Taşlıcalı Yahya’nın Gencine-i Raz Mesnevisinde Bir Nasrettin Hoca Fıkrası (Yrd. Doç. Dr. Bekir Çınar)

Kızılcık Dalının En Zarif Hali: Devrek Bastonu (Emine Şahin)

Aşık Veysel’in Şiirinde Dini ve Tasavvufi Temayüller (Dr. Rıfat Araz)

Marvel’den Başarılı Bir Kumar: Galaksinin Koruyucuları (Özkan Ulukök)

Bir Moliere Uyarlaması: Bezirgan (Ege Küçükkiper)

Tiyatro 28 Ocak 2017
533

 

Fransız yazar, komedi ustası Moliere’in en ünlü yapıtlarından “Tartuffe”, İstanbul Halk Tiyatrosu tarafından “Bezirgan” ismini alarak sahneye konulmuş. Oyun barındırdığı konu bütünlüğü açısından bu ismi almaya çok uygun. Oyundan bahsetmeden önce Moliere’den biraz daha söz etmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Moliere’in “Kibarlık Budalası” adlı eseri Tiyatro Kedi tarafından dört, “Cimri” adlı eseri ise Kenterler tarafından üç sezon boyunca kapalı gişe oynadı. Tartuffe ise önceki yıllarda hem Devlet Tiyatrosu hem de Şehir Tiyatrosunda yıllarca tiyatroseverlerle buluştu. Ülke insanımız, Fransız komedilerine aşina hale gelip, iyi bir Moliere seyircisi oldu anlayacağınız. Ben de bu oyunların hepsini seyretme fırsatı bulduğum için kendimi şanslı hissediyorum.
Konusuna değinecek olursak; Zikret adında dini bütün bir kişilik,(Orijinal metinde Orion) takmış kafayı bir dindara. (Bezirgan yani Tartuffe) Bu sözde dindar, benim dünya nimetlerinde gözüm yok, paraya pula elimi sürmem, dediklerimi yaparsanız siz de mutlu ve huzurlu bir dünyaya ulaşırsınız düşüncesiyle her türlü sahtekarlığı yapıyor. Hatta ona tek inanan Zikret’in evini üzerine geçirip, bir de karısına göz dikiyor. Zikret’in bir oğlu bir de kızı var. Kızı, bir genci seviyor. Fakat Zikret, kızının dini bütün biriyle evlenmesini istediği için Bezirgan Efendiyi kestiriyor gözüne. Bezirgan’ın aslında sahtekar biri olduğu herkes tarafından biliniyor fakat bu hiçbir şeyi değiştirmeye yetmiyor. Bezirgan’ın gerçek yüzünü Zikret’e gösterebilmek için planlar yapan Elmire (Zikret’in karısı), ona kurlar yaparak tuzağa düşürmeye, ağzından laf almaya çalışıyor. Başarıyla işleyen plan sayesinde nihayet kulu kölesi olduğu Bezirgan’ın öteki yüzünü görüyor Zikret. Böylece kendisiyle, o arasında bir iç savaşa giriyor. Aynı zamanda bizleri de o savaşa sokuyor…
Oyun 17. yüzyıl’da yazılmasına rağmen günümüzü anlattığına yemin edebilirim. Böyle durumlarla karşılaştığımda üzülsem mi yoksa sevinsem mi bilemiyorum. O dönemden bu döneme, özellikle din konusunda gram ilerleme yok hiçbir kültürde. Metin, içinde bulunduğu dönemin din ve ahlak anlayışına göndermelerde bulunuyor. Zaten 1669’da kilise ve bazı dindar gruplarca oyunun sahnelenmesi yasaklanmış. Şimdi Moliere’in neden dünya çapında bir oyun yazarı olduğunu daha iyi anlıyorum. (Aynı zamanda kendisi oyuncudur.) Oyunda, en etkili yol olan güldürürken düşündürmek temel amaç olarak seçilmiş.
REJİ
Yönetmen Yıldıray Şahinler, Zikret hariç bütün karakterleri maskeyle oynatmış. Oyuncular, arada bir maskelerini çıkartıp bir kaç dakikalığına yüzlerini seyirciye gösteriyorlar. Bezirgan’a inanmayan, onun sahtekar olduğunu, din ile hiçbir bağı olmadığını bilen insanlar, yüzlerinde maske olmasına rağmen görüyorlar onun gerçek yüzünü. Zikret ise maskesiz burnunun ucunu dahi göremiyor. Bu zıtlığın maske ile gösterilmesi yerinde bir karar olmuş. Bezirgan Efendi rolünde, yarı insan boyunda bir kukla karşılıyor bizi. Zikret’i ve Bezirgan Efendiyi aynı kişi oynuyor oyunda. (Cem Davran) Zikret’in koluna ve kostümüne yapışık halde duruyor kukla ve Zikret sayesinde hareket ettiriliyor. Bu düzenleme, oyunda esas verilmek istenen mesaja hizmet etmekte oldukça başarılı. “Aslında sen, bensin” demek istiyor Bezirgan, Zikret’e. Bu cümle duyulur duyulmaz, sahnenin arkasından başka bir Bezirgan kuklası beliriyor. Esas Bezirgan’ı görüyoruz biz seyirciler. Final için çarpıcı bir son olduğunu düşünüyorum.
Evin hizmetçisi de bir erkeğe (Bahtiyar Engin) oynatılmış. İşin içerisine biraz daha mizah unsuru katılmış ve oyunun sonuna kadar erkek olduğunun anlaşılmaması sağlanmış. Bu arada Orijinal metinde Orion’un Zikret ismine çevrilmesi de çok akıllıca ve manidar. Zikret deyince aklıma “zikir” geliyor. Din ile ilgili bir isim oluşu ironiyi daha da sağlamlaştırmış. Bezirgan’ın kukla olarak oynatılması, din hükmü verebilen her kişinin, (bir sahtekar olsa bile) ona inanan insanları tıpkı bir kukla gibi elinde oynatabileceğinin kanıtını başarıyla vurgulamış Yıldıray Şahinler.
DEKOR – KOSTÜM – IŞIK
Dekor tasarımı Barış Dinçel’e ait. Sahneye baktığınız zaman döneme ait 17. yüzyıl atmosferini ve burada dindar bir kişiliğin oturduğunu anlıyorsunuz. Aksesuarlar bunu anlatmakta fazlasıyla yardımcı olmuş durumda. İki yandan gelen merdivenler, tam karşıda bir duvar ve bu duvarla bütünleşmiş, açılana kadar ne olduğu anlaşılmayan bir sürü pencere. Pencereler yardımıyla, herkesi dinleyen ve gözeleyen hizmetçinin bir türlü yakalanmayışı, pencerelerin belirsizliğiyle uyum sağlamış. Ortada duran uzu dikdörtgen masa ise kilise havasını yaratmış.
Kostümler oyunu zenginleştiren bir başka öğe. Zikret’in kostümüne bakmamız, onun bir din adamı olduğunu anlamamıza yetiyor. Tek parça olan boyundan düğmeli, yere kadar uzanan bir kıyafet ve başında takkeye benzer şapkasıyla karakterini vurguluyor. Zikret’in annesi ise seksen küsür yaşlarında ama hala şıkır şıkır giyinen bir kadın. Diğer oyuncuların kostümleri de amacına uygun bir şekilde hazırlanmış. Işık ile ilgili pek bir şey söyleyemeyeceğim. Çünkü oyunda özel bir aydınlatma göremedim.
OYUNCULUKLAR
Cem Davran harikalar yaratmış diyebilirim. Oynadığı her oyunda olduğu gibi bu oyunda da beni yanıltmadı. İki karakteri oynamasına rağmen -hem de kolunda koca bir kuklayla- birbirine karıştırmadan, farklı ses tonları ve mimiklerle çok başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Şebnem Bozoklu (Elmire), beni, kendine bağlamayı başardı. Bu kadar iyi bir oyunculuk beklemiyordum açıkçası. Oyuncuların hepsi o kadar eğleniyorlar ki, bu seyirciye de yansıyor. Bahtiyar Engin’in (Delile – hizmetçi), afişte fotoğrafını görmesem kadın sanırdım. Ses tonu, ellerini ve vücudunu hareket ettirişi çok başarılı. Erkan Can da kadın rolünde izleyenleri büyülüyor. Hele ki seksen küsür yaşındaki bir kadını oynamak bence daha büyük bir başarı. Oyunun açılış ve kapanış kısımlarında var. Daha fazla rolü olsaydı belki daha iyi olabilirdi. Yine de orijinal metne sadık kalınması taraftarıyım. Tabi ki en büyük oyunculuk kuklaya ait. Faruk Akgören, Aytek Önal, Selin Yeninci, Ali İl ve Selim Can Yalçın üzerlerine düşen görevleri fazlasıyla yapmışlar.
Oyunda emeği geçen herkesi can-ı yürekten kutlar, alkışlarının bol olmasını dilerim. Siz de gidin, görün ve kendiniz ile dininiz arasında bir hesaplaşmaya girin. Ben ne kadar dindarım? Sahtekar olacak kadar mı?.

Not: Oyun 110 dakika / 2 perde. 

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.