Pazartesi, Ekim 18, 2021

Beden Hareketi: Bir Sınıflandırma Önerisi (Semih Fırıncıoğlu)

Beden hareketleri konusunda söyleyeceklerime genel bir sınıflandırmayla başlamak istiyorum.

Başlıca kaynaklarımı bu konuda okuduklarım ve tiyatro/performans ve dans ortamlarındaki gözlemlerim oluşturuyor. Bu sınıflandırmayı yapmaktaki amacım gösteri sanatlarında hareketten (özellikle danstan) sözederken başvurabileceğim bir tür bir şablon, bir “çalışma şeması” oluşturabilmek. Bu sınıflandırmanın gösteri sanatlarıyla uğraşanlar için mevcut sınıflandırmalara göre çok daha kullanımlı olacağına inanıyorum. Beden hareketine başka açılardan yaklaşanların aklına yatar mı yatmaz mı bilemiyorum. (1)

Konuya epeyce geniş bir açıdan girelim ve “beden hareketi nedir?” diye genel bir soru soralım.

“Hareket”in doğrudan fizikteki teknik tanımını kullanmanın bir zararı olmaz: bir cismin konumunun değişmesi. Yani, “beden hareketi” dediğimizde gövdeyi oluşturan birimlerin uzamda yerinin değişmesinden söz ediyoruz – buna göz kırpmak da, konuşmak da, yürümek de, el çırpmak da, burnunu çekmek de, gerinmek de, kaşınmak da, yemek yemek de, birisiyle tokalaşmak da dahil.

Ben sınıflandırmaya (en azından buradaki amacımız açısından) beden hareketlerinin ne amaçla yapıldığını sorarak başlamak gerektiğine inanıyorum. Bunu sorunca da iletişim amacıyla, yani başka bir beynin (insan, hayvan, bilgisayar) görüp anlamlandırması için yapılan hareketle iletişim amacıyla yapılmayan hareket diye iki büyük kategori çıkıyor karşıma. (Buna “seyirlik hareket” ve “seyirlik olmayan hareket” de diyebiliriz.) Yani, aşağıdaki kategorileri hareketi yapan kişinin bilinçli ya da bilinçsiz “niyeti” açısından kurguluyorum.

Bir noktayı daha belirteyim: bu kategoriler arasında “ya o, ya bu” biçiminde bir karşıtlık yok; doğal olarak birbirleriyle örtüşebilirler, bir hareket aynı anda birden fazla kategoriye girebilir, vb.

[Aşağıdaki tabloyu ikinci bir sayfa olarak açmak isterseniz:Beden Hareketleri Tablosu]

I. İletişim amaçlı olmayan (izlenmek için yapılmayan) beden hareketleri

I.A. Bedenin rahatlaması/sağlığı için (spor dahil) ya da fizyolojik gereksinimler nedeniyle yapılan hareketler (auto-manipulative) hareketler

Oturmak, yatmak, kalkmak, saçını düzeltmek, gerinmek, yemek, kolunu kaşımak, tikler gibi bedenin rahatlaması ya da gereksinimlerinin karşılanması amacıyla yapılan hareketlerin tümü.

Ve dans (?)

Eğer bedenimize ritmik, tekrarlı ve çoğunluğunun iletişimsel kodu olmayan hareketler yaptırmayı (genellikle zamanı eşit aralıklarla oluşturan sesler eşliğinde) ilksel (primal) ve fizyolojik bir gereksinim olarak kabul ediyorsak (yukardaki soru işaretinin anlamı bu), o zaman dansı da buraya yerleştirmemiz gerekir. Ama dans her zaman izlensin diye yapılır diyenler de var (örneğin, Darwin). Eğer öyleyse, dansın bu başlığın altından çıkması gerekir.

I.B. “İş” hareketleri (task moves, practical actions)

Bir süreci gerçekleştirebilmek için gerekli hareketler: bir nesneyi bir yerden başka bir yere taşımak, bir noktadan başka bir noktaya yürümek, evi süpürmek, kalemi alıp yazı yazmak gibi.

Kategorinin anlaşılmasına yardımı olacağını düşündüğüm için iletişim amaçlı olmayan hareketleri bu iki gruba ayırdım. Gerçekte bu hareket türleri birbirleriyle çok sık örtüştükleri için hepsini tek bir başlık altında toplamak daha mantıklı olabilirdi (örneğin, birisi bir noktadan başka bir noktaya bir nesneyi almak için de yürüyebilir, spor olsun diye de yürüyebilir).

Bu genel kategorinin (I.) püf noktası, bu hareketleri yapan kişinin bunları görülmek ve yorumlanmak için, yani bir başkasına bir anlam iletmek üzere yapmıyor olması. Hiç kimse görmese de bu hareketlerin işlevi yerine geliyor.

Ancak, sosyolojideki Goffman geleneği insanın görüldüğünü ya da görülebileceğini bildiği ortamlardaki her türlü davranışında en azından bir parça sergileme (prezantasyon) faktörü söz konusu olduğunu söylüyor (bkz. Kod ve Çerçeve başlıklı bölümler). Örneğin, birinin evden çıkıp ekmek almak için bakkala yürümesinde normal olarak iletişim niyetli bir taraf yok. Ancak, görüleceğimizi bildiğimiz için ekmek almaya don-atlet gitmiyoruz, üstümüze birşeyler giyiyoruz. Üstümüze giydiklerimiz, yürüyüş biçimimiz, ellerimizin kollarımızın konumu, çoğunlukla bilinçaltına yerleşmiş belirli sosyal kodlara ve çerçevelere göre ayarlanıyor. Yani, yapılan hareketler bütünüyle iletişim amacı taşımıyor olsa bile görünülebilen ortamlardaki hareketlerde belirli bir performans ögesi var. Buna şemadaki iki büyük kategorinin (I. ve II.) üstüste geldiği gri bir alan olarak bakabiliriz.

Bu sınıflandırmaları hareketi yapanın amacını düşünerek yaptığımı söyledim. Burada hareketi izleyen tarafla ilgili ve bu bölümde bizim için çok önemli bir noktayı kısaca belirtmek istiyorum: yukarda da belirttiğim gibi, diyelim ki birisi bu türden hareketleri yaparken başkaları tarafından izlendi: adam evinin önünde dolaşırken komşular pencerelerinden izliyorlar. Bu notların ilk bölümlerini anımsarsak, komşular gördükleri karşısında ilk olarak “düzanlam yüklemesi” (denotation) yapacaklar: “Ahmet Bey evinin önünde dolaşıyor.” Yani, hareketin izleyende ilk akla getirdiği, en beklenir anlam yüklemesi. Tabii komşular bu basit anlamlandırmayı bile yaparken bunu belleklerine yerleşmiş bazı kodlara başvurarak yapıyorlar. “Evin önünde dolaşmak” kavramı o anda gökten inivermiyor, gözlerinin gördüğü harekete en uygun kavramı deneyimleriyle oluşturmuş oldukları dağarcıklarından seçip çıkarıyorlar. Bu başvuru kaynaklarına “düzanlam kodları” (denotative codes) diyoruz. Bu düzanlam göstergeleri (denotative signs) normal olarak görüntüsel (ikonik) ve/veya belirtme (endeks) göstergeleridir, simgesel (sembol) nitelikleri yoktur.

Düzanlam yüklemenin hemen ardından ikinci aşama, “yananlam yükleme” (connotation) geliyor: “Ahmet Bey evde birşeye öfkelenip dışarı çıktı herhalde” ya da “Ahmet Bey yediği yemeği hazmedebilmek için dolaşmaya çıkmış.” Bu ikinci aşama göstergeye de “yananlam göstergesi” ya da “çağrışımsal gösterge” (connotative sign) diyoruz ve bu tür göstergeler de simgesel nitelikte oluyor, çünkü adamın dolaşması başka bir şeyi simgeler, temsil eder oluyor (öfke ya da sindirim sistemi sorunu). İzleyenler bu teşhislere nasıl ulaşıyorlar? Yine deneyimleriyle belleklerine yerleşmiş kodlara, bu sefer çağrışımlar aracılığıyla başvuruyorlar. Bunlara da “çağrışımsal kodlar” (connotative codes) diyoruz. Tıpkı bunun gibi, dik yürüyen biri için “kendinden emin, vakur,” çevresine bakmadan, başı önünde yürüyen biri için “utangaç,” köpeğinin tasmasını çekiştiren biri için “ters,” yemeğini ağzını kapatmadan çiğneyen biri için “kaba” dediğimizde göstergeye simgesel nitelik kazandırmış oluyoruz (izlenen kişinin böyle bir izlenim yaratma niyeti olmasa bile).

II. İletişim amaçlı (izlenmek için yapılan) beden hareketleri (gestures):

II.A. Sözle ilintili hareketler

Bu tür hareketlerin en temel özelliği söze eşlik etmedikleri zaman kendi başlarına belirgin bir anlam taşımamalarıdır. Örneğin, “masaya yumruğunu vurdu” derken eli yumruk yapıp vurma hareketini havada ya da önümüzdeki masada gösterebiliriz. Aynı hareketi söz eşliği olmadan yaptığımızda ne anlama geldiği ya da olası birçok anlamdan hangisinin kastedildiği anlaşılmayacaktır.

Konuşmaya eşlik eden her türlü beden hareketi belirli bir zamanlama ve “ebat” içerir. Konuşma sırasında yapmayı seçtiğimiz hareketleri ne zaman ve ne büyüklükte yapıyoruz diye baktığımızda bunu sözdeki prosodinin belirlediğini görüyoruz. Söylediğimiz sözde iletmek istediğimiz anlama göre sesimizi yükseltip alçaltırız, bazı heceleri hızlı geçerken bazılarını yavaşlatırız, bazı noktalara duraklar koyarız, sesimizi bazı noktalarda tizleştirir, bazı noktalarda kalınlaştırırız. Bu “müzikal” araçlara genel olarak prosodi adını veriyoruz. Benzetme yerinde olursa, hareketlerimize sözlerin müziği eşliğinde yaptığımız danslar olarak da bakabiliriz. Yani, söze eşlik eden hareketlerimizin mekaniğini sözlerin anlamı doğrudan değil dolaylı olarak belirliyor: anlam prosodiyi, prosodi de hareketin zamanlamasını ve ebadını belirliyor.

Yukardaki örneği tekrarlayalım: “masaya yumruğunu vurdu” tümcesini “elini, parmağını falan değil, yumruğunu vurdu” anlamında söylersek, “-nu” hecesinde gürlüğü arttırıp sesi tizleştirmemiz gerekiyor: “masaya yumruğu-nu vurdu.” Buna paralel olarak hareket büyük olasılıkla şöyle olacaktır: “Masaya” kelimesi süresince el havaya kalkıp yumruklaşır, “yumruğu-“ sırasında inişe geçer, “-nu” hecesiyle birlikte vurur. “Yumruğunu duvara, kapıya, adama değil, masaya vurdu” anlamında söylersek gürlük ve tizlik “-ya” hecesinde artacak (“masa-ya yumruğunu vurdu”) ve yumruğun da o heceyle birlikte inmesi gerekecek. Ama “vurdu” kelimesini ön plana çıkarmak istersek vurguyu “-du” hecesine getirmemiz (“masaya yumruğunu vur-du”), yumruğumuzun hazırlanmasını ilk iki kelimenin süresine yaymamız ve “-du” hecesiyle birlikte indirmemiz gerekir. [Biraz eğlenmek istiyorsanız sesinizle yukardaki hecelerden birini vurgularken yumruğunuzu başka bir hecede indirmeyi deneyebilirsiniz.]

II.A.1. Anlamı betimleyen hareketler (Illustrators, Propositional Gestures)

Konuşma sırasında sözün anlamını vurgulamak ya da pekiştirmek amacıyla anlamın hareketle betimlenmesi.

II.A.1.a. İkonik betimleyici hareket

Söyleneni hareketle birebir “resmetmek.” Örneğin, “kocaman bir balık tuttum” derken elleri açıp boyutu göstermek, bir espriyle dalga geçmek için “aman ne komik” derken kahkaha atarmış gibi yapmak, “ensesinden tuttum” derken bir elle hayali bir enseyi tutarmış gibi yapmak, vb. Bunlar genelde ikonik göstergelerdir.

II.A.1.b. Metaforik (simgesel) betimleyici hareket

Betimleyici hareketler metaforlardan da oluşabilir: örneğin “neler, neler oldu, hiç bilemezsin” derken yan tutulan ele havada saat yelkovanı yönünde daireler çizdirmek (her daire olup bitenlerden birini temsil ediyor), “o bu işi anında yapıverir” derken parmakları şıklatmak, “konuları birer birer anlatacağım” derken iki elin avuçlarını birbirine paralel tutup hayali bir kutuyu hayali bir çizgi üzerinde adım adım taşıyormuş gibi yapmak. Bu hareketler de genel olarak belirtme göstergeleridir (endeks).

II.A.2. Anlamdan bağımsız hareketler

Konuşurken yaptığımız hareketlerin çok büyük çoğunluğunu bu anlamdan bağımsız hareketler oluşturur. Bunu görebilmenin en kestirme yollarından biri televizyonun sesini kapatıp insanların konuşurken el, kol ve yüzlerini nasıl kullandıklarını izlemek olabilir. Bu hareketleri iki grupta toplayabiliriz:

II.A.2.a. Vurgu hareketleri (Beat gestures, baton)

Sözlerin anlamından bağımsız, yalnızca prosodiyi mekanik bir biçimde izleyen hareketlere “vurgu hareketleri” diyoruz. Bu hareketleri orkestra şefinin hareketlerine benzetenler var: bunlara konuşmadaki gürlük, tizlik ve süre oynamalarını bedenin hareketlerle ikilemesi denebilir. Örneğin, “kim yaparım diyorsa çıksın ortaya” cümlesinde “kim” sözcüğü ötekilerden daha gür ve tiz söylenirken elin açılıp kapanması ve omuzların kalkması bir vurgu hareketidir. Hareketin “kim” sözcüğünün anlamıyla doğrudan ya da dolaylı bir bağlantısı yoktur. Bir masada oturup konuşan kişilerin sürekli masaya vurmaları da vurgu hareketlerinin tipik örneklerinden biridir.

II.A.2.b. Düzenleyici hareketler (Regulators)

Düzenleyici hareketler de tıpkı vurgu hareketleri gibi anlamdan bağımsızdırlar ve prosodiye göre zamanlanırlar, ancak bu hareketler konuşmanın yer aldığı mekanı ve tarafların konumunu ve iletişim akışını düzenlemeyi, kontrol etmeyi amaçlar.

Düzenleyici hareketler konuşanın hemen önünde, konuşanla dinleyen(ler)in arasındaki boşlukta yer alır. Düzenleyici hareketlerin büyük çoğunluğu “işaret” niteliğindedir (deictic) ama burada işaret edilen söz konusu nesne ya da kişi değil iletişimin mekanı ve akışıdır. Deictic (ya da pronominal) terimi dilbilimde “zamirsel” sözcükleri kapsar (ben, sen, biz, bu, şu, burada, şimdi gibi). Konuşanın beden hareketleri (özellikle eller) “ben burada, şu anda, size konuşuyorum, siz burada, şu anda, beni dinliyorsunuz/izliyorsunuz” olgusuna işaret eder. Buna ortamı ve tarafları tanımlama hareketleri de diyebiliriz. Bir bakıma, dili somutlaştıran (materialize) bu hareketlerdir.

Deictic hareketler oldukça değişik biçimlerde olabilir (mutlaka işaret parmağının kullanılması gerekmez). Örneğin, bir topluluğa konuşan kişinin başını geri atıp çenesini öne çıkarması “sizler”e işaret eder. “Zor anlaşılır şeylerden konuşuyoruz” derken elini avuç yukarı gelecek biçimde açar ama dirseği gövdeye yapışık tutarsa hem kendisi hem de dinleyici için zor anlaşılır şeylerden konuştuğunu kabul ediyor izlenimi verir. Ama bu sözü ironik anlamda, yani aslında anlaşılması çok kolay şeyler söylediğini belirtmek için söylüyorsa, aynı hareketi kolunu ileri uzatarak, hatta biraz da yukarı kaldırarak yapması gerekebilir. Bu bağlamda deictic hareketlerin iki tür olduğunu söyleyenler var: konuşanın bedeni yönünde yapılan hareketler (proximal) ve konuşanın bedeninden dışarı doğru hareketler (distal).

II.A.2.c. Adaptörler (Adaptors)

Bu hareketler genellikle iletişim sırasında “bedenin fiziksel ya da psikolojik gereksinimlerini karşılamak” için yapılan hareketler veya bedenin aldığı pozisyonlar diye tanımlanıyor. Diğer kategorilerden ne ölçüde farklı olduğu epeyce tartışma kaldırabilecek bir ayrım. Bu konuda en sık verilen örnekler şunlar: Konuşan kişinin dik oturmasıyla kaykılarak oturmasının toplumsal kodlar nedeniyle farklı izlenimler yaratması ve sözün anlamını etkilemesi. Konuşurken ayağını belirli bir biçimde sürekli oynatmak, kafayı kaşımak, saçla oynamak, elindeki kalemin ucunu çiğnemek, önündeki bir nesneyle oynamak gibi. Adaptörler yapılırken en az farkında olunan hareketler olmaları nedeniyle bazı psikologlarca konuşanın “gerçekte” ne düşündüğünü anlamakta kullanılmaya çalışılırlar. Tabii bunların da ne anlama geldiği kültürden kültüre değişir: batı toplumlarında birinin ayaklarını önündeki masaya koyması rahatlık ve samimiyet diye algılanırken başka toplumlarda karşısındakini aşağılama olarak okunacaktır.

II.B. Sözden bağımsız olabilen hareketler

Başlıkta “olabilen” kelimesini kullandım çünkü aşağıya sıralayacağım türden hareketleri farklı kılan, sözle birlikte kullanılabilmenin yanısıra sözsüz olarak da kullanılabilmeleri. Bu hareketlerin hepsinin algılayan taraf açısından sözsel bir karşılığı olması gerekir. Örneğin, bir toplantıda birisinin kolunu havaya kaldırıp işaret parmağını uzattığını görenler, bu kişinin “söz istiyorum” diye bağırmasına gerek kalmadan, “söz istiyor, birşey söylemek istiyor” sonucunu çıkaracaklardır.

II.B.1. Amblemler (Emblems, quotable gestures)

Dilde doğrudan karşılığı (“tercümesi”) olan “şablon” hareketler. Örneğin, kolu öne uzatıp eli avuç karşıya dönük biçimde açınca “dur” anlamına, eli yumruk yapıp baş parmağı yukarı doğru açınca “başarı” anlamına, bir elin parmak uçlarını birleştirip yukarı doğru tutmak ve eli bilekten ileri geri sallamak “nefis yemek” anlamına geliyor. Bunlar aynı dili konuşan toplumlarda kodlanmış ve kendi başına, yani sözden bağımsız olarak kullanılabilen iletişimsel beden hareketleridir. Simgesel gösterge niteliği taşırlar. Doğal olarak bunların birçoğu toplumdan topluma değişirler: bir toplumda hakaret sayılan bir amblemin başka bir toplumda bambaşka bir anlama gelebildiğini biliyoruz. İletişim teknolojisinin gelişimiyle birlikte birçok amblematik hareket hızla uluslararası kimlik kazanıyor.

II.B.2. Duygu gösterimi (Affect display, display of feelings)

Söze eşlik etmese de kendi başına anlam ileten, gülümsemek, gözden yaş gelmesi, kaşların çatılması, kaşların kalkması, başın iki elin arasına alınması gibi hareketler. Bunlar da amblemler gibi kodlanmıştır. Bu tür hareketlerin toplumdan topluma değişip değişmediği bir sonuca bağlanmamış tartışma konularından biri: örneğin, gülümsemenin biyolojik bir kökeni olduğunu, her toplumda mutluluk işareti sayılacağını söyleyenlere karşılık bunun her toplumda çok değişik kullanımları olduğunu, bazı toplumlarda kızgınlığın donuk bir gülümsemeyle de ifade edilebilmesine karşılık diğer toplumlarda bunun kesinlikle kızgınlık olarak “okunamayacağını” söyleyenler var.

II.B.3. Dokunma

Bu hareketlerle kişilerin fiziksel iletişiminden söz ediyorum. Örneğin, el sıkışmak, ötekini kolundan tutmak, elini ötekinin omuzuna koymak, itmek, vurmak, sarılmak, öpmek gibi hareketler. Dokunma olmadan yapılan hareketler diğer sınıflandırmalara giriyor. (Söz dışındaki iletişimsel kodların genel boyutlu incelemelerinde dokunma konusu haptics adı altında kendi başına bir başlık oluşturur.)

II.B.4. Bedenin rahatlaması/sağlığı için yapılan (auto-manipulative) hareketler (spor dahil)

II.B.5. “İş” hareketleri (task moves, practical actions)

Bu son iki kategori gördüğünüz gibi şemanın üst tarafındaki iletişim amaçlı olmayan beden hareketleri adını verdiğim kategorilerin (I.A. ve I.B.) olduğu gibi “iletişim amaçlılar” tarafına taşınmasından oluşuyor. Şimdi durup bu konuda biraz düşünelim: insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için yaptıkları sıradan, iletişim amacı taşımayan hareketleri neden başkaları tarafından izlensin diye yaparlar?

Basit bir örnek: bir kadının bir elinde bir kavanoz, öteki elinde kavanozun kapağı. Kadın kapağı kavanoza takıyor. Bunu evinin mutfağında tek başınayken, hatta çevresinde birileri varken bile yalnızca kapağı kavanozun ağzını kapatmak için yapıyorsa bu bütünüyle sıradan bir iş hareketidir. Kadın bu hareketi ne gibi ortamlarda izlenmek üzere yapabilir? Eğer hareketi izleyenlerin varlığını açıkça kabul ederek, izleyenlere hitaben yapıyorsa amacı çok büyük olasılıkla gösterim (demonstration, display) ya da dokümantasyondur. İlk aklıma gelen televizyondaki yemek programları oluyor. Ya da mutfak malzemeleri satılan bir dükkanda bir satıcı. Ya da bir anne çocuğuna kavanoza kapağın nasıl takıldığını öğretiyor. Bu hareketin simgesel bir anlam taşıyabileceği durumlara gerçekten çok az rastlanabilir.

Birisi bu tür hareketlerden birini başkalarının yaptığından daha iyi yapabiliyorsa ya da başka hiç kimsenin yapmadığı/yapamadığı bir hareketi yapabiliyorsa, bunu bir hüner gösterisi olarak izletmek isteyebilir. Örneğin, herkes kalemi alıp yazı yazabiliyor ama birisinin elyazısı ötekilerinkinden çok daha düzgün, ilginç olabiliyor. Bu kişinin gözler ya da kameralar karşısında elyazısının güzelliğini sergilemesi de tabii ki gösterim (demonstration) amaçlıdır ama burada devreye bir de üstünlük sergileme boyutu giriyor. Örneğin, birçok insanın spor salonunda ya da evinde sağlığı için yaptığı ağırlık kaldırma işini fazlaca yapıp kaslarını normalin üstünde geliştirmiş birisi bunları herkesin görmesini isteyebilir (“benim kaslarım seninkilerden büyük” provokasyonu). Bunu açık saçık giyinip yollarda dolaşarak da yapabilir, vücut geliştirme yarışmalarına katılarak da, spor salonlarında öğretmenlik yaparak da. Örneğin, striptiz denen olay da bu kategorilere girer: birisi herkesin evinde her zaman yaptığı işlerden birini, yani giysilerini çıkarma işini izlenmek üzere yapıyor.

Şimdi, bizler için son derece önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: yukarda verdiğim örneklerin hepsinde hareketleri yapan kişiler bunları izlenmek üzere yaptıklarını gizlemiyorlar. Hareketi gösterim amaçlı (demonstratif) kılan bu. Yani, kendilerine bakan gözlerin ya da kameranın varlığını inkar etmiyorlar. Televizyondaki yemek programında kavanoza kapak takan kadının bunu özellikle kameraya bakarak yapması mantıklıdır. Striptizcinin “ben aslında sahnede kendi kendime soyunuyorum, ne bakıyorsunuz?” demesi de hoş bir espri olabilir.

Peki, bu tür hareketlerin (II.B.4. ve II.B.5.) izlenmek üzere yapılmıyormuş tavrında ama izlenmek üzere yapıldığı durumlar olabilir mi? Kaslarını gösterebilmek için buz gibi havada atletle dolaşan arkadaşa “kas göstermeye çıkmışsın ama zatürre olacaksın” dediğinizde “ben aslında gazete almaya gidiyorum, hava da bana hiç soğuk gelmiyor” cevabı gelirse buna yalancılık, sahtelik, ikiyüzlülük, “takiye” gibi tanımlar yakıştırıyoruz. Hatta böyle durumlar için kullanılan “artistlik yapmak” diye bir deyim bile var ve pek öyle gülüp geçilecek bir söz değil bu, çünkü başta tiyatro olmak üzere gösteri sanatlarında nerdeyse bir yüzyıldır süregelen bir çatışmaya işaret eden bir tarafı var. Gerçekten de sözünü ettiğimiz, günlük yaşamda arada bir karşımıza çıkan bu “sahtelik” olgusu “temsilci” (representational) nitelikteki gösteri sanatlarının temel ilkesini oluşturur.

Dokümanter olmayan filmlerin herhalde yüzde doksan dokuzu “temsilci” (gerçekçi/doğalcı) niteliktedir, yani birilerinin yaşantılarının temsillerini başkalarına “çaktırmadan” izlettirmeyi amaçlar. “Çaktırmamak,” temelde, kameranın varlığını izleyenlere hissettirmemek, gizlemek anlamına gelir. Film aktörlerinin yapabileceği en aykırı hareketlerin başında kameraya bakmak gelir. Kameranın temsilci tiyatrodaki karşılığı da sıra sıra oturup bakmakta olan izleyicilerin gözleridir: oradaki aktörün de bu gözlere bakmaması ya da “görmeyerek bakması” istenir. Bunu yapmaması yaratılmaya çalışılan yanılsamanın (illusion) bozulmasına, inandırıcılığını yitirmesine neden olur. “Kutu” sahnede aktörün arka ve yan duvarlara ilaveten bir de izleyiciyle kendi arasında bir “dördüncü duvar” varmış gibi, açık sahnede oynuyorsa da dört bir tarafında duvarlar varmış, yani izleyenler yokmuş gibi davranması gerekir. Bu sahte duvarları içerden dışarıyı göstermeyen ama dışardan içerisi görülebilen tek yönlü camdan yapılmaymış gibi düşünebiliriz.

Sonuçta, yukarda sorduğum “bu tür hareketlerin (II.B.4. ve II.B.5.) sanki izlenmek üzere yapılmıyormuş tavrında ama aslında izlenmek üzere yapıldığı durumlar olabilir mi?” sorusuna yanıtım: evet, temsilci sinema ve tiyatro bu durumla en çok karşılaştığımız ortamlardır. Günlük yaşamda iletişimsel bir hedefi olmayan, dolayısıyla da izlenmek üzere yapılmayan hareketlerin izlenmek üzere (ama izlenmek için değilmiş gibi) yapıldığı ortamlar öncelikle bunlardır. Kaldı ki, şemamızda belirtilen her türlü hareket temsilci gösteri sanatlarına malzeme oluşturur ama bunların hepsi de izlenmek amacıyla yapılmıyormuş gibi sunulur. (Gösteri sanatlarındaki “temsil” konusuna ve karşı görüşlere bu konuyla ilgili bölümde ayrıntılı giriyorum.)

II.C. Sözsüz ve anlamsız (kodlanmamış) hareketler

Şöyle bir soru sorayım: diyelim ki ellerimizle ardarda bir dizi hareket yapıyoruz ve bu hareketler (ya da ellerin aldığı şekiller) hiçbir şeye gönderme yapmıyor, hiçbir simgeselliği yok. Harekete eşlik eden söz yok. Bunları izleyenler “elleriyle bir takım hareketler yapıyor” diyor, o kadar.  Yani, ne ise o.

Örneğin, birçok toplumda yerleşmiş olan “çok iyi,” “bravo” anlamındaki el hareketini düşünelim: eli yumruk yapıp kolu ileri uzatıyoruz ve başparmağı havaya dikiyoruz (bunu yaparken “aferin sana” dememize gerek bile yok, amblemleşmiş, kodlanmış hareketin ne anlama geldiğini karşımızdaki kolayca anlıyor). Elimizle bu hareketi yapsak, sonra yumruğu olduğu yerde tutarken başparmağımızı yavaş yavaş, yere paralel oluncaya kadar yana yatırsak ne olur? Simgesel göstergenin simgeliğini yitirip ikonlaşmasını izlemiş oluruz: “bravo” anlamındaki pozisyondan çıkıp “anlamsız bir el pozisyonu”na geçiş.
Tıpkı F harfinin ortasındaki küçük çizgiyi silmek gibi, örneğin.

Bu tür, beden hareketi olmak dışında bir anlamı olmayan hareketleri ne gibi koşullarda izlenmek amacıyla yaparız? Bir amaç, bedenimizi ne kadar ustalıkla kullandığımızı göstermek olabilir. Başka bir amaç, ilginç ya da güzel bulunacağını düşündüğümüz “biçimler” yaratmak olabilir. Yani, “dans” dediğimiz olgudan söz ediyoruz. Ancak, bunun böyle algılanabilmesi için çerçevelere başvurmamız gerekiyor, hareket kendi başına yeterli değil.

Ya da şöyle diyelim: birisi bu tür hareketleri yaptığında bunu izleyenler ne düşünür? Öncelikle “neden bunları yapıyor, bilmediğim bir takım işaretler midir bunlar acaba?” diye düşünür. Bunların simgesel bir yanının olmadığını farkedince

Bale: İzlenmek üzere yapılıyor, iletişim amaçlı (II.)
Sözle ilintili değil, söz kullanmıyor. Hareketler belirlenmiş. Spora yakın bu açıdan.

“Anlamsız” hareketler

Sözle birlikte kullanılan anlamdan bağımsız hareketlerin de kodları yok. Bu tür hareketlerin söz olmadan kullanıldığını düşünelim.

Elinizi göğüs hizanıza kaldırıp yumruk yapın, baş parmağınızı havaya dikin: bu birçok toplumda “çok iyi” ya da “kutlarım” anlamına geliyor. Yumruğunuzu olduğu yerde tutup baş parmağınızı dikey pozisyonundan yavaş yavaş yana doğru yatay, yere paralel pozisyona getirin: bunun hiçbir kodu yok, ne ise o, yani bir yumruk ve yan yatmış baş parmaktan öte bir tanımı yok.

Bu noktada “dans ve pandomim” başlığıyla yeni bir kategori açıp açmamayı epeyce düşündüm ve açmamaya karar verdim. Bundan sonraki bölümde açıklamaya çalışacağım nedenlerden, dans son derece karmaşık bir konu. Karmaşanın birinci nedeni de sanırım birbirinden son derece farklı kavram ve uygulamaların hepsinin tek bir kelime altında (“dans”) toplanması. Akla gelebilecek her türlü dansı düşündüğümüzde aralarındaki tek ortak nokta olarak “izlenmek üzere yapılan beden hareketleri” çıkıyor ortaya. Bunu söyleyince “şemanın sağ tarafında listelenen hareketlerin hepsi danstır mı demek istiyorsun?” sorusu sorulacaktır. Evet, dans kavramının ulaşmış olduğu bu noktada, bu hareketlerin hepsi dansta kullanılır diyebiliyoruz. Bundan sonraki bölümde açıklayacağım gibi, işin püf noktası, izlenen ve/veya izleyenin belirli bir zaman diliminde yer alan hareketleri dans olarak nitelendirmesidir (yine dönüp dolaşıp “gösterge konusuna geliverdik).

____________________________

(1) İletişimsel hareketlerin kategorilendirmesinde en çok kullanılan kaynak Paul Ekman ve W. Friesen’in 1969’da yayımlanan “The Repertoire of Nonverbal Behavior: Categories, Origins, Usage and Coding” adlı makalesidir (Semiotica, 1 (1969) 49-98). Benim sınıflandırmam onlarınkinden oldukça farklı ama iletişimsel hareket bölümündeki terminoloji ve tanımların birçoğu bu kaynaktan geliyor. Bunun yanısıra  Justine Cassell’in “A Framework for Gesture Generation and Interpretation” (Cipolla, R. and Pentland, A. (eds.), Computer Vision in Human-Machine Interaction, 191-215, New York: Cambridge University Press, 1998) ve Chrystopher L. Nehaniv’in “Classifying Types of Gesture and Inferring Intent”  (Proc. AISB’05 Symposium on Robot Companions: Hard Problems and Open Challenges in Robot-Human Interaction, The Society for the Study of Artificial Intelligence and Simulation of Behaviour, 2005) adlı makalelerinden yararlandım.]

2,600BeğenenlerBeğen
popüler kategoriler
son yorumlar
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz