Kapat

Beethoven’ın Dehasının Sırları Bu Filmde (Evren Gül)

Anasayfa
SİNEMA Beethoven’ın Dehasının Sırları Bu Filmde (Evren Gül)

Beyaz atların çektiği siyah bir arabadaki genç kız; çobanın kemanı, nal sesleri, ağaçların hışırtıları, kuzu sesleri, koşan bir çocuk, düz ovalar, çiftçiler, ekinler, uçan bir şapka, bebek ağlaması, “Maestro! duydum maestro! tıpkı senin dediğin gibi duydum.!” Yatağında hasta yatan Beethoven’a genç kızın söylediği bu sözlerle başlayan Copying Beetoven filmi, bu tutkulu açılış sahnesi ile müzisyen duyarlılığının inceliklerini de bizim için aralıyor

Viyana’da bir manastırda kalan, konservatuarda bestecilik öğrencisi olan Anna Holtz (Diana Kruger), Ludvig Van Beethoven’ın (Ed Haris) dokuzuncu senfonisinin prömiyeri öncesinde senfoninin notalarını temize çekme görevini alır. Amacı kendi müzikal yolculuğunun doğruluğunu teyit etmek ve bir fırsat bulup Beethoven’a çalışmalarını göstermektir. Fakat işler umduğundan zor olacaktır. Çünkü duyma yeteneğini kaybeden yaşlı besteci oldukça huysuz ve fevridir. Büyük zaaf taşıdığı züppe yeğeni Carl Van Beethoven’ın müzisyen olması konusunda ise değişmez bir ısrarı vardır. Pek de hijyenik olmayan bir yaşam tarzı olan bestecinin bu ödün vermez tavrını, filmin yönetmeni Agnieszka Holland eserin daha ilk yirmi dakikasında sanatçının odasındaki bir yazı ile destekliyor. “Ben ne isem oyum ve hiçbir ölümlü maskemi kaldıramaz”.

Yönetmen Agnieszka Holland; Beethoven efsanesini dinginleştirmek ve sanatçıyı sadece bir insan olarak yansıtmak için neredeyse özel bir çaba sarf ediyor. Hatta onun günlük hayatındaki sıradanlıkları, bunlarla başa çıktığını veya çıkamadığını ısrarla göz önüne sermekten kaçınmıyor.

Büyük eserler vermek için gösterişli ve konforlu koşulların illa ki gerekmediği, sanat için samimiyetin yeterli olduğunun dikkatle altı çiziliyor. Beethoven gibi loş birahanelerin müdavimliği, insan ilişkilerindeki başarısızlığı ve hatta kendi vücudunun kiri ile çirkinliğin bile nasıl estetize edilebileceğini savunan bir sanatçının müzikteki bu uzlaşmaz tutumu, bir devrimin ilk heyecanlarına götürüyor bizi. Tabiki bu tutum devrin genel görüşüne, hep olduğu üzere ters geliyor. Film bu detayıyla bence sanatçının müzikal dehası ve ilericiliği ile ilgili en önemli tarafı ortaya koyuyor. Böylece Beethoven’ın Anna Holtz’un burjuva nişanlısı genç mimar Martin’in köprü maketini kırarak gösterdiği tepkiyi daha iyi anlıyoruz. Anna Holtz ile Beethoven’ın arasını ciddi olarak açan bu olaya sanatçının getirdiği açıklama ise “ruhu yoktu” oluyor. Haddim olmayarak bu detaya bütün sanat üreticilerinin dikkatini çekmek istiyorum. Beni en çok etkileyen sahne ise Maestronun, sekreterine bir çeşit acziyet ve teslimiyetle şu sözleri söylediği sahne idi.

Havadaki titreşimler
İnsanın ruhuna hitap eden
Müzik, tanrının dilidir.
Biz müzisyenler tanrıya en yakın olan insanlarızdır.
Onun sesini duyarız
Dudaklarını okuruz
Onun ismini söyleyen tanrının çocuğunu
Dünyaya getiririz.
İşte müzisyenler böyle insanlardır Anna Holtz.
Ve böyle değilsek hiç bir şey değilizdir.

Açıkçası Beethoven gibi bir dehayı anlatmak için daha şatafatlı bir film beklerken sanatçının yaratıcılığının gizlerini açıklayan bu sözler izleyiciden beklenen düşünsel katılımla seyirciyi filmin içine davet ediyor. Beethoven’ın sık sık yaptığı orman yürüyüşlerinden birinde, duymayan kulakları ile doğayı dinlediği sahne ise bütün sadeliği ile görülmeye ve düşünmeye değer.

Kişisel olarak, filmin müziklerinde kullanılan, Beethoven bestelerini gayet yerli yerinde buldum. Dokuzuncu senfoni prömiyerinde maestro ve ona yardımcı olan Anna Holtz arasındaki uyum oldukça samimi ve etkileyici bir görünüm oluşturuyor. Müziğe ömrünü adamış bir bilgenin, genç bir müzisyenle olan ilişkisindeki karikatürize edilmiş karakterini biraz şüphe ile karşıladığımı da itiraf etmeliyim. Beethoven’ın bir sanatçı olarak belki de bütün disiplinleri kapsayan varoluşumuzun özsel değerleriyle tanışmamızda oldukça önemli kapılar açabilecek şu sözleri ise senaryonun bu yöndeki kalitesini arttırıyor. “Ses içindeki sessizliği bulduğunda ruhun şarkı söylemeye başlayacak.”

Özellikle sanatsal yaratıcılığın kaynakları ile ilgilenenlerin kaçırmaması gereken filmin, bu anlamda arşiv niteliğinin olduğunu ve ders özelliği taşıdığını söylemek pek abartılı olmaz sanırım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir