Pazar, Ağustos 1, 2021

Bir Güftenin Sebeb-i Fikriyatı (Sener Köksümer)

Üstad Ahmet Rasim 1864 yılında Fatih Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Posta ve telgraf memurluğu yapan babası Bahaeddin Efendi, Tekirdağ’a atandı ve evini terk etti. Annesi Nevber Hanım tarafından çok güç koşullar altında büyütüldü. Eniştesi Miralay Mehmet Bey’in yardımıyla okutuldu. 1883’te Darüşşafa’dan birincilikle mezun oldu burada Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ahmet Mithat eserleri okudu kendi çabasıyla Fransızca öğrendi. Ayrıca burada Zekai Dede’den musiki dersleri aldı ve onun tavsiyesiyle Eyüp’te Bahariye Mevlevihanesi’ne katılarak musiki bilgisini geliştirdi. Daha sonra Posta ve Telgraf Nezareti’nde memur olarak çalışmaya başladı, annesi kalemden yani memurluktan ölünceye kadar ayrılmaması için kurana el bastırdı. Buna rağmen kendisine çok sıkıcı gelen memurluktan ayrılarak yazarlığa başladı. Ancak kendisinin esprili tabiriyle annesine verdiği sözü tutarak, devlet kaleminden değil ama elinde tuttuğu kaleminden ölünceye kadar ayrılmadı.

Üstadın akıcı ve yalın İstanbul Türkçesiyle kaleme aldığı yazıları büyük bir okuyucu kitlesi tarafından ilgi odağı oldu. Bu ilginin sebebi inanılmaz gözlem ve araştırmanın sonucudur. Ahmet Rasim’in kaleme aldığı kişi ve kişiler, olay ve olaylar tüm ayrıntı ve renkleriyle bir tablo gibi karşınızda beliriverir. Üstat Ahmet Rasim, okuyucunun gözlerini şenlendirirken kulaklarını da ihmal etmez, çünkü o aynı zamanda mükemmel bir mûsik-i şinâsdır. Güftesi ve bestesi kendisine ait yetmiş civarında eseri vardır, ancak kırk kadarı günümüze ulaşmıştır.

Rakı, sigara ve rakı masası sohbetleri Ahmet Rasim Bey’in adeta yaşam biçimidir. Dediklerine göre sohbetine doyum olmaz bir İstanbul beyefendisidir ve din, dil, ırk ayırımı yapmaz, sınıf farkı gözetmez herkese sevgi ve saygı gösterir. Balkan Harbi’nde meslektaşları ile trenle Edirne’ye giderlerken üstad mütemadiyen sigara içiyor, birini söndürmeden sigarasından diğerini yakıyormuş. Dostları: “Üstad niçin böyle yapıyorsun?” diye sormuşlar o da “Kibritten tasarruf için” demiş.

Rakı ile ilgili diğer bir anektod ise, Ahmet Rasim’i bir gün ziyafete çağırırlar, üstad bakar ki masada içkiden eser yok. Çaresiz masaya oturur, önce balık gelir, üstad: “Aman bana bir kadeh; ben rakıyla balığı çok severim.” Arkadan ekşili köfte gelir, “Aman bir rakı daha, köfte ile bayılırım.” Derken dolma gelir, “Aman dolmaya pek yakışır bir kadeh daha.” Arkadan baklava gelir bununla da bir kaç duble içince ev sahibi dayanamaz; “Üstad, rakıyı hangi şeyle içmezsiniz?” Ahmet Rasim gülerek; “Su” ile cevabını verir.

Üstad Ahmet Rasim mesai saatlerinde içki kullanmaz, saatlerce yorulmadan yazardı. Ancak akşamları pek keyif aldığı rind (Kalender) hayatından da vazgeçmezdi. Yine bir gün mu’tâd (Alışılmış) olduğu üzere kendini kapıp koyvermiş üç beş ay evinin semtine uğramamıştı. “İç bade, güzel sev ne derse desinler. Meyhanede yat evde ne yerse yesinler” beytine uygun bir hayat sürmüş, meyhane peykelerinde (tahta sedir) sabahlamış, kir pas içinde kalmıştı. Nihayet derlenip toparlanmak ihtiyacıyla Bakırköy’deki evinin yolunu tuttu. Hanımı eski terbiye görmüş sabırlı, müşfik muhterem bir kadındı. Onu daima mazur görür, sitem etmezdi. Bu sefer de hoş karşılamış derhal su ısıtmış, kocasını yıkamış, tertemiz çamaşırlar giydirmiş, elbisesini ütülemişti. Aynanın karşısında kendisine çeki düzen veren Ahmet Rasim; “Hanım, yolda gelirken Selami Paşa’ya tesadüf ettim, beni çağırdı, Miltiyadi Gazinosunda bekliyor.” Hanımı üç aydır yüzünü görmediği kocasını tebessümle kapıya kadar geçirmiş ve üstad dışarı çıkarken şu sözleri söylemişti; “Bey sakın geç kalmayınız, bu akşam erken geliniz!” Bu rica Ahmet Rasim’i duygulandırmıştı, Bakırköy sahiline inerken mırıldanıyordu; “Sakın geç kalma erken gel..”

Miltiyadi Gazinosu’nda dostu Selami Paşa’ya şöyle dedi; “Evden çıkarken refikam bana tembih etti.”Geç kalma, erken gel” dedi, ben de buraya gelene kadar bunu bir kıta haline getirdim, besteledim.” Üstad kadehinden bir yudum içmiş, ellerini dizlerine vurup usul tutarak hepimizin bildiği meşhur eserini biraz kalınca sesiyle ilk kez burada okumuştu. “Sakın geç kalma erken gel/ Bu akşam, gün batarken gel/ Ne müşkül ayrılık hali/ Bu akşam beklerim yari/ Sakın geç kalma erken gel/ Bu akşam gün batarken gel.”

O akşam Ahmet Rasim, Selami Paşa ve dostları gazinodaki laterna başında bu besteyi geç vakitlere kadar terennüm ettiler. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Bakırköy sokaklarına bir nağme dalgası halinde döküldüler. Ve bir güfte daha bestesiyle birlikte dilden dile, kuşaktan kuşağa, geçmişten geleceğe doğru yola koyuldu. Üstad Ahmet Rasim’i minnet, saygı ve rahmetle bir kez daha anıyorum.

HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz