Kapat

Kadın ‘İkinci Cins’ – Simone De Beauvoir (Tolga Ulusoy)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Kadın ‘İkinci Cins’ – Simone De Beauvoir (Tolga Ulusoy)

 

Feminist kuramın en önemli eserlerinden birisi hiç kuşkusuz de Beauvoir’ın 1949 yılında yazdığı La Deuxième Sexe’dir. Bilindiği gibi feminist düşünce ve hareket en temel olarak iki dalgaya ayrılır. Bunlardan ilki 19. yüzyılın sonlarında başlayıp 1920’lerin sonlarında biter; ikinci dalga ise 1960’ların ortalarında başlayıp 1980’lerde biter (80 sonrasında bir üçüncü dalgadan bahsedilir hatta günümüzün feminist anlayışının dördüncü dalga olduğunu söyleyenler bile vardır ama bunlar şimdilik konu dışında). De Beauvoir’ın İkinci Cins kitabı ise görüldüğü gibi bu her iki dalganın tam ortasında ve belki de feminist hareketin en durgun olduğu dönemde yazılmış ve iki cilt olarak piyasaya sürülmüştür. Büyük bir başarı elde eden kitap kısa bir süre sonra 1953 yılında İngilizceye de çevrilmiştir. Türkçede de Bertan Onaran tarafından 1969 ve 1970 yıllarında çevrilip üç cilt olarak basılmıştır; bu konuda başka pek çok kitapta olduğu gibi Payel yayınlarına teşekkür etmeliyiz sanırım.

Bu kitapla beraber Simone de Beauvoir varoluşçu bir feminist anlayışın temellerini ortaya koymuştur. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ben-öteki ikiliği içerisinde çözümlemiş ve kadınların erkeklerin merkez olduğu bir toplumsal cinsiyet rejimi içerisinde öteki konumunda yer aldığını söylemiştir. Kitapta geçen ve sıklıkla gördüğümüz en önemli motto ise “kadın doğulmaz kadın olunur”dur. De Beauvoir bu düşüncelerini kitap boyunca tarik, toplum, beden, yaşam döngüleri, cinsellik, evlilik, annelik gibi pek çok konu üzerinden çözümleyip ayrıntılandırıyor. Şimdi tek tek ciltlere bakalım.

Simone de Beauvoir (1976). Kadın “İkinci Cins” 1. Cilt: Genç Kızlık Çağı. (Çev.) Bertan Onaran. İstanbul: Payel.

 

 

İkinci Cins’in Türkçe birinci baskısı 1970 yılında gerçekleşmiş. Ben 1976 yılında basılan dördüncü baskısından okudum; doğrusunu söylemek gerekirse 6 yılda dört baskı bu kitap için bence hiç fena değil. Birinci cilt bir giriş bölümünden ve sonrasında dört kısımdan oluşmuş durumda.

Giriş kısmı yukarıda değindiğimiz de Beauvoir’in temel tezinin bir özeti durumunda. Felsefe tarihinin derinliklerine dalarak dişillik ve erilliğin düşünsel kökenlerini anlamaya çalışıyor. Ve Hegel’de kalarak onun efendi-köle ve ben-öteki ikilikleri çerçevesinde kadın-erkek ilişkisini anlamlandırmayı hedefliyor.

Kitabın birinci kısmının adı yazgı. Bu kısım altında kadınlara dair biyolojik, psikolojik ve tarihsel materyalist düşüncelere değiniyor. Ve bunlardan kendisinin faydalandığı ve yanlış bulara eleştirdiği kısımları vurguluyor. Biyolojik verilerin kadınların ve erkeklerin günümüzdeki varlıklarını çözümlemek için yeterli verilerin olmadığını söylüyor. Bir penise veya vajinaya sahip olmak bir kadın veya erkek olmayı gerektirmiyor. O ünlü “kadın doğulmaz kadın olunur” sözünü de bu kısımda vurguluyor. Psikolojik çözümlemenin de yetersiz kısımlarına değiniyor, yazıldığı dönemin en önemli psikolojik paradigmalarından birisi olan psikanalizin ortodoks yorumlarını bu bağlamda reddediyor. Freud’un kadınların erkeklerin penislerini kıskandığına dair görüşlerinin doğru olmadığını söylüyor. Kadınlara dair temel üçüncü düşünce olan marksizmin düşüncelini de diğer bölümde eleştiriyor ama bu düşüncenin kendisi düşüncenin oluşturmasında en önemli temeli sağladığını da ekliyor.

Kitabın ikinci kısmının adı tarih. Bu kısımda antropologların, etnologların, arkeologların ve tarihçilerin verilerinden faydalanarak bütünlüklü bir tarihsel anlatı geliştirmiş. Kendisine dair çok fazla özgün bir bilgi yok bu kısımda ama güzel ve yararlı bir özet.

Üçüncü kısım efsaneler adını taşıyor. Bu bölüm okuması çok keyifli bir bölüm gerçekten. Kadınlara dair yaratılmış olan çeşitli efsanelerin (adet kanının pis olması, kadınların şeytan olması vb.) mitolojik, dini ve edebi kökenlerine doğru gidiyoruz. Kadının ikincilliği söyleminin nasıl inşa edildiğini de Beauvoir bı bölümde bizlere çok güzel göstermiş.

Kitabın dördüncü ve son kısmı ise oluşum adını taşıyor. Bu kısım kadının çocukluğundan genç yetişkinliğe kadar olan hayatının önemli duraklarının anlatıldığı bir bölüm. Bir nevi kadınların yaşam döngülerinin ilk kısmını anlatmış bizlere de Beauvoir. Bu bölümde de Beauvoir psikanalizden çok fazla yararlanmış. Her ne kadar kız ve oğlan çocuklar arasında farklılaşmayı penis kıskançlığı veya oidipus kompleksi gibi unsurlarla açıklamasa da hem Freud’un ve onun yolundan gidenlerin hem de onu eleştirenlerin fikirleri bu kısma damgasını vurmuş. De Beauvoir’e göre oğlanların kızlara karşı elde ettikleri ilk ayrıcalık ayakta işeme ayrıcalığıdır. Daha sonra yaşamda karşılaştıkları olaylar ve deneyimlerle beraber kadınlar ikinci cinsliklerini öğrenirler ve pek çoğu da kabul eder. aileri içinde yaşananlar, okulda gördükleri, ilk cinsel uyanışlar onların kadınlıklarını ve varlıklarını şekillendirir. Ve hayata karşı farklı biçimlerde dirençler geliştirirler. Bu cildin en son bölümünde de Beauvoir eşcinselikle ilgili yazar. Lezbiyenliğe dair daha önceden yazılan şeyleri eleştirse de kendi söyledikleri de heteronormatif (heteseksüelliğin normal cinsel yönelim olduğuna inanma) olarak değerlendirilebilir. Ama bu eleştiriyi yaparken kitabın yazıldığı tarihleri de göz önünde bulundurmak gerekir. Benim fikrime göre İkinci Dünya Savaşı sonrasında tüm dünyada muhafazakarlık geçer akçe iken Batı’da (Hem ABD’de hem de Avrupa’da) sol düşünceli insanlar zor zamanlar geçiririken de Beauvoir bu yazdıklarıyla büyük bir cesaret örneğidir.

Simone de Beauvoir (1972). Kadın “İkinci Cins” 2. Cilt: Evlilik Çağı. (Çev.) Bertan Onaran. İstanbul: Payel.

 

 

İkinci cilt toplum içerisinde farklı kadınlık hallerini konu alıyor. Zaten tüm cildi kaplayan kısmın adı da kadının toplumdaki yeri. Bu kısmın ilk bölümünün adı evli kadın; de Beauvoir bu uzun bölüm boyunca önceki ciltte genç kadınlığına kadar getirdiği anlatıyı evlenme süreci ile devam ettiriyor. Önce nişalılık süreci sonrasında düğün ritüelleri ve evlilik hayatı temel konular. Özellikle kadınların ilk cinsel deneyimlerinin bu süreç içerisinde yer alması, ev kurma, yabancı bir erkekle beraber yaşamaya başlama gibi pek çok ilk deneyime dikkat çekiliyor. De Beauvoir’ın vardığı sonuç evliliğin aşktan ziyade toplumsal bir sözleşme ve sorumluluk olduğu yönünde.

İkinci bölümün adı ana. Bu bölüm kadın bedenini erkek bedenin ile önemli farklarından birisi olan doğurmak ve doğurmanın sonrasında gelen sorumlulukları ele alıyor. Kadınların çocukları ile kurduğu ilişkilerde bu bölümün bir parçası. Çocukların kadınların kendi varlıklarını gerçekleştirmek için çoğunlukla birer araç olarak kullanıldığına değiniliyor. Özellikle erkek çocukların pek çok kadın için erkeklerin egemen olduğu bir düzende kadınların en önemli varoluş araçlarından birisi olduğu söyleniyor.

Üçüncü bölüm toplum içi yaşayış adında. Evlenen ve anne olan yani toplumun ondan beklediği hemen her şeyi yapmış olan kadının toplum içerisinde var olma biçimlerine değiniliyor bu bölümde. Giyinme, süslenme gibi kadınların dış görünüşlerinin nasıl toplumsal unsurlar tarafından oluşturulduğu, satın aldıklarıyla ve gösterdikleriyle kadının kendini var etme biçimleri anlatılmış.

Dördüncü bölümün adı fahişelik ve saray yosmalığı. Bu bölüm diğer bölümlerden farklılık gösteriyor; erkeklerle belirli bir ücret ya da hediye gibi şeyler karşılığında beraber olan kadınlara dair bu bölüm. Özellikle erkeklerle bir şey karşılında hemen beraber olan fahişeler ile daha kibar, daha farklı ilişkiler kuran gerçekleştiren saray yosmaları (Honore de Balzac’ın Kibar Fahişeler romanındaki gibi) ile fark koyuyor. Ve bu kadınların erkeklerin yaşamındaki yerini inceliyor.

Beşinci ve bu cildin son bölümünün adı olgunluktan yaşlılığa. Kadınların yaşlandıkça kendilerini toplum içerisinde var eden tüm özelliklerinden ayrılması sorun edilmiş bu bölümde. Cinselliğini kaybeden, cazibesi ve dış güzelliği yok olan, çocuklarından uzaklaşmış olan kadının yalnızlığı ve hayata karşı tutumları ele alınmış bu bölümde.

Simone de Beauvoir (1972). Kadın “İkinci Cins” 3. Cilt: Bağımsızlığa Doğru. (Çev.) Bertan Onaran. İstanbul: Payel.

 

 

Ve kitabın üçüncü cildi… İlk bölüm ikinci cildin özeti niteliğinde. Bu cildin ilk kısmı doğrulamalar adın da. Bu kısmın ilk bölümü kendine hayran kadın, ikincisi sevdalı kadın ve üçüncüsü de sofu kadın isimlerini taşıyor. bu bölümlerde faklı bağlamlarda kadınların kendilerini erkekler gözünde doğrulamaya ve gerçekleştirme çabalarını konu alıyor. İlk dış görünüş üzerinden ikincisi aşk üzerinden ve üçüncüsü de dindarlık ve tarı ile  erkek arasında bir ilişki kurmak üzerinden erkeklerle bir ilişki içerisine giriyorlar. Ama de Beauvoir’e göre bu ilişkiler sağlıklı ilişkiler değil.

Kitabın ve bu cildin son kısmı ise kurtuluşa doğru adını taşıyor bu kısımda ki tek bölüm ise bağımsız kadın adında. Burada kadınların özellikle sanat ve edebiyat alanlarında bağımsızlığa en çok yaklaştığını iddia ediyor de Beauvoir.

*

İkinci Cins’i okumak uzun bir serüven gerçekten ve bu yazıyı yazarken kitabın tümünü anlatmanın ne kadar zor olduğunu anladım. Tarihten psikolojiye, dinden sanata kadar pek çok konu kitabın içerisinde yerini buluyor. Bu da anlatımını çok zorlaştırıyor. Şöyle diyeyim o zaman İkinci Cins anlatılmaz yaşanır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir