Salı, Ağustos 3, 2021

Sanat ve Sanatçı Üzerine (Enver Gökçe)

 

 

Bugün şairi ve şiiri eski anlayış ve tariflerin çerçevesinden kurtarmak  zamanı gelmiştir. Bir sanatçıyı -insanlığını inkâr demek olan- sosyal  realiteden tecrit edip, onu “buud-u mücerrette (soyut boyutta)” bir  yaratık saymak ve sanatçının yarattığı eserleri “ilahi bir marifet, bir  ihsan, bir dad-ı hak (yaratılış özelliği)” telakki etmek, belirli bir  sosyal topluluğun görüşlerini yaymaktan başka bir şey değildir.

Tabiatı ve cemiyeti bir realite olarak almayan, tabiat ve cemiyet  hadiselerini, insan ve akıl üstü izahlarla, mantık dışı endişelerle  kavramaya çalışan bir felsefe anlayışı sanat ve entellektüel hayatımıza  adamakıllı işlemiştir. Kafaları bu pisliklerden kurtarmak ve her şeyden  evvel bir insan olan, tabiata ve cemiyete sımsıkı bağlı bulunan sanatçının sosyal varlığını ortaya koymak lazımdır.

Sanatçıyı  sosyal problemlerin, halk hayatının, sosyal davaların dışında görenler  menfaatleri icabı, rahata alışık olanlardır; sosyal terakkinin  (ilerlemenin/gelişmenin) hızlandırılmasından korkanlardır; taşlaşmış,  yosun tutmuş değerleri muhafaza etmek isteyenlerdir; mariz (hasta)  melankoliklerdir. Oysaki hayat bütün hareketi, aktivitesi, ileri  atılışlarıyla diri, canlı ve değişiktir. Hayat dinamizmine can katan,  yaşamayı öven, kötülükleri protesto eden, insanlığımızı yükselten  sanatçılardan huylananlar, onları fildişi kulede tutmak istiyorlarsa,  korktukları içindir.

Ressam olsun, müzisyen, aktör, romancı,  şair olsun, genel olarak ortaklaşa bir işçilikleri vardır. Renkle, sesle, kelimelerle, artistik-sosyal bir dünya kuruyorlar. Hayatımızı  yazmış-çizmiş oluyorlar. Bir heykele dokunmak istemişizdir, bir bakış  bizi kılıç gibi bölmüştür. Bir çift sözle yumrukları sıkmış veya  ağlamaktan yığılıp kalmışızdır. Çırılçıplak bir bozkır manzarasında  belki ölüm, belki yaşam arzusu duymuşuzdur. Bir tablonun, bir resmin,  bir şiirin, bir bestenin bize ettikleri böyle şeylerdir. Sanatçı  yaşadıklarımızı bize yaşatıyor, düşündüklerimizi bize düşündürüyor.  Sanatkâr kişi, bizi, en güzel, en çirkin, en unutulmaz şekilde, en  dokunaklı, en reel şekilde hikâye ediyor; insanoğlunun hayatı, macerası,
esprisi yaşatılıyor; sanatçı yaşadığımızı doğruluyor.

İnsan  nasıl yaşarsa öyle düşünür. Sanatçı bizi düşündürmüşse, öyle yaşamıştır. Ve bizleri de o türlü bir yaşayışa ve düşünceye çağırıyor.

İnsan yaşayışının mahiyeti ve sanat eserlerinin ortak özelliği budur.

İnsanoğlu ise, sosyal terakkinin çeşitli konaklarında bir başka türlü yaşamış,  bir başka türlü düşünmüştür. İstihsal (üretim) araçlarının, teknolojinin her değişmesinde yeni bir cemiyet nizamı (toplum düzeni) ortaya çıkmış  ve bu cemiyet tipine uygun düşen bir düşünce tarzı meydana  gelmiştir. Her sanat eseri devrin sosyal-ekonomik şartlarına uygun bir  muhteva (içerik) ve estetik anlayışı yaratmıştır.

Asrımızın  cemiyet tipi, bölümlü bir cemiyet tipidir; mütecanis (homojen) olmayan,  sosyal grup ve zümrelerin (katmanların/tabakaların) çatışmalar içinde  geliştiği ve bu sosyal grup ve zümre çatışmalarının gittikçe  keskinleştiği bir cemiyet tipidir. Bu cemiyetin fikir ve aksiyon  realitesi, zıddiyetler taşımaktadır. Bundan dolayı, bu tip cemiyetin  temayüllerinin (eğilimlerinin) çeşitli yönlerde dal budak salması mevcut sosyal-ekonomik şartların bir neticesidir.

Bugünkü genç Türk şiiri, asırlardan beri sürüp gelen eski şiirimizin son kalıntılarıyla  yan yana. Fakat eski şiiri saf harici ede ede (dışlayarak) inkişaf  ediyor (gelişiyor). Bizim, artık insana tövbe dedirttiren ve altı asır  süren bir klasik şiirimiz vardır. Kendi şartları içinde büyük söz  üstatları da yetiştiren bu cansız, insansız ve mücerret (soyut) olan  şiirimizden kurtulmak için bir asırlık bir fikir ve sanat yolu da zorla  kat edilmiştir (geçilmiştir). İdealizm ve idealizmin klasik şark  edebiyatında önemli bir unsur olan “tecritçilik(soyutlama)” bizim halk  edebiyatımıza ve yeni edebiyatımıza dahi adamakıllı damgasını vurmuştur.

Tanzimat’tan bugüne kadar olan fikir ve sanat hayatımızdaki gelişmeler  ve yenilikler inkâr edilmez. Bunula beraber yeni bir Türk şiiri ve  romanı vs. ancak demokratik cumhuriyet inkılabından sonra tabii mecrasına yönelebilmiştir. Bugün Türk şiirinde ve şairleri arasında eski sanat kıymetleri ile yetişenler, hâlâ eskiyi terennüm edenler (sessizce tekrarlayanlar), hâlâ “asil ve mümtaz (seçkin)” sayılan, enfüsi  (öznel), ferdiyetçi (bireyci) mırıltılarla kalem çalanlar vardır.

Bugün şiirimizde halk davalarına karışan, sosyal hayata saçının her teliyle bağlı sanatçılarımız vardır.

Bugün şiirimizde eski söyleyişi, eski dünya görüşünü atan, hayata  bilfiil iştirak eden sanatçılarımız, hümanist kültürü, insanlığın daha  iyi bir geleceğe olan imanını haykıran şairlerimiz vardır.

Bugün hâlâ fikir ve sanat hayatımızda önemli mevkileri ve imkanları olan  sosyal mürteciler (gericiler) ve sahte sanatçılar vardır.

Fakat, her şeye rağmen genç Türk şairleri inkılapçı bir sanat anlayışına varmışlardır. Şiir gökten yere inmiş, sokağa, “agora”ya çıkmıştır.  Günlük hayat, müşahhas (somut) olan hayat, sosyal hayat, ızdırap hayatı,  ümit bağlanan şeylerin hayatı genç şairlerimizin yeni ilham kaynaklarıdır. Genç şairlerimizin çoğu, halkçı, demokratik bir muhteva  (içerik) ile beraber yeni bir estetik de kurmuşlardır. Eski  edebiyatımızın laf cambazlığı, eski dilimizin mollalığı, eski estetiğin  şarklılığı yıkılmıştır.

Kadim (eski) şiirin son kalıntıları  tasfiye ediliyor, eski şuaranın (şairlerin) meydan-ı suhanda (söz alanında/edebiyatta) söyleyecek tek beyitleri kalmıyor. Bugünün şairleri hayat örsünde dövüle dövüle, pişe pişe günlük ferdi temayüllerden  (kişisel eğilimlerden) de kurtulacaklar ve sanatımız daha yüksek milli  ve hümanist bir karakter alacaktır.

Bu fikir ve aksiyon asrında, sosyal terakkinin, insanlığın saadeti yollarında; insanın fert olarak  ödevi ne ise, sosyal toplulukların, teşkilâtların, politikacıların  ödevleri ne ise, sanatçının da ödevi odur. Sosyal terakkiyi  hızlandırmak, köhnemiş realiteleri değiştirmek, insanın insanca  yaşamasını sağlayacak şartları hazırlamak ve bu sosyal görevde bilfiil  vazife almak, hayata bilfiil iştirak etmek.

Hayatımızın ve  aşkımızın şarkısını söyleyen şair, hakkımızı koruyan şair, milletimizden yana olan şair, hümanist şair, barışçı şair, bizleri birbirimize  sevdiren şair, kötülüklerin yok edilmesi için savaşan şair, meydan  senindir. Sanatın ve düşüncen gerçek olsun.

Enver GÖKÇE

Yeryüzü, sayı: 3, 15 Kasım 1951.

Tekrar basımları:

1-Yansıma Aylık Sanat ve Kültür Dergisi, Ağustos 1973, yıl: 2, cilt: 4, sayı: 20, sf. 105.

2- “Enver Gökçe”, İbram Erdem, Öyküşiir Yayınları, Ankara Kasım 2000,  sf. 26.

3- “Şiirimizin Işıklı Irmağı Enver Gökçe”, hazırlayan: Mehmet Özer,  Evrensel Basım Yayın, İstanbul Şubat 2006, sf. 33.)

HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz