Kapat

Bipolar ve Sanat (Fatmagül Mutlu)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Bipolar ve Sanat (Fatmagül Mutlu)

Bipolar rahatsızlık; halüsinasyonlar, toplumsal kurallara uymama, grandiyöz (büyüklük/yücelik hissi) sanrılar, uykuya ihtiyacın azalması, ötimi(iyilik hali) gibi simetrileri içerisinde barındırır.

 

Bipolar, mani (taşkınlık) ve depresyon (çökkünlük) duygudurumlarını içerisinde barındıran iki uçlu duygudurum bozukluğudur. Duygusal iniş çıkışlarla süren ve dönem dönem hastaların olağan hallerinde olabildikleri bir ruhsal bozukluktur. Hastalığın ortaya çıkışında beyin kimyasalındaki / sinyal iletimindeki düzensizliğin önemli bir etmen olduğu düşünülür.  Genetik aktarımı oldukça güçlü bir rahatsızlıktır. Bipolar bozukluk olan ailelerde nesiller boyu görülme eğilimi gösterebilmektedir. Bir kalp yetmezliği gibi tıbbi bir hastalık olduğu düşünülse de, malesef bipolar hastalığa karşı yapılan damgalama, hastaların etkili tedavi almalarını aksatmaktadır. Bipolar hastalığın türüne göre bir arada kullanılan lityum ve kepiyatinin 5 yıl kullanılımıyla oluşan kalp çarpıntısı sonucu kepiyatin ve lityumun dozunun azaltılmak zorunda kalındığı vakalar görülmüştür. Öncelikle böylesi bir hastalığın tıptan ayrı düşünülmesinin imkânsızlığına bu noktada dikkat çekmek gerekir.

Bipolar hastalık genellikle depresyon epizodu ile başlamakla birlikte mani epizodu ile başladığı da görülmektedir. Artan dinlenme ihtiyacı, kesintisiz uyuyamama, herşeyi kendi üstüne alınma, gerginlik, günlük yükümlülüklerin ihmal edilmesi gibi semptomlar depresyonun erken uyarıları olabilir. Mani döneminin erken uyarı semptomları ise; yeni fikirler, hızlı düşünme, aşırı enerjiye sahip olma, artan yaratıcılık, kendi finansmanını kontrol edememe, huzursuzluk, karmaşa, aşırı kendine güven olabilir. Genellikle ergenlik döneminde başlayıp ömür boyu devam edebilir.

Ressamlar, yazarlar, oyuncular ve bilim insanlarında  da sıklıkla görülen bipolar bozukluk -eski adıyla manik depresif- başarılı bir şekilde tanınıp; etkili bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Sanat ve bilim dünyasında sıklıkla görülmesi ve epizodlarının arasındaki farklılıklar sebebiyle toplum tarafından ilgi çekici bir hastalık olarak görülme eğilimi vardır.

 

‘Ben de Bipolarım!’

Bipolar hastası olan Marilyn Monroe’nun doktoru Hyman Engelberg bu konuda şu yorumu yapar: ‘’Marilyn, manik depresifti… Ruh halindeki büyük dalgalanmalar yüzünden çok zor günler geçirdi.’’

Bir başka bipolar hastası ünlü müzisyen Sinead O’Connor, ‘’ Ben bir manik depresifim. Zaman zaman çok mutluyum. Kimi zaman için ise beynimin içinde yankılanan ve sürekli kendimi öldürmemi söyleyen bir ses duyuyorum. Manik depresif ile yaşamak çok büyük bir çaba gerektiriyor.’’ der.

Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı sebebiyle tutuklanan Mel Gibson, mutluluğu ve mutsuzluğu bir arada yaşadığını söyleyen Amerikalı yazar Slyvia Plath, alkol ve uyuşturucu bağımlılığından bir türlü kurtulamayan Kurt Cobain, ani öfke nöbetleri geçiren ve tedaviyi kabul etmeyen Gun N Roses’ın solisti Axl Rose…

Onlar Hasta Peki ya Biz!

Bipolar bozukluğa sahip olan uluslararası alanda değer görmüş bu isimler kolay hayat sürdürmedi veya sürdürmüyorlar. Bunun ne derece farkındayız. Akademik anlamda araştırmalarını sürdüğüm; bipolar hastaları gözlemlediğim; hastaların yazmış oldukları kitap ve şiirleri okuduğum; çizmiş oldukları resimleri topladığım süre boyunca  ne kadar zor bir hayata sahip olduklarına şahit oldum. Toplum tarafından ötekileştirilmelerine ve damgalanmalarına şahit oldum. Bilincinizi kaybetmediğiniz ancak, kontrol edemediğiniz çok fazla durumu içerisinde barındırıyor. Projemin çıkış noktası da bipolar hastaların damgalanmasına karşı bir duruş sergilemek, bipolar hastalık hakkında bilinçlendirmek, Türkiye’ de bir meslek olarak kabul görmemiş bir alan olarak sanat psikoterapilerine dikkat çekmek ve bu alanda verilen eğitimleri ön plana çıkmaktır.

Sanat ve psikoloji disiplinlerinin ortak bir zeminde kullanımı II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkar. İtalyan psikiyatr Cesare Lombroso ve Fransız psikiyatr Max Simon, hastaların yaptıkları sanat ürünleri üzerine ilk deskriptif incelemeleri yaparlar. Daha sonraları Mohr, katatonik ve bipolar hastaların sanat ürünlerinde görülen ortak özelliklerini inceler. Jung ise, psikotik ve nevrotik sanat ürünleri üzerine ‘’kolektif bilinçdışının işaretleri’’ adlandırmasını yapar. Avrupa‘daki bir çok akıl hastanesinde hastaların yaptığı resimlerden ‘’Heidelberg Collection‘’ adlı çok geniş bir koleksiyon Hans Prinzhorn tarafından oluşturulmuştur.

Türkiye’ de hastaların sanat ürünleri üzerine incelemeler ve sanat terapisi alanındaki  çalışmalar ilk kez Prof. Süleyman Velioğlu tarafından ‘’Akıl Hastalığı ve Sanat’’ adlı kitabında yer alır.

Tüm bunların ışığında sanat ve psikiyatri alanları kendi başlarına birer disiplin olmakla birlikte, sanat psikoterapileri alanında bir araya gelerek; birçok vakanın teşhisinde ve tedavisinde rol oynamaktadır. Bu alanda dünyada lisans, yüksek lisans ve doktora programları ile geniş çaplı klinik çalışmalar bulunur. Genel olarak kliniklerde staj programlarının da bulunduğu eğitimlere büyük önem verilmektedir. Hindistan, Afrika gibi ülkelerde sanat terapisi çalışmaları; yüksek lisans, doktora programları çerçevesindeki araştırma ve uygulamalarda sıklıkla yapılmaktadır. Ayrıca müzelerde sanat terapisi atölyelerine de yer verilir.

Yaratıcı sanat terapileri alanında alt başlık olarak resim terapi, müzik terapi, dans-devinim terapisi ve drama terapi alanları bulunmaktadır. Yaratıcı dramanın önce kişiler ve dernekler gibi küçük zümrelerin büyük kitlelere yayılarak devlet okullarında eğitim programlarının içerisine girmesi gibi yakın bir tarihte sanat terapisi alanında da hızla yol alacağımıza inanıyorum. Bu alanda hakkıyla ve kişisel anlamda büyük fedakarlıklar vererek farkındalık yaratmaya çalışan; eğitimler veren; bu alanın meslekleşmesi bakımından gerekli bakanlıklarla görüşmeler yapan; değerli AURA PSİKOTERAPİ, SANATLA TEDAVİ VE EĞİTİM MERKEZİ ve SANAT PSİKOTERAPİLERİ DERNEĞİ çalışmalarını içtenlikle kutlarım. Aura Psikoterapi, Sanatla Tedavi ve Eğitim Merkezi’ nin geçtiğimiz Kasım ayında Bahçeşehir Üniversitesi’ nde ev sahipliğini yaptığı I.SANATLA TERAPİ VE YARATICILIK KONGRESİ ulusal ve uluslararası alanda konuşmacıları ve atölyeleri ile başarılı bir kongre çalışmasına imza atmıştır. Bu kongre Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Otistikler Derneği ve Şeker Sanatevi’ nin desteği ile gerçekleşmiştir. Sanat Psikoterapileri Derneği’ nin de kongreye bu alanın Türkiye’ deki öncülerinden olarak katılım göstermişlerdir. Kongreye katılımın oldukça yoğun olmasını gözlemlemekten de ayrıca mutlu olduğumu belirtmeliyim.

Bipolar projemin bilimsel ve sanatsal yönden hazırlıkları sürerken projenin nerede sergilenebileceği, nasıl sunmak gerektiği konusunda düşünmediğimi söyleyebilirim. Bilimsel anlamda doğru bir zemine oturmuş olması öncelikli kaygımdı. Bipolar bozukluğun epizodları gibi eserlerimin de sanatsal teknik olarak birbirinden farklı ve hastalığın doğasına uygun şekilde ortaya çıkarmak bir başka kaygımdı. Eserler ortaya çıkıp nerede sergilenirse doğru olur sorusunda bir süre düşündüm ve görüşmeler yaptım. Bu hastalık üzerine sanat terapileri alanında yapılmış olan çalışmalar aradım. Sonunda projeme de ritimleri ile destek veren Strong Institute ile işbirliğimiz gerçekleşti. Bu alanda yapılmış ve deneysel düzeyde olmayan çalışmalara rastlamak tahmin edilen de daha zor. Kalitatif araştırması yapılmış ritim terapi desteği ile projeme destek verdiği için Strong Institute’ ye teşekkür ve tebrik etmek istiyorum. Kendileriyle uzun bir süreç sonunda karşılaşabildiğime mutluyum.

Şuna da  açıklık getirmek isterim ki; vurmalı çalgılarla yapılan her atölye ritim terapi değildir. Ritmin terapi anlamında kullanımı lisans belgesi gerektirir. Huzurevinde bir hafta sonu gidip birlikte şarkılar söylemeniz, huzurevi sakinlerinin ve sizin bu nedenle kendini iyi hissetmesi ritim terapi (tartışmalı olarak müzik terapi) değildir. Bu konuda yanlış yerleşmiş algılarımız var.

Bipolar projemde yapmış olduğum işbirliklerini ve destekleri oldukça uzun süreçler sonunda sağladım. Konu anlamında hasta, hasta yakınları, psikoloji ve psikiyatri çalışanlarına rahat ulaşılabilecek bir ortamı gerektirdiğinden galeri yerine hastane ortamının ve tıp alanındaki etkinliklerinin daha uygun olabileceğine karar verdim.

Van Gogh’un da doğum günü olan 30 Mart Uluslararası Dünya Bipolar Günü’ nde  Acıbadem Taksim Hastanesi’ nde Aura Psikoterapi, Sanatla Tedavi ve Eğitim Merkezi; Bipolar Yaşam Derneği ve Sanat Psikoterapileri Derneği’ nin büyük destekleriyle iki günlük  panel oturumları ve eserlerim üzerine hazırlanmış psikodrama ve atölye çalışmalarıyla dolu dolu bir proje ortaya çıkmış oldu. Bu projenin Türkiye’ de bu düzeyde yapılmış bir ilk olması, uluslararası destekler alabilmek, alanında çok değerli  hocalarımızın destek vermesi benim için büyük bir onur oldu.

İstanbul‘da gerçekleşecek projemin finans konusundaki destek görüşmelerini yaptığım esnada güzel bir gelişme sonucu Uludağ Üniversitesi Tıpta Güncel Yaklaşımlar Kongresi’ ne davet edildim.  Uludağ Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (UBİAT)’ a düzenledikleri kongrede BİPOLAR projeme yer verdikleri için çok teşekkür ederim. 24, 25, 26 Şubat tarihlerinde kongre boyunca bipolar bozukluğun epizodlarını imgelediğim eserlerim görülebilecek. Travma üzerine sanat konulu vereceğim çalıştayda üzüntülerimizi, yaslarımızı yaşamamız üzerine dışavurumcu bir atölye gerçekleştireceğim.

Patentini almış olduğum özgün tekniğimde ilk kez Bipolar projesi ile izleyici karşısına çıktı. Sergide yer alacak eserlerim bipolar bozukluğun depresyon, mani, hipomani, ötimi gibi dönemlerine yoğunlaşıyor. Depresyon adlı çalışmamda gerçek toprak kullanarak; bu dönemde bireyin sürekli uyuma ve ölme hissini ele aldım. Mani adlı çalışmamın zemininde kullanılan parlak tonlardaki kırmızı zemin üzerindeki siyah parçalar; bu dönemin coşkunluk, uykuya ihtiyaç duymama, grandiyöz sanrılarının arkasındaki bireyin hayatının parçalandığı, zarar gördüğüne işaret ediyor. Hipomani adlı eserimde bu parçalanmaların mani kadar sert olmadığını kullandığım mavi tonlar ve daha durgun bir devinim ile ifade ediyorum. Ötimi adlı eserimde bipolar hastaların normal duygudurumda oldukları süreci ele aldım. Bipolar projesine olan ilgiden dolayı emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir