29 C
Bursa
Salı, Temmuz 27, 2021

Fosforun Parlamayan Yüzü: ‘Fosforlu Cevriye’ (Ege Küçükkiper)

 

Ankara Devlet Tiyatrolarında izlediğim üçüncü ve son oyun…
Aynı adla beyaz perdeye de aktarılan, Suat Derviş’in 1968 yılında kaleme aldığı roman, sahneye müzikal bir formda uyarlanmış. “Fosforlu” lakabı, sadece afili durması amaçlı değil, aynı zaman da karakterin özelliklerini ve yaşam şeklini de belirlemiş durumda. Cevriye’nin, polis baskınından kaçıp, karanlık bir sokakta yakalanmasıyla, polis memurunun “fosfor gibi parlıyorsun be güzelim.” demesiyle “Fosforlu Cevriye” olarak anılması, esere adını vermekle kalmayıp, eser sahibinden daha meşhur bir karakter yaratımını ortaya çıkarmakta. Komedi yönünün ön planda olduğu metin, derdini anlatmakta ve mesaj ulaşımını sağlamakta biraz yetersiz kalıyor.
Geçimini, hayat kadınlığı yaparak kazananların kimi zaman hüzünlü kimi zaman neşeli hallerinin öyküsünün anlatıldığı oyunda,  erkeklerin, kadınlar üzerindeki denetimi ve hayat şartlarının kadınları ne kadar güçlü duruma getirdiğinin resmi çiziliyor. Sevginin ve aşkın  “gerçek anlamda” kendine yer bulamadığı, sanal şefkatin başrolde olduğu yaşam, Cevriye’nin tüm bu değerleri keşfedişiyle boyut değiştiriyor. “Gizemli şahıs” sayesinde saygıyı, sevgiyi ve aşkı, yüreğinde konumlandırabilen Cevriye, sevdiği uğruna ölümü göze alarak, her türlü tehlikeyi göğüslese de, esas tehlikenin peşini bırakmayan kaderi olduğunun farkına varıyor. Hapishane yıllarının, kendisini değiştirmesine izin vermeyen Cevriye, dışarıda yepyeni bir hayatın kapılarını aralıyor. İlk günkü gibi yalnız ve aşksız…
REJİ – MÜZİK – DEKOR – KOSTÜM – IŞIK
Eseri oyunlaştıran ve şarkı sözlerini yazan deneyimli isim Gülriz Sururi. Şarkılar, oyunu özetler şekilde. Boş yere yazılmadığı, oyunun vermek istediği mesajı, dinamizmi ve anlatının daha iyi oluşmasını sağladığı açıkça belli oluyor. Bu güzel sözleri, besteleyen ise Atilla Özdemiroğlu. İyi güfte ve beste bir araya gelerek, müzikal ruh sahneye yansımış. “Namus” adlı şarkıda, kırmızı kurdelelerin, bellere bağlanması” etkileyiciydi. Koreografiyi orta düzey buldum. Organize olunmuş fakat hareketler sıradan. Bunların haricinde, reji olarak farklı bir şey göremediğimi söylemeliyim.
Sahne, döner olarak kullanılmış. Dekorlar yarım ay biçiminde. Siz, önde yaşanan olaylara tanıklık ederken, arkada dekor değişimi gerçekleşiyor. Böylelikle karartmaya gerek duyulmuyor. Meyhanenin salaşlığı, evlerin döküntülüğü, sahne ile kayık arasında, geçiş görevi gören iskele son derece başarılı. Oyunun dokusunu destekler nitelikte. Fonda bir “İstanbul Panaroması” görüyoruz. İstanbul’un başlıca yerleri resmedilmiş. Panaroma”İstanbul’un bu kesimlerinde, gece hayatı böyledir.” cümlesinin altını çizmekte yardımcı bir görev üstlenmiş. Devamlı söylenen: “benim de bir yıldızım var gökyüzünde, ama kim bilir hangisi?” cümlesini de destekleyen, fonda oluşan yıldızların zaman zaman parlaması güzel bir ayrıntı. Ayrıca dekor ve aksesuarlar dönemi kurgulamakta usta.  Hakan Dündar’a bu güzel ve anlamlı dekor için teşekkürler.
Kostümler, hayat kadınlarının zor durumunu, gündelik yaşantıları ile iş yaşantılarını, daha çok canlı renkleri tercih ederek bizlere sunuyor. Dramın ağır bastığı bölümlerde daha mat renklerin tercih edilmesini isterdim. “Kırk yamalı hoca”, karakterinin üzerinde taşıdığı kostümün yamalardan oluşması, sözle, görselliği bağdaşlaştırmış. Erkeklerin ise külhanbeyi gibi giyinişleri durumu iyi özetlemiş. Cevriye’nin fakir – zengin ayrımı, kostümlerle betimlenebilmiş. Fatma Görgü, iyi bir iş çıkarmış. Işık tasarımı ise, gece – gündüz aydınlatmalarını belirginleştirerek oluşturulmuş. Müzik ve dansın iç içe geçtiği sahnelerde klasik bir aydınlatma olan nokta ışık kullanılmış. Yakup Çartık, elinden geleni yapmışa benziyor.  Dalga efektleri ise, oyuna sahicilik katmış.
OYUNCULUKLAR
 
Feray Darıcı (Cevriye), sokak ağzını kullanmakta çok başarılı. Aşırıya kaçmadan, naif olan diline, argoyu yedirebilmiş. Ayrıca sesi de çok güzel. Rolüne fazlasıyla girmiş. Uğur Çavuşoğlu (Adam), ses tonuyla büyülüyor. Normal bir tonlama ile en arkadakinin dahi rahatlıkla duyabileceği muhteşem bir yorum sunuyor. Rolü çok fazla olmasa da, yaşadığı gizemi, bana geçirebildi. Kafamda soru işareti oluşmasını sağladı. Kader İlhan için, her karakterin oyuncusu diyebilirim. Sesini erkek gibi çıkarıp, kavgacı, sert, otoriter bir hayat kadınını başarıyla canlandı. Daha sonraki sahnelerde, çok ince  kadın sesini çıkarmakta da üstüne yok. Aslında bütün bu söylediklerimi Zeynep Aytek Metin için de söyleyebilirim. Rolünün hakkını fazlasıyla veriyor. İsmet Numanoğlu, üç ayrı karakteri oynuyor. Çok da iyi ediyor. “Hakim”, “kırk yamalı hoca” ve “hacı” rollerinin altından kalkabilmiş. Biri, diğerinin kulvarına girmeden, geçişleri kolayca sağlamış. Nermin Uğur ise ödüllü oyunculardan. Rum şivesini yapmakta oldukça usta. Kadro çok kalabalık olduğu için ancak bu kadarını yazabildim. Her oyuncu ayrı ayrı çok başarılıydı. Uyumu bozan kimse yoktu. Ekip kaynaşmış. Bu da seyirciye yansımış… Emeği geçen herkesi kutlar, alkışlarının bol olmasını dilerim. Evet, benimde bir yıldızım var, ama kim bilir hangisi?
ÖDÜLLER
2008 – 2009 Sanat Kurumu En İyi Kadın Oyuncu Ödülü – Nermin Uğur-2008 – 2009 
Sanat Kurumu En İyi Sahne Müziği Ödülü – Attila Özdemiroğlu
2008 – 2009 Sanat Kurumu En İyi Hareket Tasarımı ve Dans Düzeni Ödülü – Özden Aktürk
 
Not: Oyun 180 dakika / 2 perdedir. 
HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz