Kapat

Mehtap Kurbanzade (Hayatı)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Mehtap Kurbanzade (Hayatı)
1966 yılnda İstanbul’da doğdu. 1983 yılında Nişantaşı Kız Lisesinden mezun oldu 1988 yılında İ.Ü. Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümünden mezun oldu. 1989-1991 yılları arası İstasyon Sanat Evinde İç Mimarlık eğitimi aldı. 1994-1999 yılları arası İzmir Karaburun’da Otel İşletmeciliği yaptı.2009 dan itibaren 3 yıl, sanat tarihçi ve heykeltraş Arşo Kasparyan’ın sanat tarihi derslerine ve 4 yıl boyunca Arşo Kasparyan heykel atölyesinde heykel derslerine katıldı. 2013-2014 yılları arası Cam ile tanıştı.

Cam Ocağı Vakfı’nda Frantisheck Janak ve Chad Holliday’den Kalıpla Şekillendirme, Marc Ditzler’den füzyon ve Vladimir Kleinden Soğuk cam şekillendirme atölyelerinde teknik derslere katıldı.
Aynı dönemde Ressam Valerie Çelebi’den desen dersleri aldı.
Özlem Başer, Esin Çakır, Müge Atabek ve Esra Ceylan ile birlikte
16-Aralık-2013 ”Dualite”
18 -Mart-2014 de “Arayış” adında karma heykel sergisini açtı.
26 – 29 Mayıs 2016, Art Atina’16
8-11 Aralık 2016, Salon D’hiver Strasbourg 2016 fuarı
6-15 Ekim 2017 Floransa Bienaline  katıldı.
Sanatçının aynı zamanda dünyanın en büyük ve en köklü sanat portalı artnet.com da da çalışmaları yer almaktadır. ( http://www.artnet.com/galleries/lebriz/mehtap-kurbanzade-sculptures/ )
Şu anda heykel çalışmalarına kendi atölyesinde devam etmektedir. Sanatına destek olduğunu düşündüğü için İ.Ü. Sosyoloji Bölümünde okumakta ve 2017 yılında kurmuş olduğu Umay Bilim Sanat Yaşam Merkezinde Birey’in hem bilim hem sanatın iyileştirici gücü hem de bedeninin farkındalığını yaşadığı atölyeler ile Koçluk hizmeti vermektedir.
Sanatçının sanata bakış açısı kendi hayat yolculuğu ile şekillendi. Hepimiz yaşam boyu aldığımız kararlarla birtakım yollara giriyoruz buda bilgimiz dahilinde oluyor. İnsanın ancak kendi potansiyeline, öz kaynaklarına, öz bilgisine ulaştığı zaman, sanat yolculuğunun kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Bunun içinde eserlerinde insana odaklanıyor. Varoluşundan itibaren yolculuğu ilgisini çekiyor. Kendiyle bütün ve öncelikle kendine samimi insan, doğa ile de bir bütün içinde yaşıyor. Bireyin gelişimi ve dönüşümü varoluş nedenini sorgulatıyor. Bütünsel bakış açısını yakalayınca her şeyde, her yerde sanat olduğunu fark ediyor.
Böylece sanat evrensel bir tanım kazanıyor. Atalarımızdan gelen hücrelerimizdeki bilgi şifrelerine ulaşan kişi bunu sanat yoluyla diğer insanlara yansıtıyor ve evrensel bir dil oluşuyor. Onun için Türk, İtalyan,Yunan…vs hangi uyruk dil ve ırktan olursa olsun herkes sanat yoluyla anlaşabiliyor.
Sanatın tüm dünyada birlikte kullanılan tek dil olması, iletişimde gücü yadsınamaz bir gerçek olarak böylece karşımıza çıkıyor.
Sanat resimden, heykelden etkilenip evinde onu seyretmek için satın alabiliyor…Onunla birlikte yaşaması için. Bu şekilde her Sanatçı da Evren’de hoş bir seda bırakarak ölümsüzlüğü yakalamış oluyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir