Kapat

Barcelona: Açık Hava Müzesi (Yahşi Baraz)

Anasayfa
-----SANAT KÜTÜPHANESİ----- Barcelona: Açık Hava Müzesi (Yahşi Baraz)

Barselona, Avrupa’nın en dinamik ve en ileri kent planlamasına sahip şehirlerinden biridir. Yüzölçümü 2 milyon metrekare gibi küçük bir alana sıkışan kentin nüfusu geçen yüzyıl başından beri 20 kat arttı.

Kendini çevreleyen duvarların içine sıkışan kentin nüfusu arttıkça binalar da caddelerin üzerinden aşan kemerler üzerine üst üste yapılmaya başlandı. Böyle bir kentte Paris’in ünlü belediye başkanı Hausmann’ın yaptığı gibi geniş caddeler ve meydanlar inşa etmeye imkan yoktu. Kişi başına 40 m2 olması gereken alan burada 11 m2 idi. Geçen yüzyılda görülen ve bugün ancak bir şaka olarak nitelenebilecek diğer bir uygulama ise evlerin caddeye bakan yüzlerinin üst katlara doğru dışa eğimli olmasıydı. Karşılıklı olarak üst katlarda oturanlar neredeyse birbirleriyle burun buruna geliyorlardı. Şehir konseyi bunu tehlikeli bulup yasaklayana dek dar caddelerin üstü evlerle kapanmaya devam etti. Dar sokaklardan arabalar o kadar zor dönüyordu ki bazen arabaları çevirmek için köşelerde iple sarkıtılan askılar bulunuyordu.

Kentin kaderi, 1854’te kraliyet emriyle duvarlarının yıkılmasıyla değişti. Hemen ardından ütopik sosyalist mühendis Ildefons Cerda’nın ağ biçimindeki şehir planı devreye girdi. Eşitlikçi ve ayrıcalıklara kapalı olan bu düzenlemede kentte yine büyük meydanlar ve geniş yollar yoktu ve Roma görkeminden uzak, kapitalist spekülasyona geçit vermeyen sosyalist bir anlayış hakimdi. 19. yüzyılda başlayan sistemli şehircilik çalışması daha sonra 20. yüzyılın kapitalist hırsına yenilerek mantar gibi büyüyen bir beton ormanı yarattı.

Anıt Heykellerin Rolü

Faşist Franco döneminin bitiminde Avrupa Birliği üyeliği ile beraber, 1982-86 arasında farklı kentsel alanlar ortaya çıkmaya başladı. Bu alanlardaki en önemli unsur, “hatırlamak” anlamına gelen “anıt”ların çokluğuydu. Bu anıtların bazıları Picasso gibi kişilerin adına ithaf edilmişti, bazıları Cumhuriyet gibi bir ortak hafızaya adanmıştı, bazıları ise Chillida gibi ünlü sanatçılar tarafından yapılmış eserlerdi. Hepsinin ortak yanı kent tasarımında önemli bir rol oynamalarıydı. İçinde anıt barındıran meydan fazladan bir boyuta sahip oluyordu. 1991 yılında Harvard Üniversitesi Barselona’ya kent planlaması ve gelişmesi sebebiyle Galler Prensi ödülü verdi. Kentin ana hatları, 19. yüzyılda Cerda tarafından belirlenmiş, ilk bakışta avangard mimar Antoni Gaudi’nin hayret ve hayranlıkla izlenen eserleri, Miro’nun dev yaratıkları, Picasso’nun devrimci çizgileri ve müzesi, Jujol ve Mies Van der Rohe gibi isimlerin imzaları kente eşsiz kimliğini kazandırmıştı. Bunların yanı sıra Antoni Tapies, Richard Serra, Anthony Caro gibi sanatçıların resim, heykel ve müzeleri de kente zenginlik kattılar. Barselona’nın görünümünde Gaudi gibi, Miro gibi İspanyol efsanelerinin yanı sıra yabancı sanatçıların da azımsanamayacak yerleri var. Ayrıca çağdaş Amerikan sanatının önemli isimleri Roy Lichtenstein ve Claes Oldenburg’un dev kibriti, Walter de Maria, Ellsworth Kelly ve Beverley Pepper’ın eserleri, Fransız sanatçı Daniel Buren’in kentin tünellerinde yaptığı çalışmalar ile Avusturyalı mimar Rob Krier’in bronz eseri gibi örnekler de şehrin zenginliği içinde.

Andre Nagel’in şaşırtıcı “Aziz George Ejderhası”, Eduarda Chilliada’nın “Suya Övgü” adlı anıtsal ve zarif eseri, Francisco Lopez Hernandez’in “Boğulan Kadın”ı, Roy Shiffrin’in faşistlerle savaşan uluslararası tugaylara adadığı epik “Davut ve Goliath” adlı çalışması, Joan Miro’nun dev boyutlu “Kadın ve Kuş” adlı mozaikli heykeli, Gaudi’nin “Sagrada Familia” kilisesi kadar ezici bir anıt eserin kente attığı imzanın yanında kendi çizgileriyle kentin ilgi çeken estetik unsurları arasında yerlerini aldılar.

Olimpiyat Etkisi

1992 Olimpiyatları için seçilmek, Barselona’nın çehresine yepyeni unsurlar kattı. 1929’da yapılan ve 1929 – 1930 Barselona Dünya Sanat ve Endüstri Fuarı’nın kentte başlattığı değişim, Mies Van Der Rohe’nin yaptığı ünlü Alman Pavyonu ve “Model-köy” esprisinin modernist havası, Olimpiyat Köyü ile 60 yıl sonra Barselona’ya kazandırılan yeni ve kalıcı bir bölgede çağdaş yorumlarla tekrarlandı.

Kentin eteklerinde kurulan Olimpiyat Köyü şehri büyütmekle kalmadı, Frank O. Gehry ve Bruce Graham gibi büyük mimarların eserlerini de kazandırdı. Bu mimarların tasarladığı 44 katlı “Sanatlar Oteli” adlı bina Olimpiyat Köyü’nün mücevherlerinden birini oluşturdu. Inigo Ortiz ve Enrique de Leon tarafından tasarlanan Mapfre ikiz iş kuleleri ise 153,5 metrelik yükseklikleriyle ülkenin en yüksek binaları oldular.

Olimpiyat Köyü’ndeki mimari eserler binalar dışındaki alanlarda su, rüzgar ve modern endüstri temalarını işlediler. Suni havuzlar üzerinde köprüler, modern çeşmeler, bahçeler doğanın modernist yorumları olarak sunuldular.

Tallavents’in “Rüzgar Kırıcı” adlı büyük heykeli, Plaça dels Voluntaris adlı meydanda Josep M. Merce tarafından tasarlanan dev çeşme, Frank O. Gehry’nin “Altın Balık”ı, Atlanta Bahçeleri, bölgenin eski endüstri geçmişini hatırlatan “Can Folch” fabrika bacası ve Olimpiyat Köyü’nün planlarını yapan Martorell-Bohigas-Mackay Puigdomenech mimari ekipleri tarafından tasarlanan elips formunu oluşturan binalar, Aiko Miyawaki’nin üzerinde hareket eden çelik formlar bulunan beton direklerden oluşan ormanı, Oscar Tusquets tarafından tasarlanan çeşme ve havuzda Kanarya Adaları’ndan heykeltıraş Juan Bordas tarafından yapılan heykeller Olimpiyat Köyü’nün estetik harikaları arasında yer aldılar.

Miro’nun imzası

Barselona’nın dünya çapındaki sanatçılarından olan Joan Miro, hem Katalanların en sevdiği sanatçılardan oldu, hem de kendisi, kentine olan bağlılığını, adına kurduğu vakfı ve eserlerini bağışlayarak gösterdi. Miro ve mimar arkadaşı Lluis Sert, beraber çalıştıkları Miro Vakfı Müzesi’ni 1975 yılında tamamlayarak açtılar. Sanatçının 1940 – 1970 arasında yaptığı bronz heykellerin çoğu vakıfta hem iç mekanlarda hem de teraslarda sergileniyor. Bunlar arasında Paris’teki defans bölgesinde yaptığı bir grup heykelin ve Barselona’daki Miro Parkı’na koyduğu büyük boyutlu heykellerin maketleri de yer alıyor.

Sanatçının Escorxador Parkı’ndaki renkli ve şaşırtıcı 22 metre yüksekliğindeki “Kadın ve Kuş” heykeli Akdeniz neşesini ve mizah tarzını yansıtıyor. Renkli mozaiklerle bezenmiş ve sudan oluşan aynasının üzerinde yükselen bu eserin bulunduğu park, paten kayan cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle hayatın içindeki sanat olarak yaşıyor. 1983’te vefat eden, Barselona’ya ve İspanya’ya çok şeyler katan bu sanatçı da eserleriyle insanların etkileşimini kenti çevreleyen Montjuic Dağı’nın eteklerinde bulunan mezarından gözlemliyor.

Suyun Sanatla Beraberliği

Barselona’nın suyla olan ilişkisi deniz kenarında bulunan bir liman kenti olmasının çok ötesinde, suyu mimari ve sanat aracı olarak değerlendiren park, havuz, şelale, çeşme ve su heykelleriyle estetik bir boyuta taşınıyor.

Katalonya’nın hamisi olan Aziz George adına yapılan banyolar ve ejderha adlı yapı, İspanya’nın en büyük yapay gölünü oluşturdu. Buradaki heykeller, Nadel ve Fuxa adlı sanatçılara ait. Bu yapı İspanya Endüstri Parkı’nda bulunuyor. Parkın çimenlerinde veya suni gölde sandallarla dolaşmak mümkündür. Parkın diğer bölümlerinde Perez’in “Venüs” heykeli, İngiliz sanatçı Anthony Caro’nun demirden “Alto Rapsodi” adlı eseri, Antoni Alsino’nun Boğa heykelleri, Pablo Palazuelo adlı İspanyol ressamın her açıdan farklı görüntü veren “Landa V” adlı çalışması yer alıyor.

Del Clot Park’ında Dani Freixes ve Vicente Miranda adlı mimarlar tarafından oluşturulan modern çevre düzenlemesi içinde Amerikalı ressam ve heykeltıraş Bryan Hunt’ın, havuz, su kemerleri ve fıskiye motorlarıyla oluşturduğu su heykeli olarak adlandırılabilecek bir şelale bulunuyor. Su kemerlerini şeffaf bir örtü gibi kaplayan su, plastik formlarda bir sanat oluşumu meydana getirirken, akustik olarak da kendini ses aracılığıyla hissettiriyor.

Creueta del Coll parkında Eduardo Chillida’nın gerçekleştirdiği “Suya Övgü” adlı dev havuz, hem yüzmeye açık bir rekreasyon alanı oldu, hem de yine sudan ayna üzerinde halatlara asılı Narcissus anıt-heykeli, palmiyeli yarım adası ile fantastik bir rüya mekanı oluşturdu. Dev soyutlama, halatlardan suyu ebediyete kadar seyrederken, bu ilginç eseri seyretmek Narcissus’un ruhunu besleyecek biçimde hayranlık uyandırıyor.

De Soller plazasındaki Balear Adaları temalı heykeller de yine su yüzeyi üzerinde duruyor. Arriola, Delgado, Julia ve Ribas adlı bir grup mimar tarafından tasarlanan bu alanda Xavier Corbero adlı sanatçı kendi memleketi olan Balear Adaları’na ithaf ettiği mermer heykelleri doğal olarak su üzerinde adalar şeklinde yerleştirdi.

Ünlü Katalan ressam Antoni Tapies, çok az sanatçının yaptığı bir işi gerçekleştirerek, başka büyük bir sanatçının anısına, Picasso’ya bir anıt ithaf ederken, yine su dolu bir havuzda cam küp formunda ve fıskiyelerle süslenen bir eser yarattı.

***

Barselona, İspanya’nın yetiştirdiği en büyük sanatçılardan Picasso’nun da en büyük koleksiyonunu barındıran müzesine sahiptir. Kentte tarihi eskilere dayanan arkeolojik kalıntılardan Modern Sanat’ın en uç örneklerine kadar birçok eserin sergilendiği müzelere girmeyen bir ziyaretçi bile, dolaşırken sanat eserleriyle iç içe olabiliyor. Bu durum birçok kentten daha yoğun olarak yaşandığı için, Barselona’ya bir açık hava galerisi demek hiç de yanlış değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir