Kapat

Sarrasine: Realist Sanatçının Kaderi (Zekiye Antakyalıoğlu)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Sarrasine: Realist Sanatçının Kaderi (Zekiye Antakyalıoğlu)

 

Balzac’ın 1830’da yazdığı Sarrasine adlı kısa bir roman vardır. Bu kısa roman onun “İnsanlık Komedyası” ana başlığında topladığı romanlardan biridir. Bugün biz bu romanı daha ziyade Roland Barthes’ın S/Z adlı kitabına konu ettiği yapısalcı analizinden dolayı çok iyi biliriz. S/Z başlığındaki S, Sarrasine’i, Z ise onun aşkı olan Zambinella’yı simgeler.

Balzac’ın hikayesini özetlersek: Vakti zamanında Fransa’nın çok ünlü avukatlarından birinin bir oğlu varmış. Babası tüm servetini oğlunun iyi bir eğitim görüp kendi gibi aile geleneği olan avukatlığı sürdürmesini beklermiş. Ancak genç Sarrasine hiç de babasının umduğu yolda ilerlemeyip sanatçı olmaya karar vermiş. Sanatçı ruhu onu babasının yolladığı din ağırlıklı eğitim veren okullarda rahat bırakmamış. Okul yaşamında da nereye gitse eline geçen her tür maddeyle çizim veya modeller yaparmış. Öyle ki kâğıt-kalem bulamadığı durumlarda tahta parçalarına şekil verir, hatta ekmek kırıntılarıyla dahi eskizler yaparmış. Sonuç olarak kendini bu okuldan attırmayı başarmış. Babasının şerrinden korktuğu için de Paris’e yerleşmiş ve orada Bouchardon adlı heykeltraşın öğrencisi olarak yeni bir yaşam kurmuş. Bouchardon’un, Sarrasine’in sanatsal dehası, yeteneği ve ince ruhunu keşfetmesi uzun sürmemiş. Sarrasine’i öz oğlu yerine koymuş ve onun hamisi olmaya karar vermiş. Aradan geçen zamanda da Sarrasine’in asi ruhunu terbiye etmeye çalışmış. Sarrasine’e verilecek en büyük ceza onun heykel çalışmalarına ara vermesini istemekmiş. Günün birinde Sarrasine öyle muhteşem bir heykel yapmış ki Fransanın en seçkin heykel ödülünün sahibi olmuş. Bir sanatçı olarak üne kavuştuktan sonra da Paris yaşamından bıkıp 1758’de İtalya’ya yerleşmiş. Roma’da Michelangelo’nun eserleri onu büyülemiş ve bu şehir onun yeni ilham perisi olmuş. Sarrasine aynı zamanda operaya çok meraklı olduğundan bir gece İtalya’nın en ünlü primadonnalarından La Zambinella’yı dinlemeye operaya gitmiş. Çok şanslı olduğundan en ön sırada yer bulmuş ve perdeler aralanıp Zambinella sahneye çıktığında onun hem fiziksel güzelliği hem de sesinin o eşsiz tınısı karşısında kendinden geçmiş. Zambinella, bir sanatçı olan Sarrasine’in ömrü boyunca arayıp durduğu “ideal güzelliğin” simgesi olmuş. Onun bir heykelini yaptığında, heykeli tıpkı ona benzettiğinde ortaya çıkacak eser zaten otomatikman ideal güzelin/estetiğin en üst noktası olacak eser olmaya aday olacakmış. Zambinella’nın güzelliğine deliler gibi vurulan Sarrasine neredeyse her akşam onu izlemeye gitmiş ve her defasında kendinden geçmiş. Artan bir tutkuyla delicesine sevmeye başlamış Zambinella’yı. Stüdyosuna koşa koşa gidip sürekli onun eskizlerini çalışmaya başlamış. O muhteşem bacakların, göğüslerin, o bembeyaz omuzların, o kuğu gibi boynun tüm kıvrımlarını eskizlerinde bir bir çalışmış. Antik Yunan’ın Venüs’ünden beri böylesine estetik bir güzellik, bir sanatçıya kısmet olmamış. Dudaklarındaki ifade, gözlerindeki sıcacık sevecen bakışlar ve insanı kendinden geçiren o bembeyaz ten Sarrasine’i sarhoş etmiş. Zambinella bir kadından çok öte bir başyapıtmış. Onun oturuken, yürüken, uyurken, profilden, cepheden her tür pozunun eskizlerini çalışmış. Ona en birebir benzer figürü sanatında yakalama tutkusu ile Zambinella’ya bir erkek olarak duyduğu aşk onu kendinden geçirmiş. Zambinella’yla, hayatının kadınıyla tanışmayı kafaya takmış. “Ya Zambinella tarafından sevilirim, ya da ölürüm” diye düşünmeye başlamış. Sarrasine’in bu saplantısını operadaki diğer tüm sanatçılar ve opera seyircileri de fark etmiş. Sarrasine’i her görenin yüzünde alaycı bir gülümseme belirmeye başlamış. Günün birinde bir adam Sarrasine’in yanına gelmiş ve ona kendine gelmesini, Zambinella’nın Kardinal Cicognara’nın korumasında olduğunu, kimsenin ona yaklaşamayacağını söyleyerek onu tehdit etmiş. Bu durum Sarrasine’in aşkını daha da artırmış. Böylesine seven bir erkeğin ölümden korkusu asla olamazmış. Nitekim Sarrasine bir gece opera sanatçılarının da bulunacağı bir akşam yemeğine davet edilmiş ve orada Zambinella’yla tanışmış. Onu tanıdığında Zambinella’da hissettiği o kadınsı ürkeklik, o zayıflık onu daha da büyülemiş. Ancak Zambinella’da bir gariplik varmış. Sürekli endişe halinde, suçluluk duyan, gizemli bir kadınmış. Sarrasine’i uyarmış ve bir daha onunla görüşmek istemediğini, kendisinin yalnızlığa mahkum biri olduğunu, Sarrasine’e boş ümitler vermek istemediğini, ona kötülük etmek istemediğini söylemiş. Bu cümleleler Sarrasine’i daha da tutkulu bir aşık yapmış. Sarrasine, bu arada Zambinella’nın en ideal figürünü hayal ederek onun tıpatıp benzeri heykelini tamamlamış. Bu heykel onun başyapıtı, şaheser bir çalışma olmuş. Bir gün Zambinella’nın Kardinal ve şehrin üst düzey konuklarına özel bir konutta vereceği bir konsere davet edilmiş. Gittiğinde anlam veremediği bir durumla karşılaşmış. Zambinella evin salonunda sahne almış almasına ama, erkek kostümleri içindeymiş. Neden bu kadın böyle giyindi diye sorduğunda Sarrasine’in yanında oturan Prenslerden biri “Kadın mı? Ne kadını? İtalya sahnelerinde bir kadın asla yer alamaz! Zambinella bir kastratodur (hadımdır)” demiş.

Sarrasine o gece dehşet içinde ve büyük bir acıyla Zambinella’yı dışarıda beklemiş ve çıkar çıkmaz kaçırıp stüdyosuna götürmüş. Emin olması gerekiyormuş. Duyduklarına inanmıyormuş. Sarrasine gibi keskin gözlem gücü ve estetik zevki olan bir sanatçı nasıl olur da karşısındakinin bir kadın olmadığını anlamazmış. Kendisine Zambinella’nın hadım olduğunu söyleyenlerin iğrenç bir yalan söylediğine inanmak istemiş. Oysa her şey doğruymuş. Zambinella onda uyandırdığı hayal kırıklığı ve üzüntü yüzünden büyük keder duymuş. Sarrasine kılıcına davranıp o acıyla Zambinella’yı oracıkta öldürmek istemiş. Ama öldüreceği kişi ne kadın, ne de erkekmiş. Ona verilebilecek en büyük ders acı içinde yaşamına devam etmesi olur diye düşünmüş. Cinnet halinde eline aldığı bir çekici heykele savurmuş ama heykeli ıskalamış. Tam o anda içeri kardinalin adamları girmiş ve Sarrasine’i oracıkta öldürmüşler.

Roland Barthes, Balzac’ın bu romanının incelemesini yaparken çok önemli bir noktaya dikkat çeker. Roman aslında gerçekçiliğin (realizmin) sonuna gelindiğini anlatan bir romandır. Çünkü gerçeklik, aldatıcı olmaya başlamıştır. Sanatçının ise, aldatıcı gerçekliğin bilincinde olmadığı sürece hayatta kalamayacağını ima eder. Romanda gerçekliği birebir taklit ve temsile kendini adamış olan Sarrasine’in gerçekliğin o yanılsamasına kapılıp oyuna gelmiş ve bunu canıyla ödemiştir. Zambinella gerçekliğin ondokuzuncu yüzyıl itibariyle değişiminin sembolüdür. Sarrasine ise bunu kabul edemeyen sanatçıdır. Artık ya sanatçı kendine çekidüzen verecek ve gerçeklikle ilişkisinin sorunsuz olmadığını kabullenecek ve bu minvalde yeni bir sanat anlayışı geliştirecek, ya da yok olacaktır. Elbette Balzac bu romanı bunları söylemek için yazmadı. Roman daha ziyade ondokuzuncu yüzyıl Fransa’sının yozlaşması üzerine bir eleştiri niteliğindedir. Ancak Roland Barthes’ın incelikli analizi bize gerçekçi sanatın olabilecek en az-gerçekçi veya gerçek-dışı sanat olduğunu gösterir. Gerçeklik asla, realizmin algıladığı gibi dolaysız, net, tekil anlamlar içeren yüzeysel bir kavram değildir. Gerçeklik sadece bir kişinin onu algılayış biçimine de indirgenemez.

Romanda Sarrasine bir silüeti kafasında idealize eder ve onu taşa kazıyarak heykelini/başyapıtını yaratır. Bu durum aslında Pygmalion mitinin çok benzeridir. Pygmalion da kafasındaki ideal kadını taşa yontar ve sonra kendi yaratısına aşık olur, ona Galatea adını verir ve Tanrılara ona can vermesi için yakarır. Sarrasine’in Pygmalion’dan farkı gerçeklik sandığı düşler aleminden hakikate düşerken, yani gözleri açılırken çektiği acıya dayanamamasıdır. Ondokuzuncu yüzyıl itibariyle sanatçının en büyük savaşı gerçeklikle olacaktır, çünkü gerçekliği geleneksel gerçekçilik penceresinden görmek artık mümkün değildir. Gerçekçi sanat eseri gerçekliği birebir gösterdiği iddiası taşır. Yani gösteren (sanat eseri) ile gösterilen (gerçeklik) bir ve aynı tutulur ve bu birleşimden gösterge çıkar. Oysa Roland Barthes’a göre gerçeklik asla bir gösterenle işaret edilemeyecek kadar çetrefil bir olgudur. Sanatçının bununla yüzleşmesi sonucu modernist sanat anlayışı ortaya çıkar. Modernizm, bilindiğinin aksine anti-realist (gerçek karşıtı) değildir, bilakis geleneksel gerçekçiliğin karşıtı olarak yeni bir gerçekçilik iddiası taşır. Bu olgunluğa erişemeyen sanatçı Sarrasine’in kaderini paylaşır. Çünkü Zambinella tüm aldatıcı güzelliğiyle yeni bir gerçeklik olarak oradadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir