Kapat

Hayatın Gerçek Yanı: Vişne Bahçesi (Ege Küçükkiper)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Hayatın Gerçek Yanı: Vişne Bahçesi (Ege Küçükkiper)

 

Vişne Bahçesi, Çehov’un ustalık dönemi eseri olarak bilinen, son eseridir. (1904) Eseri dört perdelik bir “komedi” olarak yazmış fakat günümüzde bu eser, birinci ve ikinci perdesi bir bütün olarak 1. perdeyi temsil etmekle birlikte, üçüncü ve dördüncü perdesi de yine bütün olarak 2. perdeyi ele alıp, bizlere “dram” olarak sunuluyor. Oyun daha önce Şehir Tiyatrolarında altı sezon kapalı gişe oynamıştı. İki sezon sonra tekrar repertuara katıldı. Gerek var mıydı? Yine kapalı gişe oynadığına göre, demek ki vardı. Eserin metni de var elimde. İki kez okudum. (Oyundan önce ve oyundan sonra olmak üzere) Ne gibi farklılıklar olup olmadığına daha sonra değineceğim. Klasik bir eser Vişne Bahçesi. 19. yüzyılda geçen, aristokrasinin ve onun temsilcilerinin kapatıldığı bir çiftlikte, kendi sonlarını bekleyenlerin hikayesi… Oyunun adının “Vişne Bahçesi” olmasının sebebi; hiçbir gelir sağlamadığı halde, yalnızca şımartılmış, estetik duyguları ön plana çıkartılmış, soylu kesimin göz zevkine hitap edilmesi için yetiştirilmesinden kaynaklanıyor.

 

Oyun genel itibariyle uzun bir masada, sofra başında geçiyor. Bu nedenle oyunu seyretmeden önce Rusların yemek kültürünü okuyup, o dönemin kıyafetlerini araştırıp, kullandıkları eşyalara kadar her şeyi detayıyla özümsedim. Daha iyi anlamama yardımcı olduğu kesin. İzleyiciye vermek istediği mesajı direkt değil, dolaylı yoldan veriyor eser. Konu ve karakterlerden bahsetmek gerekirse, Andreyevna Ranevskaya uzun yıllar önce oğlunu kaybetmiş (Oğlu volga nehrinde boğulmuş) ve acılarına dayanamayıp, o nehri bir daha görmek istemediği için terk etmiş çiftliği. Oyun sakin bir şekilde akarken, çiftliğin esas sahiplerinin gelişiyle dinamizm kazanıyor. Oturuyorlar sofranın başına ve bir daha kalkmıyorlar. Sanki bir daha yemek yiyemeyeceklermiş gibi üşüşüyorlar yemeklerin başına. Tam tüketim toplumu bir aile portföyü çiziliyor izleyiciye. Lopahin (tüccar) konuşmak için çabalıyor onlarla, borçlarından ötürü Vişne Bahçesinin satışa çıkarılacağını, eğer orayı yazlıkçılara kiraya verirlerse, onlardan gelecek olan parayla borçlarını ödeyebileceklerini anlatıyor fakat kimse onu dinlemiyor. Eğlence almış başını gidiyor…  Anya adında bir kızı ve Varya adında bir evlatlığı var Andreyevna Ranevskaya’nın. Anya henüz 17 yaşında. Pek sesi soluğu çıkmayan, aşık, ailenin başına gelenlerin ve gelecek olanların son derece bilincinde bir kız. Kendini pek öyle göstermiyor ama içten içe anlıyor durumu. Varya ise Lopahin’e aşık. Lopahin de ümit vermiş bir zamanlar.
İki uşak var oyunda. Biri yaşlı (Firs), biri genç (Yaşa). Burada kuşak farklılığını görebiliyoruz. Firs, kölelere özgürlük verildikten sonra bile özgürlüğü reddeden ve hanımının yanında kalan bir emektar. Evde yaşayanlara hala çocuk muamelesi yapıyor. Her şeyin en iyisini o biliyor. Yemekleri kontrol ediyor, insanların kılık kıyafetlerinde bir bozukluk var mı ona bakıyor. Karşısındakiler rahatsız oluyor bu durumdan. Artık inzivaya çekilmesi gerektiğini düşünüyorlar ama o, hayatını bu çiftliğe adamış olduğundan ve yerine geçecek olan genç uşağın, bu işi başarabileceğini ummadığından bırakmıyor görevini. Bırakmakta istemiyor zaten. Sanırım Yaşa’nın nasıl biri olduğunu yalnız Firs’i anlatmamdan çözmüşsünüzdür. Bu iki karakter üzerinden Vişne Bahçesinin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun yazdığı “Kiralık Konak” adlı esere benzerlik gösterdiği kanısındayım.
Oyunun bir bölümünde dışarıdan sesler duyuluyor. Halk ayaklanmış, devrim var. Sesleri duyan Firs şöyle söylüyor: “Tıpkı önceleri gibi.” Diğerleri soruyor: “Hangi önceleri?” Cevap veriyor Firs: “Özgürlükten önceleri” Üç – dört kişi giriyor sahneye adres sormak için. Herkes korkuyor onlardan. Altın çıkartıp atıyor sahneye Andreyevna Ranevskaya. Daha da sinirlendiriyor karşısındakileri. Tüketmeye bu kadar alışmış, sadece gününü yaşayan, geleceğini göremeyen bir durum gösteriliyor bu sahnede çok gerçekçi bir dille. Öğrenci adı altında ama yaşı yirminin sonlarında olan, herkes tarafından alay konusu olan bir karakter var oyunda. Oyundaki en gerçekçi sözleri söyleyen, tüketip toplumu olmak yerine üretmeyi tercih etmenin, sömürünün ve ezilmekten kurtulmanın ancak bu şekilde mümkün olacağını defalarca ifade ediyor bize. Özgürlüğe ancak çalışarak ve okunarak ulaşılabileceğini, reform yaparak içine düştüğü bu esir hayattan çıkabileceğinin farkında olan biri. Dönemin Rusyası’nı gözler önüne seren biri ve bana göre en önemli karakter. (Üniversite öğrencileri ve akademisyenler siyasi hareketin önemli bir ayağını oluşturuyordu.)
Bir de dayı var ki oyunda evlere şenlik. İzlerken deli bu adam diyorsunuz. Demekte de haklısınız çünkü yüzüncü yaşına bastı diye kitaplıkla konuşan ve kitaplığı kutlayan biri o. Kız kardeşinden farksız. Dilinde devamlı bilardo terimleri var. Oyunun tek gülünç kaynağı. Aslında bakıldığı zaman komik ama iç dünyasını öğrendiğimizde bir o kadar da dramatik olan biri daha var oyunda. Mürebbiye Şarlotta… Şarlotta hayatın acı tarafını içine atmayı tercih eden, daha doğrusu tercih ettirilen, insanların neşe kaynağı olan, sihirbazlık yapıp izleyiciyi eğlendiren bir tip. Bir yandan sihrini yaparken diğer yandan anlatıyor hayat hikayesini. Hayatın en gerçek yanını sunuyor bizlere.
Vişne Bahçesinin satılacağına inanmayan bu aile, satışın gerçekleştiğini öğrenince yıkılıyor. Fakat onların merak ettiği şey bahçeyi kimin satın aldığı? Bu sorunun cevabını Lopahin olarak öğreniyoruz. Bir zamanlar dedesi köle olan ve aristokrat kesime hizmet eden Lopahin şimdi çok para kazanmış ve vişne bahçesinin sahibi olmuştur. Ayaklar baş olmuştur yani. Yıkmıştır aristokrasiyi. Dunyaşa’nın belindeki anahtarı fırlatım Lopahin’in önüne atışı beni çok etkiledi. Toplumun esaretinin el değiştirmesi bu görüntüyle güzel anlatılmış. Çiftliğin eski ama “asıl” sahipleri olanlar ise toplarlar bavullarını, savrulurlar her biri ayrı bir kenara. Yıktıracaktır çiftliği, kestirecektir bütün vişne ağaçlarını Lophain. Çiftlik boşaltılmıştır ama unuttukları bir şey vardır içeride. Kapı kilitlenmiştir. Sahneye girip onu unuttuklarını anlayan Firs yorgundur ve uzanmak için masanın üzerine yatar bir daha kalkmamak üzere. Duyulur o sırada balta sesleri. Ölür vişne bahçesi de tıpkı Firs gibi…

REJİ

Engin Alkan deyince aklıma muhteşem bir hayal gücü geliyor. Bu oyun dahil, yönettiği bütün oyunları ayakta alkışladım. Adını duyduğum an, biletimi hazırlayıp, salonda yerimi aldım. Önceki oyunlarında çalıştığı kişilerle yürütmüş bu oyunu da. (Tabii yeni katılan isimlerde var.) Yazımın başında bahsettiğim orijinal metine, Engin Alkan’ın eklemeleri ve çıkarmaları oyunu ne eksiltmiş ne de daha iyi duruma getirmiş. Ekleme olarak, Yaşa’nın kulaklıklarını takıp, DJ olarak karşımıza çıkması oyunun güncelleştirilmesine katkı sağlamış fakat ben yine de her şeyiyle o döneme ait olan bir oyun beklerdim. Gayev’in, bilardo oynadığı sahne ise oyundan çıkarılmış. Devamlı bilardo ile ilgili terimler duyulunca, haliyle sahne üzerinde bir bilardo masası görmek istiyorsunuz. Yine de bu kırpmanın eksikliği, oyundan bir şey çalmamış. Evi boşaltma sahnesi fazla uzatılmış. İzlerken konsantirasyonumu çok zor sağladım. Ama yine de klasik eserlerin metninde oynama yapılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Çehov’un oyunda vermek istediği derinliği başarıyla vermiş Engin Alkan. Özellikle yukarıdan sarkan dallarla. Dışarıda devrimci olarak gördüğümüz insanlar, tombala sahnesinde sadece kalabalık yapsın diye yerleştirilmiş sahneye. Aynı oyuncuların iki yerde birden gözükmesi beni rahatsız etti mi? Kısmen evet. Oyuncuların birbirleriyle olan uyumu çok iyi. Mevsim geçişleri var metinde ama oyunda yok. Kostümlerden anladığım kadarıyla hep kış. Sadece sözle baharın geldiği vurgulanıyor. Karınlar açken ortaya gelen yemek kabının içinden patates çıkması ve herkesin başına üşüşmesi tüketim sevdasını çok net anlatmış.

DEKOR – KOSTÜM – IŞIK – MAKYAJ
Dekor bahçeden oluşuyor. Oluşuyor oluşmasına ama insan bir iki tane de olsa vişne ağacı görmek istiyor sahnede. Sahnenin çimlerle kaplanması güzellik katmış ama yapay çim oluşu oyunun gerçekçiliğinden biraz uzak gibi geldi bana. Bahçe duvarlarının tek tek parçalanarak yere düşmesi hoşuma gitti. Takıp, çıkarılabilir oluşu avantaj sağlamış. Bahçede giriş – çıkış kapıları ise duvarla aynı renk olduğu için sırıtmamış. Orada yaşayan insanların bir çıkış yolu bulamaması ve oraya hapsolmaları dekoru anlamlı kılmış. Duvarların açık renk olması da derinlik sağlamış. Büyük bir alanda yalnız olan kesimi göstermeyi bilmiş Cem Yılmazer. Tek çözemediğim şey son sahnede kapının kilitlenme olayı. Kapı içeriden sürgülü olup, dışarıdan nasıl anahtarla açılabiliyor?
Kostümler şahane. Her karakterin kişiliğine göre özenle hazırlanmış ve o dönem Rusya’sını gözler önüne sermekte başarılı. Duygu Türkekul oyunu iyi çözümlemiş. Işık tasarımı da dekor tasarımını yapan Cem Yılmazer’e ait. Gece – gündüz geçişi, mumların yanıp sönmesiyle gerçekleşiyor. Klasiğin çok dışında bir aydınlatma olmuş. Doğallık yakalanmış. Cem Yılmazer, dekoru bildiği kadar ışığı da biliyor. Makyajı ilk kez değerlendiriyorum. Çünkü çok belirgin bir makyaj var oyunda. Engin Alkan’ın yönettiği bütün oyunlarda oyuncuların suratı pudralanmış vaziyette. Yaşama amaçları kalmayan, ruhsuz insanlar görüntüsü makyajla simgeleştirilmiş.

OYUNCULUKLAR
Aslı Altaylar (Anya) 17 yaşındaki bir kız görüntüsüne bürünmekte başarılı. Ses tonu kimseyi kırmak istemeyen, saygılı ve mesafeli. Sadece biraz daha yüksek sesle konuşsa belki salonun en arkası da duyabilir. Ben yedinci sırada olmama rağmen çok zor duydum. Gayev rolünde Zafer Kırşan istenileni vermiş. Ses tonunun çeşitli hızlarda ve şekillerde ayarlayıp insanların böylesine bir dramda gülebilmesini sağlıyor. Hareketleri çok yerinde. Firs rolüyle karşımıza çıkan Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden Erhan Abir’i eleştirmek bana düşmez ama yine de şu kadarını söyleyeyim, Çehov bu rolü Erhan bey için yazmış bu kesin. Ahhan Şener (Yaşa) karakteriyle özdeşleşmiş durumda. Vurdumduymaz, kimsenin etliğine, sütlüğüne karışmayan uşak rolüne çok yakışmış. Uzun boyuna rağmen insanı rahatsız etmeyen hareketler sergiliyor.
Işıl Zeynep Tangör (Şarlotta), sihirbazlık gösterilerine epey çalıştığı çok belli. Kırk yıllık sihirbaz gibi oynatıyor ellerini. Bir yerde ipi gördüm ama olsun. Hem komediyi hem dramı iç içe geçirerek güzel bir duruş sergilemiş. Oyunun hem yönetmeni hem de oyuncusu olan Engin Alkan ise Lopahin rolünde oldukça başarılı. Her zaman bir dram oyununda izlemek istemiştim kendisini, kısmet bu oyunaymış. Özellikle masanın üzerinde dağıttığı sahne çok iyi. Ve Hümay Güldağ Belgin (Ranyevskaya) zaman zaman çok durdun bir oyunculuk sergilese de mimikleri ve hareketleriyle çok güzel oynuyor. Başrole yakışan bir oyuncu. Engin Alkan’ın oyuncu kadrosuna yeni katılan biri. Bundan sonraki oyunlarında da olacak gibi…
Not: Oyun 135 dakika / 2 perdedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir