İsmet Özel’den Ne Öğrenebiliriz? (Enis Akın)

Türkiye Tiyatrosunda Romantik Karakterler (Dr. Beliz Güçyılmaz)

Fuzuli’de Melamet Kavramı (Dr. Bahir Selçuk)

Karagözden Tiyatroya (Halit Fahri Ozansoy)

Dramatik Etkinlikleri Sınıflandırmak (Dr. Bülent Sezgin)

Tiyatro 27 Mayıs 2016
Günümüzde hem uygulama hem de kuramsal anlamda tiyatro alanının sınırlarının epeyce değişime uğradığı ve dramatik etkinlikler bağlamında çeşitlemelerin olduğu bir dönemdeyiz.  Tiyatrocular olarak hayatımıza giren dramatik etkinliklerin tanımlanması noktasında yeni bir paradigma geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bebeklikten ölüme kadarki süreçte acaba ne tür dramatik etkinliklerle karşılaşıyoruz? Günümüzde bu konuda ne gibi değişimler yaşanıyor?
Bugünkü yazımda hem fikir teatisi anlamında hem de kuramsal düşünceler bağlamında bu meseleye dair görüşlerimi yazmak istiyorum. Bunu yapmamın iki nedeni var. İlki akademik çalışmalarımda oyun-drama ve tiyatro alanının ilişkisi üzerine okumalar yapıyorum. İkincisi ise, değişen tiyatro alanına dair geniş kapsamlı bir strateji oluşturmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden de, dramatik etkinliklerin kapsamına dair genel bir fotoğraf oluşturmak istiyorum. Bu aynı zamanda, Mimesis yazarlarından Ömer Faruk Kurhan’ın, Mimesis Portal’in  son editör yazısına yaptığı yorumda geçen “günümüzde bir meslek dalı olarak tiyatrocuların hangi alanlarda var olduğunu tartışmamız gerekir” düşüncesine de kısmen katkı sunacaktır.
Bebeklikten ölüme kadarki süreçte karşımıza çıkabilecek dramatik etkinlik biçimleri şu başlıklar altında olabilir.
  1. 1)      Oyunlar
  2. 2)      Drama çalışmaları (eğitim, kişisel gelişim ve tedavi amaçlı)
  3. 3)      Tiyatro
  4. 4)      Televizyon ve Sinema
Oyun alanı tür, tanım ve çeşitlilik anlamında oldukça geniş bir kümeyi içerir.  İnsanın neden oyun oynadığı, oyunun kökenleri ve oyun türleri üzerine psikolojiden ekonomiye, felsefeden antropolojiye, sosyolojiden matematiğe kadar önemli tartışmalar vardır. Ben şimdilik daha çok bazı sınıflandırmalar üzerinde durmak istiyorum. Örneğin Prof Dr. Brian Sutton-Smith The Ambiguity of Play adlı önemli çalışmasında dokuz tür oyundan bahseder.
  • 1)      Zihinsel veya öznel oyunlar (rüyalar, fanteziler, imgelem, oyun metaforları, derin düşünceler vs.)
  • 2)      Bağımsız oyunlar (hobiler, koleksiyonculuk vs.)
  • 3)      Oyunumsu davranışlar (triklerle oynamak, zamanla oynamak, birisine oyun yapmak, kurallarla oynamak vs.)
  • 4)      Formel olmayan sosyal oyunlar (şakalar, partiler, geziler, danslar vs.)
  • 5)      Seyirciye dönük temsili oyunlar (televizyon, filmler, çizgi film, konserler, tiyatrolar vs.)
  • 6)      Performans oyunları (piyano çalmak, oyunculuk yapmak vs.)
  • 7)      Kutlamalar ve festivaller (doğum günleri, yılbaşı, anneler günü vs.)
  • 8)      Yarışmalı oyun ve sporlar (atletizm, kumar, at yarışları, piyango vs.)
  • 9)      Riskli-tehlikeli veya derin oyunlar (rafting, bungee-jamping, su kayağı, dağcılık vs.)
Huizinga’nın klasik tezlerine eleştiriler yaparak oyun alanını genişleten Roger Caillois’e göre dört çeşit oyun türü vardır. Roger Caillois’e göre dört gruptaki oyunlar eş zamanlı olarak, paidia (kural yapısı belirgin oyunlar) ve ludus (kural yapıları muğlak oyunlar) dediği kural yapıları tarafından belirlenir.
  • 1)      Yarışmalı oyunlar (agon)
  • 2)      Şans oyunları (alea)
  • 3)      Taklit oyunları (mimicry)
  • 4)      Heyecan verici oyunlar (vertigo)
Yukarıda sayılan türler bile oyun alanının sınırlarının ne kadar geniş olduğunu gösteriyor. Gündelik hayatımızda koşu ya da yüzme yarışı yaptığımızda, piyango ya da sayısal loto oynadığımızda, birisinden bahsederken onun taklidini yaptığımızda ya da otobanda hızlı bir şekilde araba kullandığımızda bile oyunları deneyimleriz. Bizi daha çok ilgilendiren elbette ki dramatik oyunlar olmalı. Bilindiği üzere, Piaget kuramında her çocuğun geçirdiği önemli bir evre sembolik oyun dönemidir. Sağlıklı bir çocuk açısından 3 yaşından itibaren dramatik oynama olarak adlandırılan süreci ve bir anlamda mış’ gibi oyunlar dönemi başlar. Özelikle drama kuramcıları bu süreçle yakından ilgilenir ve oyunun çoklu anlam üretme becerisini yapılandırılmış drama etkinliklerine taşımaya çalışırlar.
Oyun alanındaki tartışmalarda günümüz açısından en belirleyici olan aslında digital oyunlar meselesidir. Digital Doğanlar İçin Tiyatro ve Drama adlı yazımda (http://mimesis-dergi.org/2011/09/dijital-doganlar-icin-tiyatro-ve-drama) buna genişçe değinmiştim.  Sadece şunu eklemek istiyorum, teknolojinin birebir hayatımızı dönüştürdüğü bir çağda tiyatrocuların “seyirci neden yok?” ya da “tiyatro müzelik bir sanat mı?” tartışmalarını yaparken, dijital oyunlar ve oyuncaklar meselesini kesinlikle gündemine alması gerekiyor. Bu konuda önemli bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Örneğin günümüzde en çok hangi tür oyunlar insanların gündeminde desek, şans oyunları ve digital oyunlar ön plana çıkacaktır. Şans oyunları devletin en çok yatırım yaptığı oyun alanıdır. Digital oyun ve oyuncaklar da endüstriyel bir pazar olduğu için de desteklenmektedir.  Dolayısıyla oyun kültürünün evrimi gerçekleşirken şunu tespit etmek gerekir.  Tiyatroyu en çok besleyen türler dramatik oyun ve sosyal oyun türlerinde ciddi bir gerileme yaşanmaktadır. Oyuncu ve seyirci politikalarımız da bir anlamda bu etkiden dolayı değişmelidir.
Eğitimde drama ve yaratıcı drama alanı son yıllardaki artan belirleyici etkisi ile tiyatrocuların gündemine zaten girmişti. Devletin bu alanın gelişmesine olanak vermesi, hem artan iş olanakları, hem de geleneksel oyun kültüründe yaşanan erozyon nedeniyle çocuk gelişimi açısından bir zorunluluk haline gelen eğitimde drama çalışmaları, ciddiyetle üzerinde durulması gereken bir alan. Teknik ve biçimsel anlamda uygulama anlamında gelişmeler yaşandığı aşikâr. Ancak bu alanda gerek eğitim pedagojisi ve gerekse de resmi müfredatın değişimi için alternatif çalışmaların çok fazla olmadığını belirtmek istiyorum.
Ayrıca şirket eğitimlerinde de “yaratıcılık”, “kişisel gelişim” ve “etkili takım çalışması ve motivasyon” başlıklarında drama ve oyun tekniklerinden olabildiğince yararlanılıyor. Neo-liberal bireyci paradigmalara uyumlu ve “çoğunlukla muhalefeti absorbe edici” nitelikte yapılan bu çalışmalara ilginin giderek artığını gözlemliyorum. Ünlü tiyatrocuların bu alana yönelik bireysel ya da grup çalışmaları düzeyinde dersler verdiği ya da etkinlikler yaptığı biliniyor. Dizi sektörü kadar gelişkin olmasa da, “diksiyon eğitimi”, “etkili konuşma” vs. eğitimleri alanında hatırı sayılır derecede tiyatrocu eğitimcinin çalıştığını söylemek mümkün.
Ayrıca terapi ve tedavi alanı olarak gelişen ve psikoloji alanını yakında ilgilendiren psiko-drama alanı günümüzde birçok insanın hayatına sık sık giriyor. Hiper-aktivite ve davranış bozuklukları, oyun terapisi, evlilik-çift terapisi gibi alanlarda drama yöntemlerinden fazlasıyla yararlanılıyor. Orta ve üst orta sınıfa mensup çocuklar ya da yetişkinler, terapatik türde dramatik etkinliğe katılım gösteriyorlar.
Drama alanındaki söylemsel bazı kafa karışıklıklarını giderme adına kuramcı Gavin Bolton’un alana dair sınıflandırma analizinden bahsetmek istiyorum. Gavin Bolton, Towards a Theory of Drama in Education adlı kitabında drama alanının egzersiz, dramatik oyun ve tiyatro olmak üzere üç tür etkinliği kapsadığını ve bu türler arasında geçişlilik olmasının zenginlik oluşturduğunu söyler.
1)      Egzersiz (Gavin Bolton’a göre drama eğitiminde beş tür egzersiz çeşidi vardır)
  • Doğrudan deneyimleme egzersizleri
  • Dramatik yetenek çalışmaları
  • Drama egzersizleri
  • Oyunlar
  • Diğer sanat biçimleri
2)      Dramatik Oyun (çocuğun doğal edimini öğrenme amaçlı şekillendirmek için kullanılmalıdır)
3)      Tiyatro (seyirci ile doğrudan kurulan ilişkinin sonucunda ortaya çıkar)
Gelişen sinema ve televizyon sektörü, dünya ve Türkiye genelinde kişilerin dramatik seyir ve üretim biçimini değiştirmiştir. Günümüzde insanların tiyatro, sinema ve televizyon etkinliklerine katılımı bana kalırsa üç şekilde olmaktadır.
  • a)      Edebi ve yazınsal düzey
  • b)      Her türlü yapımcılık (oyunculuk, yönetmenlik vs.) düzeyi
  • c)      Seyircilik düzeyi
Bugünkü yazımda tartışmalara zemin oluşturması için tanımsal bir çerçeve çizmek istedim. Klasik tiyatro yapısı içinde kafamızı kuma gömmeye devam etmek belki de artık kısırlaştırıcı olmaya başladı. Bu yüzden de, geniş bir panorama içinde tiyatro alanının değişimini tartışmanın zenginlik oluşturacağını düşünüyorum.
Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.