Kapat

Manas Destanı’ndaki Folklor Unsurları (Nusret Kılıç)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Manas Destanı’ndaki Folklor Unsurları (Nusret Kılıç)

Manas Destanı’ndaki folklor unsurlarına geçmeden önce, Destan hakkında çeşitli kaynaklardan derlediğimiz bilgileri sunmak istiyoruz.

Türk destancılığının şaheserleri arasında yer alan Manas Destanı ilk çağlara bağlanan yaşam, duyum ve düşünce sisteminin, özellikle de İslâm’a kadarki kültür geleneğinin izlerini belirgin görüntülerle koruyup saklayan başlıca kaynaklardan biridir. Bu muhteşem destanda mevcut olan çok yönlü ve çok katlı folklor örtüsü, Türklere mahsus eski mitolojik dünya görüşünün yaradılış, gelişme ve çeşitli değişikliklere uğrama sürecini taşlaşmış (donmuş) hafızaya çevirerek yaşatmaktadır. (1)

Kırgızlar’ın hayat tarzları, gelenek ve görenekleri, ahlâkî ve dinî görüşleri, coğrafyaları, tıp bilgileri, diğer uluslarla olan ilişkileri hep bu destanda ifadesini bulmuştur.

Manas Destanı’nda sergilenen Kırgız halkının kültür değerlerinin önemli bir bölümü de Anadolu Türk halkınca Türkistan’daki ortak Türk gelenek ve göreneklerinin bir uzantısı olarak günümüze kadar getirilmiştir.

Manas Destanı yüzyıllar boyu sürüp gelen bir geleneğin ürünü olarak yaratılmış “Manasçı” denilen saz şairlerinin ortak ürünüdür. Manasçıların Anadolu’daki izleri halk hikâyeleri anlatan halk şairlerimizdir. (2)

Manas Destanı üç bölümden oluşmaktadır. Bunlar: Manas, Semetey ve Seytek destanlarıdır. Bu nedenle Manas destanından “trilogya” diye de bahsedilmektedir. Destanda kahraman Manas’ın yiğitliği; dış düşmanlarının, ülkelerini fethettikten sonra dağılmış olan Kırgız halkını bir araya getirmesi, bir bayrak altında halkın birlikteliğini sağlaması, kabile ve soylar arasındaki dağınıklığı, kavgaları yok edip, birlikte huzur içinde yaşamaya çağıran büyük bir fikir var. Bu fikir yavaş yavaş tüm Türk halklarını, dünyadaki bütün millet ve halkları bir araya getirecek derecede ulu bir fikirdir. Bundan dolayı ne kadar zaman geçerse geçsin Manas Destanı’nın değeri hiç eksilmemiş, aksine Manas’ın estetik değeri günden güne artmıştır.

Destan’ın ikinci kısmı Semetey bölümünde; genellikle kabile, soylar arasındaki kavga ve anlaşmazlıklar yansıtılmaktadır. Soylar arasındaki bu kargaşalıklar, Semetey’in Kıyas’a yenilip kaybolmasına; Seytek’in yabancı topraklarda, iç düşmanların arasında doğmasına yol açar.

Destan’ın son bölümünde ise; halkı dağıtan, kabile ve boylar arasındaki kavgaları örgütleyenler, sert bir şekilde cezalandırılırlar. Olay; halkın beraberliğini, barışını isteyenlerin zaferi ile sonuçlanır. Halkın amaç, istek, arzularını ve dileğini taşıyan akıllı Bakay her şeyi önceden bilen Kanıkey, kadınların güzeli Ayçürök, kahraman Semetey ölmez ögelere sahip olarak kaybolurlar. (3)

Destan hakkında kısaca bu bilgileri verdikten sonra, tespit etmeye çalıştığımız folklor unsurlarını sunuyoruz.

Manas’ın babası Yakın Han çocuğu olmadığı için üzgündür. Bundan dolayı karısına kızgındır. Çocuğu olmayan insanlar sürekli bir şeylerin arayışı içindedir. Günümüz insanları bile doktorlardan ümidi kesince değişik türbe ve evliya mezarlarını ziyaret ederler. Yakın Han da işte bu sebepten dolayı şöyle seslenir.

Bana oğul doğurmadı,

Çiriçi’yi alalı,

Oldu tam ondört sene,

Evliya mezarına gitmedi,

Elmalıkda yuvarlanmadı,

Kaplıcada gece yatmadı.

Günümüzde görülen türbe ziyaretlerinin değişik bir versiyonu Kırgız Türklerinin yaşayışına şu şekilde yansımaktadır.

Ah Semetey dursana!

Atının başını çevir!

Dinlemeyip gidiyorsun

şurada alaca bir türbe var,

orada bir dua oku,

ak boz kısrağı kurban et,

babacığının ruhunu böylece şad etmelisin!

Kırgız Türkleriyle ilgili olarak Manas Destanı’nda rastladığımız olay, doğan erkek çocuk için halkı davet ederek, onlara yemek verilmesidir. Bu durum Türklerin yaşayışları ile ilgili bir folklor unsurudur.

”Kara Han alıp baktı ona, Kara Han bakmaya alınca, aşa hep halkı topladı, tepede kısraklar kestirdi, halkı çepçevre toplattı yurtta büyük bir aş verdi.”

Manas Destanı’nda, çocuklara doğdukları günün önemli olaylarını, doğuş biçimlerini hatırlatıcı isimler verildiği görülmektedir:

Külçora’ya:

“Kül tutup doğmuş çocuğa

Külçora deyip ad verdi.”

Kançora’ya:

“Kan tutup doğmuş çocuğa

Kançora deyip ad verdi.”

Doğan çocuğa ad koymak için halkın toplanması, ak sakallı bir ermişin ad koyması günümüze kadar uzanan bir folklor unsurudur. Destanda bu durum şöyle tasvir edilir:

Kanıkey’i getirtti,

memelerini emdirdi:

yeni doğan bu iki çocuk

süt kardeşim olsun diye,

halka büyük bir aş verdi,

Çocuklara ad koydurmak için,

halkı oraya topladı.

Çocuğu olana sevinç nişanesi olarak, kurban kesilir, dağıtılır; “bir ak kısrak kestirdi,”

Manas’ın oğlu Semetey’in oğlunun adının konması: “Bir asa dayak elinde, ak sakallı bir kişi, Kara Han’ın karşısına yakın gelip durdu, o ak sakallı şöyle dedi: “Bu çocuğun adını eğer bu kadar halk bilmezse, ben adını koyayım! Ver çocuğu elime!

Ad veren bu ak sakal, birden gözden kayboluverdi.” cümleleriyle anlatılır.

Manas’ın yetişmesinde ve onun bütün gündelik ihtiyaçlarının temininde, ona, yardımcı olabilmesi için Bakay adlı biri bakıcılık yapar. Bu gelenek Osmanlı padişahlarında da görülen bir gelenekdir. Padişahlar ebeveynlerince her yönden mükemmel bir şekilde yetiştirilmek istendiği için böyle bir yola baş vurulmuştur:

yanına yoldaş ol sen Bakay,

görmediğini gösterip, Bakay

arkasından beraber yürü,

bilmediğini öğretip, Bakay,

beraber yürüyüp “haydi,

yürü” de Bakay.

Evlilik, hayatın yaşanılan gerçeklerinden biridir. Destanda, Manas’a, onun dengi bir kız bulabilmek için çekilen ızdıraplar dile getirilir.

beni kız aramaya gönderdi

Aşa tuz aramak için,

Manas’a kız bulmak için

samur kalpağım karlandı,

tilki kalpağım ıslandı.

Doğal olarak evlilik girişimlerinin ardından en önemli folklorik değere sahip geleneksel başlık parası gündeme gelir. Başlık parası günümüze kadar süregelen ve halen de geçerliliğini devam ettiren bir gelenektir. Fakat o günkü şartları çok ağırdır:

sürünüzü toplayın,

dört vadiye doldurun,

dört vadiyi doldurursa

gelin borcunuz bitti demektir.

Manas’ta görülen, ölenin karısının, kayınla evlenme geleneği, Anadolu’nun kırsal kesimlerinde özellikle miras bölünmesin diye hala sürdürülmekte olan geleneklerimizden biridir. Bu durum destanda şu şekilde yerini alır:

Derler ki: ‘At ölse postu miras kalır!

Ağabey ölse yenge miras kalır!’

Akıllı doğan Abeke bir hödük doğan Köböş,

Manas’ın küçük kardeşleri;

hangisiyle evlenecek?

Köböş’e mi gidecek, Abeke’ye mi gidecek?

Eski Türk geleneğine göre kadın, erkek işine pek karışmaz ve kadına da sır verilmezdi. Manas Destanı’nda buna dair pek çok işarete rastlamaktayız:

Kadının sözüne uydu,

kalkıp yurduna döndü! derler,

sonra ben yiğitlere ne cevap veririm? dedi.

Aşağıdaki örnekte de Bahadır Manas, yiğitlerine, kadınlara sır vermeme hususunda şu şekilde seslenmektedir:

Sapladığınız kargıyı geri çekmediniz, yiğitlerim,

kadına sır açmadınız, yiğitlerim,

erlikle hep birsiniz, yiğitlerim!

“Bölçörü dağının zirvesi gibi, a baykuş, üzerinde, efendimiz, a baykuş, Tanrı gibi göskeler erişiyor…” Göktürk abidelerinde de rastladığımız bu ibare yöneticiye olan bağlılığın güzel bir ifadesi olarak görülmektedir. Günümüzde de yöneticilere karşı, geleneğe bağlı olarak büyük bir saygı ve güven hâlâ varlığını korumaktadır.

Ayrıca, Türk kültüründe atın çok önemli bir yer tutduğu bilinmektedir. Yukarıdaki örnekte de gördüğümüz gibi manevi bir değeri olan atın kurban olarak seçilmesi ata verilen önemi açıkça göstermektedir. Ata ulvilik vasfi yüklenir: “hörgücü büyük, yüksek at”

Ata sahip çıkmak, atını hayatı pahasına da olsa vermemek, atı namus gibi üstün tutmak Manas Destanı’nda görülen en önemli erdemlerdendir.

Destanda, Çınkoca’nın Semetey’den “Tayburul” isimli atını istemesi üzerine Semetey’in atı vermeyip savaş çıkarması, düşüncemizi ispatlayan örneklerden sadece biridir.

Benim annem baybiçe, yiğidim,

çocuğu olmazken, yiğidim,

bir ak kısrak kurban etmişti, yiğidim!”

Ölüm motifi bütün destanlarda sahnelendiği gibi, bu destanda da ibret vesikası olarak dile getirilir. Ölümle birlikte ölüm folklorü ortaya çıkar. Bu folklorun maddi ögesi olan tabut ve mezarın şekli ile Manas’ın ölümü destanda şu şekilde anlatılır:

Çamdan da bir tabut yapıp

iç yüzünü altın kapladılar

dış yüzünü gümüş kapladılar.

Tabuta Manas’ı koydular,

mezarı sıkıca kapadılar.

Anadolu halkının geleneksel kültürünün en önemli öğelerinden biri olarak ağıt yakma geleneği Manas Destanı’ında sıkça görülmektedir. Manas’ın ölümü üzerine Kanıkey’in duyguları şu şekilde dile getirilir:

Han çocuğu Kanıkey,

yüzünü yırtıyordu hep!

Günleri göz yaşıyla göl oldu,

bütün suyunu sel aldı.

Türkler göçebe bir kavim oldukları için aynı zamanda da savaşçıdır. Kılıç kullanır, zırh giyer ve kullandığı bu savaş eşyalarına da ruhunun inceliklerini yansıtır:

altında nakışlı yaptırdığı

gümüşten nakışlar döktürdüğü

zırhını giyince

Savaşlarda destanlar yazan Manas’ın vasıfları ve kahramanlık öyküsü olağanüstü bir tarzda şekillendirilir:

genç kahraman er Manas

on yaşında ok atan,

on dördüne girince

şehirler altüst edip han olan

altmış aygır, yüz tay

getirdi Hokoma’dan,

seksen genç kısrak, bin top ipekli getirdi o Buhara’dan,

Destanda kuru bir anlatımdan ziyade çarpıcı ve canlı, unutulmaz örneklerin değişik bir biçimde anlatımı vardır. Bu anlatım, zaman zaman masal anlatımına paralellikler gösterir:

yerler, yer olduğunda,

sular, su olduğunda,

altı babanın oğulları kafir imiş,

üç babanın oğulları Müslüman imiş

Destanın maddi kültürünü oluşturan ögelerden biri de savaşcıların bineği at ile başına giydiği kalpaktır:

başında kara kalpakla

çıkıp geldi atı ile

Bunun yanı sıra kullanılan eşyalar: ”şıkırtılı tulumla çini çanakları” şeklinde yerini alır.

Göçebe kültürünün diğer önemli bir unsuru da kurulan çadırlardır. Çadırlar bir gelin gibi süslenir, içerisi özenle döşenir:

ak çadırını kurdurdu,

ipekten, kadifeden

kalın yazgılar yaptırdı,

ateşe semaver koydu

Geleneksel İslam kültüründe, özellikle de tekke edebiyatının varlığını sürdürdüğü dönemlerde, halk arasında yaygınlık kazanan, kırklar-yediler tabirine bu destanda atıfta bulunulmuştur.

Yarkent’ten gelen yedi elçi

yemeği övüp yiyip gitti,

“Manas obur çıkacak!” deyip gitti.

Çin’den gelen kırk elçi

yemeklerden bol bol yiyip gitti,

Manas Destanı’nda İslam kültürünün izleri sayılamayacak kadar çoktur. İslam kültürünün bir parçası olan evliya da destanda önemli bir yere sahiptir.

tüm evliyaların toplanıp

Fatiha duasıyla

Deyimler, halkın duyuş, yaşayış ve sosyal hayatından canlı tablolar sergilemesi açısından önemlidir. Manas Destanı’nda da bol miktarda deyimlere rastlamaktayız:

Yerinde duramamayı, hareketliliği ve atikliği sembolize eden: “fırlamış okum”

Gurur ve kibirliliği ifade ederken: “burnun büyüdü efendim/için sıkıldı, efendim”

Beddua ederken: “namım kurusun”

Çaresizliği ve acizliği anlatırken: “ellerini kavuşturup/kıç üstü oturursun” bunlardan bazılarıdır.

Rüya motifi Türk destanlarının ayrılmaz bir parçasıdır. Yöneticiler kendi gördükleri rüyaları özel yorumculara anlatarak, onların tabirlerine göre hareket tarzı belirlerler:

Rüyam beni korkutuyor,

arşın boylu er Manas

sürülerine saldırmış,

yıldızlara doğru bakıp,

yüzünü güneşe çevirmiş,

elbise yağmalayıp sırtına giymiş,

başlık yağmalayıp başına geçirmiş!

Bunlar ne demek olsa gerek?

Bir kısım folklorik özelliklerini tespite çalıştığımız destan, zengin kültürel mirasımızın bugünün gençliğine taşınması açısından, yeniden ele alınmalıdır, diye düşünüyorum.

DİPNOTLAR:

  1. KASIMLI, Muharrem. “Manas Destanı’nın anlatım özellikleri”. Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, Sayı 9, Ağustos 1995, s. 62.
  2. YARDIMCI, Mehmet. “Manas Destanı’da Geçen Halk Kültürü Değerlerinin Günümüzdeki İzleri”, Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, Sayı 9, Ağustos 1995, s.56.
  3. ŞEMSİYEV, Bektaş. “Manas Destanı Üzerine Düşünceler” Aktaran: Ertuğrul Yaman Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, Sayı 9, Ağustos 1995, s. 5-8.

BİBLİYOGRAFYA

  1. RADLOFF, Wilhelm. “Manas Destanı”, Yayına hazırlayan: Emine Gürsoy-Türksoy Yayınları No: 1, Ankara, 1995.
  2. KAPLAN, Mehmet. Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar 3, Dergah Yayınları (2. Baskı), İstanbul 1991.
  3. İNAN, Abdulkadir. Manas Destanı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları No: 611, İstanbul, Ağustos 1985.
  4. ELÇİN, Şükrü. Halk Edebiyatına Giriş, Akçağ Yayınları No: 94, Ankara 1993.

 

* Keskinİ.H.L.Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir