Salı, Ağustos 3, 2021

Bir Sistem Sorgulaması: ‘Kafesten Bir Kuş Uçtu – Guguk Kuşu’ (Ege Küçükkiper)

 

“Başucu yazarı” ünvanlı Ken Kesey’in, 1962’de kaleme aldığı roman, yayınlandıktan bir yıl sonra Dale Wasserman tarafından tiyatroya uyarlandı. Yazarın, kimyasallarla yaşadığı deneyimleri ve psikiyatri kliniğinde edindiği bilgilerin sonucu olarak ortaya çıkan eser, 1975 yılında büyük beğeni toplayan ve dokuz dalda oscar’a aday gösterilen, Milos Forman’ın yönetmen, Jack Nicholson’ın başrolü üstlendiği bir sinema filmi haline geldi. Beş dalda oscar ödülünü kucaklayan film, romanın tanınırlığını arttırarak,  diğer türlere de uyarlanabileceğini gösterdi. Ülkemizde ilk kez 1990 – 91 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosu’nda izleyici karşısına çıkan oyunun bale uyarlaması da İzmir Devlet Balesi tarafından 2010 – 11 sezonunda gerçekleştirildi. Son olarak “dans tiyatrosu” formuna dönüştürülerek, İngiltere ve ABD’de sahnelenmeye devam etmektedir.
Bir akıl hastahanesinden geçen oyun, yozlaştırılmış, sistem tarafından ele geçirilmiş, hayata ve topluma kazandırılmaları gereken yerde, toplumdan daha da uzaklaştırılarak, yalıtılan hastaların öyküsünü içermekte. Bu gidişata “dur!” demek isteyenlerin, sistemin bir parçası haline gelmek istemeyenlerin de aynı durumlara (Beyinlerinin alınması, çeşitli haplar vb. şeyler ile.) maruz kaldıkları bir dönemde, oyun, didaktiğe kaçmadan, seyirciye sızdırılma yoluyla tüm bunları anlatabilmiş. Sesi olmayanın, sesi, gücü olmayanın, gücü olmak gibi temalardan yola çıkılarak yapısı oluşturulan metin, her dönemin sorununa parmak basmakta. Dostluk, arkadaşlık ve sırdaşlık gibi değerlerin, güce ortaklık edişi, başkaldırının, insani yüceliğin ve isyankarlığın getirisi olarak karşımıza çıkmakta. Hastalara, yapması için verilen görevlerin, “toplumda ki en önemli görev” gibi algılatılması, duygusuzluğu, ahlaksızlığı ve tek düzeliği gözler önüne sermekte. Cinsel duygularından arındırılan hastaların, “utanma” sözcüğünü adları gibi ezberlemeleri ise “sorunsuzluğun” çözümü noktasında.
Oyunda, yöneticilerin halk üzerinde kurduğu baskıdan, adalet sistemine, normallik hallerinin kaybettirdiklerinden, anormallik hallerinin kazandırdıklarına kadar her türlü içsel ve dönüşsel durumlar yaratılmış. Bir şeylerin değişmesi için, birilerinin kendilerini feda etmeleri gerektiği açıkça vurgulanmış. Mc Murphy’nin, hastalara “sizin bu kadar akıllı oluşunuz beni deli ediyor!” demesi sanıyorum durumu özetliyor. Kimin akıllı, kimin deli olduğunun, sistem tarafından belirlendiği oyunda, olaylar ve kişiler birbirlerine bir şarkıyla bağlanıyor. Bu şarkı ruhu, iradeyi, hırsı ve kazanmayı misyon edinerek kendini tamamlıyor.
TEL, DİKEN, SAZ
BİR SÜRÜDE ÜÇ KAZ
BİRİ DOĞUYA UÇTU
BİRİ BATIYA UÇTU
BİRİ DE KAFESTEN KAÇTI
REJİ VE UYARLAMA
Romanın genel hatları alınarak, bana göre fazla uzatılan bölümlerin çıkarımlarıyla, verilmek istenilen mesajın daha iyi anlaşılmasının sağlanmasıyla yapılan uyarlama oldukça iyi. Rejisör Yunus Emre Bozdoğan, Kızılderili Reis’in duymuyor ve konuşamıyor oluşunun altında yatan sırrı, metnin sonuna ekleyip, oyun bitimine saklasaymış, seyircide ki  dikkati ve merak duygusunu güçlendirebilirmiş. Birtakım şeylerin önceden bilinmesi, hem sabrı hem de etkiyi azaltmış. Finalin çarpıcılığı ise bütün bunları unutturmayı başarabilmış. Filmin görselliğinden ziyade, oyunun bütünlüğü daha göze çarpar vaziyette. Kızılderili’nin aynı zamanda anlatıcı olarak rol alışı, oyunun finalindeki “kurtarıcı” tanımına ayak uydurmakta. Ayrıntılar, aralarda sıkışıp, boğulmamış. Mesajların etkisi ise, havada kalmadan, insanların gözüne sokulmadan, naif bir halde ortaya çıkabilmiş. 
 
DEKOR – KOSTÜM – IŞIK – MÜZİK
Dekor tasarımı Tayfun Çebi’ye ait. Her ne kadar sade gibi gözükse de aslında oldukça göz yoran bir sahne tasarımı. Dekorların A’dan Z’ye beyaz oluşu, saflığı, temizliği ve sadeliği ön plana çıkarırken, aynı zamanda derinlik yaratmış. Fakat bu derinlik yaratımı, akıl hastahanesinde kapana kısılan ve bir an önce kurtulma çabası içerisinde olan bir mizansene uygun düşmemiş. Sandalyelerde ki ekler ise, bazen hapishane demiri, bazen “o taraf” ile “bu taraf” arasındaki ayrımı, bazen de ucunun belirsizliğinden dolayı “nereye gidiyoruz?” sorusunu akıllara getirmekte başarılı. Hemşireye ait olan bölümün yüksekte oluşu ise, hakimiyet duygusunu pekiştirmekte. Sahne yanlarında karmaşık bir görüntü izlenimi veren uzun direklerin,  ağaç şeklini alıp, oyunun adına vurgu yapmasının haricinde anlatıma bir katkısı olduğunu düşünmüyorum.
Kostümler oyunun en iyi tamamlayıcısı diyebilirim. Hemşire Ratched’ın siyah, diğer hemşirelerin beyaz kostümlerle bezeli oluşu iyi – kötü ayrımını yapmakta belirleyici. Ratched’in kostümündeki ufak beyazlık ise oyunun sonuna uygun olarak, içinde bir parça iyilik taşıdığının sembolü. Kızılderili Reis’in paçalarının, kendi yöresine uygun tüylerle kaplı oluşu anlatımı desteklemekte. Mc Murphy’nin kostüm tasarımı ise, uçarı – kaçarı bir havada oluşuyla, filmle benzerlik göstermekte. Funda Çebi Bozdoğan’ı kutlarım. Işık tasarımında Cafer Yiğiter, oyunun hızına yetişememekte. Takip, kararma ve açılma zamanında gerçekleşmemekle birlikte, gece – gündüz geçişleri, fonun maviye dönüşmesiyle kotarılmakta. Son sahnede ki genel ışık ise, klasiğin dışında farklı bir amaca hizmet etmekte. Yine de çok başarılı bulduğumu söyleyemeyeceğim.
Müzik, “an”lara uygun formda hazırlanmış. Dramatize ve gerilim iç içe geçirilmiş. Fatih Veli Ölmez, metnin özünü yakalayabilmiş. Televizyon ve kuş sesi efektleri ise oyundaki eksikliği giderir durumda. Mehmet Cebe alkışı hak etmiş. Broşürde belirtilen “hareket düzeni” açıklamasından neyin kast edildiğini anlayamadım. Kast edilen, arkada duran iki – üç kişinin birbiri içerisinde uyumlu hareket etmesiyle, olmasa da olur dedirten cinsinden.
OYUNCULUKLAR
Barış Falay, Mc Murphy rolü için yaratılmış. Her ne kadar Jack Nicholson hayranı olsam da, Barış Bey’in hakkını yiyemem. Taklide kaçmadan, kendi yorumunu ortaya koyabilmiş. Hemşire Ratched rolünü Eylem Tanrıver Varlı üstlenmiş. Sert, katı ve otoriter kimliğinin yanı sıra, insancıl duygularını seyirciye geçirmekte başarılı. Engin Benli (Kızılderili Reis Bromden), gönlünde fırtınalar kopan, acı dolu yaşamıyla herkesi etkisi alan, dev cüssesiyle aslında bizim gibi olduğunu kanıtlayan bir duruş sergilemiş. Kutlarım. Yirmi kişilik kadroya sahip olan oyun, repliği olmayanından, hareketsiz duranına kadar iyi organize olarak, ortaya iyi bir iş çıkarmış. Oyuncular arasında ki uyumun gözle görülür türden oluşu, bağlılığı arttırmış. Emeği geçen herkesi kutlar, alkışlarının bol olmasını dilerim…
Sistemin bir parçası olmayın!
Not: Oyun 150 dakika / 2 perdedir. 
HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz