Kapat

Çocuk Edebiyatı Etrafında (Prof. Dr. Gıyasettin Aytaş)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Çocuk Edebiyatı Etrafında (Prof. Dr. Gıyasettin Aytaş)

Çocuk edebiyatı kavramı üzerine birbirinden farklı birçok görüş ileri sürülmüştür. Başlangıçta “çocuğa göre”, “çocuk için” ve “çocuk duyarlılığı” gidilerek çocuk psikolojisindeki gelişmelerin sonucu üzerinde durulan bir kavram (Şirin:1989-58) olarak algılanan çocuk edebiyatı kavramı, zaman içerisinde edebiyatçıların tepkisiyle yeni anlamlar kazanmaya başladı. Çocuk edebiyatı, kimilerine göre çocuktan bahseden bütün edebi verimler, kimilerine göre çocuğun ekseni etrafında gelişen olay ve düşünceleri aktaran eserler olarak tarif edilirken, bir kısım araştırmacı da bu kavramı edebiyat genel kavramı içerisinde ele almıştır.

Birçok kavramda olduğu gibi, çocuk edebiyatında da bir kavram kargaşası yaşanmaktadır. Konuyla direk ve dolaylı ilgili olanlar, bu kavrama kendi ilgi alanları doğrultusunda bakmakta, dolayısiyle çocuk edebiyatının ne olduğu konusunda da ciddi bir kavram kargaşası ortaya çıkmaktadır. Kimi araştırmacılar, çocuk edebiyatını tanımla hiçbir yere varılamayacağını; tanımın sadece onun kalın çizgilerini belirleyeceğini ileri sürerken, kimi araştırmacılar da, edebiyat kavramı içinde olmakla birlikte, çocuğa göre, çocuk için ve çocuksu bir ifade ile yazılan ve söylenen eserleri çocuk edebiyatı olarak kabul etmektedirler.

Çocuk edebiyatı kavramının ortaya çıkışını veya böyle bir kavramın varlığından ve gerekliliğinden bizi haberdar eden eğitimci yazarların katkılarını göz ardı etmemekle birlikte, çocuk edebiyatının ortaya çıkmasında, çocukların daha etkin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir şeyin gerçekleşmesi için, ona ihtiyaç olması gerekir. Çocuklar, ta eski zamanlardan beri kendilerine uygun sözlü ve yazılı kaynaklara ihtiyaç duymuşlar ve bu ihtiyaçlarını de çeşitli yollardan gidermeye çalışmışlardır. Çocuğun kendine göre ve kendisi için istediği edebi verimler, zaman içerisinde yayıncıların dikkatini çekerek, onların bu önemli pazara gözlerini çevirmesine sebep olmuştur.

Yayıncıların ekonomik nedenlerle çocuk edebiyatına yönelmesi, bilim adamlarının da dikkatini bu alana çekti. Özellikle son yıllarda, batıda çok eski olmasına karşın, bizde birbiri ardınca bilimsel çalışmalar yapılmaya, çocuk edebiyatının nitelik ve niceliği üzerinde durulmaya başlandı. Önce üniversitelerin ilgili bölümlerinde, daha sonra liselerde çocuk edebiyatı dersi okutulmaya başlandı.

Bize göre çocuk edebiyatı, çocukların ruh ve beden gelişmelerine uygun, onların hayal dünyalarına hitap eden, bayağılıktan ve çirkinlikten uzak, çocuğun anlama, kavrama ve yorumlamasına imkan tanıyan; çocuğu eğitirken eğlendiren sözlü ve yazılı verimlerin tamamıdır.

Çocuk edebiyatının genel çerçevesini çizdikten sonra, bir çocuk edebiyatı eserinin veya çocuk edebiyatı eseri olarak ortaya konulan her türlü sözlü, yazılı ve görüntülü verimlerin genel özelliklerinin nasıl olması gerektiğini de belirlemek gerekmektedir.

1. 1. 1. 1. 1. Çocuk edebiyatı, çocukları ve çocuğu anlatan bir edebiyat değildir.

2. 2. 2. 2. 2. Çocuk edebiyatı yazarı özel bir birikime sahip olmalıdır. Onun için herkesin çocuk edebiyatı yazarı olmaması gerekir. Bir çocuk edebiyatı yazarı, çocuğun biyolojik, psikolojik ve sosyolojik gelişimini ok iyi bilmesi gerekir.

3. 3. 3. 3. 3. Çocuk edebiyatı verimleri, çocuğun gelişim ve paralel bir dil ve anlatım kullanmalıdır. Çocuklara yönelik yazılan eserin, hangi yaş grubunu ilgilendirdiği kitabın üzerinde belirtilmesi yararlı olacaktır. Böylece, çocuk kendi yaş gurubunu ilgilendiren eseri okuyacak, böylece hem okuduğundan zevk alacak, hem de okuduğu eserden yararlanmış olacaktır.

4. 4. 4. 4. 4. Çocuk edebiyatı eserleri, çocuğa göreliği ön planda tutmalıdır. Bu hususu gerçekleştirmek için ise, çocuk psikolojisini çok iyi bilmek veya çocuk pisikoloklarıyla yakın temas içerisinde bulunmak gerekmektedir.

5. 5. 5. 5. 5. Çocuk edebiyatı eserleri, çocuğun ilk dönemlerinden başlamak üzere, onun bütün dönemlerini irdeleyen ve bu duyarlılıkları anlatan bir edebiyat olmalıdır. Böylece çocuğun kendini keşfetmesine ve daha iyi tanımasına da yardımcı olmuş olacaktır.

6. 6. 6. 6. 6. Çocuksu bir dil ve anlatıma sahip olmalı, çocuğun ruh dünyasına ve zevk dünyasına hitap etmelidir. Çocuğun geniş hayal dünyasını keşfedecek bir zenginliğe ve onun bu zenginlik içinde kendi hayallerinin yansımalarını bulmasına zemin hazırlayıcı olmalıdır. Ancak, bu unsur işlenirken dengelerin iyi korunmasına, aşırılıklardan kaçınılmasına özen gösterilmelidir.

7. 7. 7. 7. 7. Bir çocuk edebiyatı yazarı kendisine neyi yazmalıyım sorusundan ziyade, nasıl yazmalıyım sorusunu daha çok sormalıdır. Böylece yazmış olduğu eser, çocuğu bir bütün olarak kuşatmış olacak, onu etkileyecektir.

8. 8. 8. 8. 8. Bir çocuk edebiyatı sadece yazıda, sözde ve görüntüde değil, onun arkasında bulunan renkte, şekilde, resimde ve bunları birbiriyle ilgili kılacak unsurların tamamında kendini göstermelidir.

Çocuk edebiyatının genel özelliklerini karşımıza bir diğer problemi çıkarmaktadır. Çocuk bir bütün olmakla birlikte, bu bütünün kendi içinde parçalara ayrıldığını ve bu parçaların da yaş gurupları adını aldığını görüyoruz. Bilim adamları çocukları genel olarak 0-6; 6-8; 8-12; 12-15 olmak üzere dört yaş gurubuna ayırmaktadırlar. Bu yaş guruplarını farklı olarak tasnif edenler de bulunmakla birlikte, ortak kabul gören bölümleme bu şekildedir. Her yaş gurubunun kendine göre özelliği ortaya konularak niçin böyle bir tasnife gidildiği ifade edilmektedir. Çocuk edebiyatı konusunda sağlıklı bir değerlendirme yapmak, hükmümüzü doğru ortaya koymak için, bu yaş guruplarının temel özelliklerini değerlendirmenin doğru olacağını düşünmekteyiz.

16. yüzyıldan bu yana, çocukların okuduğu kitapların büyük bir ekseriyeti, çocuklar için yazılmadığı halde, sayısı yüzleri aşan kitap, günümüzde çocuk klasiği olarak adlandırılmaktadır. Bu kitaplar, önce büyükler için kaleme alınmış olmalarına rağmen, daha sonraları çocuklar tarafından daha çok okunmuş ve onlar tarafından ilgi görmüştür. Bu durum okuyucu zümrelerini de oluşturarak, yazılan kitaplar, hem muhteva, hem de şekil açısından hitap ettiği zümrenin ilgi ve beklentileri doğrultusunda düzenlendi.

Büyükler için kaleme alınan eserlerin çocuklar tarafından daha çok okunması yazar ve yayıncıları yeni arayışlara yöneltti. Bu arayışların bir sonucu olarak, batı klasiklerinin büyük bir kısmı çocuklara hitap edecek şekilde yeniden düzenlendi.

18. yüzyıla gelindiğinde, çocukların okuyabileceği eserlerin sayıları oldukça arttı. Artık sadece uyarlamalarla yetinilmeyerek, sırf çocuklar için özel olarak eserler kaleme alınmaya başlandı. Bu eserler arasında Tom Sawyer, Huccberry Fin, Pinokyo, Heidi, Polyanna, Peter Pan’ı sayabiliriz.

Çocukların büyüme ve gelişmelerine; hayal, duygu, düşünce ve duyarlılıklarına, zevklerine, eğitilirken eğlenmelerine katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştirilen çocuk edebiyatı, 300 yıllık bir dönem içerisinde oluşan bir edebiyattır. Bu oluşum yazılı gelenek, edebi değer, estetik ve biçim yönünden gelişerek devam etmektedir.

Çocuk edebiyatından söz ederken, çocuk kavramını da göz ardı etmemek gerekir. Kaynaklarda çocuk, “iki yaşından , ergenlik çağına kadar süren büyüme dönemi içinde bulunan insan yavrusu; henüz ergenlik dönemine ermemiş kız ve erkek” [1] olarak tarif edilmektedir. Bu tariften hareketle, çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarını belirlemede, edebiyatçılarının olduğu kadar, çocuk gelişimi ve çocuk pisikilojisi bilim dallarının ve bu bilim dallarıyla uğraşan bilim adamlarının da katkıları dikkate alınmalıdır.

Çocuk edebiyatı konusunda karşılaşılan bir diğer problem de, çocuk edebiyatı ile çocuğun edebiyatı kavramlarının sürekli birbiri ile karıştırılmasıdır. Çocuktan bahseden, çocuğu konu edinen her eser çocuğun edebiyatıdır. Fakat, bu eserleri aynı zamanda çocuk edebiyatı olarak adlandıramayız. Sözgelimi bir eserde çocuktan bahsedilmesi, eser kahramanı olarak çocuğun seçilmesi bu eserin çocuk edebiyatı eseri olduğu anlamına gelmez. Bu eser olsa olsa çocuktan bahsettiği için çocuğun edebiyatı olur. Onun çocuk edebiyat ı olabilmesi için, eserin hem hacim, hem de konusunun çocuğa uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Batı klasiklerinin çocuklara yönelik olarak yeniden düzenlenmesinin de gerekçesi budur.

Çocuk edebiyatının gelişip yaygınlaşmasında İngiltere’nin öncü olduğu görülmektedir. Başlangıçta çocuk edebiyatına karşı olumsuz yaklaşımlar görülmesine rağmen, 1545’de Hogh Rhodes’in kaleme aldığı eğitim kitabında, anne ve babaların çocuklarına yapmacık hayvan hikayeleri, sudan hikayeler, boş fantezilerden oluşan eserler okumalarını tavsiye etmesiyle birlikte, bu konudaki olumsuzluklar tamamen ortadan kalkmış oldu.

17. yüzyılda çocukların en çok okudukları eserler arasında Ezop’un Fabl’leri gelmektedir. Daha sonraki dönemlerde meraklı gezi hikayeleri de çocukların ilgisini çeken eserler arasında yer almaya başladı. 18. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren J.J. Rousseau’nun çocuklar için yazılan kitaplarda eğiticilik yanında, öğreticilik yanının da bulunması gerektiğini ileri sürmesiyle birlikte, bundan sonra çocuk kitaplarında eğiticiliğin yanında öğreticiliğe de yer verilmeye başlandı.

19. yüzyıla gelindiğinde çocuk kitapları, yayın piyasasında yeni bir sektör oluşturdu. Yazılan çocuk kitaplarında nicelik bakımından da önemli gelişmeler yaşandı. Artık çocuklar için yazılan kitaplar, daha kaliteli kağıtlara basılmaya başlandı. Çocuk kitaplarının hem teknik, hem de muhteva açısından zenginleştiği görülmeye başlandı. 19. Yüzyılda çocuklar için yazılan kitaplarda daha çok din duygusunun gelişmesi, ahlaki değerlerin benimsenmesi arzu edilirken, 20. yüzyılda çocuk kitaplarında ele alınan konularda çeşitliliğin arttığı, hemen hemen her konuda çocuklar için eserler kaleme alındığı gözlendi.

21. yüzyıla girerken İngiliz aydınları çocuk ruhunu keşfeden yeni eserler kaleme aldılar. Bu eserler hem nicelik, hem de nitelik açısından önemli bir gelişme gösterdi. Artık çocuk edebiyatının bir uzmanlık işi olduğu anlaşılarak, bu konuda uzman kişilerin yetiştirilmesine önem verildi.

Günümüzde eğitim teknolojilerinde meydana gelen değişme ve gelişmelerin öncüsü durumunda olan Amerika Birleşik Devletleri’nde de çocuk edebiyatı büyük bir sektör durumundadır. Hem devlet, hem de özel kuruluşlar büyük yatırımlar yapmakta, geleceğin teminatı olan çocukları iyi bir Amerikan vatandaşı olarak yetiştirme konusunda çalışmaktadırlar. Amerikan çocuk edebiyatının daha ziyade millet olma bilincini oluşturma ekseninde oluştuğunu, görsel ve yazılı bütün çocuk edebiyatı verimlerinde bu ana temanın göz önünde bulundurulduğunu görmekteyiz.

Amerikan iç savaşı sonrasında, dini etkilerden dolayı bir durgunluk dönemi yaşayan çocuk edebiyatı, bu durgunluğunu kısa bir müddet sonra hareketliliğe terk etti. Çocuklar için çok seçkin ve kaliteli sayılabilecek eserler kaleme alındı. Önceleri manevi unsurlara ağırlık verilirken, daha sonraları materyalist eğilimler içeren eserler de kaleme almaya başladılar. 21. yüzyıl Amerikan çocuk edebiyatının fantezi ağırlıklı, bilim kurgu adını verdiğimiz, modern masalları konu ettiğini görmekteyiz.

Diğer batı ülkelerinde de çocuk edebiyatının gelişimi aşağı yukarı İngiltere ve Amerika örneklerinde olduğu gibidir. Bizde ise bunların tam tersi bir durum söz konusudur. Her sahada olduğu gibi, gelişmeleri ardından yaşama alışkanlığı, çocuk edebiyatında da kendini göstermiş, günümüzde çocuk edebiyatçımız diyebileceğimiz bir yazarımızın olmaması, çocuk yayıncısı diyebileceğimiz bir yayın şirketimizin bulunmaması bunun en açık delilidir.

Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın eğitimi, onların sağlıklı bir şekilde yetişmesi için elimizden gelen özeni gösteririz. Ancak, yaptıklarımızın ne kadarının onların gelişimine olumlu katkıda bulunduğunu bir türlü araştırma ihtiyacı duymayız. Her 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda devlet büyüklerimiz çocuklarımızın iyi yetişmesinden, onların “Cumhuriyet” in teminatı olduğundan söz ederler ve kendilerine verdikleri önemi belirtmek için, geçici de olsa onları kendi makam koltuklarına oturturlar. Sadece görüntüde kalan bu önem verme bir türlü öze yansımaz.

Nüfusumuzun yarısından fazlasını oluşturan çocuklarımıza yönelik elde tutulur politikaların geliştirilmemiş olması onlar için yapılan yatırımların yetersizliği, ülke sorunlarını çözmeye çalışanların ne kadar tutarlı bir yöntem izlediklerini ortaya koymaktadır. Gündemsiz çocuk sorunu olan bir ülkede gelecekten söz etmenin bir anlamı da bu yüzden yok gibi. Bütün bunlara karşın, üniversitelerde birkaç bilim adamı kendini çocuk sorunlarına adayarak bu konuda çalışmalar yapmakta, politikalar üretmeye çalışmaktadırlar.

Çocuk Edebiyatı konusunda, ülkemizde yapılan çalışmaları denetleyecek ve yönlendirecek bir birim bulunmadığı için, yapılan yayınların sayısal istatistikleri ve bunların özellikleri hakkında derli toplu bir bilgiye ulaşmak mümkün olmamaktadır. Çocuklar için basılan kitapların büyük bir ekseriyeti de, böyle bir denetimi tabi olmadıkları için, sırf arz talep dengesi gözetilerek yayıncılar tarafından hazırlanıp piyasaya sürülmektedir.

Bizde çocuk edebiyat ının, Şinasi’nin La Fonta ine‘den tercüme ettiği fabllarla birlikte başladığına dair ortak bir kanaat mevcuttur. Bu düşüncenin doğru olduğuna inanmıyoruz. Çocuk edebiyatının batıdaki gelişmelere paralel bizde geliştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Birçok alanda olduğu gibi, çocuk edebiyatında da taklitçilikten bir türlü kurtulamamışız. Günümüzdeki çocuk edebiyatı eserlerine baktığımızda yüzde doksanına yakın kısmının tercüme veya adapte olduğunu görüyoruz. Sanki bizim edebiyatımızda masal sıkıntısı varmış, masal açısından yeterli kaynağa sahip değilmişiz gibi, batıdan masal tercümeleri yapılmaktadır. Yapılan tercümeler ise, çocuklarımızın ruh gelişimlerini olumsuz şekilde etkilemekte, onları kendi toplumsal gerçeğimizden uzaklaştırmaktadır.

Bilindiği gibi masallar, içinden çıktığı toplumun hayat ve hayal zenginliğini yansıtır. Ortak değerler, tutum ve davranışlar masalın malzemesi olur. Her ne kadar masallarda bütün toplumları ilgilendiren ortak unsurlar bulunsa bile, her masal öncelikle mensup olduğu toplumun bir aynasıdır. Türk çocuklarına öncelikle Türk masallarının verilmesi daha sonra da, çocuklarımız için uygun olabilecek yabancı masalların yeterince incelendikten sonra tercüme edilmesi uygun olabilir.

Masallarda olduğu gibi, diğer bir tercüme furyası da klasiklerde yaşanmaktadır. Elbette iyi, kaliteli edebiyat örneklerinin tercüme edilmesi yararlıdır. Ancak bunların tercümesinde önceden belirlenmiş kurallar olmadığı için, birçok uygun olmayan eser de çocuk edebiyatı adına tercüme ediliyor. Bu yanlışlık ders kitaplarımıza da aksetmiş, Refik Halit, Reşat Nuri , Ömer Seyfettin, Halide Edip’in dışında yazarlarımızın eserlerine ders kitaplarımızda pek rastlanamamaktadır.

Bu tercüme faaliyeti o kadar yaygınlaşmıştır ki, günümüzde çocuk edebiyatında neredeyse bir tekel oluşturmuştur. Çocuk edebiyatımızın gelişmesinde bu tekelin önemli katkısı vardır. Bunun en önemli göstergesi ise, bizde henüz çocuk edebiyat diyebileceğimiz bir yazarın çıkmamış olmasıdır. Bu sahada gayret eden , yazmaya çalışan yazarlarımız da, gereken ilgiyi hem yayıncılardan, hem de okuyuculardan görmediği için köşelerine çekiliyorlar.

Bol resimli ve boyalı kitaplara, içeriğine çok fazla önem vermeden para verip alan veliler, çocuklarına ne kadar kötülük ettiklerinin farkında değil. Kendi toplumunun eserlerinden mahrum büyüyen çocuklar, toplumsal gerçeklerimizden habersiz, farklı kültürlerin etkisinde kalmaktadırlar. Çocuklarımıza yönelik yayınlarda milli kimlik unsurlarına yer verilmesi gerekmektedir. Bu unsurlar dikkate alınmadığı taktirde, geleceğin nesilleri, kendi kimliğinden habersiz tamamen taklit bir kültürün etkisi altında kalacaklardır.

Çocuk edebiyatının batı standartlarında basım ve dağıtımı maalesef bizde mümkün görünmüyor. Yayıncı-yazar ilişkisi tam anlamıyla kurulmadığı gibi, kimi yayıncıların da çocuklar için eser yazmayı çocuk oyuncağı zannetme anlayışları yüzünden, bizde çocuk edebiyatı alanında basılan eserleri hem nicelik, hem de nitelik bakımından kalitesiz olmaktadır. Bilindiği gibi çocuk yayıncılığı özel bir teknik ister. Estetik değer ve zevklerin yanında, basılan eserlerin çocuğa yönelik; çocuğun ruh ve beden gelişimine katkıda bulunacak içeriğe sahip olması gerekir.

Okuma alışkanlığı çocukluk döneminde kazanılır. Henüz okuma bilmeyen çocuğa önce kitabı, sonra da okumayı sevdirebiliriz. İşte bu yüzden masallar ve resimli kitaplar çocuklarda okuma alışkanlığının kazanılmasında çok önemlidir.[2]

Çocuklara yönelik yazılan kitaplar her şeyden önce, kolay anlaşılır ve iyi çizilmiş resimler olmalıdır. Yazı ve resmin birbiriyle uyumuna özen gösterilerek, ikisini birbiriyle çelişmemesine dikkat edilmelidir.

Çocuk edebiyatı ve çocuklar için yazmayı basite almak ve kolay bir iş olarak nitelemek çok yanlış bir tutum. Şurası unutulmamalı ki, çocuklar için yazmak, büyükler için yazmaktan çok daha zor bir olaydır. Hem çocuklar için yazmayı hafife alıp, hem de çocuklar için yazmak çocuklara yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Cemre, Yıl: 5, S. 11, Kasım-Aralık 1999

[1] Oğuzhan, Ferhan, Ruşen Alaylıoğlu, Ansiklopedik Eğitim Sözlüğü, 1974.

[2] Serpil URAL ,Güneş, 2.NİSAN 1988 “Çocuk ve Kitap”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir