27 C
Bursa
Perşembe, Temmuz 29, 2021

2. Meşrutiyet Devrinde Süreli Yayınlar (Hikmet Altunçizme)

 

İkinci Meşrutiyet’in ilanı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerçekleşen son inkılap sayılmaktadır. Bu önemli hareket, Türk siyasi tarihinde getirdiği yeniliklerle ve kaotik süreciyle ön plana çıkmış ve “hürriyetin ilanı” olarak adlandırılmıştır. Bu devrin kimi başat özelliklerinin altı çizilirken, en fazla öne çıkan husus matbuat hayatıdır. O kadar ki İkinci Meşrutiyet’in ilan tarihi olan 24 Temmuz, hâlâ “Gazeteciler ve Basın Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Bunun sebebi ise bu tarihten itibaren basının üzerinden, istibdat döneminde kurulan sansürün kaldırılmasıdır. Bu devire yön veren ve 600 yıllık imparatorluğun yıkılış sürecinin en etkili yansıtıcısı durumunda bulunan İkinci Meşrutiyet’in süreli yayınları, hâlen Osmanlı tarihinin en hassas devirlerinden birini aydınlatmak konusunda en önemli vazifeyi görmektedir. Biz bu çalışmamızda konunun temellerini, dönemin önemli yayınlarından öne çıkanlarını, dönemin sosyal ve siyasal temayüllerine etkisi bakımından sınırlandırarak ele almaya çalışacağız

2.İstibdat Devri Matbuat Hayatı

İlk defa Türkçe eser basma hakkını elde edebilen matbaanın hayata geçtiği 1728 yılından, Sultan Abdülhamit devrindeki basın sansürünün kendini göstermeye başladığı 1878 yılına kadar, Osmanlı matbuatı inişli çıkışlı bir şekilde devam etmiştir. 1860 senesinde Tercüman-ı Ahval gazetesinin çıkışından itibaren de birçok özel gazete ve mecmua yayınlanmaya başlamıştır. Süreli yayınların artmasıyla birlikte, ceza kanunu ve nizamnameler içerisinde basın ve yayın ile ilgili yasa ve tüzükler kendini göstermeye başlar. Böylece matbuat hayatı resmi olarak şekillendirilmeye çalışılır. Bu çerçeve içerisinde, 1881’de Sultan Abdülhamit’in emriyle kurulan Maarif Nezareti Teftiş ve Muayene Encümeni, Dahiliye Nezareti içerisinde Matbuat Müdüriyeti adlı kuruluşlar basılan kitap, gazete ve mecmuaları denetlemeye başlar. Bu tarihten itibaren resmi bir şekilde yayın hayatına sansür getirilmiştir. Devlet, yönetim, padişah aleyhindeki yayınlara izin verilmemiş, zararlı yayın yaptığı düşünülen gazete ve dergiler kapatılmış, yazı sorumluları değişik şekillerde cezalandırılmıştır. Bu nedenle gazete ve mecmua sayısı genellikle azalmış, gazete yayımlamak kahramanlık hâline gelmiştir.

Gazete satışındaki düşüşü, satışı artırmaya yönelik çarelerin başında yayınları daha ucuza satmak ve sade bir dille kaleme almak fikri gelmiştir. “Şemsettin Sami, Sabah gazetesindeki ilk makalesinde “Gazeteden umumun istifadesi, ancak dilinin sadeliği ve fiyatının ucuzluğu ile kabildir” demek suretiyle bu ilkeyi dile getirmiştir.” (İnuğur 1982: 304)

İkinci Meşrutiyet’in ilanından önce gittikçe sertleşen sansürün etkisiyle bu devirde basın her geçen gün etkisini yitirmiştir. Bu sürecin ilk yıllarında Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Ali Suavi, Ahmet Rıza, Mizancı Murat gibi yazarlar halkı bilinçlendirme amacıyla büyük baskılar altında, azimli bir şekilde gazeteciliği devam ettirmeye çalışmışlardır. Sürecin sonraki yarısında ise Jön Türklerin etkili olduğu Mısır, Paris, Londra, Cenevre, Brüksel, Kosova, Üsküp gibi şehirlerde bazı gazeteler çıkarılmıştır. Ancak bunlarında İstanbul’da okunması ve bulundurulması yasak olduğu için uzun süreli periyotlarla çıkarılmış ve hatta yurtdışındaki Jön Türklerden başka okuyucu kitlesine ulaşamamıştır. Fakat bu yayınlarda ifade edilen düşünceler, İttihat ve Terakki topluluğunun oluşmasına ve şiddetle hürriyetin peşinde koşan zümrenin fikirlerinin teşekkül etmesinde oldukça etkili olmuştur. Bu yayınlardan bazıları şunlardır: Hilmi Hakkı’nın çıkardığı Cür’et, Selim Faris’in çıkardığı Hürriyet, Tevfik Nevzat ve Hayrullah Efendi’nin hazırladığı Hizmet, Refik Nevzat’ın yayınladığı Sosyalist, Ahmet Rıza’nın çıkardığı Meşveret, Abdullah Cevdet’in çıkardığı İçtihad ile Hakikat, Mizan, Osmanlı, İntikam, İstirdad, Vatan,  Kürdistan, Girid, İstiklâl, Ezan, Darbe, İstikbal, La turqie Contomporaine, Kanun-i Esasî. İstanbul’da ise yayınlanan birkaç güdümlü gazete ve ferdî meseleleri ele alan dergiler dışında süreli yayın yok gibidir. Bunlardan bazıları da şunlardır: İkdam, Sabah, Tercümân-ı Hakikat, Servet-i Fünûn. Bu yayınlar da uzun soluklu olmamış, çeşitli sebeplerden dolayı yayınlarına ara vermek zorunda kalmışlardır. “İkinci Meşrutiyet’in ilanına kadar İzmir’de sadece Ahenk ve Vilayet matbaaları Türkçe yayın yapmakta, geri kalan 17 matbaa ise Fransızca, Ermenice, Rumca, İbranice yayın yapmaktadır.” (Çetin 2007: 58)

İkinci Meşrutiyet devrindeki matbuat hayatının teşekkülünde ve hazırlanışında bu dönemde yaratılan şiddetli baskı ve sansürün etkisi büyüktür. Hürriyetin ilanından sonra hemen her aydın gazete ve dergi çıkarmaya çalışmış, basın hayatında tam bir kargaşa ve anarşi ortamı çıkmıştır.

İkinci Meşrutiyet Devrinde Yayıncılık Anlayışı ve Süreli Yayınlar
Otuz üç yıl süren bir baskı döneminden sonra İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla ilk dikkati çeken, gazete ve dergi sayısındaki artıştır. Bu tarihten itibaren “iki ay içinde 200’den fazla gazete ve dergiye yayın izni verilmiş, bir yıl içinde İstanbul’da 353 gazete ve dergi çıkarılmıştır.” (Çetişli 2007: 59) Artık yayınlar basılmadan önce muayeneden, basıldıktan sonra da denetlemeden muaf olduğu için devrin matbuat hayatında anarşi ortamı doğmuştur. Paşalar, nazırlar ve padişah aleyhinde yazılar yayımlanmış, hatta hakaret boyutuna ulaşan ifadelerin kullanıldığı tenkitler yazılmıştır. Devrin basın organları genel olarak Sultan Abdülhamit’in şahsını ve yönetim biçimini eleştirmişler, Meşrutiyet için çalışanları büyük birer kahraman olarak alkışlamışlar, hürriyet ortamı içinde ülkenin kalkınacağını vurgulamışlardır.

İkinci Meşrutiyet dönemi gazete ve mecmularının yayın süreçleriyle ilgili en önemli özelliği, pek çoğunun uzun ömürlü olmamalarıdır. Bu özellik devrin basın karakterinin izlenmesini ve incelenmesini güçleştirmektedir. Bilhassa günlük gazetelerden pek çoğunun ömrü yıllarla değil, aylarla, hatta günlerle sayılmaktadır.

Bu dönem yayınlarının diğer bir önemli özelliği ise hemen hemen tamamının bir siyasi parti ya da kuruluşla özdeşleşmiş olmalarıdır. Herhangi bir kuruluşa desteğini doğrudan göstermeyen yayınlar ise meşrutiyetin ilanı ile açıkça ifade edilen, “Osmanlı İmparatorluğu nasıl kurtulur?” sorusuna cevap arayan fikirlerin teşekkül ettiği akımların sözcüsü durumundadır. “Politik alanda başlıca iki partinin, yani İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf partilerinin mücadelesi göze çarpmaktadır. Sosyal alanda ise basın aracılığıyla üç grubun temsilcileri mücadele etmektedir.”(İnuğur 1982: 315) Bu gruplar İslamcılık, Osmanlıcılık ve Türkçülük fikir akımlarının kaynaklık ettiği kümeleşmelerden meydana gelmiştir. Pek çok kaynak bu devrin yayınlarını, İttihat ve Terakki partisine yaptıkları muhalefeti göz önüne alarak, “muhalif yayınlar-muhalif olmayan yayınlar” gibi bir tasnife tabi tutmuşlardır. Ancak İttihat ve Terakki partisi mensupları, dönemin sosyal ve siyasal olayları karşısında yer yer tutumlarını değiştirmişler ve farklı fikir akımlarına kaymışlardır. Dolayısıyla İttihat ve Terakkinin bu devir boyuncu aynı siyasal çizgide gitmediğini dikkate alırsak yayınların, İttihat ve Terakki partisine karşı muhalif duruşları ile sınıflandırılmasının yanlış olabileceğini söyleyebiliriz. Bütün gazete ve mecmuaların politik bir saflaşma içerisinde idame ettirilmeleri, bu konuda yapılan çalışmaların muhtevasını şekillendirmektedir.

İkinci Meşrutiyet devrinde sosyal, siyasal ve ekonomik anlayışın değişimi basın hayatında da kendini göstermeye başlamıştır.  Bunlardan biri de aydınların, memleket sorunlarını yeni gözlemlerle ve bakış açılarıyla ele almalarıdır. Birçok gazete muhabirlerini taşraya gönderip halkın durumunu gözlemlemekle görevlendirmiştir. Böylece yayınların muhtevası İstanbul’dan çıkıp taşraya da yönelmiştir. Anadolu’nun çeşitli şehirleri, hatta Arnavutluk, Suriye ve Trablusgarp gibi bölgeler gazeteciler tarafından gözlenerek yol, tahsisat, sağlık hizmeti gibi fiziksel eksiklikler; rüşvet, yolsuzluk, vergi hukuksuzluğu gibi idari problemler; halkın tembelliği ve bezginliği, eşkıya olayları, Anadolu insanının siyasi olaylara kayıtsızlığı gibi sosyal sıkıntılar ortaya çıkarılmıştır. Taşraya yönelen, gözlemlerini aktaran en mühim yayın organı Tanin’dir. “Tanin gazetesi, muhabirlerinden Ahmet Şerif’i Anadolu’ya göndermiştir. Daha sonara kitap olarak da yayımlanan “Anadolu’da Tanin” başlıklı yazı dizisi Türk basın hayatının en önemli yazı dizilerinden biridir. Yazarın 1909’dan itibaren arka arkaya 1914’e kadar yaptığı gezi notları, Bursa’da başlayarak Balıkesir, Isparta yöresi, Eskişehir, Ankara dolaylar, Adana, Mersin,  İnebolu’dan Bayburt’a kadar Karadeniz ve Adapazarı-Bolu dolaylarını içine alır.  (…) Ahmet Şerif Suriye, Arnavutluk ve Trablusgarp’ı da dolaşmışsa da onlarla ilgili yazdığı yazıları kitap hâlinde toplamamıştır.” (Enginün 2014:89)

İkinci Meşrutiyet devrinde yaşanan belli başlı olaylar bu devrin yayıncılık anlayışını oldukça etkilemiştir. 31 Mart Vakası, Bâb-ı Âli baskını, Cihan Harbi, Milli Mücadele gibi devletin geleceğine yön veren yahut karakterini yansıtan vakalar, yayınların da kaderini belirlemiştir. Dönemin basınını doğrudan etkileyen olaylardan biri de 31 Mart Vakası’nın zaruri kıldığı iddiasıyla çıkarılan, 18 Temmuz 1909’da kanunlaşan Basın ve Matbaalar Yasası’nın şiddetli bir şekilde uygulanmasıdır.

Bu devrin başında basın hayatına egemen olan hava susmaktan bunalmış olan insanların coşkunluğu hatta taşkınlığı haline gelmiştir. Bu coşkunluk nedeniyle basın hayatında zaman zaman hatalara düşülmüş, dizginlenemeyen ihtiraslar yüzünden siyasal şantajlara meydan verilmiş, sayıları çok ama ömürleri kısa olan gazetelerin içerisinde demagoji egemen olmuştur.

13 Nisan 1909 tarihinde Sultanahmet meydanında, İttihat ve Terakki yönetimi aleyhine büyük gösterile yapılmış, daha sonra gelişigüzel hareketlenen ve önlenemeyen topluluğun şuursuz saldırıları sonucu, İttihat ve Terakki’nin yayın organları olan Tanin ve Şurâ-yı Ümmet gazetelerinin idarehaneleri basılıp yağma edilmiş, nazırlar, mebuslar subaylar sokakta öldürülmüştür. Bunun üzerine padişah, sadrazamı değiştirip yeni bir hükümet oluşturmak zorunda kalmıştır. Hatta bir müddet sonra bu olayın müsebbibi olarak Sultan Abdülhamit gösterilerek tahttan indirilir. Böylesine derin etkiler bırakan 31 Mart Vakası memleketteki sosyal ve kültürel hayatın etkilenmesine de sebep olur. 31 Mart Olayı’nın bastırılması üzerine kurulan askerî yönetim tarafından basına tekrar sansür konmuş, yayınlarında taşkınlık yapan gazeteler kapatılmıştır. Ancak kapatılan gazeteler eski adlarına benzer ancak farklı bir adla yayımlanmaya tekrar başlayınca, zamanın koşullarına uygun bir basın kanunu hazırlanmak istenmiştir. 22 yıl yürürlükte kalacak olan ve Temmuz 1909’da kanunlaşarak yürürlüğe girene Basım ve Matbuat Kanunu üzerinde, ilerleyen zamanlarda çeşitli değişiklikler uygulanarak geniş bir baskı rejimine yöneltilmiştir. Kısacası Abdülhamit dönemindeki basın sansüründen kurtulduğuna sevinen gazeteciler yeni bir basın rejimiyle karşı karşıya kalmıştır.

3.1. İkinci Meşrutiyet Devrinde Öne Çıkan Süreli Yayınlar

İkinci Meşrutiyet devrinde yayımlanan süreli yayınların tam listesini vermek imkânsızdır. İstibdat sansürünün kaldırılmasıyla basılan yüzlerce süreli yayın büyük bir kaos ortamında okuyucusuna ulaşmaya  çalışmış, pek çoğunun ömrü oldukça kısa sürmüş ve hepsinden önemlisi de yayını çıkarmak için herhangi bir izin ya da kayıta tabii tutulmadıkları için serbest bir şekilde çıkarılmıştır. İşte bu sebeplerden dolayı İkinci Meşrutiyet yayınlarının bütünüyle künyesine, hatta sayısına ve isimlerine ulaşmak çok zordur.

Bu dönem süreli yayınlarının öne çıkanlarının isimlerini yaklaşık olarak şu şekilde aktarabiliriz:

“Yeni Tasvir-i Efkârı, Millet, İttifak, İttihad, Basiret-Ali Efendi, Peytaht, Servet, Ahali, İstiklal,, Metin, Saadet, Zaman, Vakit, Sırat-ı Müstakim,  Sedâ-yı Din, Târık-i Din, İlmiye, Mikyas-ı Şeriat, Hikmet, Medrese, Ceride-i Sufiye, Ceride-i İlmiye, Adalet, Ahrar, Bayraktar, İfham, İnkılab, İştirak, İttihad ve Terakki, Vazife, Volkan, Yeni Gazete, Hak, Protesto, Hakikat, Hayret, Karagöz, Hak Yolu, Cem, Havadis, Hakimiyet-i Milliye, İçtihad, Piyano, Hür Memleket, Hamiyet, İleri, Devlet, Hanımlara Mahsus Gazete, Hayalî, Haberdar, Rençber, Rivayet, Serbestî, Sadâ-yı Hak, Tevhid-i Anasır, Tercüman-ı Efkar, Tenvir-i Efkar, Teşvik, Tecelli, Tasavvuf, Tevsil-i Mezuniyet, Tasvir-i Efkar, Tarih Encümeni Mecmuası, Türk Yurdu, İkdam, Sabah, Tercüman-ı Hakikat, Tanin, Hürriyet, Mizan, Şûrâ-yı Ümmet, Hukûk-u Umumiye, Hakimiyet-i Milliye, Selâmet-i Umumiıye, Genç Türk, Yeni Ses, Hür Memleket. Mecmualardan ise; Şehbal, Resimli Kitap, Muhasin, Resimli İstanbul, Aşiyan, Eşref, Musavver Muhit, Terbiye, Türk Yurdu, Yeni Mecmua, İçtimaiyat,  Edebiyat, İlâhiyat.” (Şapolyo 1969)

3.1.1. Mizan

1886’da Mehmet Murad tarafından çıkarılan Mizan gazetesi sahibine ikinci bir ad olarak yapışacak kadar önemli bir gazetedir. 1895’de Avrupa’ya kaçan Mizancı Murad bu gazeteyi önce Kahire’de daha sonra da Paris ve Cenevre’de çıkarmıştır ve Jön Türklerin sesini duyurmaya çalışmıştır. “1896’dan itibaren gazeteyi Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organı olarak yeniden yayımlamaya başlamıştır.” (Kocabaşoğlu 2010: 51) Mizancı Murad 1897’de Sultan Abdülhamit ile uzlaşarak İstanbul’a dönmüş ancak bu olay Jön Türkler tarafından olumlu karşılanmamıştır. Bu sebepten dolayı da İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından kabul edilmemiştir. Bütün bunlar Mizan gazetesinin tesiri 31 Mart hadiselerine kadar uzanan bir muhalefete girişmesine sebep olmuştur. İslamcı ve aynı zamanda Osmanlıcı fikirlerini gazetesinde dile getirir. 31 Mart Ayaklanmasından sonra gazete kapatılır ve Murat Rodos’a sürgün edilir.

“Mizancı Murad ideolojik planda Osmanlıcı, kültür planında ise İslamcı olan bir aydındır.” (Enginün 2014:78) Mizan gazetesinde de yer yer yayımlandığı dönemin şartlarına bu fikir akımlarını yansıtmıştır.

3.1.2. İkdam

Ahmet Cevdet Bey’in (Oran) çıkardığı İkdam, kimi aralıklarla yaklaşık 34 yıl boyunca yayımlanmıştır. ”Kurulduğu tarih olan 5 Temuuz 1894’ten 8 Mart 1910’a 5557 sayı yayımlanmış; bir iki kez kapatıldığında Yeni İkdam ya da İktiham adlarıyla yayınını sürdürmüştür.(…)Sultan Abdülhamit devrinde padişahla iyi geçinmeye çalışmış, dilde sadeleşme politikası izlemiştir. Ahmet Cevdet Bey mefkurede Türkçüdür.” (Kocabaşoğlu 2010:46 ) Hürriyetin ilanından sonra başlangıçta  İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni desteklemiştir ancak 31 Mart hadisesinden sonra Avrupa’dan yönetilmek zorunda kalmıştır.

İkdam gazetesi yayın hayatı boyunca en çok, Mütareke Dönemi’nde Yakup Kadri yönetimiyle ön plana çıkmıştır. “Yakup Kadri, İkdam gazetesinin başına geçtiğinde, sahipsiz ve mesleksiz kalmış bu gazeteyi Milli Mücadele davasının emrine sokmuştur(…)  Gazetede çıkan yazılar zamanla unutulsa da, sürekli olarak tekrarlanmaları dolayısıyla toplumda efsaneleşmiştir.

3.1.3. Meşveret

Meşveret gazetesi de İstibdat devrindeki Jön Türklerden kalan ve Ahmet Rıza tarafından çıkarılan bir yayındır. İstibdat devrinde, Süleyman Nazif’in padişah aleyhinde yazdığı yazıların, gazetenin tanınmasında rolü olmuştur. Hürriyet’in ilan edilmesinde oldukça etkili bir yayın olup meşrutiyetten sonraki siyasal olayların etkisiyle hükümetle arası zaman zaman açılmıştır. Gazetenin ömrü kısa sürer.

3.1.4. İctihat

Abdullah Cevdet’in 1904’de Kahire’de kurduğu İctihat dergisi meşrutiyetin ilanına kadar fasılalı olarak Cenevre’de de çıkarılmıştır. Jön Türklerin bayrak dergisi olan İctihad uzun ömrü ve çeşitli imzaları toplamasıyla dikkat çeker. İkinci Meşrutiyet devrindeki diğer yayınlardan en önemli farkı hürriyetin ilanından iki yıl sonra İstanbul’a gelmesidir. “Yaklaşık 28 yıl boyunca toplam 358 sayı, yaklaşık 6.000 sayfa yayımlanmış ve laik-Batıcı düşüncenin sancak gemisi görevini yapmıştır” (Kocabaşoğlu 2010:44)  ‘’Bir ihtilalci olan Abdullah Cevdet batılılaşmaya inanmış pozitivist bir yazardır ve bu kimlik dergiye hakimdir.’’(Enginün 2013: 85)

3.1.5. Sabah

1889’dan 1917’ye kadar yayımlanan Sabah gazetesi İstibdat döneminden kalan önemli yayın organlarından birisidir. Genellikle İkinci Meşrutiyet öncesindeki varlığıyla söz konusu olmuştur. Meşrutiyetten sonra zaman zaman hükümeti eleştirmişlerse de genellikle  tarafsız bir yayın politikası izlemişlerdir.

3.1.6. Tanin

Meşrutiyet’in ilanından dokuz gün sonra kurulan Tanin gazetesi kuşkusuz bu süreçte en çok ses getiren yayın organlarının başında gelir. Hüseyin Kazım, Tevfik Fikret ve Hüseyin Cahit beylerin kurduğu Tanin 1925 yılına kadar küçük aralar dışında kesintisiz yayımlanmıştır. Bunun en büyük sağlayıcısı ise İttihat ve Terakki’nin yayın organı oluşudur. “Koyu bir İttihatçı olan ve Millet Meclisine İstanbul’dan seçilen Hüseyin Cahit’in yönettiği bu gazete İttihatçıların fikirlerini savunuyor, cemiyetin yayın organı olarak ağırlığını hissettiriyor ve siyasal hayatı etkiliyordu. Bu bakımdan Tanin gazetesi, bu dönemin basın organları içerisinde önemli bir yer işgal etmektedir.”(İnuğur 1982:308)    Hüseyin Cahit Yalçın’ın buradaki çalışmaları büyüktür. ‘‘Dönemin ülkücü yazarlarını da toplamış olan Tanin gazetesi, muhabirlerinden Ahmet Şerif’i Anadolu’ya göndermiştir.’’(Enginün 2013: 89) Cumhuriyetten sonra da yayımlarına devam etmiştir.

3.1.7. Sırat-ı Müstakim

Kendisini “din, felsefe, edebiyat, hukuk ve ulumdan bâhis haftalık gazetedir” diye tanımlayan Sırat-ı Müstakim İslamcı dergilerin en önemli ve en uzun soluklularından birisidir. 27 Ağustos 1908 tarihinden; 1912 yılının Mart’ına kadar aynı adla devam ettikten sonra 183’üncü sayısı şle birlikte Sebilü’r-Reşad adını alarak yayın hayatına devam etmiş, 1925 yılında Takrir-i Sükûn’la kapanana kadar küçük aralıklarla yayınını sürdürmüştür. Derginin künyesinde, naşirleri olarak Ebu’l-ıla Zeynel Abidin ve Eşref Edip; imtiyaz sahibi ve mesul müdür olarak yine Eşref Edip ve başmuharrir olarak da Mehmet Akif gösterilmektedir. Öte yandan 1925’teki kapatılmasına kadar Mehmet Akif’in dergide çok büyük bir ağırlığı olmuştur. İslam birliğini savunan önemli dergilerden olan Sırat-ı Müstakim mütarekede milli mücadeleyi desteklemiştir. ‘‘Bu dergilerin önemi İslamiyet’te reform isteyen Cemaleddin Efganî ve Muhammed Abduh’un yazılarını neşretmesi, Rusya’da yaşayan Türklerden bol haber verip onların yazılarını basmasıdır.(…)Bunların bir kısmı seyahatleri sırasında bizzat gördüklerine dayanmaktadır.’’(Enginün  2014: 96)

3.1.8. Payam-ı Sabah

Ali Kemal’in 1913’te çıkardığı Peyam gazetesinin Sabah gazetesiyle birleşmesiyle ortaya çıkmıştır. İttihat ve Terakki’ye karşı sert bir muhalefet güden Ali Kemal, cemiyetin Türkçü bir çizgiye kaymasıyla bu tutumunu daha da şiddetlendirmiştir.  “Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na giren ve Damat Ferit Paşa kabinelerinde maarif ve dahiliye nazırı olan Ali Kemal, amansız bir İttihat ve Terakki düşmanıdır. Peyam-ı Savah’ta Milli Mücadele aleyhindeki yazıları yüzünden  Artin Kemal adı takılan Ali Kemal, ancak Yunanların yenilmesinden sonra “Gayelerimiz Bir İdi ve Birdir” başlıklı yazısıyla yanıldığını itiraf ett. Zaferden sonra Ankara’ya götürülürken İzmit’te linç edildi.” (Enginün 2014:93)

3.1.9. Servet-i Fünûn

İstibdat-Meşrutiyet-Cumhuriyet dönemlerini yaşamış, iki (Edebiyat-ı Cedide ve Fecr-i Ati) edebiyat akımına ev sahipliği yapmış, modernist bir kültür ve edebiyat dergisi olan Servet-i Fünûn dergisi meşrutiyetin ilanından hemen terkedilmiş ve dağılmış bir dergi görünümündeydi. Hiçbir zaman Servet-i Fünûn’dan vazgeçmeyen ve uzun süre yaşamasını sağlayan sahibi Ahmet İhsan (Tokgöz) “Matbuat hatıralarım” adlı eserinde bu derginin mutfağını anlatmıştır.  1891’de kurulan dergi harf devriminde Resimli Uyanış adını almış ve 1944’e kadar toplam 2464 sayı yayımlanmıştır. Derginin Türk edebiyatındaki önemi Tanzimat yazarlarından sonra ikinci bir yenilik hareketi olarak ortaya çıkmasıdır.’’(Enginün 2013: 83)

3.1.10. Genç Kalemler

Selanik’te çıkan “Hüsn ve Şiir” dergisinin dokuzuncu sayısında ismi değişerek Genç Kalemler adıyla çıkmaya başlayan dergi Türkçülük fikir hareketinin önemli bir dergisi olarak kendini gösterir. “Türkçenin sadeleşme tarihinde önemli bir yer tutan Yeni Lisan Hareketi, Genç Kalemler ile başlayıp gelişmiş; edebî olmaktan çok fikri ve sosyal bir harekettir.Esasen hemen her dönemde, içten içe varlığını bildiğimiz dilde sadeleşme isteğinin (…) Genç Kalemler’ce özel olarak ortaya atılmış olduğu muhakkaktır.” (Öksüz 2004:77)

3.2. Siyasal Akımların Temsilcileri Olarak İkinci Meşrutiyet Yayınları

İkinci Meşrutiyet devri, basın hayatında saflaşmaların, gruplaşmaların ve bu saflardaki, gruplardaki mücadelelerin devridir. “İktidar karşısında bir güç olarak beliren bu gruplar, yayın organları aracılığıyla sosyal hayatı etkilemiş, kamuoyunu yapıcı ve yöneltici, kitleleri hareket ettirici bir rol oynamışlardır.” (İnuğur 1982:312) “Osmanlı İmparatorluğu nasıl kurtulur?” sorusuna cevap arayan düşüncelerin sonucu olarak teşekkül eden bu gruplara kaynaklık eden siyasal akımlar bu dönemde pek çok yayın organını da harekete geçirmiştir. Bu fikir akımlarından Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük akımları, devrin kimi yayın organları tarafından savunulmuş hatta bu akımların sözcüsü durumuna gelmişlerdir. İkinci Meşrutiyet döneminde az da olsa sosyalist yayıncı düşüncelerini ifade etmek için gazete ve mecmua yayımlamışlardır ancak çok fazla etkili olamamışlarıdır.

3.2.1. Osmanlıcılık

II.Mahmut, Sultan Abdülmecit, Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamit dönemlerinde yer yer Osmanlı Devleti tarafından devlet politikası olarak benimsenen Osmanlıcılık anlayışı İstipdat döneminde Jön Türklerin fikrî hareketlenmelerine kaynaklık etmiş ve meşrutiyetin ilanından sonra da ilk yıllarda İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin esas amacını niteleyen telakki konumundaydı. İttihad-ı ânâsır (unsurların birliği) düşüncesini esas alan bu fikir akımı 1912-1913 yılındaki Balkan Harbi’nden sonra hızla taraftar kaybetmiştir.

Meşrutiyet’in ilk yıllarında İkdam, Meşveret, Sabah, Tercüman-ı Hakikat gibi İstibdat döneminden kalan yayınlar Osmanlıcılık anlayışını benimsemektedir. İttihat ve Terakki’ye karşı henüz muhalif bir tavır takınmayan bu yayınlar 31 Mart hadisesinden sonra cemiyete karşı tavırlarını değiştirmiş ve onların anlayışı olan Osmanlıcık akımını da dışlamışlardır. Hürriyetin ilanından sonra kurulan ve İttihat ve Terakki’nin yayın organı olan Tanin ve Şûra-yı Ümmet gibi gazetelerinde parti ile olan münasebetleri dolayısıyla bu telakki ile ilgisi vardır. Bunların dışında İstibdat devrinden beri varlığını devam ettiren ama meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki tarafından dışlanan Mizan gazetesindeki yazılarda ideolojik manada Osmanlıcık anlayışı görülür.

Osmanlıcılık anlayışını en uzun süre taşıyan, Balkan Harbi’nden sonra bile savunan tek gazete Ali Kemal’in başyazarlığını yaptığı Peyam-ı Sabah gazetesidir. “Ali Kemal’in asılmasıyla da (1922)  Osmanlıcılık fikri sona ermiştir.” (Ercilasun 2013:44)

3.2.2. Batıcılık

Sosyal, siyasal, askeri, ve ekonomik anlamda Avrupa’nın gerisinde kalmanın sonucu olarak ortaya çıkan bu anlayış müstakil bir akım olmaktan ziyade farklı düşünceler içerisnde de parçalarını bulabileceğimiz bir telakkidir. Ancak Abdullah Cevdet, Baha Tevfik, Celal Nuri, Sati Bey gibi milli ve manevi değerleri bir kenara iterek topyekûn Batılılaşmaktan yana olan aydınlar, bu anlayışı ayrı bir akım olarak değerlendirmiştir.

Hüseyin Cahit, Tevfik Fikret ve Hüseyin Kazım gibi batıcıların içerisinde bulunduğu Tanin gazetesi bazı kaynaklarca bu akımın gazetesi olarak ele alınmaktadır. Ancak Batıcılık fikrinin en önemli yayın organı Abdullah Cevdet’in çıkardığı İctihad dergisidir. Batıcılığı bir doktrin olarak değerlendiren ve üzerinde farklı önerileri olan Abdullah Cevdet, bu yayın vasıtasıyla düşüncelerini aktarmıştır. Bunun dışında Celal Nuri’nin çıkardığı İleri gazetesi ile Ali Haydar’ın çıkardığı Hür Memleket gazeteleri Batıcılık anlayışını savunmuşlardır.

3.2.3. İslamcılık

İslamcılık anlayışı da Abdülhamit devrinde devlet politikası olarak benimsenen bir anlayıştır. İttihad-ı İslam fikrini ön plana çıkarmaya başlayan bu akımın temsilcileri “İslam mani-i terakki değildir.(İslam gelişmeye engel değildir.)” görüşünü savunmuşlardır. İmparatorluğun geçmiş yıllarını örnek göstererek , Halifelik gücü kullanılarak imparatorluk dışındaki Müslümanların da bu düşünceyle İslam İttihadı tesis edilmeye çalışılmıştır. Balkan Harbiyle gayrimüslim unsurlar kopunca diğer coğrafyadaki unsurları elde tutmak düşüncesiyle bu fikir öne çıkmaya başlamıştır. I. Dünya Savaşıyla bu siyasi fikrin uygun olmadığı görülmüştür.

İslamcılık cereyanı II. Meşrutiyet’in başlarında en çok taraftar anlayışlardan biri olmuştur. Bunun nedenini İslam anlayışının köklü bir geçmişinin olmasıdır. “İslamcılar evvela iki medeniyet arasındaki farkları belirterek Müslümanlığın Batı medeniyetine nazaran üstünlüğünde karar kılmışlardır.’’ (Tunaya 1960: 82)

İslamcılık anlayışı pekçok yayın tarafından savunulmuştur. Bunlardan bazıları şunlardır: Sırat-ı Müstakim (Sebilü’r-Reşad), Beyanü’l-Hak, Volkan, Hikmet, Mahfil, Darülfünûn İlahiyat Fakültesi Mecmuası, Ceride-i İlmiye, Ceride-i Sufiye,  Seda-yı Din, Tarık-ı Hidayet, Mikyas-ı Şeriat, Medrese.

Ancak İslamcılık anlayışını tertipli ve nizami bir telakki olarak savunan ve aktaran en önemli yayın Sırat-ı Müstakim’dir. “Önde gelen yerli İslamcılar kadar İslam dünyasında tanınan yazarların da yazılarının çevirilerini yayımlamıştır. Dergide şair Mehmet Akif’in büyük bir ağırlığı vardır.” (Kocabaşoğlu 2010:60)

İslamcılık anlayışını savunan aydınlar ve yayınlar aslıonda Batı kurumlarına ve Batı kültürüne karşı oldukça açık bir duruş sergilemişlerdir. Pek çok İslamcı aydın batıya yaklaşma eğilimdedir. “31 Mart olaylarının kışkırtıcısı sayılan Derviş Vahdedi’nin Volkan gazetesinde İngiliz parlamentarizminin ve demokrasinin kurumlarını benimseyerek savunduğu açıktır.” (Ortaylı 2014 :282/283)

3.2.4. Türkçülük

Türkçülük İkinci Meşrutiyet’e kadar siyasi bir akım olarak değil, bir kültür ve sanat anlayışı olarak gelişir. Türkçülüğün gelişmesi 20.yy’ın başından itibaren görülmeye başlanır.  19.yy’da Türklükle ilgili fikirler ortaya çıkar. Avrupa’da Türklere karşı bir ilgi görülür. Avrupa’ya giden aydınlarımız bu fikirlerle ülkeye döner. Öğrendiklerini yazdıkları eserlerle halka iletmeye çalışırlar. İkinci Meşrutiyet devrinde ise Balkan Harbinden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birlikte pek çok aydın tarafından benimsenir.

Türkçülük anlayışını benimseyen başlıca yayınlar şunlardır: Genç Kalemler, Türk Yurdu, Büyük Emel, Halka Doğru, Bilgi Mecmuası, Türk Duygusu, Yeni Hayat, Türk Sözü, Yeni Turan, Yeni Mecmua, Büyük Mecmua, Küçük Mecmua.

Bu yayınlardan Yeni Mecmua ve Genç Kalemler, içerilerinde bulundurdukları imzalar itibariyle önemlidir.

3.2.5. Sosyalizm

Yabancı ülkelerdeki eylemin etkisiyle İkinci Meşrutiyet’ten sonra Türkiye’de ilk defa sol basın doğmuştur. “Osmanlı’daki ilk sosyalist gazete Kasım 1908’de kurulan, İzmir’de bulunan liberal sosyalizmi savunan Gâve gazetesidir.” (İnuğur 1982:327)

Fakat meşrutiyetten sonraki devirde bilinen en önemli sosyalist yayın Hüseyin Hilmi’nin kurduğu İştirak adlı gazetedir. Ülkedeki işçi sorunları ile ilgili haber ve yazıları içeren bu gazete Şubat 1910’da Ekim 1912’ye kadar yayımlanmıştır. Yine Hüseyin Hilmi’nin ve Sosyalist Partisi’nden arkadaşlarının kurduğu “Sosyalist” gazetesi vardır ki yalnız iki sayı çıkabilmiştir.

3.3. İkinci Meşrutiyet Devrinde Mizah Basını

Önceleri Jön Türklerin, daha sonra ise İttihat ve Terakki’nin kontrolündeki gazete ve dergiler, II. Abdülhamit’i kıyasıya eleştirmiştir. II. Abdülhamit, okuyanların özellikle bilgilenmesine yarayacağını düşündüğü gazete ve dergileri desteklemiş ancak genel olarak “özgür basına izin vermemiştir. Buna karşılık kesin izin vermediği yayınlar mizah dergileri olmuştur. Bu yüzden onun döneminde karikatürcüler ancak ülke dışında ürün verebilmişlerdir. Gerek Avrupalıların gerekse yurt dışında Türk çizerlerin ısrarla Sultan’ı aşağılayan karikatürler yapmaları yüzünden bu alandaki sansür de şiddetli olmuştur. Dolayısıyla II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte en büyük patlama yapan basın dallarından biri de mizah yayınları olmuştur. O zamana kadar ülke içinde karikatürlerde padişahtan, sadrazamdan daha aşağı makamdaki yöneticilere kadar kimse hedef alınmamışken, artık bunların hepsi konu edilebilmiştir. Bu sebepledir ki mizah dergilerinin kitleler üzerindeki etkisi, bazen gazete makalelerinden de fazla olmuştur.

Bu dönemde fikir gazetesi olarak İkdam, Sabah, Tercüman-ı Hakikat ve Saadet öne çıkarken, yıllardır boş kalan mizah yayıncılığı alanını ise Cadaloz, Eşek, Gıdık, Guguk, Hacivat, Kahkaha, Karikatür, Şaka, Şair Nedim, Püsküllü Bela, Kalem, Curcuna, Coşkun Kalender, Davul, Kel Hasan, Laklak, Cingöz, Hokkabaz, Geveze, Dalkavuk, Koca Nasreddin, Falaka gibi gazete ve dergiler doldurmuştur. (Seyhan:2013)

 

 

KAYNAKÇA

ÖKSÜZ, Yusuf Ziya,  “Türkçenin Sadeleşme Tarihi Genç Kalemler ve Yeni Lisan Hareketi”, TDK Yayınları, Ankara:2004

KOCABAŞOĞLU, Uygur, “Hürriyet’i Beklerken İkinci Meşrutiyet Basını”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları 308, İstanbul:2010

ERCİLASUN, Bilge, “İkinci Meşrutiyet Devrinde Tenkit”, Dergah Yayınları, İstanbul:2013

ÇETİN, Nurullah(2007) ‘‘ II. Meşrutiyet Döneminin Siyasi ve Sosyal Görünümüne Genel Bir Bakış’’,II. Meşrutiyet Dönemi Türk Edebiyatı, Hazırlayanlar: İsmail ÇETİŞLİ, Nurullah ÇETİN, Abide DOĞAN, Alim GÜR, Şenol DEMİR, Cengiz KARATAŞ, Akçağ Yayınları, Ankara,15-121

İNUĞUR, Nuri, “Basın ve Yayın Tarihi”, Der Yayınları, İstanbul:1982

ŞAPOLYO, Enver Behnan, “Türk Gazetecilik Tarihi ve Her Yönüyle Basın”, Güven Yayıncılık, Ankara:1969

ENGİNÜN, İnci, Yeni Türk Edebiyatı, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e(1839-1923), İstanbul: Dergâh Yayınları, 2014

ORTAYLI, İlber,  İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul: Timaş,2014

TUNAYA, Tarık Z., Türkiyenin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri, Müşahedeler ve Tezler, Siyaset İlmi Serisi,  İstanbul,  Yedigün Matbaası, 1960.

SEYHAN, Salih, “İkinci Meşrutiyet Mizah Basını ve İçeriklerinden Seçilmiş Örnekler” Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/3, Winter 2013

HABERLER
HABERLER

Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz