Pazar, Ağustos 1, 2021

Bir Direnişin Öyküsü: Antigone (Ege Küçükkiper)

 

Oyunu izledikten sonra ilk işim metni temin etmek oldu. Metni okuduktan sonra yazmanın daha verimli olacağını düşündüm. Antigone, eski bir Yunan tragedyası. Sophokles’in “Thebai Üçlemesi”nden biri ve dünya edebiyatının “ilk direniş” örneği sayılmakta. Antigone, Sophokles’in haricinde Jean Anouilh tarafından da kaleme alınmış ve yıllardır çeşitli kurumlarda sahnelenen, güncelliğini yitirmemiş bir öykü…
Oyun başlamadan önce, Antigone’nin geçmişine dair bir takım bilgiler veriliyor. Ben de burada o bilgileri vermek istedim ki daha iyi anlaşılsın. Oidipus ve Iokaste’ın iki oğlu, iki de kızı vardır. Antigone bu kızlardan biridir. Öidipus, babasını öldürür ve katil olur. (Öldürdüğü kişinin babası olduğunu bilmeden) Daha sonra evlendiği kişi yani Iokaste ise öz annesidir. (Öz annesi olduğunu bilmeden evlenmiştir) Bu gerçeğin anlaşılmasıyla birlikte Öidipus, gözlerini oyar ve kör bırakır kendini… Iokaste ise kendini asarak yaşamına son verir… Doğal olarak taht boş kalmıştır ve Öidpus’un oğullarından biri geçecektir bu tahta. Kardeşler arasında çıkan taht kavgası Polüneikes, kardeşi Etiokles tarafından sürülmesiyle son bulur. Polüneikes ise artık kendi yurdu olan Thebai’ye karşı savaş açmıştır. Bu savaşta iki kardeş birbirini öldürür ve taht Öidipus’un kardeşi Kral Kreon’a geçer.
Şimdi oyunun başladığı yere gelelim… Antigone ve kız kardeşi İsmene’yi, ağabeylerinin ölüleri başında ağlarken görürüz. Kreon bir yasa çıkarmıştır kendince. Etiokles, dini törenlere uygun bir şekilde toprağa gömülecektir fakat Polüneikes ise kendi vatanına savaş açtığı için, bedeni asla toprak yüzü görmeyecek ve köpeklerin, kartalların leşi olacaktır. Antigone isyan eder bu duruma. Kreon’un yasağına rağmen gömmek ister ağabeyini. İsmene ise cesaret edemez buna… Antigone dediğini yapar ve ağabeyini gömer. Gömerken bir haberciye yakalanır ve Kreon’un huzuruna getirilir. Cezası ölüm olacaktır Antigone’nin. Yer altında bir mahzende tutulacaktır bundan sonra.
Bu duruma engel olabilecek tek kişi vardır o da Kreon’un oğlu Haimon… Aşıktır çünkü Antigone’ye… Antigone’de ona… Babasıyla karşı karşıya gelir Haimon. Fakat ikna edemez babasını Antigone’yi kurtarmak için. Thebai’de yıllardan beri süregelen kehanetlerin habercisi Kör Kahin beliriverir sahnede. Uyarır Kreon’u, başına daha büyük felaketlerin geleceğini söyler fakat Kreon dinlemez. Antigone, mahzende asmıştır kendini. Haberi alan Haimon ise kapatmıştır kendini aynı mahzene. Kreon, haber alır almaz gider oğlunun yanına ve onunda ölümüne sebep olur. Haimon’un, elinde tuttuğu bıçağı, babası elinden alırken, Haimon, çeker babasını üzerine ve saplar bıçağı yüreğine… Bununla da kalmaz felaketler. Kreon’un karısı da, oğlunun ölüm haberini alınca dayanamaz acısına ve kıyar canına. Kreon, yaptıklarından çok pişmandır fakat iş işten geçmiştir…
İktidarı ele geçirmek adına savaşa tutuşup, birbirini öldüren iki kardeşten birinin gömülmesine devlet otoritesinin izin vermemesi nasıl bir toplumsal travmaya yol açar?
Güçlüler, iktidar sahipleri ne adına ve niçin yasa koyarlar?
Bu yasalar, toplumun gene çıkarları için midir yoksa sadece güç ve para sahiplerinin işine gelen yasalar mıdır?
Sadece aileyi ya da bir aşireti ilgilendiren çok özel durumlar için de yasa koymak doğru mudur?
Ölen bir yakınına, nasıl bir cenaze töreni yapılmasına devlet mi karar vermelidir yoksa aile bireyleri mi?

Tüm bu soruların yanıtları Antigone’de…

REJİ
Oyunu, Kenan Işık yönetmiş. Günümüzü anlatmayan oyunları güncelleştirmeye çalışmak aslında oyunun dokusunu bozuyor. Yahu biz bir tragedya izliyoruz. Kreon’un konuşmasını barkovizyonda göstermenin anlamı ne? Herkes gayet güzel konuşurken, araya görüntülerin girmesi bana göre inandırıcılığı yitirmiş. Tiyatroda bant kayıt yapılmaması taraftarıyım. Oyunda kalabalık bir kadro var. Yarısı koro amacına hizmet ediyor. Koro başı, (Suna Selen) lafını söyleyip, söyleyip en ön sıradaki seyircilerden birinin yanına oturuyor. Tekrar lafı geldiğinde ayağa kalkıyor, yüzünü seyirciye dönüyor ve konuşuyor. Allahtan benim seyrettiğim salonda balkon yoktu!
Oyunun başlangıcında, yazımın başında yazdığım gibi bizim, oyunu daha iyi anlamamızı sağlayan bilgiler, kayan yazı sistemiyle sahnenin altından başlayarak üstüne doğru ağır ağır akıyor. Tomris İncer o buğulu sesiyle olayları anlatıyor bizlere… Burada da bir barkovizyon olayı var fakat beni hiç rahatsız etmedi. Yazılar, dekorla birleşince sanki “toprağın altından çıktı bu hikaye” izlenimi verdi bana ve çok hoşuma gitti. Demek doğru kullanıldığında amacına ulaşabiliyormuş.
DEKOR – KOSTÜM – IŞIK – MAKYAJ
Dekoru Elena İvanova yapmış. Yerde duran 3-4 tane kocaman Yunan kafası (Tahminime göre bu kafalar oyunda sıkça adı geçen ve oyunun yazarı Sophokles – Hades – Zeus) metnin daha da kuvvetli olmasını ve algının geniş tutulmasını sağlamış. Tam ortadan bir yol iniyor sahneye doğru. Fazla gıcırdıyor ama oyuna kendinizi kaptırırsanız duymuyorsunuz. Bir de sandalye var oyunda. Patronların oturduğu, tekerlekli, dönen cinsten. Bu detayda güncellik için yapılmışa benziyor. O kadar tarih kokan bir dekorda, böylesine bir sandalyenin oluşu beni şaşırttı.
Yunan kafaları demişken, burayla bağlantılı bir şekilde ışık tasarımına geçmek istiyorum. Işıklar kafaların içerisine yerleştirilmiş. Kan döküldüğünde kırmızı oluyorlar. Gerçekte kan görmeden, sahnenin kana bulandığı güzel ifade edilmiş. Önder Arık’ı tebrik ederim… Kostüm ise yine güncelliği yakalamak için olmadık işlere kalkışmış. Elena İvanova dekorda başarılı ama kostümlerin bir kısmı olmamış. Çoğu insanın altında kot pantolon var. Açıkçası ben çok yadırgadım. Giysilerin üst kısımlarını başarılı buldum. Toprak bulaşmıştı herkesin üzerine. Aksesuar ve makyajla ilgili de bir iki kelam etmek gerekirse, Kör Kahin’in makyajı çok başarılıydı ve elinde tuttuğu kartal ölüsü, hikayede anlatılanları pekiştirir nitelikteydi. Kılıcın yere saplanıp kalması ise güç ve iktidarın, sıkışıp kalmış durumunu betimlemede oldukça iyi.
OYUNCULUKLAR 
Dediğim gibi kadro kalabalık. Teker teker isimleri saymak zor fakat başroller için bir şey demeden geçemeyeceğim. Ali Sürmeli, Kör Kahin’i çok güzel canlandırmış. Sesi, çaresizliğini, iyimserliğini ve yaşlılığını seyirciye geçirebiliyor. Fakat çok az rolü var. Suna Selen, korobaşı rolünde üzerine düşen görevi yapmış ve iyi bir koordinasyon sağlamış. Onun da rolü çok azdı. Yıllarını tiyatroya vermiş bu iki dev isme haksızlık edildiğini düşünüyorum. Antigone rolünü oynayan, genç yaşına rağmen oldukça başarılı bulduğum Taises Farzan’ı (adını öğrenince ben de şaşırdım) kutlarım ve başka oyunlarda seyretmek isterim. Sevgilisi Haimon ise karakterine bürünerek, sanki oynamıyor da yaşıyor gibiydi… Ve Atilla Olgaç, (Kreon) oyunu başından sonuna götüren, her duygusunda farklı bir ses tonu geliştiren, işte oyuncu budur dedirten, ruh halini çöküntüye uğratıp, izlerken, bir savaştaymışsınız da, seyirci olarak, siz kazanmışsınız izlenimini veren gerçek bir tiyatro sanatçısı…
SON SÖZ
Emeği geçen herkesi yürekten kutlar, alkışlarının bol olmasını dilerim. Güncelleştirilmesine rağmen son derece etkileyici ve inandırıcı bir hikaye Antigone… Tragedya olduğunu sanıp, oyunun ağır geçtiğini düşünmeyin. Nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile. Özet olarak Antigone, “İnsan devlet için değil, devlet insan için vardır” tartışmasına 2500 yıl öncesinden gelen bir yanıt. Bu oyunu, 400 haftadır her Cumartesi toplanan “Cumartesi Anneleri”ne ithaf ediyorum. Onlar bu ülkenin Antigone’leri…

 

CUMARTESİ ANNELERİ

Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’den bu yana her Cumartesi günü Galatasaray Meydanında oturmaeylemleri düzenleyerek, gözaltında kaybolan yakınlarını ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluktur. Arjantin’de cunta yönetiminin zorla yok ettiği çocuklarını bulmak için Plaza Del Mayo meydanında toplanan annelerden esinlenen gruba katılanların sayısı zaman geçtikçe binleri bulmuştur. 13 Mart 1999’da polisin sert müdahaleleri nedeniyle oturma eylemlerine ara veren grup, 31 Ocak 2009’da yeniden biraraya gelmeye başladı. Kasım 2012 itibariyle 400. buluşmalarını gerçekleştiren ailelerin başlıca talepleri kayıpların devlet arşivlerinde kayıtlı akıbetlerinin açıklanması, faillerin yargılanması, Türk Ceza Kanunu’nda zorla kaybetme suçunun insanlığa karşı suç kapsamında zaman aşımına uğramayacak şekilde düzenlenmesi ve Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Gözaltında Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalamasıdır.

Not: Oyun 100 dakika / Tek perdedir.  Oyun başında kuru – sıkı silah patlamaktadır. 

HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz