Kapat

Bir Amerikan Rüyası: Arka Bahçe (Ege Küçükkiper)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Bir Amerikan Rüyası: Arka Bahçe (Ege Küçükkiper)
Oyunun yazarı Bilgesu Erenus, Birinci Körfez Savaşı sırasında (1980-1988) ABD, Birleşik Krallık ve çok uluslu koalisyon kuvvetlerinin, Irak’ı özgürleştirme operasyonunu gerçekleştirdiği, Özgürlük Anıtı’nın ise dağılma tehlikesi geçirdiği yıllarda yazmış oyunu. Fakat o yıllarda, bu oyunu çoğu tiyatro topluluğu görmezden gelerek sahnelemek istememiş. Oyunu seyredince nelerden korktuklarını çok iyi anladım. 1993’te İzmir’de amatör bir tiyatro topluluğu tarafından (İzmir Sanat Tiyatrosu) sahnelenen bu oyun 1999’da ise Ankara Devlet Tiyatrosu ve devamında Bulgaristan Pazarcık Devlet Tiyatrosu ile festival oyunu olarak Balkanlar’da sahnelenmiş. Şehir Tiyatroları gibi köklü bir kurumun, bu oyunu sahnelemekte neden bu kadar geciktiğini anlamış değilim.
Oyun, eski bir evde yaşayan hanımefendinin (Mara), yılbaşı gecesini yalnız geçirmemek için giderek miktarını arttırdığı parayla yanında tuttuğu Hizmetçisi Sally arasında geçen konuşmalar üzerine şekillendirilmiş. Bütün sahnenin sislerle dolmasıyla başlayan oyun, hanımefendinin rüyada Büyük Büyükannesinin beline bağlı olan kuşağı tutarak, arka bahçenin tam ortasına düşmesiyle uyanması ve karşısında “ilkel” bulduğu hizmetçisi Sally’i görünce rüyada olmadığını anlamasıyla ilerliyor. “Suçlusun Mara, görevini yerine getirmedin!” cümlesi ise, Büyük Büyükanne tarafından oyun boyunca kulaklarımızı çınlatıyor. Bir elinde pet şişe (Özgürlük Anıtının meşalesi), başında yedi adet bigudi (Anıtın başındaki tacın yedi oktan oluşması ve bu okların kıtaları temsil etmesi), diğer elinde ise okuduğu kitabı tutması (Anıtın elinde tuttuğu özgürlük bildirgesi) hanımefendinin Amerika’yı temsil ettiğini anlamamıza yetiyor. Yığınları sağ ve sol taraf diye ayırarak, milletleri sınıflandırması da cabası!
Çöplerin arasından, oyun boyunca hiç konuşmayıp, her birinin ayrı bir milleti temsil ettiği, sadece “arka” planda var olan yedi kişi çıkıyor. (Siyahi, Vietnamlı, Ortadoğulu, Yeşil Timsah (Fransa), Rus, Kızılderili ve oyunun metninde yer almayan fakat yönetmenin dahil ettiği “çocuk”.) Karnı burnunda hizmetçi, Ortadoğu’da askerliğini  yapan kocasının yolunu gözlüyor. Anlamadığı tek şey ise şu: “Eskiden bir batı vardı bir de doğu. Bu doğunun, ortası nereden çıktı şimdi?” Hanımefendinin, bıkmadan temizlemeye çalıştığı yığınları arasından, yüzüne doğru tuttuğu “tel kafes”iyle çocuk çıkıyor karşısına. Yönetmen burada çok güzel bir detay vermiş. Anlayana!
Hizmetçi bir süre sonra dayanamıyor ve hanımefendinin yanından gitmek istiyor. Fakat hanımefendi, Sally’i yanında tutabilmek için verdiği 350 doları, her gitmek istediğinde arttırıyor. Ne yapsın tek başına olunca korkuyor! Önce 450 oluyor, daha sonra 475, 575 ve en nihayetinde 600. Hizmetçi de doğacak çocuğunun geleceği (!) için gitmekten vazgeçiyor. Arka bahçeyi temizleyemeyeceğini anlayan hizmetçi (nasıl temizleyebilir ki!) hanımefendisini içeri sokmak istiyor. Fakat hanımefendi girmek istemiyor ve direniyor. Hizmetçinin burada söylediği replik şahane: “Domuz gibi de güçlü!” Özgürlük Anıtı’na “Bakırdan yapılmış hantal karı” diye hitap ediyor. Onlar bahçede ki atıklarla (milletlerle) uğraşırken saat 00.00 oluyor ve eğlence başlıyor. Hem de ne eğlence!
Hanımefendinin bir kızı bir de oğlu var. Fakat her ikisi de annelerini terk edip gitmişler. “İşi biten gider.” felsefesi geçerliliğini hala korumakta. Kendi milletinden olsa dahi! Peki nereye gider? Ben bunu hep denize benzetmişimdir. Denize çöp atarak pisleten insanlar,  “merak etmeyin deniz alır götürür.” mantığına sığınırlar. Yahu bu deniz bunca çöpü nereye götürüyor? Bilinmezlik ve görünmezlik söz konusu. Tıpkı Amerika’nın, yığınlarının gittikleri yerlerin meçhullüğü gibi. Daha fazla yığınla uğraşamayan hanımefendi, neler yaptığının bilincinde olarak kendi kendini yargılamak istiyor ve şöyle diyor: “Zor kullanarak zapt ettiğim bu kültür ve mirası, kendi yaşam biçimim haline getirdiğimi asla kabul etmiyorum” diyor. Karar açık. “Adapt or die” (“Uy ya da öl”.) O da uyuyor karara ve ölüyor son cümlesini söyleyerek: “Hoşçakal tek dostum Sally.” Amerika her ne kadar güçlü gözükse de her zaman için sömürdüğü ülkelerden daha yalnız durumda olmuştur. Hanımefendi öldüğünde, Özgürlük Anıtı devriliyor. Hemen ardından Bayan Shelia, bir maske takarak geliyor. Ben “ötekileştim” artık diyor. O gelince tekrar dikiliyor Özgürlük Anıtı. Önce Büyük Büyükanne, sonra hanımefendi ve en son kızı Bayan Shelia. Her millette böyleleri vardır. Onlardır bu geleneğin devamını getirenler ve hiç bitmezler…
Bayan Shelia, annesinin cansız bedenini görünce şöyle diyor: “İnanmayacaksın ama anacık, ölümün beni etkiledi.” Fakat hanımefendi henüz ölmemiştir. Görevlerini yerine getirmeyi kendine bir borç bilir ve hizmetçiye vereceği 350 doları hatırlar. 600 değil 350! Amerika, o ilkel gördüğü toplumu yine kandırmıştır. O ilkel toplum ise, onu öldüren Amerika’ya yine kanmıştır. Hanımefendi sadece hizmetçisini değil, ilkel gördüğü tüm ülkeleri kandırmayı kendine görev saymıştır. Her defasında başarıya ulaşmış ve güçlü olduğunu kanıtlamıştır. Broşür arkası sanırım her şeyi özetler nitelikte. “Öldürürken olsun görmediniz mi kardeşler, ya da o sizi öldürürken…”
“VENCEREMOS” 
 
Yırtıyor fırtına sessizliği
Ufuktan bir güneş doğuyor
Gecekondulardan geliyor halk
Tüm Şili türküler söylüyorVenseremos, Venseremos!
Kıralım zincirlerimizi.
Venseremos, Venseremos!
Zulme ve yoksulluğa paydos.

Şili’de halk bugün savaşıyor
Cesaret ve halkın gücüyle.
Kahrolsun halkın katili cunta
Yaşasın “unitad popular”!

Venseremos, Venseremos!
Kıralım zincirlerimizi.
Venseremos, Venseremos!
Zulme ve yoksulluğa paydos.

Geçmişe ağlamak fayda vermez,
Gelecek, mutlak sosyalizmin,
Yarını bugünden kuracaksın
O, senin tarihin olacak.

Venseremos, Venseremos!
Kıralım zincirlerimizi.
Venseremos, Venseremos!
Zulme ve yoksulluğa paydos!

Venseremos! : Kazanacağız! (Popüler birlik marşı)
Victor Jara / Yazan 
Allende’nin devrilmesinden sonra Pinochet tarafından tutuklanarak, cezaevi olarak kullanılan stadyuma tıkılmıştır. Gitar çalıp şarkı söylemeye devam ettiği için önce elleri kesilen ve sonra da işkence ile öldürülen şili’li şarkıcıdır.
Şarkının oyuna konuluşuyla ilgili: O dönemde Santiago stadyumu, hapishane olarak kullanılmaktaydı. Faşizme karşı ezgi ve şarkılarla direnen yüzbinlerce kişi kurşuna dizildi.
 
Ayrıntı için: http://tr.wikipedia.org/wiki/Victor_Jara
 
REJİ
Hüseyin Köroğlu harikalar yaratmış. Sahnelenmesi bu kadar zor olan bir oyunun altından başarıyla kalkmış. Siyahi’nin bağırması fakat sesinin çıkmıyor oluşu durumu iyi özetlemiş. Yalnızca Amerika’da değil her toplumda Siyahi’lerin üvey evlat muamelesi görmesi yerinde betimlenmiş. Oyunun bazı yerlerinde sahneyi, üzerinde yazı ve şekiller olan ince bir tül kapatıyor. Kısa bir süre sonra bu şeklin, “Çiçek Çocukları”nın barışı temsil etmek için çizdiği şekil olduğunu anlıyoruz. Antrede, tül belirginleşiyor ve yazılar okunur hale geliyor. O yazılardan bazılarını paylaşmak isterim. Çünkü, hepsi oyunun bel kemiğini oluşturan birer yardımcı unsur. “Beyaz adam savaştı, biz öldük.” “Vur beni korkak, sadece bir insan öldürmüş olursun.” “Son ağaç kesildiğinde, son balık yendiğinde, son su içildiğinde, beyaz adam altının yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacaktır.” Saat tam 00.00’ı vurduğunda ise köpükler iniyor sahneye ve köpük daha da kapatıyor yığınları. Amerika’nın her şeyi örtbas etmesi gibi… İntihar sahnesinde, hanımefendinin kendisini orkestra çukuruna atması gayet pratik ve akıllıca. Işığın kararmasına ya da oyuncunun sahneden ağır ağır çıkmasına gerek duyulmadan iş bitiveriyor . Bu arada metne dahil edilen “çocuk” karakteri için ayrıca teşekkürler.
DEKOR – KOSTÜM – IŞIK – MÜZİK
Oyunu seyretmeye annem ve anneannem ile birlikte gittim. Anneannem dekoru görür görmez şöyle dedi: “Bu ne böyle mezbele gibi.” Gerçekten de öyle. Sahnenin aşağısına kadar çöpler taşmış. Dekor oyunun anlatmak istediği tüm amaçlara uygun olarak düzenlenmiş. Diyor ki Hanımefendi: “Ezgilerle, iktidara gelindiği nerede görülmüş? Gitar çalan çocukları kurşuna dizmişlerdi hatırlıyor musun Sally?” Bu sözden sonra, sahnenin tam ortasında, çöp yığınlarının arasından bir gitar çarpıyor gözümüze. Sahne arkasında ise bir perde var ve bazı görüntüler oraya yansıyor. Özgürlük Anıtı’nın devrilmesi ve daha büyük gözükmesi, oyunun sonunda beyaz bir güvercinin kanat çırparak göğe yükselerek, özgürlüğü / barışı simgelemesi bunlardan bazıları. Tam bir arka bahçe yaratmış Rıfkı Demirelli. Kutlarım…
Kostümler de çok başarılı. Kimin hangi ülkeyi simgelediğini kolayca anlayabiliyorsunuz. Hizmetçinin kostümü aklınıza getirebileceğiniz türden. Hanımefendinin sabahlığı ise tıpkı Özgürlük Anıtı gibi uzun ve dökümlü. Bu kostüm, karakterin, Anıtı temsiline uyum sağlamış.  Duygu Türkekul her zaman ki gibi ortaya iyi bir iş çıkartmış. Işık çok verimli kullanılmış. Her ışık bir amaca hizmet ediyor. Çokta güzel saklanmışlar yığınların arasına. Murat Selçuk bu işi biliyor. Oyun da toplam dört şarkı var. Bunlardan biri hepimizin bildiği Rus Kızıl Ordu korosunun seslendirdiği “Kalinka.” Diğeri oyun için yazıldığını tahmin ettiğim “Bilinçlendirme Politikası.” Bir diğeri “Venceremos.” Dördüncüsü ise oyuncuların dans ettiği, yılbaşı gecelerinde çalan cinsten. Bütün eserler, oyunun ruhuna ve anlatımına son derece katkı sağlamış.
OYUNCULUKLAR
Arka planda olan Nur Saçbüker, Mevlüt Demiryay, Özge Midilli Aşar, Doğan Şirin, Berk Samur, Melisa Demirhan ve Deniz Evrenol bir bütünlük yaratabilmişler. Replikleri olmadan, sadece beden dilleriyle oynayarak zoru başarmışlar. Hanımefendinin kızını oynayan Shelia yani Zümrüt Erkin iki rolde birden oynamakta. (Diğer rolü Büyük Büyükanne) Kendinden emin ve ses tonunu çok iyi kullanan biri. Üzerine düşen görevi az ama öz bir şekilde  yerine getirmiş durumda. Hizmetçiyi oynayan Şenay Saçbüker, (Aynı zamanda yönetmenin eşi) fazla heyecanlı, fazla bağıran ve beni yer yer rahatsız eden bir oyunculuk sergiledi. Emekli olmasına rağmen kurumundan uzaklaşmayan sevgili Güzin Özyağcılar ise (hanımefendi) sanki bu oyun için yaratılmış. Ondan başkası oynayamazdı… Ayrıca kareografiler birbiriyle çok uyumlu. Hem oyuncu hem de kareograf olan Özge Midilli Aşar’ı tebrik ederim.
Küreselleşmeyi ve tüketmeyi çok yerinde ve iyi bir ekiple anlatan bu oyunda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler. Gidin, görün ve mutlaka şu iki sorunun cevabını düşünün. Sizin arka bahçeniz ne durumda? Ya da siz hangi arka bahçedesiniz?
Not: Oyunda kuru – sıkı silah patlamaktadır. Oyun süresi 110 dakika / 2 perde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir