Kapat

Tarihsel Bir Kara Komedi: ‘Sessizlik’ (Ege Küçükkiper)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Tarihsel Bir Kara Komedi: ‘Sessizlik’ (Ege Küçükkiper)

 

Moira Buffini’nin 1999 yılında 3 perde şeklinde yazdığı, Mehmet Birkiye’nin yönettiği Sessizlik, karanlık orta çağ İngiltere’sinde, ağabeyi tarafından sürgüne yollanan Prenses Ymma’nın, İngiltere Kralı Ethelred tarafından, Cumbria Lordu (!) Silence ile zorla evlendirilmesini ve akabinde gelişen olayları, kara komedi türünde aktarıyor. Ünlem işaretini (!) neden koyduğumu söylemeyeceğim. Oyunun büyüsü bozulsun istemem. Önemli bir ana tema etrafında, çeşitli konulara değinilmiş. Metin, “kadın” ve “kadınlık” kavramlarının durumu, nerede durdukları, erkekler ve özellikle kilise için nasıl bir anlam ifade ettikleri, erkek egemen bir toplumda kadın olmanın zorluğu, cinsel istismar, kadının yalnız cinsel bir obje olarak varlığı ve gelecekte bu kavramların nerelerde olabileceklerine dair pek çok şey söylüyor. Bunların yanı sıra, “din” kavramının üzerinde de fazlasıyla durulmuş. (Hristiyanlık ve Paganlık) Yozlaştırılan kilise ve bu kilisenin gücü her şeyin üzerinde tutulmuş diyecekken, “dostluk” temasının belirginleşmesiyle, asıl gücün kimde ve nerede olacağı sorusunun cevabı kafamda şekillenmiş oldu. Ayrıca İslam dininden de ortak yanlar var. (Kurban kesmek gibi)
Kara komedi türünün başat özelliği en çok “iktidar” temasında kendini belli ediyor. Kral’ın, korkak, çaresiz, güçsüz durumunun bir anda tam tersine bürünmesi, bir devleti yönetmekten aciz olanın, eline kılıcını alıp, düşmanı kana boğması (aslında kendi kanında boğuldu!), sessizliğini bozup, irade sahibi oluşuyla durum özetlenmiş. Benzer şeyleri Papaz için de söyleyebilirim. “Şiddet” teması bütün oyun boyunca karşımıza çıkıyor. Diğer temaların eşliğinde, şiddet nasıl olmasın ki? Uygulanan şiddetin çeşitli nedenleri var tabii. En basitinden (!) “tecavüz” diyebiliriz. “Düşünce gücü” (telepatik) teması ise şiddete en yakın kişi üzerinden verilmiş. Bütün bu anlatılanlar aslında karanlık orta çağ Avrupa’sında değil, günümüzde olan şeyler. Ne yazık ki… Bu nedenle her devrin oyunu olma özelliğini taşıyor Sessizlik. Keşke tam tersini söyleyebilseydim. Aslında, Kral’ın pasif durumu, Ymma’nın, Silence ile evlendirilmesi, Silence’ın değişen durumunun söylenememesi,  Papaz’ın kilise karşısındaki tutumu ve Eadric’in şiddeti benimsemesinin ardında yatan gerçek “sessizlik”ten, karakterlerin daha sonra iyiye yönelik değişiklik gösteren tutumları ise sessizliğin bozulmasından kaynaklı bir örgü.
Öte yandan “rüya” gibi ruhani bir sentezin varlığı, oyunu mistik bir alana çevirmiş. Başta söylediğim gibi oyunda birden fazla tema var fakat bu temalar birbirleriyle anlamlı bir bütün oluşturamıyor. Vermek istediği mesajı vermekte zayıf kalmış bir metin olduğunu düşünüyorum. Fazlasıyla bölük – pörçük ve komedinin altına sığınmış bir oyun. Bu yön geri planda kalsaydı belki söylenmek istenen daha net bir şekilde anlaşılabilirdi. Salon kahkahadan yıkılırken, esas gösterilmek istenen şey çoktan kaçmıştı. İçerikten ziyade biçim önemli bir yer tutmuş. Genel olarak bakıldığında “izlenesi”, ama ayakları çokta yere basmayan ve gelişimini tamamlayamamış bir oyun. “Cinsellik” temasının büyük bir bölümünü kapladığı oyunun, bazı kesimler tarafından “müstehcen” bulunacağı korkusundayım. Umuyorum bu güzel oyun, böylesine bir sebepten dolayı repertuardan kalkmaz. (Günümüzde işler böyle yürüyor malum!) Sırf bunun için bile sessizliğimizi bozmaya değmez mi?
REJİ
Mehmet Birkiye rejisini, daha önce Kenter Tiyatrosunda rejisörlüğünü üstlendiği, oldukça başarılı yapımlarından biliyorum. Bu oyunda da bir o kadar başarı sağlanmış durumda. Sahnelerin hızlıca değişimi, dekor farklılığını sağlamakla birlikte, oyuna dinamizm katarak, seyircinin ilgisini yoksunlaştırmamış. Ayrıca, dekorların, “koro” da görev alan oyuncular tarafından değiştirilmesi, sahne görevlisi kişilerin gereksiz bekletmelerine taviz vermemiş. Sonlara doğru olan sahne değişiklikleri ise beni biraz rahatsız etti. İntihar sahnesinde yukarıdan atılan yastık, din farklılığının getirdiği  komik ve saçma durumun haç taşınarak, Hz. İsa’nın bir oyuncu tarafından hareketlilikle canlandırılması, romantik sahnelerde kemancının gelişi ve sopaların ucuna takılı kuşların uçurulması, kan ve suyun, tasların içerisinden elle savrulması ve yağmurun sahne yukarısından şişe ile karın ise kağıtlarla ufalanarak yağdırılması mizahı güçlendirmekle birlikte eleştiriyi de sağlamlaştırmış. Biraz evvel bahsettiğim tabloları gerçekleştirenler yine korodaki arkadaşlarımız.  Koronun hiç konuşmuyor oluşu ise sessizlik temasına uyum sağlamış. Oyuncular aynı zamanda anlatıcı olarak da kullanılmış. Mehmet Birkiye, çok amaçlı oyuncu tutumuyla bu işin üstesinden gelmeyi başarmış. Birinci ve İkinci perdede karşıma çıkan tahminimce Latince olan bir yazı var. Anlamını çözemedim fakat “Sessizlik”, “Korku” ve “Vücut” kelimelerinden oluşan bir anlatım söz konusu.
DEKOR – KOSTÜM – IŞIK – MÜZİK
Dekor tasarımı Efter Tunç’a ait. Tekerlekli ve kolay taşınır oluşu oyuna artı sağlamış. Orta çağ atmosferini yeterince verebilmiş. Oyun boyunca koca bendlerin ne işe yaradığını düşünürken, reji bölümünde bahsettiğim olaylar için yaratıldığını gördüm. Sadece tek bir noktası ve ön kısmı kullanılıyor. Sırf bunun için bu kadar büyük bir şeye ihtiyaç var mıydı? Sahnenin yan kısımlarında gördüğüm, bavul, saman vb. gibi metalar da bendler ile aynı kaderi paylaşıyor. Kostüm tasarımı oldukça iyi. Yine dönemin isteklerine uyum sağlar nitelikte. Şirin Dağtekin alkışı hak etmiş. Işık tasarımı oyunun en ilginç noktası. Işıklar sahnede belirgin ve kimi zaman önüne konulan camlar ile renk değişikliği sağlanırken, kimi zaman da vitray yardımıyla olayı kotarmakta. “Karanlık” orta çağ deyimine fazlasıyla katkı sağlayan bir tasarım. Önder Arık’a teşekkürler. Çağrı Beklen’in müzikleri son derece etkileyici. Oyuna daha fazla girmemi ve etkilenmemi sağladı.
OYUNCULUKLAR
Nimet İyigün, Agnes’i, Münir Can Cindoruk, Kral’ı, Süleyman Atanısev Roger’ı başarıyla canlandırmış. Oyuna sağladıkları katkı tartışılmaz. Her biri karakteriyle özdeşleşmiş durumda. Özellikle Münir Can Cindoruk, karakterindeki değişimi gösterebilmiş. Savaş Özdemir, Eadric rolünde gerçekten çok iyi. Karakterinden nefret etmemi sağladığı için teşekkürler. Ses tonu ise tam da rolüne uygun. Oya Okar, (Ymma) bazen güçlü bazen çaresiz görünümü, rahat tavrı ve oldukça iyi performansıyla göz doldurdu. Ve Funda Eryiğit (Silence), 14 yaşındaki bir erkek çocuğunu, gerek beden dili, gerek ses tonu, gerek oyunculuğuyla, oyunun odak noktasıydı. Kendisini, Afife Tiyatro Ödülleri ve Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri kapsamında “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne aday gösterildiği için kutluyor ve ödülü olmasını can-ı yürekten diliyorum. Şunu söylemden edemeyeceğim, oyun, benim gözümde metin ile değil oyunculukla alkışı ve takdiri toplamıştır. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum…
Not: SESSİZLİK, Afife Tiyatro Ödüllerinde, “En iyi Yapım”, Mehmet Birkiye, “En İyi Rejisör”, Süleyman Atanısev, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu”, ayrıca Sadri Alışık Ödüllerinde Funda Eryiğit “En İyi Kadın Oyuncu” ve Süleyman Atanısev “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” dalında ödüllere layık görülmüştür.
Oyun 2 saat 40 dakika / 2 perdedir.  16 yaş ve üzeri seyirciler içindir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir