Pazar, Aralık 5, 2021

Kamusal Alanda Sanat ve İzleyici Faktörü (Merve Deniz)

Romantik dönemden başlayarak günümüze kadar sanatçılar farklı medyumlar ve farklı erekler doğrultusunda kamusal alanda sanat fikrini geliştirmişlerdir. Heykel Sanatı, sanatı ve çevreyi ilişkilendirme konusunda tarih içerisinde en büyük dilimi oluşturur. Rodin‘in ‘The Burghers of Calais‘ adlı yapıtı içerdiği anlam dışında da kaide algısını yıkar. Bu da sanat eserini aynı düzlemde izleyebilen seyirci için esere veya kurduğu bağlam dolayısıyla içeriğine tapınma durumunu ortadan kaldıran eleştirel bakış açısıdır.

Tabii Rodin‘in bu eserinden sonra da bir heykel o çevrenin simgesi, bir ideolojinin temsili halini alacaktır. Şehirlerin merkezlerinde bulunan, o coğrafya içerisinde önem teşkil eden devlet adamlarının ya da iktidarların heykelleri hem temsiliyet, hem de halkın gözlemcisi durumuna gelir. Sahte bir izlenme paranoyası yaşatan eserler George Orwell‘ ın ‘Big brother is watching you‘ cümlesini akıllara getirir.

Bir iktidar devrildiğinde önce heykelleri yıkılır. Gündelik şehir kadrajlarına dahil olan bu yapıların yıkılması da, adaptasyonun kırılmasına yardımcı olarak yeni bir sürecin başlangıcının habercisi halini alır.

Kavramsal sanatın ortaya çıkmasıyla birlikte, bugün sanatı tanımlarken estetik kaygıların yanısıra, müdahele etmek, eleştirel bakış açısı geliştirmek ve görünür kılmak gibi işlevlerden bahsedilir. Sanat ve çevre, yani kamusal alanda sanat düşüncesi içerisinde bu işlevlerin, sanat yapıtları aracılğıyla izleyicisiyle birebir etkileşimde olmasından dolayı kendi bağlamları dışında da söylemler gerçekleştirdikleri görülür. Yine bu düşünce, yapıtların sadece ‘beyaz küp’ dediğimiz steril sanat mecralarından taştığının en büyük göstergesidir.

Bu yapıtlar gözlemlendiğinde hem malzemenin dayanıklılığı hem de kendi ekolojilerini oluşturma konusundaki yetileri bakımından kitlelere ulaşımı hızlı ve etkili olur. Müzeler ve galerilerin aksine bu yapıtlar kapalı camlar arkasında değildir. Richard Leppert bu durumu şöyle açıklar:
”En yenileri de dahil olmak üzere birçok müzenin tapınağı andıran mimarisi sanata saygı talebini açığa vuruyor… Küçük harflerle ve saygılı bir tavırla konuşmalıyız. Sergilenen sanat eserlerine asla dokunmamalıyız… Güzellik saygı ister. Bütün bunlar, kaçınılmaz olarak, bizim neye bakacağımızı ve baktığımız şeyi nasıl göreceğimizi etkiler.”

Bu cümlelerden yola çıkarak, sanat seyrinin adab-ı muaşeretinin yazısız kurallarından örneklemeler görüyoruz. Oysa kamusal alanda sergilenen bir eser için bu kurallar geçerli değildir. Ona dokunabilirsiniz, yanında bağırarak şarkı söyleyebilir, Charlie Chaplin‘in “City Lights” filminde görüldüğü gibi üzerinde uyuyabilirsiniz. Etrafta bakışlarıyla sizi rahatsız eden sözüm ona sanat seviciler değil, gündelik yaşam telaşlarını sürdüren insanlar görürsünüz. Eser çevresiyle, dolayısıyla sizinle samimi bir iletişim kurar. Bu da sanat yapıtı, sanatçı, izleyici üçgeninde üzerinde çok durulmayan ‘izleyici’ kavramına dikkat çeker. Jean Baudrillard bu konuya şöyle dikkat çekmiştir:
”Sanatın önce nesnesi masaya yatırıldı, sonra da öznesi. Ama şu üçüncü terime pek dikkat gösterilmedi gibime geliyor, bakan kişiye, izleyiciye.”  

İzleyicinin bu etkinliği şüphesiz esere müdahele etmesine de zemin hazırlar. Marc Quinn‘in Trafalgar Meydanı’ndaki heykel çalışması bu duruma spesifik örnek teşkil eder. Kolları ve bacakları olmayan engelli hamile bir kadın heykelidir bu. Meydandan geçen her insanın görebileceği konumdadır. Sanatçı izleyicinin estetik hazzını sorgulayarak hem de bakılmak istenmeyen fakat varolduğu için reddedilemeyen problemi irdeleyerek, bu sorunu görünür kılar. Marc Quinn amacına ulaşır, insanlar bu heykelin kaldırılması için dilekçeler yazar, tepkilerini dile getirirler.

Kamusal alanda sanat düşüncesi içerisinde izleyiciyi aynı zamanda sanat yapıtına dönüştüren sanatçılar da mevcuttur. Fotoğraf sanatçısı olan J.R., tüm dünyanın uzaktan izlediği İsrail ve Filistin krizinin ortasında barışçıl bir yol izler. Filistinli insanların fotoğtaflarını İsrail’e, İsrail halkınınkileri de Filistin duvarlarına çok büyük ebatlarda yapıştırarak hem probleme müdahele eder hem de izleyiciyle sanat eserini aynı bağlamda ele alır.

Yine bu düşünceye göre performans sanatçılarından söz etmek doğru olacaktır. Alman sanatçı George Grosz ülkesinin izlediği savaş politiklarını eleştirmek üzere ‘ölüm’ kılığına girerek Berlin sokaklarında dolaşır. Sanatçı böylece siyasal duruşunun yanısıra kendi bedenini sanat malzemesi olarak kullanır.

Bu eserlerin en büyük handikapı, görülmekten görünmez hale gelmeleridir. Bir süre sonra farkedilemeyen, sadece bulundukları alan içerisinde etrafından geçilip gidilen yapıtlar haline gelirler. İnsan doğasının bu adaptasyonu kapitalist toplumlarda çok daha hızlı gelişmektedir. Bu durumu irdeleyen Christo, hükümetin aldığı kararları eleştirmek adına Alman Parlemento Binası’ nı kumaşlarla kaplamak ister. Chirsto’nun gerekli izinleri alması tam 7 yıl sürer ve sonunda projesini gerçekleştirir. Görülmekten görünmez hale geleni tekrar görünür kılar. Alman parlementosu bu projeye izin vererek bir nevi geçmişiyle yüzleşen bir role bürünür.

Yakın geçmişteki dünya sanat tarihine baktığımızda kamusal alanda sanat fikrinin politik söylemlerle bağdaştırıldığını görüyoruz. Sanatçıların bir aktivist gibi çalıştıkları, eserlerin bir şekilde siyasetten pay alması, heykellerin yerini anıtların aldığı bir sanat dünyasından bahsediyoruz. Oysa sanat, özü bakımından zaten yeteri kadar politiktir.

Burada sanatın, sanat yapmak gibi temel bir ideoloji taşıdığının altını çizmeliyiz. Aktivizmi performans sanatından, heykelleri anıttan ayırmalıyız. Bir şey yalnızca politik bir ideolojiye hizmet ediyorsa, anıt ya da aktivizmden başka ne olarak adlandırılabilir ki? Bahsettiğimiz bu durum yaygın bir düşüncedir. Öte yandan, sanatın işlevinin ne olduğu sorusu ise başka bir promlematiktir ve başka bir yazıda tartışılmalıdır.

Sonuç olarak, her sanat yapıtı alımlayıcısı tarafından görülmek ister. Eğer, bu görüş direktse, o düzeyde de anlaşılabilir. Böylece kamusal alanda sanat fikri sanatsal kaygıların ve aktarılan ideolojinin yanısıra izleyicinin etkisi ve oynadığı rol bakımından da önem teşkil etmektedir.

2,600BeğenenlerBeğen
popüler kategoriler
son yorumlar
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz