Tekdüze Yaşamın Metafizik Şiddeti: Torino Atı (Prof. Dr. Hüseyin Köse, Yrd. Doç. Dr. Ömer Alanka)

Popüler Müzik, Günlük İdeolojisi ve Benlik İnşası: Sezen Aksu Şarkıları Üzerinden Bir İnceleme (Doç. Dr. Oya Paker)

Ağrı Dağı Efsanesi Romanında Mitik ve İdeolojik Yapı (Dr. Mahfuz Zariç)

Akın Yıldırım

Selçuklu ve Osmanlılarda Müzikle Tedavi Yapılan Hastaneler (Dr. Sezer Erer – Elif Atıcı)

Müzik 30 Ekim 2017

“Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir…”
Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Tarih boyunca duygu ve düşüncelerin anlatım biçimi olan müzik; büyüsel, dinsel, askeri ve eğlence amaçlı olduğu kadar tedavi amacıyla da kullanıldı1 . Farklı ritimler ve etkileyici sözler eşliğinde hastanın şifaya kavuşturulması, müzikle tedavinin temelini oluşturdu. Eski medeniyetler müziği duyguları harekete geçirmede, kişiyi heyecanlandırmada ya da sakinleştirmede kullanarak müzikten eğitim, telkin ve tedavi amaçlı yararlandılar2
Tarihin bilinen ilk hekim modeli oldukları düşünülen Şamanların ritim, müzik ve dansın etkisiyle insanları adeta hipnotize ederek tedavi etmeye çalıştıkları bilinmektedir. Antik döneme kadar hastalıkları tedavi etmek ya da kötü ruhları bedenden çıkarmak için kullanılan hızlı, yavaş, sert ya da yumuşak melodiler ile ikna ve etki edici sözlerden oluşan şarkılar müzikle tedavinin temelini oluşturmuştur. Eski Yunan ve Roma’da müziğin insanı sıkıntılarından kurtarmada etkisi olduğuna inanılırken, Eski Mısır’da müzik hastalara güç vermede kullanıldı. Ortaçağ Avrupa’sında müzik Tanrının hediyesi olarak kabul edildi3

On dokuzuncu yüzyılda psikiyatri biliminin gelişimi, yirminci yüzyılda ilaçla tedavinin yanı sıra psikoterapi
yöntemlerinin geliştirilmesi ve insana biyopsikososyal açıdan bir bütün olarak bakılması beraberinde bütünleyici
tedavi anlayışını getirdi. Yeni arayışlara yönelen psikiyatri bilimi müzikle tedaviyi yeniden gündeme getirdi. İlk olarak II. Dünya Savaşı’nda yaralı askerlerin kaldığı hastanelerde müziğin kullanılması müzikle tedavinin bir uzmanlık dalı olarak görülmesini sağladı ve 1960’lı yıllarda bu konuda eğitimli kişilerin yetiştirilmesine başlandı. Ancak müzikle tedavinin bir alternatif tedavi yöntemi mi yoksa bir rehabilitasyon yöntemi mi olduğu konusunda tartışmalar bilim dünyasında devam etti. Amerikan Müzik Terapi Birliği 1980 yılında müzikle tedaviyi; “Zihin ve fizik sağlığının kazanılması, sürdürülmesi ve düzeltilmesi için tedavi edici hedeflere ulaşmada uzmanlar tarafından müziğin sistemli bir şekilde kullanımı” olarak tanımladı. Son olarak 1997 yılında müzikle tedavi; “İhtiyaç duyan bireylerin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamada müziği ve müzik aktivitelerini
kullanan bir uzmanlık dalı” olarak tanımlandı ve geleneksel tıbba uygun bilimsel bir tedavi yöntemi olduğu
kabul edildi4

Türklerde müziğin tedavi amaçlı kullanımı ise hem İslamiyet öncesi, hem de İslamiyet sonrası dönemde
süregelmiştir. Ancak ilk ciddi müzikle tedavi çalışmalarının Selçuklularda ve Osmanlılarda uygulandığı
görülmektedir5 . Selçuklu ve Osmanlılar döneminde öncelikli olarak akıl hastalıklarının tedavisinde kullanılan
müzikle tedavinin uygulanması için, gerekli akustiği sağlayacak şekilde hastaneler-darüşşifalar yapılmıştır. Bu makalede, Türklerde tedavide müziğin kullanımına kısaca değinilerek Selçuklu ve Osmanlı döneminde müzikle tedavi yapılan hastaneler hakkında bilgi verilecektir.

Türklerde Müzikle Tedavi

Batılıların ruh hastalarını bir hasta olarak kabul etmeyip onlara işkence yaptıkları ortaçağda Türkler onları
birer hasta olarak kabul etmiş; ruh sağlığına, ruh hastalarına ve tedavilerine büyük önem vermişlerdir. Ruh
hastalıklarının müzikle tedavisini ilk defa düzenli ve bilinçli bir biçimde uygulayan ve bu tedavinin öncülüğünü yapanlar Türkler olmuştur2,6.

Tarihi bilgilere göre 6000 yıl öncesine dayanan Türk müzik tarihinden söz edilmekle birlikte, Türkler müzikle tedavinin esaslarını Araplar ve Acemlerden almıştır. Hoca Nasır Musa, Abdülmümin Safi, Safiddin Barid, Keyhüsrev vb Arap bilginleri ve Farabi, Tabip Şuuri, müzikten anlamayan bir hekimin, tıpta bilgin ve mesleğinde yetenekli olamayacağı için teşhis de yapamayacağını söylemişlerdir. Bu bilginlerin hepsi, müziğin insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkilerinden bahsetmişlerdir. İbn Sina “Kitabü’ş Şifa” eserinde;“Tedavinin en iyi ve en etkili yollarından biri hastanın aklî ve ruhî güçlerini artırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, hastanın çevresini
sevimli hale getirmek, ona en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir.” diyerek, müziğin tedavi boyunca kişiye güçlü bir moral desteği verdiğini belirtmiştir. Hekimler ve deneyimli bilginler, insan nabzının müziğin hareketli makam ve usulü ile ilgisi bulunduğunu ve nabız hareketlerinin bir makama ve nameye uygun olduğunu düşünüyorlardı. Müzikle tedavi, nabzın düşmesi, yükselmesi, genişliği gibi hallerinin her birine farklı makamın uygulanması ile başlamıştı7
Abbas Vesim ise, ilaçla tedavi edilemeyen hastalıklar için müzikle tedavi yapılması gerektiğini belirtmiş, bu
tedavinin belli vakitlerde uygulanmasının daha olumlu etkiler yaratacağını söylemiştir. Vesim’e göre, soğuk
zamanlarda sıcak nameler, sıcak zamanlarda soğuk nameler kullanılmalıydı5
On dokuzuncu yüzyılda, Gevrekzade Hafız Hasan bin Ahmet, “Emraz-ı Ruhaniye-i Negamat-ı Musikiye İle Tedavi” eserinde, Türklerde akıl hastalıklarının müzikle tedavi edildiğine ve olumlu sonuçlar alındığına değinirken, özellikle durgun, hayata küskün ve çevreye ilgisiz hastalar üzerinde daha etkili olduğunu vurgulamıştır2
Selçuklular Döneminde Müzikle Tedavi Yapılan Hastaneler

– Nureddin Hastanesi (1154)

İlk kez Selçuklu hükümdarı Dukak tarafından Şam’da inşa ettirilmiş olan bu hastane, Selçuklu Sultanı Zengî
Atabeyi Nureddin’in Şam’ı ele geçirmesinden sonra 1154 yılında onarılarak yeniden faaliyete geçirilmiş ve “Nureddin Hastanesi” adını almıştır. Bu hastanede akıl hastaları için özel bir bölüm bulunduğu ve bu bölümde müzikle tedavi yapıldığı bilinmektedir8,9. Hekimbaşı Abdül Mecid Efdal ud-deve Muhammed bin Abdullah el-Bahili, hem hekim hem de müzisyen olup, müziğin hastalıkların tedavisindeki yerini de incelemiştir. Darüşşifaya 1648 yılında gelen Evliya Çelebi, bu hastanede akıl hastalıklarına müzikle tedavi uygulandığını anlatmaktadır3

– Kayseri Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Maristanı (1206)

Anadolu Selçuklularının ilk sağlık kuruluşu olan kompleks, Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından, tüberkülozdan vefat eden kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan’ın vasiyeti üzerine, darüşşifa ve tıp medresesini içerecek şekilde inşa edilmiştir10,11. Bu özelliği ile Selçukluların ilk tıp medresesi olma özelliğini taşımaktadır. Darüşşifada, ruh hastaları için 18 odadan meydana gelen Bimarhane bulunmaktadır. Bu yapının mimari özelliği, müzikle tedaviye uygun bir yapı olduğunu düşündürmektedir12. Bu yapı bugün, Kayseri Gevher Nesibe Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Müzesi olarak hizmet vermektedir.

– Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Turan Melik Darüşşifası) (1228-9)

Darüşşifa kısmı, 1228 yılında, Erzincan Beyi Fahrettin Behram Şah’ın kızı Turan Melik Sultan tarafından
yaptırılmıştır10,11. Anadolu’da müzikle tedavinin uygulandığı merkezlerden biri olan darüşşifa, 1985 yılında
UNESCO’nun “Dünya Kültür Mirası” listesinde ilk 3 içine girmiştir4

– Amasya Darüşşifası (1308)

İlhanlı hükümdarı Olcayto Mehmed döneminde, prenses Yıldız Hatun’un Anber bin Abdullah’a yaptırdığı darüşşifa, çevrenin hekim ihtiyacını karşılamak için hekim yetiştiren bir kurum olmuştur10,11. Bu darüşşifanın en önemli özelliği; dünyada akıl hastalıklarının müzik ve su sesiyle iyileştirildiği ilk yer olmasıdır. Ses titreşimlerinin doğrudan beyin dokularına etki ettiği düşüncesi, ruh hastaları üzerinde müzikle tedavi uygulanmasını sağlamıştır. Tanzimat döneminde önemini yitiren darüşşifa, 1939 depreminde hasar görmüş, 1945 yılında dış cephesi onarım görmüş, 1999 yılında ise Belediye Konservatuarına devredilmiştir4,6.

Osmanlılar Döneminde Müzikle Tedavi Yapılan Hastaneler

– Fatih Darüşşifası (1470)

İstanbul’da 1470 yılında kurulan Fatih Külliyesi’ne eklenen 70 odalı, 200 yataklı Fatih Bimarhanesi (Bîmârhane-i Ebûl-Feth) akıl hastaları için yaptırılmıştı. Bu hastane döneminde Avrupa’nın en büyük hastanesi idi. İstanbul Tıp Fakültesi’nin ilk adımı sayılan bu darüşşifada hastalara uygun ilaçlardan başka musiki konserleri gibi ruhi tedaviler de uygulanıyordu4,6,7,10,13. Bugün sadece küçük bir duvar parçası kalmış olan darüşşifa, 1824 yılına kadar faaliyet göstermiş, özellikle yeniçeriliğin lağvından sonra terk edilmiştir4,13.

– Edirne II. Bayezid Darüşşifası (1488)

II. Bayezid’in, kendi adıyla mimar Hayreddin’e yaptırdığı külliyenin bir parçası olan darüşşifada, ruh hastaları müzikle tedavi edilmiş, gerekli her türlü yöntem için olanaklar sağlanmıştır10,14. Bu hastane akustiği ve planlanması açısından müzikle tedaviye uygun bir şekilde inşa ettirilmiştir. Bu yapısıyla Türk psikiyatrisi ve medeniyetinin eşi bulunmaz bir hastanesidir7 . Hastanede, 12 küçük, bir de ortada büyük kubbeli, altı köşeli asıl merkezi hastane yapısı, hemen onun yanındaki büyük avlu etrafına gruplanan 6 odada, 16. yüzyılın ortalarından 1912 yılına kadar akıl hastalarının yatırıldığı bölümü vardı. Evliya Çelebi, merkezi binada haftanın 3 günü 10 müzisyenden (3 hanende:
şarkı söyleyen; 7 sazende: keman, santur, musikar, ud, ney, vb çalan) oluşan bir saz ekibinin hastalara konser
verdiğini söylemektedir. Darüşşifada ilaç ve müzik tedavisi yanında güzel kokularla (sümbül, reyhan, lale, karanfil, şebboy vb) rehabilitasyon yapıldığı da bilinmektedir4,7,13. Darüşşifa, 1866’da Edirne’de yeni bir hastane açılınca, sadece akıl hastaları için hizmet vermiş, Balkan Savaşından sonra ise tamamen boşaltılmıştır. Trakya Üniversitesi tarafından onarılan yapı bugün Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılmaktadır11.

– Süleymaniye Darüşşifası (1557)

Kanuni Sultan Süleyman’ın 1550-1557 yılları arasında Mimar Sinan’a yaptırdığı külliyenin önemli bir bölümünü oluşturan darüşşifa, hasta odaları ve hamamın bulunduğu, bodrum katının ise akıl hastanelerine ayrıldığı önemli bir yapıdır10,11. Darüşşifa 1843 yılından sonra sadece akıl hastalarına hizmet vermiştir. Cumhuriyet döneminden sonra medresenin büyük bir kısmı üzerinde Süleymaniye Doğum Evi yaptırılmıştır4

Sonuç

Müzikle tedavi, tarihi gelişimi göz önüne alındığında Türklerin verdikleri önem ve geliştirdikleri yöntemler sayesinde bugünkü yerini bulmuştur. Hastanın mizacından dış görünüşüne hatta milliyetine göre değişik makam ve enstrümanlar gerektiren bu tedavi yöntemine, dönemin hekimleri de büyük ilgi duymuşlar ve büyük uğraşlar göstermişlerdir. Özellikle akıl hastaları için kullanılan bir yöntem olan müzikle tedavi ile Selçuklu ve Osmanlı döneminde bu tedavi yöntemine uygun olarak yaptırılan hastaneler, Dünya psikiyatrisi ve hastaneciliğinin gelişmesinde de öncü rol oynamışlardır.

Kaynakça

1. Güvenç OR. Eski Türklerde Müzik İle Tedavi. Türkler. Cilt 3.Ankara: Yeni Türkiye Yayınları; 2002. 460-467.
2. Grebene B, (ed). Müzikle Tedavi. Ankara: Güven Kitabevi;1978.
3. Ak AŞ, (ed). Avrupa ve Türk-İslam Medeniyetinde Müzikle Tedavi Tarihi Gelişimi ve Uygulamaları. Konya: Özeğitim Ltd.Şti; 1997.
4. Çoban A, (ed) . Müzikterapi. Ruh Sağlığı İçin Müzikle Tedavi. İstanbul: Timaş Yayınları; 2005.
5. Akdeniz N. Osmanlılarda Hekim ve Hekim Ahlakı (Doktora Tezi). İstanbul: İstanbul Üniversitesi; 1977.
6. Erkan M, Şahin S. Türklerde Müzikle Ruh ve Sinir Hastalıklarının Tedavisi. Kayseri Üniversitesi Gevher Nesibe Bilim Haftası ve Tıp Günleri, Kayseri 11 – 13 Mart 1982; s.572-579.
7. Şevki O (Sadeleştiren Uzel İ, (ed)). Beşbuçuk Asırlık Türk Tababeti Tarihi. Ankara: Kültür Bakanlığı; 1991.
8. Gençel Ö. Müzikle tedavi. Kastamonu Eğitim Dergisi 2006;14(2): 697-706.
9. Cantay G, (ed). Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Darüşşifaları. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi; 1992.
10. Ünver AS. Selçuk Tababeti. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları; 1940.
11. Bayat AH, (ed). Tıp Tarihi. İzmir: Sade Matbaa; 2003.
12. Tekiner H, (ed). Gevher Nesibe Darüşşifası Ortaçağda Öncü Bir Tıp Kurumu. Ankara: Kalkan Mat.; 2006.
13. Şehsuvaroğlu BN, Erdemir AD, Güreşsever GC, (eds). Türk Tıp Tarihi. Bursa: Taş Kitapçılık; 1984.
14. Çalışır F, (ed). Müziğin Düşüncedeki Yeri. Ankara: İş Matbaacılık ve Ticaret; 1971.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.