27 C
Bursa
Perşembe, Temmuz 29, 2021

İstiridye Nakliyat Treni Yolcusu: ‘Çehov Makinesi’ (Ege Küçükkiper)

 

Matei Visniec’in yazdığı, Müge Gürman’ın sahnelediği, Çehov’un klasikler arasına girmiş olan “Martı”, “Üç Kız Kardeş”, “Vanya Dayı”, “Vişne Bahçesi” ve “İvanov” adlı eserlerinde yarattığı karakterle, Çehov’un aynı ortamda buluşmasını anlatan, grotesk ve absürd yapıda olan Çehov Makinesi, görülmeye değer bir oyun olmuş. Zaten Çehov eksenli bir oyun nasıl kötü olabilir ki? Klasik eserlerle örülü oyunda, son derece dinamik ve modern bir hava estirilmiş. Tüm eserlerini okumuş biri olarak oyundan fazlasıyla zevk aldım.  Fakat oyunu tam anlamıyla özümseyebilmek için, yukarıda adları geçen eserleri izlemiş ya da okumuş olmanız gerekir. Çehov’a aşina olmayan biri, yaklaşık üç saat süren bu oyundan sıkılabilir.
Konusu itibariyle son derece ilginç, özgün, şaşırtıcı ve etkileyici olan oyunda, Çehov’un yarattığı karakterler, trenle zamanda bir yolculuğa çıkmışlardır. Bu yolculukta her bir karakter, Çehov’la doğrudan iletişime geçer. Uzun süren bu yolculuk, Çehov’un ölümünden sonra da devam etmektedir. Oyunda, Vişne Bahçesinin sahibesi Andreyevna Ranevskaya, bahçeyi elinden alan Lopahin, yaşlı uşak Firs ve yolcu; Üç Kız Kardeş’de İrina, Olga, Maşa kardeşler, Teğmen Vasili Vasilyeviç, Prozorov, Bobik ve Anfisa, Martı’da Konstantin ve annesi Trepleva, Vanya Dayı’da Doktor Astrov ve Vanya Dayı, İvanov’da ise Sarah karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda birbirinden bağımsız, farklı oyun karakteri aynı ortamda buluşuyor.
Karakterler, bağlı olduğu oyun hakkında bilgiler vermekle birlikte, Çehov’un yazarlığını da sorguluyor. Ayrıca Çehov’un sanat anlayışı, Martı adlı eserinde açıkça belirttiği gibi ortaya konmuş durumda. Bu sanat anlayışının belirtildiği bölüm, Martı eserinin karakterlerinin sahnedeyken aktarılması oyunu daha anlaşılır kılmış. Oyunda Çehov’un sadece yazarlık kimliği değil, asıl mesleği olan doktorluğunun da üzerinde durulmuş. Hatta yaralı olan karakterlerini tedavi ederken gösterilmiş. Burada ön plana çıkan husus, hasta – doktor ilişkisi. Çehov bir doktor ama aynı zamanda verem hastası. Bu, işin görünen ve basit kısmı. Görünmeyen ve zor olan kısım ise, Çehov’un ruhundaki hastalık. Yarattığı ve çoğunlukla acı çeken karakterler, onun ruhunda da derin izler bırakmış. Bu nedenle kendisini, “içindeki hastayı iyileştiremeyen doktor” olarak tanımlamıştır. İçerikte sanat anlayışının sorgulandığı gibi, neden tıp okuduğu, kendisini doktor olarak nasıl gördüğü gibi soruların üzerinde de durulmuş. Bu oyuna, “A’dan Z’ye bir Çehov Makinesi” desek daha doğru olur.
Çehov’un, 1904 yılında ölmesiyle oyun sonlanmamış ve dönemin acı içinde geçen Rusya’sı, 1917 Ekim Devrimi, Bolşeviklerin iktidara geçişi, kıtlık ve savaş gibi konular gözler önüne serilmiş. Üç Kız Kardeş adlı eserinde, ön plana çıkmayan çocuk karakter Bobik, Çehov’un ölümünden sonra açılan ve Yalta’da bulunan “Çehov Müzesi”nin bekçisi olmuş. Rusya’nın berbat dönemlerini, aradan otuz yıl geçse de üzerinden asla atamayacak olan bir çocuk karakterin üzerinden verilmesi son derece yerinde bir etki sağlamış. Yazarın hayal gücüyle, üç kız kardeş her zaman gitmek istedikleri Moskova’ya gidebilmiş, Vanya Dayı ise Aleksandre Serebryakov’u öldürme suçundan hapsi boylamış. Ayrıca dönemin diğer büyük yazarları Gorki ve Tolstoy, Çehov ile karşılaştırılarak halkın gözünde ne kadar büyük bir yazar olduğu ifade edilmiş. İşte tam da burada, bu iki büyük yazarın Çehov için söylediklerini sizlere aktarmak istiyorum.
 
“Sanırım Anton Çehov’la karşılaşan herkes, içinde ister istemez daha yalın, daha doğru, daha kendisi olma isteği duyardı… Çehov hayatı boyunca hep kendi ruhsal bütünlüğü içinde yaşadı; her zaman kendisi olmayı, iç özgürlünü korumayı başardı. Başkalarının özellikle de daha kaba insanların Anton Çehov’dan beklediklerine hiç aldırmadı… Bu güzel yalınlığın içinde, kendisi de yalın, gerçek ve içten olan her şeyi sevdi ve kendine özgü bir güçle başkalarına da yalın olmayı öğretti.”

Maksim GORKİ

“Çehov bir sanatçı olarak ,önceki Rus yazarlarıyla, Turgenyev, Dostoyevski veya benimle, mukayese bile edilemez. Çehov’un kendi biçimi var empresyonistler gibi. Bakarsanız adam hiçbir seçim yapmadan, eline hangi boya geçerse onu gelişi güzel sürüyor. Bu boyalar arasında hiçbir münasebet yokmuş gibi görünür. Ama bir de geri çekilip baktın mı şaşırırsınız. Karşınızda parlak büyüleyici bir tablo vardır.”

Lev TOLSTOY

REJİ – DEKOR – KOSTÜM – IŞIK 
Dekor, vişne bahçesinin kesilen ağaç kütüklerinden oluşuyor. Bu kütükler, çok amaçlı olarak hem tabure hem de yazı masası olarak kullanılmış. Karşıda ise demir kapılar ve örtü yardımıyla açılıp, kapanan pencereler var. Bunlar bir trenin kapı ve pencereleri. Projeksiyon yardımıyla gelen kara trenden inen karakterler (yolcular) kapılardan sahneye giriyor. “Bu yolculuğa trenle çıktım ve Çehov’un yanına geldim.” izlenimi kolay ve kullanışlı bir şekilde verilmiş. Oyunun sonunda Çehov’un, sanal olmayıp, gerçek bir trene binip gidişi ise, hayal dünyasından çıktığını başarıyla netleştirmiş. Müze sahnesinde karakterlerin mum gibi durup, sahnede döndürülmesi ise yine bu amaca hizmet etmiş.
Zaman tüneli formu ise yerin dönüşü ile sağlanmış. Yere yansıtılan roma rakamlı saat ile karakterlerin olaya giriş ve çıkışları kurgulanmış. Andreyevna’nın, hayatını zevkleri uğruna bir kumar gibi ortaya koyuşu da yine yere yansıtılan bir rulet ile temellendirilmiş. Köpüklerle yağdırılan kar, gerçekçilikten uzak, hayali bir dünyada olduğumuzu hissettirerek, ölümün soğukluğunu nitelemiş. Zeki Sayaroğlu, az ama öz bir dekorla oyunu başarıyla kotarmış. Çehov’un her zaman vermek istediği derinlik ve sadelik anlayışına uyulmuş. Müge Gürman ise bu oyunda devleşmiş.
Kostüm tasarımı oyunun en başarılı öğelerinden biri. Firs için hazırlanan kaplumbağa kostümü oyunun en anlamlı tasarımı. Vişne bahçesinde unutulan ve o ev ile birlikte gömülen Firs’in, “Ben evimi sırtımda taşıyorum, bu evden hiçbir zaman ayrılamam” anlayışına doğrudan temas etmiş. Diğer karakterlerin kostümleri ise amacına uygun ve Çehov’un, karakterlerini oluşturduğu ruh hallerine göre bir giydirim oluşturulmuş. Şirin Dağtekin harika bir iş çıkarmış. Işık tasarımı ise Akın Yılmaz’a ait ve son derece çarpıcı. Oyunun ani geçişlerinde hem hızlı hem de renk değişiklikleriyle vuruculuk yakalanmış. Sahnenin arka tarafının kırmızı oluşu ise “karakterler işlerini bitirdi ve tekrar geldikleri yere gidiyorlar yani ölüyorlar” izlenimini bırakmış. Yağmur sahnesi ise oldukça başarılı.
MAKYAJ – MÜZİK – EFEKT – AKSESUAR
Makyaj oldukça başarılı. Oyuncuların yüzleri bembeyaz. “Yüzümüzde bu karakterlerin ruhları var.” cümlesine uygun bir makyaj olmuş. Pudraların uçuşu ise sanki bir hayal gibi düşünülmüş. Müzikler ise hüznün ve mizahın bir araya gelerek harmanlandığı, hafif ürpertici bir dokuda kulaklarımıza giriyor. Grotesk yapıya uygun bir halde. Ürpertici oluşu da, karakterlerin hayali oluşu ile anlam kazanmış. Efekt tasarımı, sağlam bir yapıya oturtulmuş. Özellikle silahların kuru – sıkı değil de, efekt yardımıyla patlamaları, sürekli duyulan, damlayan su sesi, oyunda sık sık karşımıza çıkan içi su dolu bir tasla Çehov’un, içerisinde bulunduğu hayal ortamından kendisi çıkartmak istemesi, “efekt olan su” ile “gerçek olan suyu” bir arada sunmuş. Bu da absürdlüğe ve yine grotesk yapıya uyum sağlamış.
Aksesuarlar için de aynı şeyi söyleyebilirim. Nesnelerin normal boyutlarından büyük oluşu, martının vuruluşu ve bu martının Çehov’un tüylü kalemlerinden oluşması, Çehov’un olmazsa olmazları, gözlüğü, şemsiyesi ve şapkası, kumar sahnesinde Andreyevna’nın gözlerinin altın oluşu, Çehov’un ölümüyle birlikte üzerine örtülen beyaz örtünün üzerinde, yazarlık kimliğini destekleyecek yazıların olması, Lopahin’in, vişne ağaçlarını kestiği için suçluluk duyuşuyla birlikte, kendini cezalandırmak için kütüklerden yapılmış bir kelepçe takması, oyunun özünü bizlere vermekte yetmiş hatta artmış durumda.
OYUNCULUKLAR
Şu kadarını söylemeliyim ki, bütün oyuncular başroldü. Hemen hemen herkesin rolü eşitti. Bazı oyuncular ise iki ayrı karakteri canlandırıyordu. Bütün yazım boyunca bahsettiğim, oyunun grotesk bir yapıda temellendirilişi, oyunculuklara da yansımış ve bir bütün oluşturulmuş. Oyuncular bu yapının gerekliliklerini yerine getirmiş, hem hareketi hem de duyguyu seyirciye aktarabilmişler. Birbirinden değerli oyuncuların bir araya geldiği kadroyu sizlerle de paylaşmak istiyorum. Hakan Vanlı, Levent Öktem, (aynı zamanda yönetmen yardımcısı) Şahin Çelik, Erkan Taşdöğen, Nalan Okçuoğlu, Ayça Bingöl, Jale Arıkan, Toygun Ateş, Fatih Sönmez, Sanem Öge, Gözde Çetiner, Alper Saldıran, Pınar Tuncagil, Arda Baykal, İsmet Vural, Aslı Özsaraç, Didem Ertan ve Çağrı Şensoy. Tüm ekibi ve emeği geçenleri kutlar, alkışlarının bol olmasını dilerim.
Not: Oyun 160 dakika / 2 perdedir.
HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz