Abidin Mortaş

Bunalım Edebiyatı ve Modernizmin Sorunları (Svetlana Uturgauri)

Sabahattin Ali’nin Çağlayan Dergisi’ndeki İlk Şiirleri (Yrd. Doç. Dr. Mehmet Narlı)

Prizrenli Aşık Ferki’nin Destanları (Prof. Dr. Erman Artun)

Türkiye’de Orta Öğretim’de Sanat Tarihi Eğitimi (Seher Düzgün)

Sanat Tarihi 13 Haziran 2017
117

 

Çağın gerektirdikleri, genel olarak sanat eğitiminin ve bu eğitimin bir bileşeni olarak da sanat tarihi eğitiminin önemini ortaya çıkarmaktadır. Bu yüzden sanat ve sanat tarihi eğitiminin öneminin açıklanması gereklidir.

Kültürümüzün bir parçası olarak bizimle yaşayan sanat, öncelikle kendiliğinden yaşantılar içinde kültür aktarımı şeklinde öğrenilir. Bunun dışında, belli bir program ve hedefle örgün ve yaygın biçimlerde yapılan sanat eğitimi vardır. Toplumları biçimlendirmede bu eğitim, kilit bir etkiye sahiptir.

Sanatın sırrı, sanatın kendini ifade etme yönteminde saklıdır. Çünkü sanat uğraşısı, insanın iki önemli düşünsel etkinliği olan imgesel ve kavramsal düşünmenin bir arada gerçekleşmesini sağlar. Bu düşünme etkinliklerinin sonucu oluşan, her alanda yaşantıya anlam katan, onu yeniden ve geliştirerek ortaya çıkarmaya yarayan “yaratıcılık” tır. Sanat üretimi sırasında yaratıcılık edimi gerçekleşir. Sanat eğitiminin en önemli gerekçesi, yaratıcılığı yaşatarak kavratmasıdır. Sanat dersinde yaratıcılığı kavrayan ve uygulayan öğrenci bunu her alana uyarlayabilir. Bu yüzden sanat eğitimi, sadece sanat veya sosyal alanlarda çalışan öğrenciler için değil, fen bilimleri ve matematik ile ilgili öğrenciler için de önemlidir.

Sanat tarihi eğitimi ise sanat eğitiminin basit bir tamamlayıcısı değil, bu eğitiminin önemli bir bileşenidir.

İnsan bilimlerinin amacı insanı, sosyal bilimlerin amacı toplumu ve onun sosyal ilişkilerini tanımaktır. Sanat tarihi ise her ikisini anlayabilmenin ipuçlarını verir; o basit bir kayıt tarayıcı veya kaydedici değildir. Öncelikle sanat tarihi kültür ile yakından ilişkilidir. Kültür olgusu Bozkurt Güvenç tarafından: “…toplum, insan, eğitim süreci ve kültürel içerik gibi ana değişkenlerin ve bunlar arasındaki karmaşık ve karşılıklı ilişkilerin bütünü”  olarak tanımlanmaktadır. Sanat tarihi bu karmaşık ve karşılıklı ilişkileri çok yönlü olarak kapsayan yapısı nedeniyle, aynı zamanda bu ilişkileri yansıtabilmektedir. Sanat tarihçileri birincil ve ikincil kaynaklardan yaptıkları araştırmalarla, kültür ve sanat arasındaki ilişkinin görünümünü elde ederler. Ayrıca sanat tarihi çalışmaları farklı kültürler arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin ait oldukları toplumlarda yansımalarını, ifade biçimlerini kavramaya yardımcı olur. Bu yüzden sanat tarihi eğitiminin genel eğitim içinde önemli bir yeri olmalıdır.

Bu çalışma gerçekleştirilirken bu düşünceden yola çıkılarak eğitim sistemimizde sanat tarihi dersi farklı açılardan incelenip değerlendirilerek öneriler getirilmeye çalışıldı.

Ülkemizde sanat tarihi eğitimi doğru temellere oturmamış, bunun sonucu olarak hem yüksek öğretimde hem orta öğretimde başlangıcından itibaren sorunlu bir gelişim seyrine sahip olmuştur. Bu, birçok alanda kurumsallaşamamış bir ülkede kültür politikasının yeterli ve tutarlı bir gelişim çizgisinin olmayışının doğal sonucudur.

  1. yüzyıl sonlarında başlayan ulusal kimlik oluşturma girişimleri, tarih ve sanat tarihi alanında çalışmaları hızlandırmıştır. Ancak bilimsel araştırmaların başlaması, bilimsel temellerinin oluşturulması, 1943 yılında Avusturyalı sanat tarihçisi Diez’in İstanbul Üniversitesi bünyesinde sanat tarihi bölümünü kurması ile gerçekleşmiştir. Sanat tarihinin yüksek öğretimde bilimsel bir disiplin olarak çıkış nedenlerinden biri, batılı üniversite modellerinin örnek alınmasıdır (Arık, 1940).

Batılı üniversiteler model alınırken, eğitim kuramların olgunlaşmaması ve eğitim pratikleri sonucu deneyimlerin var olmaması yüksek öğretimde sanat tarihi eğitiminin kurumsallaşmasında yetersizliklere neden olmuştur. Eğitimde sorun yaşandıkça, bir önceki değişikliğin uygulama sonuçları alınmadan art arda değişiklikler yapılması eğitim sisteminin oturmasına engel olmuştur. Daha sonra siyasi yaklaşımların eğitimi yönlendirme girişimleri, eğitimde atılan olumlu adımların etkilerini de yok etmiştir.

Genel olarak sanat tarihi bölümü öğrenci profilini, üniversite sınavında düşük puan alan, sanat tarihi bölümü bölüm tercihleri arasında sonlarda yer alan öğrenciler oluşturmaktadır. Sanat tarihi bölümünün amaçlarını bilen, bu alanda kendini geliştirmek isteyen,  bölümü bilinçli olarak tercih eden öğrenciler sayıca sınırlıdır.

 

 

Bunun sonucu olarak, orta öğretim kurumlarına öğretmen yetiştirme işlevini de yerine getiren sanat tarihi bölümleri, nitelikli sanat tarihi öğretmenlerinin yetiştiği kurumlar olmamıştır. Ayrıca öğretmenlik formasyonu derslerinin yakın zamana kadar ciddi olarak uygulanmaması, öğretmen niteliğinin gerektiği gibi olmasını engelleyen bir diğer etkendir. Sanat tarihi bölümlerinde sanat tarihi eğitimi üzerine uzmanlaşma olmaması, eğitim bilimleri uzmanlarının bu konuda çalışmalarının bulunmaması, sanat tarihi öğretmeni yetiştirilmesini sorunlu hale getirmektedir. Örneğin; günümüzde sanat tarihi öğretmeni olmak isteyen bölüm mezununun, sanat tarihi dersine özgü öğretimi gerçekleştirmek için yöntem ve kuramları öğreneceği bir sanat tarihi eğitim birimi bulunmamaktadır. 2000 yılından sonra mezun olanlar sanat tarihi formasyonuna sahip olamadıkları için sanat tarihi öğretmeni olarak nasıl atanacakları belirsizdir.

Oysa orta öğretim kurumlarında sanat tarihi öğretmeni açığı bulunmaktadır. İstanbul’daki orta öğretim kurumlarında yaptığımız araştırmaya göre, sanat tarihi dersini veren öğretmenler içinde sanat tarihi branşından olan öğretmenlerin oranı %36, resim öğretmenlerinin oranı %43, tarih öğretmenlerinin oranı %16, üniversitelerin çeşitli bölümlerinden mezun olan sözleşmeli öğretmen oranı ise %5’tir. Resim öğretmenlerinin oranının sanat tarihi branş öğretmeninden fazla olması dikkat çekicidir.

Ülkemizde Cumhuriyet dönemi lise müfredatlarında sanat tarihi dersinin yer alışı, bu dersin ülkemizde uygulanışına da ışık tutmaktadır. Cumhuriyet döneminde sanat tarihi konuları, ilk olarak lise 1934 yılı lise müfredatının tarih bölümünde bulunmaktadır. 1940’lı yıllardan itibaren liselerde sanat tarihi dersinin uygulanması tartışılmış, ancak, sanat tarihi dersinin orta öğretimde müfredatının yayınlanması 1950’li yılları bulmuştur. 1956 yılı lise müfredatına, sanat tarihi dersi lise birinci ve ikinci sınıflarda resim dersi ile birlikte güzel sanatlara ait bilgiler konu başlığı ile lise son sınıfta ise bağımsız bir ders olarak konulmuştur. 1957 yılında müfredat değişmiş, sanat tarihi lise ikinci ve üçüncü sınıflar için ayrı ünite başlıkları biçiminde düzenlenmiştir. Bu müfredat, günümüzde de uygulanan 1991 yılı sanat tarihi dersi programının yayınlanışına kadar liselerde uygulanmıştır.

1991 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan sanat tarihi dersi programı, üniversitelerin sanat tarihi bölümlerinde dört yılda işlenen sanat tarihi konularının hemen hemen tamamını kapsamaktadır.

1991 Sanat Tarihi Programında açıklamalar bölümünde yer alan; “Sanat Tarihi dersi, öğrencilere milli kültürümüzün ürünü olan sanat eserlerimizi tanıtıp onlarda milli duyguların daha bilinçli ve köklü yerleşmesini sağlar.” tümcesi, sanat tarihinin eğitim sistemimizdeki işlevini tanımlamaktadır.

Sanat tarihi eğitiminin amacı öğrencide milli duygular uyandırmak mı olmalı yoksa farklı kültürleri tanıyarak, diğer toplumlarla bir arada yaşamayı öğretmek mi? Geçmişten günümüze dünyanın mekân olduğu kültürleri tanıyıp, günümüz kültürüne etkisini yorumlamak, bu bütün içinde kendi kimliğini kavrayıp evrensele ulaşmak, sanat tarihi eğitiminin sonuçlarından biri olacaktır. Sanat tarihi eğitimi, farklılıkların varlığını unutturmadan, benzerlikleri vurgulamalı, kültürleri birbirine yakınlaştıran etkenler üzerine düşündürtmelidir.

 

 

Eğitim sistemimiz merkeziyetçi bir sistem yaklaşımına sahiptir. Sanat tarihi müfredatında da bu anlayışın izlerini görüyoruz. Programda üniteler ve konular hatta bunların işlenişi kesin çizgilerle belirlenmiştir. Bu programda iyi bir programda olması gereken esneklik özelliğinin bulunmadığını söyleyebiliriz. Örneğin; bireysel, çevresel özelliklerin farklı olduğu İstanbul ile Mardin şehirlerinde programın aynı biçimde uygulanması zorunludur. Konuların açık uçlu ve ana hatlarıyla belirlendiği bir programda ise böyle bir sorun olmaz, öğretmen bölgenin ve öğrencilerin özelliklerine göre yeni ve farklı öğretim modelleri yaratabilir, uygulayabilir. Ayrıca sanat tarihi dersi programında öğrencilerin yaş grubu ile bağlantılı, zihinsel gelişim özelliklerinin göz önüne alınmadığını da belirtmek gerekir.

Eğitim programının bilimsel ve çağdaş olması gerekir. Elimizdeki program, yaklaşık olarak kırk yıl öncesinin sanat tarihi bilgisine dayanılarak hazırlanmıştır. Sanat tarihi alanında yapılan yeni araştırmalar ışığında programın gözden geçirilmesi gereklidir. Programda hem ülkemizde hem de dünyadaki sanat akımlarının 1960’lı yıllara kadar olan kısmının öğretilmesi planlanmaktadır. Bu tarihten sonra sanatın aldığı yol oldukça farklıdır. Bu olgu, çağdaş bir bakış açısı taşıması gereken programın yeniden düzenlenmesi gerekliliğinin bir diğer nedenidir.

Liselerde okutulan sanat tarihi kitapları doğal olarak sanat tarihi öğretim programı doğrultusunda hazırlanmıştır. Bu programın konu yoğunluğunun kitapların geneline yansıdığını söylemek yanlış olmaz. Hatta bu yoğunluk çoğu kez ayrıntı içinde boğulmak halini almıştır. Bunun bir başka nedeni kitapların seçtiği anlatım şeklidir. Kitapların hemen hepsinde yoğunluk değişmekle birlikte dönemin sanatını anlatırken seçilen anlatım yöntemi, anlatılan dönemi yansıtan sanat yapıtının ayrıntılı betimlenmesidir. Bu betimlemenin yanında anlatılan dönemin genel biçem özellikleri,  yaşantının sanat üzerine yansımaları, tarihsel gelişmelerle bağlantısı gibi öğretilmesi gereken olgular, çoğu kez üzerinde çok az durulmuş ya da büsbütün unutulmuştur. Sanat tarihi gibi ağırlıklı olarak görsel anlatıya dayanması gereken bir dersin kitapları görsel açıdan da yeterli değildir. Görsel malzemenin yetersizliği dışında kalitesinin düşüklüğü sanat yapıtlarının algılanışını sorunlu hale getirmektedir. Kitaplarda kullanılan dilin anlatım yöntemi nedeniyle terim yüklü ağır bir dil olmasının yanında Türkçe’nin kullanımında ders kitaplarında olmaması gereken yanlışların oldukça fazla sayıda yer tuttuğu görülmektedir. Sanat tarihi ders kitaplarında Türk toplumunun değişmeyen mutlak özellikleri olduğunu savunan, değişimi yozlaşma ve özünden uzaklaşma olarak kavrayan “özcü” (essentialist) bir anlayışın etkileri görülmektedir. Özellikle 19. yüzyıl Osmanlı Mimarlığı yozlaşma ve özünden dönme olarak yansıtılmaktadır. Kitaplarda kullanılan dil de bu anlayışın bir başka göstergesidir. Yapıt tanıtımlarında kullanılan, “ağırbaşlı üslup”, “ciddi ve sade güzellikte eserler”, “çekici yapılar” gibi ifadeler bu yaklaşıma örnek oluşturmaktadır. Amaç, öğrenciye bilgi yüklemektir. Ancak bu bilgileri, kültür birikimi haline getirmenin, bu bilgiler ışığında güncel bir sanat olayını yorumlayabilmenin anahtarları, bu kitaplarda bulunmamaktadır.

Eğitim sisteminin genel sorunları sanat tarihi eğitimine yansımaktadır. Eğitimde belirgin bir standartlaşmanın var olmaması, fırsat eşitsizliğine yol açmaktadır. Eğitim Anayasa’da belirtildiği gibi fırsat eşitliğine dayalı ve parasız değildir. Özel eğitim kurumları ile devlet eğitim kurumları arasında, ülkemizin değişik bölgeleri arasında, hatta aynı kentin farklı bölgeleri arasında eğitim kalitesi açısından büyük farklar bulunmaktadır.

Genel olarak gelir seviyesi düşük olan bölgelerin devlet liselerinde sanat tarihi eğitimi verilmektedir. İstanbul için lise türlerine göre sanat tarihi dersinin dağılım oranları; genel liseler %76, özel liseler %10, güzel sanatlar liseleri(özel ve devlet birlikte) %12, Anadolu liseleri %2’dir

Sanat tarihi dersi, (genel, yabancı dil ağırlıklı, süper ve anadolu liseleri ile özel liselerde) liselerin sosyal bölümlerinde alan seçmeli ders, güzel sanatlar liselerinde alan dersi olarak işlenmektedir. Liselerin sosyal bölümlerini seçen öğrenciler üniversite sınavında iddiası olmayan, seviyesi düşük öğrencilerdir. İstanbul’da sanat tarihi dersini veren öğretmenlerle yaptığımız görüşmeler sonucunda, seviyesi düşük öğrencilerin derse karşı ilgisizliğinin dersin işlenişinde sorunlara yol açtığını söyleyebiliriz. Sadece sosyal bölümlerde bulunan sanat tarihi dersi programlarda ders saatini doldurmak amacıyla bulunmaktadır.

Dersin işlenişinde uygulanan yöntemler de bu yaklaşımın göstergesidir. Devlet liselerinde ders, genelde görsel malzeme kullanmadan kitaptan konuların anlatımı ve soru-yanıt yöntemi uygulanarak işlenmektedir. İstanbul’da devlete ait tek güzel sanatlar lisesi olan Avni Akyol Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde dahi dersin işleniş yöntemleri bunlardır.

Özel liselerde ve anadolu liselerinde, sanat tarihi dersinin programlara konulması tercih edilmemektedir. Bunun gerekçeleri ise üniversite sınavında bu dersten soru çıkmaması ve bilgi yükü nedeniyle zor bir ders olmasıdır. Ülkemizde orta öğretim üniversite sınavı doğrultusunda yapılmaktadır. Orta öğretimin genel amacı sadece budur. Bunun sonucu olarak eğitimde önemli bir yeri olması gereken, bir kültür dersi olan sanat tarihi birçok lisede bulunmamaktadır.

Kendine özgü bir eğitim politikası ve tarihi olan, eğitim alanındaki gelişmeleri takip eden İstanbul’un önde gelen liselerinden Robert Kolej, Galatasaray Lisesi, Özel Koç Lisesi ve İtalyan Lisesi’nde sanat tarihi dersi çağdaş bir yaklaşımla uygulanmaktadır. Ancak bu okullardan ilk üçünde dersi seçen öğrenci sayısının fazla olmayışı büyük oranda üniversite sınavının olumsuz etkilerinden kaynaklanmaktadır. İtalyan Lisesi ise bir Türkiye’deki fen lisesi türünde bir lise olmasına rağmen, sanat tarihi dersini tüm öğrencileri için zorunlu tutmaktadır. Bu yaklaşımları İtalyan eğitim sistemine uygun olarak eğitim yapmalarından kaynaklanmaktadır.

İstanbul’da Darüşşafaka Lisesi, Eyüboğlu Koleji gibi özel liselerde sanat tarihi dersi bulunmamasına karşın sanat derslerinde veya sanat bölümlerinin etkinliklerinde sanat tarihi alanına giren konularla ilgili eğitim faaliyetleri yapılmaktadır.

 

 

Avrupa’nın en büyük kentlerinden olan İstanbul ve Paris’te bu dersin uygulanış oranları, sanat tarihi dersinin eğitim sistemimizdeki yerinin ne kadar önemsiz olduğunu göstermek açısından faydalıdır. İstanbul’da sanat tarihi dersi okutulabilecek 114 lise içinde, sanat tarihi dersi olan liselerin oranı %38’dir, sanat tarihi dersi olmayan liseler ise % 62’tür. Paris’te 371 lisede, sanat tarihi olan liselerin oranı  %85,3, olmayan liselerin oranı ise % 14,7’dir .

Çocukluğun erken dönemlerinde başlaması gereken sanat eğitiminin içinde sanat tarihi yoksa orta öğretimde birdenbire sanat tarihinin yüklü programı ile karşılaşan öğretmen ve öğrenci ne yapabilir? Sorun eğitim sisteminde sanat eğitimine bakış açısından kaynaklanmaktadır. Orta öğretimde sanat tarihi eğitiminin daha verimli hale getirilmesi için öncelikle doğru temellere oturması gereklidir. Bu temel ise sanat tarihi eğitimine gerekli önemi veren çok yönlü bir kültür politikası olmalıdır.

Kültürün çok yönlülüğünü kavrayarak, kültürel gelişmeyi öne çıkaran, geçmişi ve kültürümüzü tanımayı/tanıtmayı ilke edinen, bir kültür politikası oluşturulmalıdır. Kültürümüzü çarpıtmalar ve kurmaca yargılarla oluşturan milliyetçi yaklaşımların yerini, onu evrensel kültürün bir parçası olarak gören yaklaşımlar almalıdır.

Sanat tarihi eğitimi, öncelikle yüksek öğretimde düzenlenmelidir. Sanat tarihinin yüksek öğretimdeki programının çağdaş bir yaklaşımla yeniden oluşturulması ve tüm sanat dallarını kapsaması sağlanmalıdır. Orta öğretime sanat tarihi öğretmeni yetiştiren bu kurumların yenilenmesi orta öğretimindeki sanat tarihi eğitimini olumlu hem dersin içeriği açısından hem öğretmen kalitesi açısından etkileyecektir.

Eğitimde belirli bir öğretim yöntemi önerilemez. Bölge koşulları ve öğrenci-öğretmen bireysel farklılıklarına uygun olarak öğretim yöntemleri zenginleştirilmelidir. Sanat tarihi dersi için öğretim yöntemleri konuların içeriğine, bölgenin yerel sanat özelliklerine ve ekonomik durumuna, öğrenci seviyesine uygun olarak düzenlenmelidir. Bu yöntemler kronolojik, tematik, farklı tarzların ve sanat yapıtlarının karşılaştırılması şeklinde düzenlenebilir.

Sanat derslerinin sayısı arttırılmalıdır. Sinema, tiyatro, dans gibi sanat yaşamımızda yeri artan sanat dallarına dair dersler orta öğretim programlarında yerlerini almalıdır. Bunun için gerekli kadro sanat eğitimi veren yüksek öğretim kurumlarında yetişmektedir. Bu kadronun gerekli eğitim formasyonu tamamlanarak sanat eğitiminin hizmetine sunulması gereklidir.

Sanat dersleri programlarında sanat tarihi, estetik, sanat eleştirisine yönelik eğitim hedeflerinin yer aldığı bölümler olmalıdır. Her sanat dersi programında dersin konusu olan sanat dalının tarihinin öğretilmesine dair eğitim-öğretim yaklaşımları bulunmalıdır.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.