Kapat

Beden Hareketi Üzerine (Semih Fırıncıoğlu)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Beden Hareketi Üzerine (Semih Fırıncıoğlu)

Beden hareketlerinin iletişimde önemli bir rolü olduğundan yüzyıllar önce söz edilmiş ama bu konudaki çalışmalar dil konusunda yapılanlarla karşılaştırıldığında solda sıfır kalır. Bunun nedeni herhalde konunun dizginlenmesi olanaksız denecek ölçüde geniş ve karmaşık olması. Bir başka nedeni de hareketin film ya da videoya kaydetmeden incelenebilmesinin güçlüğü olabilir. Bir araştırmacının büyük masraflara girmeden, istediği yerde, istediği uzunluklarda filmler çekip sonra bunları laboratuvarında inceleyebilmesinin tarihi elli-altmış yılı geçmez.

Bu konuyla kapsamlı ve sistematik biçimde uğraşan ilk kişi antropolog Ray Birdwhistell(1918-1994): yapısalcı dilbilim kuramlarından ve incelemelerinden esinlenerek beden hareketlerinin de bir iletişim aracı olduğunu ve tıpkı dil gibi sistematik bir biçimde incelenebileceğini öne sürüyor. Birdwhistell iletişimsel hareketlerin geniş bir dökümünü yapıyor ve bir takım son derece kaydadeğer görüşler sunuyor ama hareket konusunda genel bir inceleme dalı oluşturmaya çalışırken temel bir yanlış yapıyor: yapısalcı dilbilim ögelerini ve yöntemlerini olduğu gibi harekete devşirmeye çalışıyor.

Birdwhistell’in metodolojisi pek tutmuyor ama buna verdiği ad, “kinesics,” benimseniyor. (Yunanca “hareket, etkinlik” anlamındaki “kinesis” sözcüğünden türetme. Birdwhistell bununLinguistics (dilbilim) kelimesinin hareketteki karşılığı olarak, “hareket-bilim” anlamında kullanılabileceğini düşünmüş. Aynı kökten gelme “kinestezi” (kinesthetics ya da kinesthesia) kelimesi de dolanır ortalarda: gövde birimlerinin birbirine göre konumunun, pozisyonunun hissedilmesi (nörolojide proprioception) anlamına gelir ama ben henüz bu kelimenin gösteri sanatlarında ciddiye alınır bir kullanımına rastlamış değilim.)

Kinesics terimi bu notları okumakta olan kişilerin, özellikle dansla ilgilenenlerin sağda solda karşısına çıkacaktır. Yukarda “kinesics benimsendi” dedim ama bu fiyakalı kelimenin tanımı nedir diye bakarsak hala her kafadan ayrı bir ses çıktığını görürüz. Sözlükler arasında bile farklılaşmalar var: birisi “dilsel olmayan beden hareketleriyle iletişim arasındaki ilişkinin sistematik incelenmesi” (Merriam-Webster Online) derken, bir başkası “beden hareketlerinin, yüz ifadelerinin, vb. iletişim ya da söze eşlik eden ögeler olarak incelenmesi” (Webster’s New World Dictionary of the American Language, 1972), bir başkası “beden hareketleri, jestler, yüz ifadeleri ve benzerlerinin iletişim aracı olarak incelenmesi” (dictionary.com) diyor. Bazı incelemeciler her türlü beden hareketinin kinesics kapsamına girdiğini söylerken bazıları fiziksel temasın kapsam dışında tutulması gerektiğini, bazıları da yalnızca “gösterge” (sign)denebilecek hareketleri içerdiğini söylüyor. Benim bundan sonraki beden hareketi ve dansla ilgili bölümlerde anlatmaya çalışacaklarım her türlü beden hareketini kapsadığı, iletişimsel hareketle sınırlı olmadığı için bu tanım karmaşasına bulaşmadan kinesics yerine yalnızca “beden hareketleri” diyeceğim.

Beden hareketleri son yıllarda birkaç nedenden ilgi çekmeye başladı: birincisi, yeni teknolojide insan-aygıt ilişkisiyle ilgilenenler bilgisayarların/robotların insan hareketlerini tanıyıp yorumlayabilmesi için araştırmalar yapıyorlar. İkincisi, giderek gelişmekte olan bilgisayarla üretilen çizgi filmler ve bilgisayar oyunları beden hareketlerinin çok iyi tanınmasını ve sınıflandırılmasını gerektiriyor. Üçüncü bir neden, son zamanlarda, özellikle işadamları ve siyasetçilere yönelik, başarılı olabilmek için etkili “beden dili” (body language)ve davranış teknikleri öğreten küçük bir endüstrinin oluşmuş olması. Dördüncü bir neden olarak kognitif psikoloji ve psycholinguistics araştırmalarındaki gelişmeleri sayabiliriz: dilbilimin söze eşlik eden beden hareketlerini dikkate alması gerektiği savunuluyor (1).   Bir de tabii ki uzunca zamandır işitme ve konuşma özürlü kişiler için geliştirilen dilsiz alfabeleri ve iletişim teknikleri var.

Beden hareketleri üzerinde çalışan kişilerin hemen hepsi iletişimi temel alıyor, daha uzaklara açılmamaya çalışıyor. İngilizce’de bu iletişim nitelikli hareketlere gesture adı veriliyor (konuyla ilgili yayınları gesture studies, gesture research, gesture recognition studies gibi başlıklar altında bulmak mümkün. Bu kelime Türkçe’ye de “jest” olarak girmiş, ancak İngilizce’deki ikincil anlamı (ince, güzel davranış) Türkçe’de ön plana çıkmış (“el jestleri,” “yüz jestleri,” “jest araştırmaları merkezi” gibi kullanımlara rastlamıyoruz).

Hemen her konuda olduğu gibi, beden hareketlerini inceleyen kişilerin de işe temel bir kavramsal çerçeve oluşturarak, yani bir kategorilendirme yaparak başlamaları kaçınılmaz. Ne var ki, bu dizginlenebilmesi, şematikleştirilmesi hiç kolay olmayan, çok geniş, kaypak, her an bir tarafından bir “istisna” fırlayabilen bir konu. Mevcut sınıflandırmaların birçoğu sistematik araştırmalara dayanmayan, kişilerin oturdukları yerden düşünerek akıl ettikleri şeyler. Rastladığım bilimsel denecek türden araştırma yapanların söylediklerinden de ben bizlerin kullanabileceği türden sonuçlar çıkaramadım (bazılarındaki birtakım teknik terminolojiyi anlayamadığımı da belirteyim). Ama en azından genellemelerin birbirinden epeyce farklı olduğunu görebiliyorum. Sonuçta, herhalde en doğrusu, konunun büyük isimlerinden Adam Kendon’ın da dediği gibi, yalnızca iletişimsel hareketlerle sınırlandırılsa bile, doğru olan beden hareketleri konusunda genel ve kesin sınıflandırmalara heves edilmemesi ve sınıflandırmaların belirli bir araştırmaya “çalışma şeması” oluşturmaktan öteye götürülmemesidir (2).

________________________

(1) Psycholinguistics konusundaki en önemli isim bildiğim kadarıyla Chicago Üniversitesi’nden Prof. David McNeill. Konuyla ilgilenenlere Gesture and Thought(University of Chicago Press, 2005) ve Hand and Mind (University of Chicago Press, 1992) adlı yapıtlarını öneririm.

Konunun bir diğer ismi Prof. Aslı Özyürek’in (Max Planck Institute for Psycholinguistics, Nijmegen, Hollanda) Türkçe dili ve beden ilişkisi konusunda çok sayıda yayını var.

(2) Kendon, s. 107.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir