Salı, Ağustos 3, 2021

Katalan Dali Endülüslü Picasso’ya Karşı: ‘Bir Endülüs Köpeği’ Uluyor İspanya Bölünüyor

 

”Bir Endülüs Köpeği” filmini bir şahısla ilişkilendiren aşağıdaki satırlar  bir hayli iddialı gözükse de Dali-Bunuel ikilisi, ilk anda tanımlanamaz çağrışımlar uyandıran  ”Bir Endülüs Köpeği” ismiyle filmin yapılış amaçları arasında paralellik sağlamışlardır. Sürrealistlerin uyguladığı istenç dışı yazma yöntemiyle çekilen filmde her iki sanatçı da kendi fantezilerinden oluşan görüntüleri peş peşe eklemişlerdi. Bunuel, önünden bulut geçen ay görüntüsünden usturayla boydan boya yarılan bir göz imgesi oluşturuken, Dali’nin imgeleri, üzerinde karıncalar kaynaşan  el ile bir süre önce resmini de yaptığı eşek leşiydi.

Filmi yaparken akılcı, psikolojik ve kültürel açılımları olabilecek hiçbir imge ya da düşünceyi kullanmayacaklardı. Nedenini nasılını hiç düşünmeden etki yaratacak tüm akıl dışı imgelere kapılar açılmıştı. Film sahnelerinin tutarsızlığına katkı yapan ”Endülüs Köpeği” ifadesini bu nedenle yadırgamıyor, bir şahısla ilişkisi olabileceğini düşünemiyoruz. Oysa tarih boyunca sanat eseri üzerinden düşmanına saldırmak bilinmedik bir uygulama değildi. Sözgelimi Dante, İlahi Komedya’ da Hz. Muhammed’e saldırırken, ”O günahkarlara gözlerini dikmiş bakarken, bana dönüyor ve elleriyle göğsünü açıyor. Bak, diye bağırıyor, kendi kendini parçalayış. Kötürüm olmuş Muhammed’e bak. Önünde yürüyen ve yakınan Ali. Yüzü çenesinden saçına kadar yarık (1) diyordu.  Mikelanj da kıyameti tasvir eden resimlerinde rakiplerini cehennemlikler arasında göstermekten çekinmemişti.

Dali, 1927 başlarında henüz 23 yaşındayken halası ve kız kardeşiyle birlikte Paris’te bir hafta kaldı. Bu süre zarfında kendince üç önemli iş yaptı: Versay Sarayı’nı, Grevin Müzesi’ni gezdi ve 46 yaşındaki Picasso‘ yla tanıştı. Dali, tanışma anını şöyle anlatır: ”Picasso’nun çalışmalarını milimi milimine izleyen Granadalı kübist ressam Manuel Angeles Ortiz, beni Picasso’yla tanıştırdı. Ortiz’i, Lorca kanalıyla tanıyordum. Picasso’nun Boetie Sokağı’ndaki atölyesine girer girmez derinden etkilendim. Sanki Papa’nın huzurundayım gibi saygı doluydum.  ”Louvre’  u görmeden size geldim” dedim ona. ‘’Doğru olanı yapmışsın” diye yanıtladı.

Luis Bunuel’in, ”Un Chien Andolou (Bir Endülüs Köpeği) fimine ilişkin görüşlerini Dali’ye açması da aynı zamana rastlar. Yani Picasso’yla tanışmasından hemen sonra. Dali 1929′da filmin yayınlanmasından sonra şunları söylüyordu: ”Film istediğim etkiyi uyandırdı. Savaş sonrasının yarı aydın avantgarde goygoyculuğunu tek gecede yerle bir etti. Filmin ilk sahnelerinde kızın gözünün usturayla yarıldığını gördüklerinde soyut sanat denilen o iğrenç şey önümüzde diz çöktü, ölümüne yaralandı. Bir daha doğrulamadı. Avrupa’da artık Mösyö Mondrian’ın o küçük manyakça pastillerine yer yoktu.”

İki yıl önce Papa’yla kıyasladığı Picasso’ya iki yıl sonra film üzerinden saldırdığını düşündüğümüz Dali, çok basit bir insani zaaftan hareket ediyordu: Bilimde giderek artan yetkinlik insanı Tanrı’yı inkara götürür; sanatta ise diğerlerini inkara.

Yukarıdaki ifadelerinden de anlaşılacağı gibi Dali, bu filmle kendince çok önemli şeyler yapmıştı. Dali’nin, Picasso’yla  görüşmesi beklentilerini tatmin edememiş, hayal kırıklığı yaşamasına neden olmuş olabilir. Günümüzün  moda tabiriyle belki de elektrik alamamıştır. Bazen romanlarını, şiirlerini okuduğumuz insanların yüzünü görmek, sesini duymak büyük bir paradoksa yol açabilir. ”O sen miydin?” etkisi. O büyük satırların yazarı şu küçük adam mı?

Dali, hevesleri ve tutkuları çok çabuk değişen bir insandı. Birkaç gün içinde yeni arayışlara girişiyordu. Ayrıca Dali, olağanüstü sezgileriyle Picasso’yla aralarında doğabilecek potansiyel görüş ayrılıklarını hissetmiş olabilir.

Picasso sürrealistlerle 1923′te tanışır ve Paris’te 1925 yılında açılan ilk sürrealist sergisine katılır. Picasso’nun gençlik döneminde oluşturduğu yapıtlar yeni arkadaşlarına kendileri tarafından öngörülen ”otomatik kayıt düşme” örnekleri olarak görülmüşlerdi. Picasso bu yüzden kısa bir süre sonra sürrealizmi inkar eder. ”Yeni bir ekolun taraftarları, Sürrealistler adı verilenler bir gün benim noktalar, çizgiler ve taslaklarla doldurulmuş olduğum resimlerimi gördüler. Gök kubbenin manzaralarının baştan çıkarıcı etkisine tutulmuştum. Böylece bir gün çizgilerle başlanmış noktalar, birbirleri içinde bağlanmış çizgiler çizdim. Ama bu uyanık sürrealistler ne yapsalar beğenirsiniz? Tüm bu çizimlerde bir anlam buldular. Bu karalamaların kendi son derece soyut düşünceleriyle hem fikir olduklarını fark ettiler.(2)

 

 

Dali, yıllar sonra ulaştığı ün ve yetkinliğin verdiği cesaretle Picasso’ya artık açıkça saldırmaya devam etmişti. Bir resmiyle Picasso’nun komünist eğilimleriyle alay ediyor, resmin altına ”Picasso komünisttir, ben de değilim” yazıyordu. Dali, görselini verdiğimiz 1947 tarihli  ”Picasso” resminde Picasso’nun tutkulu akılcılığını, burnundan çıkan ve sonra çevresindeki herşeyi yalayıp yutan bir kaşığa dönüşen beyniyle simgeler. Dali’ye göre Picasso, güzellikle değil, çirkinlikle ilgileniyordu. Politik düşünce olarak  aralarında derin görüş ayrılılıkları mevcuttu. Dali’nin monarşik yönetimlere tutkusunu bir önceki yazıda (Salvador Dali Sürrealist midir?) incelemiştik.  Franco’ya yakınlığı bilinen bir gerçekti. 1969 yılında Franco’nun isteği üzerine, Picasso’yu İspanya’ya geri döndürme ve Guernica resminin devri amacıyla toplantılar düzenlendi. Ama Picasso ölünceye dek bu tür teklifleri şiddetle reddetti. Picasso, pek çok kez Franco’nun hakimiyet sürdüğü ülkeye ayak basmayacağını açıkladı. ”İspanya, Franco tarafından yönetildiği sürece boğa güreşlerinin ya da sanat sergilerinin benden çalınmış olmalarının önemi  yok’(3) diyordu.

Neden Endülüs?

Filmin adı, bir Katalan olan Dali için çok şey ifade eder. Katalanlar için Endülüs kelimesinin ne anlama geldiğini biraz sonra irdeleyeceğiz. Böyle düşünmemizin bir nedeni de Bask’ın özerkliğini amaçlayan ve kendilerine sudan nedenlere dayanılarak siyasal infaza uğramış olan marksitler arasında Luis Bunuel’in de olmasıdır.

Burgos Davası adı verilen süreçte kararların çoğu ölüm kararı idi ve müebbet hapse çevriliyordu. Dava, 28 Aralık 1970 yılında tamamlandı. Luis Bunuel, Picasso’nun aksine uygun bir teklifi kabul ederek İspanya’ya dönmüştü. Picasso’nun ”Guernica ”resmini yapmasındaki en önemli etkenlerden biri de katliamın Basklı damarına dokunmasıydı. Ayrıca şunu çok iyi biliyoruz ki 1881 Malaga doğumlu Picasso’ya 1890 yıllarından itibaren Endülüslü denmeye başlanmıştı. Malaga’nın diğer adı ”Andolucia” yani Endülüs’tür. Picasso’nun Granada’daki Endülüs İslam eserlerini incelerken bir takdir ifadesi olarak ”Benim sanatta ulaşmak istediğim son noktaya Müslümanlar asırlar önce varmışlar’ sözüyle sanat anlayışının ne derece ”Endülüs” köklerine dayandığı merak uyandırıcı.

Picasso’nun Endülüs kökeni daha sonraki sanatında da kendini gösterecektir. Çünkü Picasso’nun yaşam boyu süren, bir yandan tüm sanatını büyük bir öz yaşam öyküsü kılmak, öte yandan bunu mümkün olduğunca sadece maskelerle, roller ve sembollerle dile getirmek çelişkisi Endülüslülerin kendini sergilemek ve kendi kendinin oyuncusu olma eğiliminden kaynaklanır. ”Kim kendi kişiliğinin seyircisi olabiliyorsa yalnızca o kendini taklit edebilir…Ve buna da yalnızca kendi kendini görme ve gözlemleme alışkanlığına sahip olan kendi görüntüsünden ve özünden zevk duyan yapabilir. Öyle ki Endülüslüler çoğunlukla neredeyse ilk kez kendileridir.(4) Apollianaire 1913 yılında şöyle demişti: ”Picasso tinsel açıdan daha çok bir latin, ritmik açıdan da daha çok bir Araptır.

Dali, vurguladığımız gibi Katalandı. Kendini bir Katalan olarak görür, bunun bir ayrıcalık olduğunu vurgulardı. Katalonyalılar için Picasso geri kafalı bir Endülüslüydü ve folklorik geleneklerinden başka sunacak hiçbir şeyi yoktu. İspanyol yazar Jaima Sabartes Picasso için şunları söyler; ”Bir Barsenonalı için Endülüslü sözcüğü merak uyandıran bir zil gibi çınlar. Çünkü biz Barselonalılar bu sözcüğü yüzümüzü buruşturmadan söylemeyiz. Benim bölgemin halkının düşüncesinde Endülüslü, torero ve çingene ile aynı anlama gelir ve bunlar orta sınıf bir Barselonalı ya da Katalonyalı için bizim gelenek ve ahlaki adetlerimizle hiçbir ortak yönleri olmayan yabancı yörelere ait şeylerdir. Bir Endülüslü mü?.. Bu, beli kuşaklı bir pantolon, kısa bir yelek, bir Kordova sombroro’su, ekmek ve boğa güreşleri demektir.”

Bir Endülüs Köpeği Uluyor

”Bir Endülüs Köpeği”nden kastın Picasso olduğuna dair görüşüm, nesnel kanıtları birbirine ekleyince fotoğrafın bütününe dair geliştirdiğim öznel bir tezdir ve şüphesiz kesin ispata muhtaçtır. Nitekim  özgün sinemacı Jean Vigo, bir yazısında  filmin adıyla ilgili çok ilginç bir kapıyı daha aralıyor ve diyor ki; ”Luis Bunuel’i bir kez ve ancak on dakika gördüm. Görüşmemizde ”Bir Endülüs Köpeği”nin senaryosundan da söz etmedik. Bu nedenle size filmi daha rahatlıkla anlatabileceğim. Elbette yorumum yalnız beni bağlar. Belki gerçeğe yaklaşacağım ama kuşkusuz saçma sözler de edeceğim. Bu filmin adını anlamak için Bunuel’in İspanyol olduğunu anımsamak gerekir. Bir Endülüs Köpeği uluyor!…(5)

Yukarıda Bunuel’in tıpkı Picasso gibi Basklı, yani Endülüslü olduğunu, filmin adı doğrudan Picasso’yu hedef alıyorsa bunda Bunuel’den çok Dali’nin parmağı olabileceğini özellikle vurgulamıştık. Ancak Vigo’ya göre  filmin adıyla Bunuel arasında doğrudan ilişki kurmalısınız. Sözgelimi Vigo’nun ”Bir Endülüs Köpeği Uluyor!” metaforu, Bunuel’in 1953′de Mexico Üniversitesi’nde yaptığı şu konuşmayla daha bir netlik kazanıyor; ”Filmler her zaman sanat yapıtının temel öğesi olan gizemden yoksundur. Genellikle yaratıcı, yönetmen ve yapımcılar, şiirin özgürleştirici evrenine açılan perdenin bu olağanüstü penceresini kapalı tutarak rahatımızı kaçırmamaya özen gösteriyor. Günlük yaşamımızın bir uzantısı olabilecek konuları perdeye yansıtmayı, aynı dramı binlerce kez yinelemeyi ya da günlük işlerimizin sıkıcı saatlerini unutturmayı yeğliyorlar. Tüm bunlar alışılagelmiş ahlak ölçüleri, ulusal ve uluslararası sansürle din tarafından da, doğal olarak onaylanıp genel beğeniyle yönlendirilen ve ak gülmeceyle de çeşnilendirilen ve gerçeğin öteki sıradan buyrultularının egemenliğine giren etkinliklerdir.”(6)

Yine 1929′da, ”La Revolution Surrealiste” dergisinin 12.sayısında: ”…Ama en derin inançlarına saldırsa bile, her yeniliğin ateşli yandaşlarına, satılmış ya da içtenlikten yoksun bir basına ve ısrarlı bir cinayet çağrısını güzel ya da şiirsel bulan şu budala kalabalığa karşı ne yapabilirim?” diyordu.(7)

O halde bu sıradanlık darmadağın edilmeli, parçalanmalıydı. Tıpkı azgın bir köpek gibi! Zaten Dali’de 1929′da filmin yayınlanmasından sonra ”Film istediğim etkiyi uyandırdı. Savaş sonrasının yarı aydın avantgarde goygoyculuğunu tek gecede yerle bir etti. Filmin ilk sahnelerinde kızın gözünün usturayla yarıldığını gördüklerinde soyut sanat denilen o iğrenç şey önümüzde diz çöktü, ölümüne yaralandı. Bir daha doğrulamadı. Avrupa’da artık Mösyö Mondrian’ın o küçük manyakça pastillerine yer yok!” demiyor muydu?

Demek oluyor ki,Bunuel ve Dali ikilisi alışılagelmiş kalıplara filmin adı üzerinden saldırdılar. Fakat bir saldırı hedef gözetmeksizin ilgisiz taraflara da zarar verebilir. Picasso’yu da hesaba katınca, Dali bu işin keyfini bir taşla iki kuş vurmakla yaşamış olabilir.

Filmin Künyesi

Yapım                  :Luis Bunuel
(Fransız filmi)
Senaryo               :Luis Bunuel ve Salvador Dali
Yönetim               :Luis Bunuel
Müzik                  :Richard Wagner’in ”Tristan ve İsolde” adlı yapıtından ve Arjantin tangolarından parçalar. Karl Bamberger yönetimindeki Frankfurt Opera Orkestrası tarafından yorumlanmıştır.
Ses yönetmeni     :Albert Dubergen
Dekor                  :Schilzneck
Türü                   :Siyah-beyaz,sessiz.Tüm filmin seslendirmesi,ilk gösterim için hazırladığı plaklı seslendirmeye uygun olarak 1960 yılında Bunuel’in yönlendirmesiyle gerçekleşti.
Kurgu                  :Luis Bunuel
Dağıtım                :Les Grands Films Classiques,Paris
Oyuncular
Genç kız              :Simone Mareuil
Adam                  :Pierre Batcheff ve Jaime Miravilles,Salvador Dali,Luis Bunuel
Süre                   :17 dakika
Uzunluk               :430 metre
Gala                   Paris’te 1928′ de Ursulines Sinemasında

 

NOTLAR:

1-Mine Dal tarafından Vossler’in Almanca çevirisinden,28. Manzume
2-Maurrice Jardet:Sergi kataloğu ”Picasso 1900-1955” Münih, Köln, Hamburg 1955/56,sayı 57
3-Haber ajansı dpa’nın 30 Aralık 1971 tarihli haberi. Metin Picasso’nun avukatı tarafından açıklandı.

4-Jose Ortega Y. Gassset,Endülüs Teorisi,Yıldız ve Felaket,İspanyol Çoğrafyası ve Tarihi Üzerine,Berlin.1937,s.41

5-Jean Vigo,”Un Chien Andalou”,L’Avant-Scene,1963,sayı 27-28,s.10.(Yazı,1984 tarihli ”Nisan Kitap Bir” dergisinde yayınlamış. Fransızcadan çeviren Osman Senemoğlu)
6-a.g.e.(Fransızcadan çeviren Osman Senemoğlu)
7-a.g.e.(Fransızcadan çeviren Osman Senemoğlu)

HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz