Pazar, Ağustos 1, 2021

Bir Türk Prensesi: Fahrelnisa Zeid (Nilüfer Usta)

 

Kıymetli okuyucular sizlerin de bildiği gibi bugüne kadar, Batı sanat tarihinde önemli bir dönüm noktası sayılan pop art ile Türk Resim sanatında Batı tarzı eğilimlerin başladığı natürmort ve manzara resim türünden bahsettik. Bu yazımızda ve ilerleyen günlerdeki yazılarda sizlere yine ülkemiz sanatına dair izlenimleri aktaracağım. Bilindiği gibi gerek Batılı gerekse de Türk sanatçılar öncelikle görünür dünyayı birebir temsili tercih etmişler ancak, bu durum toplumsal ve kültürel yaşamda meydana gelen değişimler nedeniyle zaman içinde farklılaşarak, soyut bir ifade biçimine kavuşmuş ve günümüzde farklı ifade biçimleri ile varlığını devam ettirmektedir.

Tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1910’lu yıllarda yaptığı sulu boya resim türündeki eskizleri ile ilk soyut resim türündeki çalışmalarına başlayan Wassily Kandinsky, türün Batı sanatındaki bilinen en önemli temsilcilerinden biridir. Tür, modern sanatın nihai amacı olan hedefe Maleviç ile ulaşmıştı. Her dönem olduğu gibi Batı ile paralel bir doğrultuda olmasa bile Türk Resim sanatı gelişim çizgisi içerisinde, gerek devlet bursu ile yurt dışına eğitim amaçlı giden sanatçılarımız gerekse de ülkemizde bulunan yabancı sanatçıların verdiği eğitim sayesinde, farklı sanat hareketlerinden haberdar olmuştur.

1940’lı yıllar ülkemizdeki sanatçıların soyut kompozisyonlara yönelmeye başlaması nedeniyle bir dönüm noktası sayılmaktadır. Gelin beraber soyut resmin ülkemiz sanatındaki temsilcilerinden biri olan Fahrelnisa Zeid’in çalışmalarını inceleyelim…

Osmanlı döneminde yaşamış olan asker kökenli bir ailede yetişen Fahrelnisa Zeid, Paris’e eğitim amaçlı gitmiş ve ülkeye döndüğünde Sanayi Nefise Mektebinde eğitimine Namık İsmail’in atölyesinde kaldığı yerden devam etmiştir. Resimleri üzerine çok sayıda yorum yapılmış ve onlar çeşitli dönemlere ayrılmıştır. İslam hat sanatının estetiğini sufizmin mistik karakteri ile harmanladığı ancak, eğitim amacıyla Paris’te bulunduğu süre zarfında bu durumu Batı sanatının estetiği ile birleştirerek, özgün bir üsluba ulaştığı sanatçının resimlerine bakıldığında anlaşılmaktadır. Zeid’in çalışmaları, başlangıçta somut öğeler barındırmasına rağmen zamanla geometri ve rengin bir bütün haline gelerek, kendiliğinden bir ritim oluşturması ile yeni bir sanatsal ifade dönemine geçişin habercisidir. Bu durum özellikle 50’li sonrası dönemde ağırlık kazanmış olduğundan dolayı, onun sanatı: “İzlenimler, doğaçlamalar ve kompozisyonlar” şeklinde ele alınabilir (leblebitozu.com). Lirik geometrik soyutlamaları ile tanınan Zeid’in çalışmalarının çoğunluğu yakın çevresinden kişileri tercih ettiği portre resimlerinden oluşmaktadır. Bu portreler psikolojik anlatımın ön plana çıktığı geç dönem eserleri şeklinde sınıflandırılmaktadır (İstanbul Modern). Soyut geometrik formun hakim olduğu kompozisyonları ise vitrayı andırmaktadır.

 

 

Görsel 1’e bakıldığında isminden de anlaşılacağı gibi sanatçının Paris’te kaldığı döneme ait olan çalışmanın, oldukça naif bir renk kullanımı ve çizim ile yapıldığı görülmektedir. Güzel sanatlara hazırlanan ya da okuyanların alışkın olduğu bir konudur imgesel resim çalışmaları… Zeid’in çalışması da imgesel kompozisyonları hatırlatmaktadır ancak, onun çalışması eskiz (taklak) olarak yapılmış izlenimi vermektedir. Eğer resmin sol üst köşesinde oldukça belirsiz olarak resmedilen figürler fark edilmeseydi, resmin, bir marketin belli bir köşesinin kabataslak çiziminden ibaret olduğu düşünülebilirdi. Öte yandan ağırlık merkezi resmin sol tarafında olan ve kompozisyonu ortalayan, içinde iki belirsiz (soyutlanmış) figürün bulunduğu kulübe tarzı bir yapı da göze çarpmaktadır. Resmin ön tarafında bulunan figürlerin gelişigüzel çizilmiş ve boyanmış izlenimi veren durumu da arka plan da yer alan öğelerden farklı sayılmaz aslına bakarsanız. Sol alt köşede yer alan figürün kolu, figürlerin yüz hatları ve siyah dış konturları olmasa, soyutlanmış çiçek demetini andıracak olan sebze ve meyveler kabataslak boyanmış izlenimi vermektedir. Sanatçının İstanbul Güzel Sanatlar Akademisindeki erken dönem desen çalışmaları figüratif nitelikte, anıtsallık kaygısıyla yapılmış ve daha çok iç mekan tasvirleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu iç mekan çalışmalarında daha çok minyatürleri andıran bir mekan kaygısı vardır kalın boyalı derinlik yanılsamasının kasıtlı olarak ihmal eden ve renklerin ön planda olduğu bu dönem resimleri Matisse’i anımsatmaktadır (lebriz).

Yerli ve yabancı Sanat eleştirmeleri Zeid’in sanatına dair görüşlerini ifade etmişlerdir. Gelin şimdi birlikte birbirinden farklı olan bu görüş ve düşüncelere bakıp bir sonuca varalım.

Ressam ve sanat tarihçisi Jale Nejdet Erzen’in ifadesiyle Zeid’in çalışmaları, resmin yapısal analizini hız ve dinamizm üzerinden yapmaktadır:

“Adeta iki güç sürekli birbiriyle mücadele içindedir…. Enerjiyi düzenlemek, dizginlemek, çerçeveye sığdırmak için aklın ve biçimin geliştirdiği soyut ilkelerle sanatçının eli adeta mücadele etmektedir. Fırçasını sürekli daha hızlı, çizgileri sürekli daha ivmeli bir şekilde ileriye ittiğinden hatlar eğriliyor, figürler çarpılıyor, sonsuz bir hızın, zamanı ve mekanı parçalaması, bu doğal fiziksel kural Zeid’in 1940 sonu resimlerindeki kurguyu oluşturuyor”(Yasa Yaman; 2001)

Dönemin Paris sanat ortamındaki en önemli eleştirmenlerden Charles Estienne’e göre ise;

“Onun resimleri, devamlı göç halinde yaşayan garip ulusların adeta bir geçit resmini canlandırır; erguvana doğru gelişen garip ışıklar içinde, kırmızıları, büyük çamlıkların kurşun halkaları kadar ağır ve şiddetli karalara bürünmüş mavileri ortaya çıkarır. Bu ışık, Gotik vitraylarındaki o masalsı ışıklara benzer. Doğu vitraylarının kalın ve geçilmez, ama gene de şeffaf ve bilinmez şekilde insanı içinden kavrayan bu duvarı, İslam sanatlarının Fransız sanatına en yeni haberlerini ulaştırdığı sınırsız ve yasaksız bir çizgi” şeklindedir (lebriz. com).

Eleştirmen Maurois ise Fahrelnisa Zeid’in soyut sanata, geldiği kültürün etkisiyle içgüdüsel olarak yöneldiğini belirtmektedir. Maurois bu durumu:

“İslam sanatçılarına figüratif sanat yasaktı. Doğal nesnelerin resimlerini yapamazlardı. Onları, açık anlamı güzellikten başka bir şey olmayan biçimlerle verebilirlerdi. Böylece resim kimi zaman oya, kimi zaman nakış, mozaik olurdu. Fahrelnissa Zeid, parlak tuvallerini yaratır ve garip biçimli taşlarını bezerken hiç peşin düşünce gütmüyor. İç Tanrı’sını konuşturuyor ve fırçasının Doğu halılarını andıran arı renk uyumlarından, orantılı alanlar doğduğunu görüyor.” cümleleri ile ifade etmiştir (Fahrünnisa Zeid).

Batı’lı eleştirmenlerin yanı sıra ülkemizdeki eleştirmenler arasında benzer görüşlere sahip olanlardan biri de Sezer Tansuğ’dur. Tansuğ’a göre Zeid’in yapıtları: “İslami duyuşun dünyevi kaynaklarında temellenen bir içerik zenginliği taşımakta” ve bu nedenle söz konusu yapıtların “çağdaş İslam dünyasının bir klasiği olarak algılanması gerekmektedir[1].” Yine Tansuğ ayrıca Zeid’in soyut kompozisyonlarını tıpkı André Maurois gibi geleneksel nakış örgülerine benzetmiştir (S. Tansuğ, D. Erimez).

13 Mayıs 1949 tarihli “Şadırvan” dergisinde Bülent Ecevit, Zeid’in sanatını değerlendirirken, söz konusu eserlere bir nevi mozaik stilinin hakim olduğunu ifade etmiştir.  “Sanatkarı, stili mücerrede doğru götürmekte, fakat bu tecrit sonunda mozaike varmaktadır. Böylelikle; insandan, tabiattan ayrılmayan bir mücerret sanat ortaya çıkmış oluyor ki, Anadolu’nun asırlardır mutasavvıf şairlerine de telkin ettiği ruh bu değil midir?” ifadelerini kullanmıştır (Zeid).

Zeid’in genel olarak, Batı modernizmi ile Doğu lirizmini birleştirdiğine yönelik yaygın kanıya karşın, onu herhangi bir yere ait ilan etmenin karşısında olan isimler de olmuştur. Örneğin Jacques Lassaigne; “Onları soyut, non-figüratif ya da herhangi bariz bir kategoriye koyamazsınız. Hatta onların menşeiini İran minyatürleri, Bizans mozaikleri veya Arap vitraylarında aramak da sonuç vermez. Fahrelnisa Zeid’in sanatı devamlı bir gelişme arz eden, hareket halinde bir kudrettir” yorumunda bulunmuştur.(lebriz)

Sanatçının figürleri, nesneleri, yan yana, üst üste derinliksiz olarak yerleştirip, yüzeyde çalıştığı görülür. Bu durum resmin yüzeyini nakışlamak şeklinde yorumlanıp İslam dininin etkisini çağrıştırdığı gibi, derinliği göz ardı edişi ve renkçi bir ifade anlayışına sahip oluşuyla da Batı sanatında “Fovist” olarak adlandırılan sanatsal ifade biçimine yakın bulunur. Bunun dışında soyut çalışmalarında, belki de ışıklı renklerin verdiği gizem ve Doğuya özgü canlı, parlak renkleri kullanmasından ötürü bir tinsellik karakteri sezilir.

Fahrelnisa Zeid ise; kendi soyut eserlerine ilişkin şunları söylemektedir:

“Bizler, yani bugün hayatta olan soyut sanatçılar, yaratılarımızın dünyalarında önemli rol oynayan ölülerle birlikte yaşamaktayız… Bizler için belirlenmiş yazgı, cehennemin ta kendisi, bu cehennemin içindeyiz. Gerçeküstücü resim sanatı bugün varlığını sürdürmekte. Biz ‘hayatta olan soyut sanatçılar’ için önemli olan, bir parmak üzerine bir gezegeni ya da bir ağacın tepesine bir kafayı resmetmek değil, fakat bu karşılaştırmaların anlamlarını araştırmaktır. Bizler, kozmik titreşimi her yerde algılamaktayız. Kanın damarlardaki devinimini, uzaydaki yeryüzünü, sonrasız ateşi algılamaktayız…(leblebitozu)

Gezegenlerin milyarlarca kilometreyle ölçülen uzaklığını, yüreklerin çifte vuruşunu, kutsal olanın elden ele dudaktan dudağa geçirilişini… yüreğimizin her çarpışında algılamaktayız.” (lebriz).

Bu sözler, Avrupa modernizminin pozitivist, inşacı tutumu yerine, Zeid’in de dahil olduğu Paris Okulu’nun benimsediği çoğulcu, aklın yanında sezgileri, tinselliği önemseyen yeni görüşüne katıldığını göstermektedir.(lebriz)

 

 

Eşinin vefatının ardından soyut kompozisyonlardan bir anda portre resim türüne yönelen Zeid, bu türdeki çalışmalarında görsel 2’de de görüldüğü gibi ayrıntılarla ilgilenmeyerek, birebir taklit (mimesis) yerine kişilerin iç dünyasını yansıtıp aynı zamanda form ve rengi de ikinci plana atarak, keskin dış çizgileri ve stilize renkleriyle tam bir ikon etkisi oluşturmuştur. Amacı yalnızca figürün iç dünyasını yansıtmak olan sanatçı, akrabalarından, yakınlarından ve dostlarından oluşan portreleri devasa bir tuvale yaymıştır. Bu portrelerde; Bizans ikonalarının, İran resim sanatının, Mısır lahit resimlerinin izlerini görmek mümkündür. Kısacası sanatçı, Batı ve Türk sanatına dair olan bilgilerini birleştirerek özgün bir ifade biçimine ulaşmıştır.

KAYNAKÇA:

http://www.lebriz.com/pages/lsd.aspx?lang=TR&sectionID=6&articleID=1282&bhcp=1

Erzen, Jale Nejdet, Zeynep Yasa Yaman, ‘’Fahr El Nissa Zeid’’ (Ankara: T.C. Merkez Bankası Sanat Galerisi, 2001)

“Fahrünnisa Zeid 1951-1961 Retrospesktif Sergi”, (İstanbul: Hitit Müzesi, 1964)

Sezer Tansuğ, Dinçer Erimez, ‘’Fahr El Nissa Zeid’’, ( İstanbul: Artist Yayın Endüstrisi Ltd, 1996)

http://www.istanbulmodern.org/tr/sergiler/guncel-sergiler/fahrelnissa-zeid_2022.html

http://www.leblebitozu.com/onemli-kadin-ressamlarimizdan-fahrelnisa-zeidin-23-tablosu/

HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz