, ne de ışığa dayandırılabilir.

Diğer milletler içe­risinde en az din değiş­tiren kavimlerden biri de Türklerdir. Buna rağ­men tarihte Türklerin girip çıkmadığı din yok gibidir, Bunlardan birisi de Maniheizm’dir, Bu din Türkleri pasifleştirmiş, sosyal ve günlük hayat­tan ayrı koymuştur. Saltuk Buğra Han destanında Türklerin İslâmiyet’le müşerref olmalarının ni­şaneleri görülür. Hz. Muhammed (sav.) Hazretlerinin gördüğü söy­lenen ve Türklerin İslâ­miyet’ten sonra sembolleştirdiği Saltuk Buğra Han bu destanla abîde­leştirilir. Destanda İslâ­mî motifler bütün unsur­ları ile birlikte tam ve yerinde kullanılır. Anla­tım ve üslup bakımından önceki destanlarla herhangi bir benzerlik gör­ülmez. Manas destanın­a her ne kadar İslâmi­yet’i kabul etmiş olsak bile, geçmişten gelen bazı alışkanlıkları terk etmediğimiz görülür.

Türk destanlarında ortak özellikler:

1-Hemen hemen hepsinde kutsal ışık vardır.

2-Tanrı, kurt (totem) vardır.

3-Kutsal ağaç var­dır.

4-Abartma ve ola­ğanüstülükler görülür.

5-İslâm inancından önce yazılan destanlarda Şaman dininin açık tesir­leri görülür.

Türk destanları tarihî gelişimleri ile bir bütünlük arz eder. Bazı nüansların dışında yakın­lık söz konusudur. Türk­lerin önceki inançlarının daha sonra kabul edilecek İslâm’a bir zemin teşkil ettiği gözlenir.

Hak dinin tesiri ile yazılan destanlar diğer­lerinden daha farklı ve değişik bir yapı arz eder. Bu da İslâm’ın Türk toplumu üzerinde göstermiş olduğu tesiri apaçık ortaya koymakta­dır.

Kültür Edebiyat, Ekim- Kasım 1990

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir