Enderun ve Sanat Eğitimi (Muhammet Mustafa Ünlü)

Don Kişot’da İdealizm ve Materyalizm Çatışması (Murat Deniz Parmaksız, Aslı Uçar)

Ölümünün 200. Yıldönümünde Büyük Bach’ın Hatırasına (Prof. Cevad Memduh Altar)

Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hayatı ve Sanatı (Fevziye Abdullah Tansel)

Ölü Ozanlar Derneği Filminde Benimsenen Eğitim Felsefeleri ve Olması Gereken Eğitim Programları (Ayşe Nihan Aydın, Duygu Çalıkoğlu)

Sinema 15 Mart 2019

I. Bölüm:

“Ölü Ozanlar Derneği” filminde her sene okulun (Welton Academy[1]) ilk günü öğrencilere benimsetilmek istenen dört temel direğe (kavrama) vurgu yapılmıştır. Bunlar; “gelenek, onur, disiplin, mükemmellik”tir. Bu dört esastan birinin “gelenek” oluşundan, okulun genel eğitim felsefesinin esasicilik olduğu düşüncesi çıkarılabilir. Nitekim esasicilikte “kültürel mirası tüm yönleriyle yeni nesillere aktarmak”[2] fikri vardır. Ve yine bu dört temel kavramdan biri olan “disiplin” de esasicilik felsefesiyle örtüşmektedir.

Esasicilikte öğretilen dersler arasında fen, matematik, anadil ve yabancı diller bulunmaktadır. Ölü Ozanlar Derneği  filminde de öğrencilerin gördüğü dersler; trigonometri (matematik), latince (yabancı dil) ve ingiliz dili ve edebiyâtı (anadil) dır. Dolayısıyla filmde okulun ağırlık verdiği eğitim felsefesinin “esasicilik” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak aynı okuldan yıllar önce mezun olmuş ve ironik biçimde okulun benimsediği bu eğitim felsefesinden ayrılan edebiyat öğretmeni John Keating daha ziyade ilerlemecilikfelsefesini benimsemiştir. Çünkü sınıfta öğrencilerin sadece alıcı pozisyonda olduğunu düşünmez. Filmde Keating’in öğrencilere söylediği şöyle bir repliği vardır: “kendiniz için düşünmeyi tekrar öğreneceksiniz”. Onlara –adeta bir matematik dersi gibi- grafiklerle şiiri anlayamayacaklarını, şiiri hissedebileceklerini söyler ve kitabın giriş bölümündeki şiirin başarısının nasıl ölçülebileceğiyle ilgili tanımın olduğu sayfaları yırtmalarını söyler.

İlerlemecilik felsefesinde “bireyin benlik kavramını geliştirmesi[3]”amaçlanır.Dolayısıyla J. Keating’in “kendiniz için düşünmeyi tekrar öğreneceksiniz” sözleri bu felsefeyle örtüşmektedir.

İlerlemecilikte “eğitim yaşamın kendisidir, yaşama hazırlık değildir.[4]” fikri savunulmaktadır. J. Keating de dersinde öğrencilerine şiir için şunları söyler: “Biz hoş olduğu için şiir okuyup yazmıyoruz. İnsan ırkının birer ferdi olduğumuz için şiir okuyup yazıyoruz. Çünkü insan ırkının içinde coşkular vardır. Tıp, hukuk, ticaret, mühendislik yaşamak için gerekli olan asil birer meslektir çocuklar; ama şiir… Güzellik, aşk, sevgi… Biz bunlar için hayattayız”. Bu sözleriyle Keating, şiiri anlamanın ve neden şiirin var olduğunun izahını yapmaktadır. Özetle Keating öğrencilerine yaşamı anlatmaktadır. Tıpkı ilerlemecilik felsefesinde benimsenen düşünce gibi…

Filmin devamında öğrenciler John Keating’den ilham alır –onun rehberliğinde- ve kendilerinin gerçekte ne olmak istedikleri düşüncesine varırlar. Misal, öğrencilerden Neil Perry[5] ailesinin istediği mesleği yapmayı değil, tiyatro oyuncusu olmak istediğini keşfeder. Bu noktada ilerlemeciliğin amaçlarından olan “benliğin gelişmesi” bu öğrenci ile vurgulanmıştır.

Sonuç olarak filmde yeri geldiğinde öğrencilere katı cezaların verildiği, sıkı disiplinin uygulandığı ve benlik gelişimine ehemmiyyet verilmeyen esasicilik ve John Keating ile de ilerlemecilik felsefeleri vurgulanmıştır.

II. Bölüm:

Peki eğitimde hangi felsefe benimsenmelidir? Amaç bireyin kendini keşfetmesi ve fıtratına uygun olan mesleğe ve düşünceye erişmesini sağlamak değil midir? Amaç aynı fabrikadan çıkan ve tek tip düşünen, tek renge sahip, birini berikinden ayıracak özelliklerle donatılmasına imkan sağlanmayan insanlar yetiştirmek mi olmalıdır? Elbette ki hayır! Çünkü parmak izlerimiz bile diğerinkinden farklıyken herkesin aynı olmasını beklemek ve bunu istemek yaratılışımıza aykırıdır. Düşünceler ve farklılıklar yaşamı renkli ve zengin kılar.

Bu noktada John Keating ile eğitim felsefesince (ilerlemecilik) birleşiyoruz. Eğitim, bireye özgü olmalıdır; bireyin, hayatı idrak etmesini sağlamak olmalıdır.

Öğrenciye demokratik bir ortam sunulmalıdır. Otoriter bir eğitim anlayışı, katı disiplin ve ceza öğrencinin kendini ifade edebilmesini engeller ki korku ve baskı sonucu öğrenci/birey, kişiliği için önem arzeden özgüveni yitirir. Kalıplaşmış düşüncelerden sıyrılamayıp yeni ve farklı olanı keşfedemez.

Evvela öğrenciye kendisini rahatça ifade edebileceği bir ortamın sağlanması gerekmektedir. Çünkü düşünceler korku ve baskıyla engellenirse devamında zaten öğrencinin kendisini tam anlamıyla dahil edebileceği bir eğitim süreci gerçekleşmeyecektir.

Eğitim, öğrenciyi zorlamamalı; aksine öğrenciyi öğrenmeye istekli hale getirmelidir. Bunun için de öğrenci, yetenek ve ilgi alanlarına uygun biçimde yönlendirilmelidir.

Öğrencinin ilkokuldan sonra ilgi ve yeteneklerinin tespitiyle ortaokul, lise yıllarının genel eğitim planı çizilmelidir. Misal; sözel beceriye sahip bireyin kendi isteğiyle sosyal bilimlere yönlendirilmesi durumunda sayısal dersleri alması mebcurî kılınmamalıdır.

Eğitim süreci bireyi harekete geçiren bir süreç olmalıdır. Birey hem grup hem de tek başına araştırarak ve sorgulayarak bilgiye ulaşmalıdır. Bununla bağlantılı olarak bilgiye ulaşılacak kaynakların yeterli olması gerekir. (Her okulun kütüphanelerinin gerek fizikî gerekse bilgi anlamında tam teşekküllü olması gerekmektedir.)

Oluşturduğumuz eğitim programının sınama durumu ise; “yapılandırmacılıkyaklaşımı”na göredir. Şöyle ki: “Yapılandırmacı anlayışa göre yapılan değerlendirme, öğrenmede bir son değildir. Bir sonraki öğrenmeye yol göstericidir. Tümel, özgün, performans değerlendirme gibi değerlendirme teknikleri kullanılır ve bu değerlendirmeler öğrenme sürecine yöneliktir. Değerlendirmenin amacı öğrenenin ne kadar bilgi hatırlayabildiğini ölçmek değil, öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini ortaya koymaktır (Driscoll,1994).”[6]

Öğrencinin hedefi sınavdan yüksek not almak değil hayatı boyunca bilgiyi verimli bir şekilde kullanabilmek olmalıdır. Dolayısıyla yukarıda belirtildiği gibi eğitimde sınama amaç değil araç olmalıdır.

III. Bölüm:

Ölü Ozanlar Derneği filmindeki edebiyat öğretmeni John Keating, zamanında aynı sıralardan geçmiş olan biri olarak öğrencilere yönelmektedir. Kendisine “kaptan” ya da “kaptanım” şeklinde hitab edilmesini öğrencilerine önerir. Bu da J. Keating’in öğrenciye otoriter bir tutumla yaklaşmadığını, onlarla samimi bir bağ kurarak onlara yol gösterici konumunda olduğunu belirtmektedir. Nitekim kaptanlar engin denizlerin yol gösterenidir.

Okulun müdürü Bay Nolan[7] ise, okulun düzen ve başarısını korumak için sıkı disiplinin kaçınılmaz olduğunu, düzeni bozma tehdidi taşıyacak en ufak eğilimler gösterenlerin dahi sert biçimde cezalandırılması gerektiği inancındadır. Misal; Ölü Ozanlar Derneği hareketinin kimin tarafından başlatıldığını öğrenmek için şüpheli öğrencileri odasına çağırır ve onlara fizikî cezalar verir.

Filmdeki öğretmenlerden (karakterlerden) bir diğeri de trigonometri öğretmenidir. Bir sahnedenderslerini alışılmış usulde işlemeyen ve öğrencilerini birey olma yolunda teşvik eden John Keating ile aralarında söyle bir diyalog geçer: Trigonometri Öğretmeni: “-Onları sanatçı olmaya teşvik etme riskini göze alıyorsunuz. Bir Rembrant veya Shakespeare olmadıklarını anladıkları zaman sizden nefret edecekler.

J. Keating: -Ben sanatçı değil özgür düşünen beyinler peşindeyim.

Trigonometri Öğretmeni: -17 yaşında özgür düşünceler mi?

J. Keating: -Alaycı biri olduğunuzu hiç düşünmemiştim.

Trigonometri Öğretmeni: -Alaycı değilim, gerçekçiyim. Aptalca hayaller peşinde koşmayan bir kalp gösterin ben de size mutlu bir insan göstereyim”.

Yukarıdaki diyalogda görüldüğü gibi trigonometri öğretmeni de tıpkı okuldaki diğer öğretmenler gibi –J. Keating hariç- öğrencilerin yetenekleri doğrultusunda yetişmesini “aptalca hayaller peşinde koşmak” olarak adletmektedir.

Daha evvel de dile getirdiğimiz üzre eğitimdeki amaç bireyi kendi özelliklerine göre yetiştirmek, onlara rehberlik etmek olmalıdır. Bununla birlikte “öğretmenin sınıf içindeki rolü ne olmalıdır?” sualinin yanıtı da yine yapılandırmacılık yaklaşımında yatmaktadır: “Öğrenci katılımını ve kabulünü teşvik eder. Öğretmen, öğrenenlerin bakış açısına göre bilgiyi değişik şekillerde oluşturma yoluna gider.[8]”  Öğretmenin bu yaklaşımı, öğrencinin derse katılımı ve kendi bakış açısıyla öğrenimin gerçekleşmesini, bilgilerin kalıcı olmasını, kavrama kolaylığını sağlayacaktır.

“Öğrenenleri,tartışma ve karşılaştırma yapmaya teşvik eder.[9]”  Öğretmen bu şekilde öğrenciyi aktif hale getirir ve öğrencinin kendi fikirlerini devreye sokmasını sağlayarak  bilgilerini kullanmasını ve hatta nasıl kullanacağını öğretir.

“Öğrenenleri grup etkinliklerinde yer alarak işbirliği içinde çalışmaya teşvik eder.[10]” Böylelikle öğretmen, öğrenciyi yine derste aktif hale getirmiş olacaktır.

Sonuç olarak, öğretmen gerek sınıf içindeki rolüyle gerekse genel olarak öğrenciye yaklaşımında bireylerin birbirinden farklılıklarını göz önünde bulundurmalı, onlara rehberlik etmeli ve katı disiplin, korku, baskıdan uzak bir tutumla öğrenciye yaklaşmalıdır.

KAYNAKÇA

Prof. Dr. Münire ERDEN, “Eğitim Bilimine Giriş”, Arkadaş Yayınları, ANKARA, 2012.

Eda ERDEM, Özcan DEMİREL, “Program Geliştirmede Yapılandırmacılık Yaklaşımı”, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 23, Ankara 2002.

http://en.wikipedia.org/wiki/Dead_Poets_Society.

http://www.imdb.com/character/ch0004784/?ref_=tt_cl_t2

http://www.imdb.com/character/ch0233845/?ref_=tt_cl_t9

* Doğu Akdeniz Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Pedagojik Formasyon Öğrencisi (P13285, P13296)
[1] http://en.wikipedia.org/wiki/Dead_Poets_Society.
[2] Prof. Dr. Münire ERDEN, “Eğitim Bilimine Giriş”, Arkadaş Yayınları, ANKARA, 2012.
[3] Prof. Dr. Münire ERDEN, “Eğitim Bilimine Giriş”, Arkadaş Yayınları, ANKARA, 2012.
[4] Prof. Dr. Münire ERDEN, “Eğitim Bilimine Giriş”, Arkadaş Yayınları, ANKARA, 2012.
[5] http://www.imdb.com/character/ch0004784/?ref_=tt_cl_t2
[6] Eda ERDEM, Özcan DEMİREL, “Program Geliştirmede Yapılandırmacılık Yaklaşımı”, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 23, Ankara 2002, s. 85.
[7] http://www.imdb.com/character/ch0233845/?ref_=tt_cl_t9
[8] Eda ERDEM, Özcan DEMİREL, “Program Geliştirmede Yapılandırmacılık Yaklaşımı”, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 23, Ankara 2002, s. 85.
[9] Eda ERDEM, Özcan DEMİREL, “Program Geliştirmede Yapılandırmacılık Yaklaşımı”, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 23, Ankara 2002, s. 86.
[10] Eda ERDEM, Özcan DEMİREL, “Program Geliştirmede Yapılandırmacılık Yaklaşımı”, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 23, Ankara 2002, s. 86.

Yorumlar

Yazıya 1 yorum yapılmış.

Zerrin Gür 17 Mart 2019

Sitede gezerken bu yazıyı buldum ve keyifle okudum. Filmini de izlemiştim ve hayran kalmıştım. çok güçlü mesajlar içeren film için yine değerli mesajlar içeren bir yazı.