Cumartesi, Kasım 27, 2021

Modern Zamanlar (Gülay Kurt)

“Modern Zamanlar” adlı sinema filmi, filmin ilk sahnesinde gösterilen yazıda gösterildiği üzere “endüstri ve bireysel teşebbüsün hikayesidir”  cümlesiyle başlayıp aslında bu hikayenin insanlar üzerindeki karanlık yönünü ve insanlığı nerelere kadar sürükleyeceğini ama bunun yanında asla pes etmenin umudun insanda olduğunu her şeyin gene insanda bittiğini gösteren bir manifesto-komedi filmidir ve herkesin izlemesi gereken kült bir filmdir bana göre.

1930’lu yılların Amerika’sında, büyük bunalım ve depresyonun yaşandığı bir ortamda çekilmiş bir filmdir. O yüzden o dönemin en güncel hali olan işsizlik, açlık, hırsızlık, kaos ortamını en güncel haliyle yansıtır. Filmin diğer sahnesinde ise insanın her zaman aslında sadece mutlu olmak için yaşadığını vurgulayan “insanlık mutluluk mücadelesi veriyor” cümlesi yer alır.

Gerçekten insan ne yaparsa mutlu olmak için yapar ve bunun i,çin mücadele verir. Ama mutlu olma olgusunun her insanda farklı tezahürleri bulunur. Bazı insanlar yemek için yaşar, bazı insanlar yaşamak için yer gibi bir durumdur bu. İnsan bazen zalim olunca, başkasını ezince, başkasının üzerine basıp yükselerek mutlu olur, bazıları ise diğer insanlara yardım ederek, elindekini paylaşarak mutlu olur. Bu durum insanın hem çamur hem de ilahi tarafının gösterimidir bir anlamda. Tercih insanındır. Ya çamuru seçer, bataklığında kaybolur ya da ilahi yanını seçer meleklerden üstün olur. İşte bu iki durumun arasında gidip gelir insanoğlu. Mutluluğu tattıkça, tadına doyulmayan bir hal aldıkça hep daha fazla mutlu olmak için çabalayan ve bu uğurda her şeyi yapmaya hazır aç gözlü, doyumsuz bir insan tabi ki hiç bir zaman mutlu olamayacaktır.  İşte “Modern Zamanlar” filmi de insanın aslında mutlu olmak için yola koyulduğunu bunun için mücadele ettiğini, ama bir süre sonra kendisini mutluluğa götürdüğünü düşündüğü amansız insan üstü, ayarsız, zaman baskısı altında çalışmanın onu bir koyun sürüsünden öteye götürmeyeceğini açık bir şekilde gösterir.

Filmde fabrikaya giren insanların, etrafında ne bittiğinin, ne olduğunun yaptığı bu çalışmanın kölelikten bir farkı olmadığını, aslında bir insan dahi olmayıp bir robot haline dönüştüğünü anlayamadan koyun sürüsü gibi girdikleri vurgulanır. Bu koyun sürüsü içinde bir tane siyah koyun vardır. Bu kadar beyaz koyunun içinde elbette ki bir siyah koyun olacak ve kendini belli edip başkaldıracaktır. İşte o siyah koyun Şarlo tiplemesiyle meşhur olan Charli Chaplin’dir.

Filmin büyük bir saat ile başlamasının altında yatan mesaj ise insanın zamanın esiri altında olduğunu hep zamanla yarışan bir nesne olarak var olacağını adeta bugüne haber verir. Çünkü o zamana kadar zaman olgusu insanlar için çok fazla önem arz etmemekteydi. Zaman yavaş akardı. Hayat yavaştı. Bugünlere “slow city” denilen yavaş yaşam standardından birden bire fabrikalaşma ve modernleşmeyle birlikte başlayan, zamanı maksimum verime dönüştürme isteği “kitlesel tüketim için yığınsal üretim” tarzı şekline geçilmiştir. Bu tarzın kuramını Taylor oluşturmuş, pratiğe geçiren ise Henry Ford’dur. O yüzden “Fordizm” denilen bu çalışma modeli “üretimde bantların ve tek amaçlı makinelerin, vasıfsız işçilerin kullanılması, bunların ortaya çıkardığı düşük motivasyon, çatışmacı iş ilişkileri, hiyerarşik yönetim anlayışı, dikey iş bölümü (planlama ve uygulama arasında ayrım), dışsal kontrol, yatay iş bölümü (görevlerin aşırı sınırlandırılması), işçileri işyerine bağlama, tempoyu makinelerin belirlemesi ve buna insanın uyması, zaman karşı çalışma, bireysel çalışma alışkanlığı gibi unsurlar” içerir. Bu insani olmayan çalışma biçimi insanlar üzerinde deneylerle test edilir. Hebry Ford fabrikalarında, maksimum üretim -minimum zaman anlayışıyla bantlar üzerinde montajlama sistemi kurarak çok kısa zaman dilimlerinde araba üretir. Bu sayede çok zengin olur, işçilerini de sağlık ve barınma ihtiyaçlarını ziyadesiyle karşılayarak üretime sev eder. İlk zamanlar bu sistem sayesinde çok zengin olan Henry Ford bir süre sonra daha az zamanda daha fazla üretim ister işçilerinden, tıpkı “Modern Zamanlar” daki patron gibi.

Filme tek sesi çıkan patrondur.. Sesli filmlere geçildiği o dönemde Charlie Chaplin’in sessiz film çekerek filmde sadece patrona seslendirme yapması, yığınların değil, parayı ve gücü elinde bulunduran kimselerin aslında sesinin yüksek çıktığını gösteren bir mesajdır. Patronun konuşması ise sadece emrindeki işçilerin daha hızlı üretim yapmaları konusundaki komutlarıdır, İşçiler bu komuta uymaya çalışırlar ama siyah koyun Şarlo zaman ilerledikçe bir hapşırmasının dahi bantın düzenini nasıl bozduğunu fark edip toparlamaya çalışsa da elindeki vida sıkmaya yarayan anahtar bir süre sonun uzvu olur ve önüne gelen vida görünümlü nesneleri sıkma eğilimi gösterir. Bu durum o hale gelir ki işyerindeki arkadaşlarını çalışamaz duruma getirir. Bu arada yanlışlıkla dev makinenin dişlileri arasına girer ama dişlilerle uyum sağlayıp tekrar dışarı çıkar. O da sistemin dişlilerin çarkının altında ezilmiş ama diğer işçilerin aksine sistemin çıldıran bir ürünü olarak dışarı çıkar. Diğer işçiler sistemin bir parçası olmuştur ama Şarlo bu düzene ayak uyduramamış ve akıl hastanesinin yolunu boylamıştır. İşin ilginç tarafı ise sisteme ayak uyduranlar normal, uyduramayanların ise aklı sağlığını kaybeden kimselerden olması içinde bulunduğumuz zamanda hiç de yabancı olmadığımız bir olgudur.

İnsanın makineleşmesi halinde normal bir insan olmayıp artık insanlıktan çıkan başka bir nesneye dönüştüğünün, bu nesnenin ise ne makine ne de bir insan olduğu, arada bir yerde kalmış bir yaratık olabileceği vurgusu filmde hakimdir. Nihayetinde etten kemikten olan insan, kendi oluşturduğu makine gibi davranamaz. İnsan duygularıyla, maneviyatıyla, motivasyonuyla, paylaşmasıyla, yardımlaşmasıyla, birey değil grup halinde yaşamasıyla ancak verimli bir iş üretebilir. Aksi takdirde hapishanedeki bir hayat bile monotonluğun sıkıcı girdabında kaybolmuş, makineyle kurumsallaşmış bir fabrikada çalışmaktan çok daha sevimli ve mutlu görünür Şarlo’nun gözüne. Çünkü insani olmayan sürekli  zamanla yarışan salt ve mutlak üretime dayalı bir  çalışma ortamı ve hayat tarzının kötü bir hapishane ortamından farkı yoktur, hatta daha da kötüdür.

Kısacası; insanoğlunun vahşiliği ile karanlık, ama bir o kadar da insana olan inançla aydınlık bir film “Modern Zamanlar”. İnsanoğlunun kendisine gerekli en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için (bu bir ev satın almak için çalışmak dahi olsa) makine dişlileri arasında yabancılaşma açısından dram, yine insanın patronlarıyla yaşadıkları, band başında ve makineler karşısındaki durumu “Taylorizm ve  Fordizm”  bağlantılı eleştiri, rutin günlük akış içindeki insan halleri açısından (ayağı takılıp düşen insan) mizah-komedi ve her karanlığa karşı gerekli olan şeyin insanda olduğunu, makinelerde olan şeyin insanda olduğuna dair olan inancıyla umut dolu bir film Modern Zamanlar…

2,600BeğenenlerBeğen
popüler kategoriler
son yorumlar
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz