Cumartesi, Temmuz 31, 2021

‘Sakalsız Erkekler Şehvet Uyandırır’ın Binbir Gece Temelleri (Kenan Böğürcü)

 

 

Aklın sınırlarındaki sabuklanmaları bir zamanlar sözde laikçi yazarlardan okuyorduk. Söz gelimi Prof. İlhan Arsel 1987 yılında çıkan ”Şeriat ve Kadın” kitabında, İslamda evlilik üzerine yazılan bir kitapdan alıntı yapmış,  ”Bir pirifani(ihtiyar) bir kadınla evlenirse” ifadesinin dizgi hatası sonucu ”Bir pirefani bir kadınla evlenirse” şeklinde yazılması üzerine ”Bakın gördünüz mü, İslam o kadar ilkel bir dindir ki kadını pireyle evlendiriyor.” hezeyanlarını satırlara dökmüştü. Tercüman gazetesindeki köşesinde Ergun Göze, profesör sıfatını almış bir insanın basit bir dizgi  hatasını bu şekilde yorumlamasını yadırgayarak sert bir şekilde eleştirmişti.

Sabuklanmalar uzun süredir devrin şartlarına uygun olarak dil değiştirdi. Cinsellik konusunda içlerinde kopan fırtınaları bastırmaya çalıştıkça alışılmadık lakırdıları dillendiren din adamlarına kıyasla ”Kabak” hikayesinde olduğu gibi,  Mesnevi’ de yakası açılmadık pek çok erotik hikayeye yer vererek kendisini olduğu gibi ortaya koyan Mevlana’nın hiç olmazsa bu konuda dürüst olduğunu düşünürken ”Çocuk kalbi” kitabının yazarı Edmon do De Amıcıs’ın de 1874 tarihli”İstanbul” adlı seyahat kitabında benzer fikirleri olduğunu gördüm.

”…Uzun sıralar halinde oturmuş şu koca Türkler en yakası açılmadık şakalara, en edepsizce hareketlere kahkahayla gülüyorlardı ve alışılmış vakar maskelerini indirerek esas tabiatlarını gösteriyor, nezaketle alakası bulunmayan şehvani hayatlarının bütün esrar perdesini kaldırıyorlardı. Bununla beraber, karakterindeki ve hayatındaki şehveti Türkler kadar iyi gizleyen yoktur. Sokaklarda, erkek kadınla beraber yürümez, kadına nadiren bakar, kadından daha da nadiren bahseder, karılarının hatırının sorulmasını hemen hemen bir hakaret olarak kabul eder. Görünüşe inanılacak olsa, bu milletin dünya yüzündeki en afif ve en ciddi millet olduğu söylenebilirdi. Ama bu sadece görünüştedir. Karısının hali hatırı sorulunca kulaklarına kadar kızaran aynı Türk, kız olsun erkek olsun, çocuklarını, Karagöz’ün duyguları uyanmadan evvel akıllarını karıştıran utanç verici edepsizliklerini dinlemeye gönderir. Başka bir şey olmasaydı bile, tek başına Karagöz, müslüman ciddiyetinin peçesinin altına gizlenen derin bozulma üzerinde hem bir fikir verebilir hem de bir delil olabilirdi. Karagöz, orta sınıftan bir Türk’ün karikatürünü temsil eden gülünç bir tasvir, bir çeşit Çin gölge oyunudur; şeffaf bir perdenin arkasında kollarını, bacaklarını, kafasını oynatır ve mevzuu umumiyetle bir aşk entrikası olan, tuhaf bir şekilde eğlenceli bazı komedilerde daima baş rolü oynar. Bu, kuklanın hemcinsidir ama bozuk bir hemcinsi; ahmak, hilekar ve hayasız, şehvet düşkünü, aşağı tabakadan edepsiz bir kadın gibi ağzına geleni söyleyen ve seyircilerini her türlü şaka, cinas ve ya açıktan açığa  veya üstü kapalı bir şekilde hayasızlık ifade eden garip hareketlerle güldüren ve hatta kasıklarını tuta tuta güldüren bir tiyatrodur.”(1)

 

 

Sakalsız genç erkeklerin diğer erkekleri tahrik ettiği iddiasının sahipleri habersiz olsa da  bunun dayanak noktası da  garip bir şekilde bir kitaptır; Binbir Gece Masalları. Herkesin bildiği gibi bir Fransız derlemesi olan masallar dizisinde, kendisine ihanet eden ilk  karısına olan öfkesini evlendiği diğer kadınları ertesi gün idam ettirerek çıkartan İran hükümdarı Şah Şehriyar,  yeni evlendiği Şehrazat’ı, masallarının  devamını dinlemek uğruna sağ bırakır. Kadıncağız da gece yarısı başka ne anlatsın, belki cinsel arzularını uyandırırım da kellemi kurtarırım düşüncesiyle kocasına zoofili(hayvanlarla cinsel ilişki hastalığı) içeren hikayeler dahil, açık saçık hikayeler anlatır.  Bolca hadis, ayet gibi kutsal ifadelerle süslenen  masalları bazıları  ”muhafazakar porno” olarak niteler. İşte Şehrazat’ın üç yüz doksan birinci gece anlattığı masal ”Genç Kızlar mı, Delikanlılar mı?” masalıdır. Masalı kısaltarak özetini veriyorum. Masalda bir tür dini aksesuar olarak kullanılan hadislerin elbette gerçekle ilgisi yoktur.

”…Öyle sanıyorum ki, ey Şeyh, sen genç oğlanları genç kızlara yeğ tutanlardan olmalısın!, dedi. Dostum güldü ve ”Kuşkusuz!”dedi. Kadın ”Ama neden ey Şeyh?” deyince, o da ”Çünkü Tanrı genç erkek bedenlerini kadınların aleyhine olarak, hayranlık uyandıran bir yetkinlikle yarattı; ve zevkim beni, noksan olana karşı, tam olanı yeğlemeye doğru iter!” dedi…Ama Sitt Dahiye ”Alıntıların doğrudur, ey Şeyh! Seninle birlikte Tanrı’nın kitabında erkeklere, kadınlara bakarak öncelik tanımış olduğunu kabul ederim. Ancak, Tanrı özelleştirmeden, genel olarak bunun sözünü etmiştir. Eğer sen eşyanın üstün değerini arıyorsan, niçin sadece genç oğlanları göz önünde tutuyorsun? Daha çok sakallı erkekleri, alnı kırışık saygın kişileri öngörmelisin!Çünkü onlar gelişme yolunda daha ilerilere gitmişlerdir!” diye yanıt vermiş.

Şeyh de buna ”Evet doğrudur, hanımım! Ama ben burada yaşlı erkekleri yaşlı kadınlarla karşılaştırmıyorum; söz konus olan asla bu değildir; sonuç olarak sözü genç oğlanlara bağlamak durumundayım. Gerçekten, kadında hiçbir şeyin güzel bir delikanlının üstün nitelikleriyle, narin bedeni, organlarının inceliğiyle, yanaklarının tatlı renklerin karışımıyla, gülüşünün kibarlığıyla, sesindeki sihirle karşılaştırılamayacağını sen de kabul edersin! Zaten Peygamber’in kendisi de bunca belirli olan bir tehlikeye karşı bizi korumak için ”Sakalı bulunmayan genç oğlanların yüzüne uzun uzadıya bakmayın; çünkü onların hurilerinkinden de baştan çıkarıcı gözleri vardır!” demiştir. Yine de, bilirsin ki, bir genç kızın güzelliği konusunda yapılabilecek en büyük övgü, onu bir delikanlının güzelliğiyle kıyaslamaktır. Şair Ebu Nuvas’ın tüm bunlardan söz etmiş bulunduğunu bilirsin; ve de bir şiirinde şöyle demiştir: ”Bir genç oğlanın kalçaları var bu kızda, yeğni rüzgarda bhank dalını kuzey rüzgarının salladığı gibi sallanır!”

Böylece, eğer genç oğlanların sihri, genç kızlarınkinden belirgin bir şekilde üstün olmasaydı, şairler kıyaslama için niye bu yola başvursunlardı?…(Kadın cevap veriyor)Ve de Kitap’ın söylediklerine gelince,benim savıma seninkinden daha uygundur. Bu yoldaki sözler şunlardır: ”Sakalsız genç oğlanlara uzun uzadıya bakmayı sürdürmeyin! Çünkü hurilerin gözlerinden daha baştan çıkarıcı gözleri vardır!” Gerçekte burada Cennet hurilerine doğrudan doğruya bir övgü vardır; bunlar dişidir, erkek değildir; kıyaslama noktası oluşturan kadınlardır; ve zaten sizler, genç oğlanlara düşkün olanlar, dostlarınıza onları tanımlamak istediğiniz zaman, onların okşayışlarını genç kızlarınkiyle karşılaştırırsınız! Fesada uğramış zevklerinizden utanmazsınız, onlara geçit yaptırır, halkın gözü önünde doyum sağlarsınız. Şayet genç kızları oğlanlarla kıyaslamak aklınıza geliyorsa, bu, her seferinde kokuşmuş arzularınıza ve sapık zevklerinize bir değişiklik sağlamak içindir! Evet! Biz onları, oğlan sevici şairleri çok iyi tanırız! İçinizde en büyüğünüz, oğlanlara düşkünlerin şeyhi Ebu Nuvas, bir genç kızdan söz ederken şöyle dememiş midir:

”Tıpkı genç bir oğlan gibi kalça adına hiçbir şeyi yok; hatta saçlarını da kestirmiş! Ve hatta yumuşak bir ayva tüyü yüzünü kadifeye çevirmiş ve sihrini ikiye katlamıştır. Böylece hem oğlancılara hem de zina yapanlara doyum sağlar!..Ama, ey şeyh fikrimi, şairin şu sözlerinden daha iyi özetleyecek başka bir şey bilmiyorum: ”Bir geri yanla başka bir geri yan arasında ayırım vardır. Birine yaklaşırsanız, giysiniz sarıya boyanır, ama öbürüne dokunursanız miskler saçar! Kim oğlanı kızla kıyaslar? Hint sümbülünün koku saçan ağacına domuz yavrusunun dışkısını kim yeğler?

Ama görüyorum ki tartışma beni çok heyecanlandırdı ve kadınların, özellikle şeyhlerin ve bilginlerin önünde aşılmaması gereken uygun davranma sınırlarını aştırdı. Bundan dolayı çabucak bunu olumsuz değerlendirecek ya da bundan rahatsız olacaklardan özür dilerim  ve ve bu konuşmaya tanıklık ettikten sonra buradan ayrılacaklardan duyduklarını yapmayacaklarına güvenirim. Çünkü atasözü ”Soylu olarak doğmuş olan kişilerin yüreği sırlar için bir mezardır! der.”(2)

Konu ile ilgili masalın özeti bu kadar. Yaşanılan sürecin özetine gelince, olup bitenler bir yandan da ahlaki ikiyüzlülükleri de ortaya koymuyor mu? Söz gelimi sakalsız erkeklerle ilgili dillendirilen benzer ifadeler Onur Yürüyüşleri düzenleyen LGBT mensupları tarafından dillendirilince cinsel özgürlük olarak kabul edilmiyor mu? İlhan Arsel’in ”Şeriat ve Kadın” kitabıyla başlamıştık. Arsel, kitabında şeriat kurallarına göre yönetilen İran’ı yerden yere vururken hemen bir kaç sayfa sonra mute nikahından bahsediyor, bu nikah şeklinin İran’da yaygın bir şekilde uygulandığını dikkate almaksızın  mute nikanının kadınlara verilmiş büyük bir demokratik hak olduğunu, çok çağdaş bir uygulama olduğunu iddia ederek çelişkiye düşüyordu.

Kısacası zaten var olan çarpıklıkları, kendi düşünce dünyamızın fil dişi kulelerini yüceltme adına çarpıtmaya, görmezden gelmeye, kendi doğrularımıza göre biçimlendirmeye devam ettiğimiz müddetçe çelişkiler de bitmeyecek.

DİPNOTLAR

1-Edmondo de AMICIS,İstanbul, Çev.Prof.Dr. Beynun AKYAVAŞ, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara,1986, s.152,153

2-  Binbir Gece Masalları, Çev. Alim Şerif ONARAN, Afa Yayınları, İstanbul, 1992,s.200, 201, 202, 203,204,205,206,207, 208

HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz