Çukurovalı Aşıkların Dilinde 1974 Kıbrıs Barış Harekatı (Prof. Dr. Ali Berat Alptekin)

Gerçek Bir Hikaye: Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını (Ege Küçükkiper)

Osmanlı Çini Sanatı (Prof. Dr. Yıldız Demiriz)

Mehmet Akif’in Kitap Tenkitleri (Arş. Gör. Seda Özbek)

Toplumun Vicdanı Olan Şair: Mehmet Akif Ersoy (Şafak Çelik)

Edebiyat 4 Mart 2018
243

 

 

1873 kasım veya aralık: Fatih’in Sarıgüzel mahallesinde İpekli Tahir Efendi ile Buharalı bir aileye mensup Emine Şerife Hanım’ın oğlu olarak dünyaya gelmesi. Asıl adı Ragıyf.

1888: Mülkiye İdadisini bitirmesi. Babası Tahir Efendi’nin vefatı.

1892, 3 Kasım: Bugün elde bulunan ve Bağdatlı Ruhi’ye nazire olarak yazılan ilk şiiri “Destur”u kaleme alması.

1893, 22 Aralık: Baytar ve Ziraat Mektebi’ni birincilikle bitirmesi

1894: Hıfzını tamamlayarak hafız olması.

1906, 17 Ekim: Halkalı Ziraat Mektebi’nde Kitabet-i Resmiye (Kompozisyon) muallimi olarak ders vermeye başlaması.

1907, 25 Ağustos: Çiftlik Makinist Mektebi’nde kitabet muallimi olarak ders vermeye başlaması.

1908, 2 Ağustos: Birkaç arkadaşıyla birlikte Fatin Hoca tarafından İttihad ve Terakki’ye üye kaydedilmesi.

1908, 24 Kasım: İstanbul Darülfünunu Edebiyat Şubesi’nin Edebiyat-ı Osmaniye Müderrisliği’ne tayin edilmesi.

1909: Muhammed Ferid Vecdi’den tercüme ettiği Müslüman Kadını’nın çıkışı. (Mehmet Akif’in yayınlanan ilk kitabı)

1911, Nisan: Sırat-ı Müstakim’de neşredilen şiirlerini Safahat adlı bir kitapta toplayıp yayımlaması.

1913, 11 Mayıs: Balkan Savaşı felaketleri dolayısıyla Beyazıt, Fatih ve Süleymaniye camilerinde vaazlar vermesi.

1913, 11 Mayıs: Umur-ı Baytariyye Müdürü Abdullah Efendi’nin haksız yere azledilmesi üzerine yirmi yıllık devlet memuriyetinden istifa ederek ayrılması.

1920, Ocak: Darü’l-Hikmet-i İslamiye Cemiyeti’ne üye olması. Balıkesir’e giderek Zağanos Paşa Camii’ndeki vaazında halkı Yunan işgal kuvvetleriyle mücadeleye teşvik etmesi.

1920, 10 Nisan: Ankara’ya gitmek üzere İstanbul’dan ayrılması.

1920, Nisan sonu: Üsküdar-Alemdağı-İnebolu-Kastamonu, yolundan Ankara’ya varması. 30 nisanda Hacı Bayram Camii’nde vaaz vermesi.

1920, 3 Mayıs: Kuva-yı Milliye’ye katıldığının anlaşılması üzerine Darü’l-Hikmet-i İslamiye’deki görevinden azli.

1920, 5 Haziran: Burdur Mebusu olması. Daha sonra halkı milli mücadeleye teşvik için Eskişehir, Burdur, Antalya, Afyon, Konya ve Kastamonu’ya gitmesi.

1920, Kasım – Aralık: Milli Mücadele’nin haklılığını anlatmak için Kastamonu’daki Nasrullah Camii ve civar kazalarda vaazlar vermesi.

1921: Said Halim Paşa’dan tercüme ettiği İslamlaşmak adlı eserin kitap halinde yayımlanması. Nasrullah Camii’ndeki kitabesinin Elcezire Cephe kumandanı Nihat Paşa tarafından Kastamonu’dan Nasrullah Kürsüsü’nde adıyla bastırılması ve cephelere dağıtılması.

1921, 12 Mart: Büyük Millet Meclisi’nde yapılan toplantıda İstiklal Marşı’nın milli marş olarak kabulü.

1922, 1-16 Ağustos: Muhabere öncesinde askerlere cesaret verici konuşmalar yapmak üzere Ali Fuad Paşa başkanlığındaki bir heyetle cephelerde dolaşması.

1931, Aralık: Kur’an tercümesini tamamladığı halde bu tercümenin Kur’an’ın aslı yerine kullanılmasından korkarak tercümeden vazgeçtiğini belirten bir yazıyı Ankara’ya göndermesi.

1936, 27 Aralık: Havaların soğuması üzerine döndüğü Mısır Apartmanı’nda bir pazar akşamı vefat etmesi. Edirnekapı Mezarlığı’nda yakın dostu Babanzade Ahmed Naim’in yanına gömülmesi. 1

Sokakta Gezen Yerli Münevver

Mehmet Akif’in özel hayatında da çalışma yaşamında da ortak olan yön sürekli mücadele içinde oluşudur. Yaşadığı dönem kendi ailesi için ne kadar zorluysa toplum, millet hatta devlet için de o kadar zorludur. Kendi ailesinin başına gelen yoksulluk, yangınlar, iş sorunları yanı sıra, toplumu etkileyen yokluk, doğru yönetilememe, uygulanmaya çalışılan yanlış çözümler şairi etkilemektedir. Ancak Akif’in çözüm ışığı olarak gördüğü herkes için tektir; İslam’ın doğru algılanması ve yaşanması.

Tanzimat, kısa zamanda, dış etki ve eritilmemiş iç yabancı unsurların çalışmaları ve düşünce kurumlarınızın zayıflığıyla, ufak bir kaydırış ve yön değiştirişle, bir “iç ve köke dayanan yenilenme” olmaktan çıkmış “dışa dönüşme”ye, “benliği yitirme”ye, ve “kültür ve medeniyet değişimi”ne yol vermiştir. Kalp, ciğer, mide ve bağırsakların dışarıda, deri, el, tırnak ve ayakların içeride olması gibi garip bir iç-dış değişimine uğrar Türk toplumu.2

Çalışma hayatında haksızlık karşısında ne kadar dik, bildiği gibi duruyorsa, ailesi ve dostlarına karşı da o kadar dik ve doğru durmaktadır. Haksızlığa ya da iftiraya uğradığında geçinmek zorunda olduğu halde gelir kapısı olan işinden gözünü kırpmadan istifa edebilmiştir.  Akif’in inandığı değerler Sezai Karakoç’un belirttiği “benlik yitimi”ne müsaade etmeyecektir. Akif yaşamıyla, şiiriyle, sanatıyla doğu ve batı düşüncesine ne kadar hakim olduğunu göstererek kendi içinden, yerli bir çözüm sunarak yükselmenin mümkün olduğunu ortaya koymuştur. Ancak toplumun tamamına ulaşması o zaman için hemen mümkün olmamaktadır. Hayatı boyunca fikirlerini ulaştırmak için yazılarını yayınladığı Sebillürreşad, İslam âlimlerinden yaptığı çeviriler ve elbette şiirleri inandığı çözümü gösterirler.

Anlamış bulunuyoruz ki, Akif’in fikir kaynağı bizzat toplum ve toplumda yaşayan düşüncedir. 3

Toplumun bu hali karşısında edebiyatta genel olarak bu konulara yönelme olmuş, Tevfik Fikret başta olmak üzere aydınlar, merhamet, yokluk, yoksulluk, gibi konuları işlemişlerdir. Ancak Akif’in şiirinde bu konular doğrudan gösterilmesinin yanı sıra çözüm olabilecek yönü, ışığı da barındırmaktadır. Bu eserler doğrudan realist bir yaklaşımla ortaya konmanın yanı sıra Müslüman bir kişinin yapması gerekenler de belirtilerek fildişi kulesinden bakan aydın yerine halkın içinden, yerli bir aydın profilini de oluşturmaktadır. Bu tavrında özellikle aldığı İslam eğitiminin etkisi görülmektedir. “Kim Müslümanların derdini kendine mâl etmezse onlardan değildir.” 4  hadisini şiirinin başına almış olması onun toplumun her kesiminin derdine eğilmek istemesinin açık göstergesidir. Bu konuda Akif  üç zümre için oldukça üzülür ve onların durumlarına çare olmak istemektedir. Bunu da Köse İmam şiirinde açıklar,

 Üç sınıf halka içim parçalanır, hem ne kadar!

İhtiyarlar, karılar, bir de küçükler; bunlar

Merhamet görmeli, yüz görmeli insanlardan;

Yoksa, insanlığı bilmem nasıl anlar insan?5

Toplumun Vicdanı

Hayatın her alanında gördüğü bu savunmasız kişiler karşısında Akif merhamet duygusuyla yaklaşır. Bu konuda yazdığı şiirler Safahat’ın ilk cildinde çoğunlukla görülür. Merhamet duygusu, gördüğü manzara karşısında vahlanmak yerine, şiirindeki karakterlere doğruyu yaptırmasıyla görülür Akif’in şiirinde. Safahat’ın üçüncü şiiri olan Hasta’da amansız bir hastalığa yakalanmış olan genç savunmasız halini Rabbine şikayet etmektedir. Bu şikayetle Akif okuyucuya, merhametin, adaletin dünyada olmadığı durumların hesabının da görüleceği bir günü işaret etmektedir.

Merhamet bilmeyen insanlara bak, ya Rabbi,

Kovuyorlar beni bir sâil-i âvâre gibi! 6

Merhamet duygusuyla yaklaştığı bir başka kişi de ilerlemiş yaşına rağmen geçinmek derdinde olan kör bir neyzendir. Gördüğü ümitsiz manzarayı olanca çıplaklığıyla göz önüne serer. Şiirsel yükü zıtlıkların taşıdığını bilen Akif, çizdiği tablo ile okuyucunun kör neyzene karşı merhamet duygusunu olanca gücüyle hissetmesini sağlar. Gerilim yaklaşmaz, yan yana gelmez görünen iki zıt varlığın bir arada kullanılmasıyla en üst noktasına ulaşır. Akif’in şiirinde iki zıt manzara aynı anda verilerek okuyucuda oluşturulmak istenen etkinin en üst seviyesi sağlanmış olur. Kör bir neyzenin boş keşküle damlayan suyun sesini kendisine merhametle verilen bir para zannederek elini uzatması ve buna karşılık elinin yalnızca ıslanmış olması okuyucuda dilenci olmayan bir sanatkara karşı gereken ilginin olmadığı, yeterli bakımın yapılmadığı düşüncesini çarpıcı bir şekilde resmeder.

Yoksulluk karşısında başka bir tablo da Bayram şirinde görülmektedir. Fatih’te bir bayram gününün neşesi, coşkusu, heyecanını anlatarak başlayan şiir yoksul bir kadının yetim torununu salıncağa bindirmek istemesiyle gelişir. Diğer tüm çocuklar, gençler, ihtiyarlar neşe içindeyken bu yetim parasızlık neticesinde salıncağa binememektedir. Küçük olan çocuk yokluk bilmeyeceği için ısrarla ister. Bayram sebebiyle salıncakçı, sevabına, çocuğu salıncağa bindirmeyi kabul eder.

– Yetim ayol… Bana evlad belasıdır bu acı.

Çocuk değil mi? “Salıncak!” diyor.

– Salıncakçı!

Kuzum, biraz bu da binsin… ne var sevabına say….

Yetim sevindirenin ömrü çok olur…

– Hay hay!

Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine,

Katıldı ağlamayan kızların şetâretine. 7

Sait Paşa İmamı şiirinde de merhamet duygusuyla saraya gitmesi gerekirken yolunu değiştirip fakir bir kadına mevlit okumaya giden imamın durumu resmedilir. Bu şiirde de imamın Valide Sultan’a söz vermiş olmasına rağmen gecikmiş olması karşısında kötü niyetli insanların hocanın arkasından konuşmaları, ancak hocanın gelişiyle durumu açıklığa kavuşturması ve hocanın merhametinden Valide Sultan’ın da etkilenerek hocayı affetmesi, şiirde çizilen zıt tablolara örnek teşkil eder.

Toplumun içinden en önemli manzaranın çizildiği bir şiir de Köse İmam şiiridir. Bu şiirde şeriatı kendi bildiğince yorumlayan zalim bir kocanın karşısında merhamet dileyen kadının şikayetini anlattığı Köse İmam resmedilir. Karısına kötü muamele eden kocayı çağırır ve sorgulamaya başlar imam. Ancak adam şeriattan deliller getirerek kendini savunur. Kendi çıkarı için dini alet ettiğini gören imam hemen müdahale eder duruma, anlatır adama doğruyu, Peygamber’den örnek vererek açıklar işin doğrusunu ve barıştırır karı kocayı. Bununla bitmez şiir ve mesajını Köse İmam’ın ağzından verir Akif;

Ne yapıp yapmalı, insanlığı öğretmeliyiz.

Şu bizim halkı uyandırmadadır varsa felah;

Hangi millete baksan uyanık… Çünkü: Sabah!

Hele biçare şeraitle nasıl oynanıyor!

Müslümanlık bu mu yahu? Diye insan yanıyor. 8

Akif’in şiirinde yalnız günün toplumundan örnekler görülmez. Doğru bildiğini söylemek için merhamet konusunda yazdığı şiirlerden biri de Kocakarı ile Ömer şiiridir. Bu şiir Hz. Ömer’in halifeliği döneminde geçtiği rivayet edilen bir kıssanın Akif tarafından şiir formunda söylenmesidir. Medine dışında bir çadırda yetim torunlarıyla kalan bir kadının feryatlarını duyan Hz. Ömer, çadırdan girip kadınla konuşur. Kadın bu fakirlikten ve yokluktan yönetici olan Hz. Ömer’i sorumlu tutar ve sitem eder. Bu durumda Hz. Ömer hemen durumu düzeltmek için kadına yiyecek yardımı yapar. Bu arada Hz. Ömer’in ağzından mutlak adaletin dünyada mümkün olmadığını bildirir. Yaşlı kadına nafaka bağlanmasını sağladıktan sonra kadından af diler. Bu şiirde görüldüğü üzere Akif için fertlerin kendi hallerinde merhametli ve bilgili olmaları yetmediği gibi yöneticilerin de merhametli ve bilgili olması gerekmektedir.

Türk Edebiyatında, Akif kadar, hayatı şiire ve şiiri hayata sokmuş şair yoktur. Yalnız, bu hayat, merkez olarak alınmamış, o çağdaki Türkiye şartları içinde ve belli bir ışık altında müşahede edilmiştir. Yani hayat, kendi başına bir gerçek olarak alınıp metafizik kürenin dikenli noktalarına dokunmadan tut da, realitenin içindeki eriyişe kadar kendine yeter ve kendinden ibaret bir hale getirilmemiştir Akif’te. Hayatın acı çizgileri en objektif ve dıştan tespit edici gözlerle yakalanırken bile bir metafizik yük taşımaz ve insanın genel kaderiyle ilgili hükümlerin yankıları olmaz şiir.9

Toplumun şimdiki zamanını çok defa tablolar halinde verir, böylece, hasta, bir küfeci çocuğun ağır hayat şartı, Doğu ülkelerinin sefaleti, bir mahalle kahvesinin genel seviyeyi en hurda noktasına kadar ifşa eden çıplak hali, kadınların durumu, genel içtimai tembellik, bezginlik ve yılgınlık ve bunun yanlış olarak kadere atfı, bütün yaşama ve düşünce dejeneresansı, bütün cepheleriyle toplum, masaya yatırılır. Bu iş yapılırken, şair, son derece realist, hatta yer yer natüralisttir. 10

Değişen Şartlar, Savaş Yılları

Bence iki şey mukaddestir: 1. Din, 2. Dil. Din bütün kudsî duyguları, düşünceleri insana telkin eder. Bu duyguların, düşüncelerin mümkün olduğu kadar vasat-i tebliği olan da dildir.11

Savaşın olmadığı yıllarda Akif daha çok fertlerin davranışları üzerinden örnekler vererek düzeltilmesi istediği noktaları işaret eder. Bu dönemde yazdığı şiirlerinde daha çok kişileri kullandığı görülür. Karakter olarak dilenciler, düşkünler, yetimler, fon olarak da camiler, meyhaneler, kahveler şiirlerinde görülür. Buradan maksat toplumdaki bozulmanın şiir olarak tablolaştırılmasıdır.

Savaş olmadığı zamanlar toplumun günlük hayatından tablolar çizilir. Camiler, kahveler, hastalar, alıcılar ve satıcılar, meyhane, içki ve kumarın açtığı yaralar, yetimler, dulların, yoksulların içinde bulunduğu acı problemler, idarenin bozukluğu, rüşvet felaketi, faiz faciası… Her yönüyle cemiyet, enstantaneler, çizgiler ve tablolar halinde bir çöküşün umumî görünüşlerini verirler. 12

Yani,Akif’in şiirini şöyle tablolaştırabiliriz: Şehri, insanı, sokağı, kahvesi, bütün sefaletiyle bir toplumun, şark ülkelerinin acı manzaraları ve bunu bir taraftan delip öbür tarafına geçen ve bir projektör aydınlığında gösteren bir gün ışığı, yani İslam. Yani İslam,  tek bir ferde hitap eden mücerret yanıyla değil, tarihin belli bir döneminde en trajik şartları yaşayan, Müslüman bir milletin halini tespit için Akif’in şiirine giriyor; aynı şekilde, toplum ve hayat, biyolojik ve sosyolojik bir gerçek olarak, genellik, insanın tabiat ve ötesi karşısındaki durumuyla değil, aynı dönemdeki tarihi ve aktüel şartlarıyla aynı şiire konu oluyor. 13

Safahat’ın ilk kitabında yoğun olarak görülen merhamet konusu dünyanın savaşa girmesiyle değişime uğrar. Artık ülkede savaş havası hâkimdir. Düşman ülkeyi parçalamak istemekte, bu topraklardaki İslam düşüncesini yok etmek istemektedir. Bu durumda da kendini sorumlu hisseden aydın için yapılacak şey bellidir. Bir milleti kurtarmak için örgütlere katılır, cepheleri dolaşır, halkın toplanma merkezleri olan camilerde vaazlar verir, gazete çıkarmaya, çeviri kitaplar yayınlamaya, şiirler yazmaya devam eder, millet meclisinde mebus olur, kısaca kendine düşen görevi hakkıyla yapmaya gayret eder.

1920 *Balıkesir’de Zağanos Paşa Camii’nde cuma namazında halkı düşmana ve bozgunculara karşı birlik olmaya çağıran konuşmasını yaptı. (23 ocak)

*Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nde ikinci vaazını verdi. (6 şubat)

*Hakimiyeti Milliye Mehmet Akif’in Ankara’ya geldiğini ve 30 Nisan Cuma günü Akif’in Hacı Bayram Camii’nde vaaz edeceğini yazdı (28 nisan).

*Kastamonu Nasrullah Camii’nde Sevr Antlaşması’nı anlatarak halkı birliğe ve milli mücadeleye çağırdı. Avrupa’ya karşı  Moskova yönetimiyle iyi ilişkiler geliştirilmesini savundu. Akif’in 464. Sayıda yayınlanan Kastamonu Hitabesi birkaç kere basılarak Anadolu’da cephelere dağıtıldı.

*El Cezire Cephesi Komutanı Nihat Paşa, Akif’e bir mektup yazarak Nasrullah Camii Konuşması’nı övdü. Onun Diyarbakır’da kitapçık halinde basıldığını haber verdi (10 şubat). El Cezire Cephesi Komutanı Nihat Paşa Diyarıbekır Matbaasında bastırdığı bu hitabeyi El’aziz, Diyarıbekir, Bitlis, Van vilayetleri ve civarı halkına ve bütün cephelere dağıttırmıştır. 14

Bu dönemde yazılan şiirlerinde daha çok milletin savaşı kaybetmesi durumunda yalnızca toprak kaybetmiş olunmayacağı, aynı zamanda milletin inançlarının da ortadan kaldırılacağı vurgulanmaktadır. Müslüman bir toplumun son dayanağı olarak Kurtuluş Savaşı’nın mutlak suretle kazanılması gerektiği vurgulanır. Aynı zamanda İslam düşüncesinden uzaklaşılmaması da bu şiirlerde değinilen önemli bir noktadır.

Münevverin En Güçlü Silahı

Savaşın kazanılmasının ardından yaşanan toplumsal değişim Akif’in hayalindeki gibi değildir. Yeni oluşan devlet yapısında isyanlar, faili meçhul cinayetler, politik çatışmalar, toplumda yayılan İslam dışı davranışlar vardır. Bu durum karşısında Akif geri çekilir. Mısır’a gidişleri ve daha çok edebiyat ve din alanında çalışmalara yoğunlaşır. 1925 yılında meclis kararıyla Kur’an-ı Kerim’in Türkçe’ye tercümesi görevi Mehmet Akif’e verilir. Öncelikle görevi kabul eder ancak daha sonra hazırlayacağı mealin Kur’an yerine geçirileceği, namazlarda dahi bu mealin Kur’an yerine okunacağı endişesiyle meal yapma görevinden vazgeçer. Tamamlamış olduğu maili hiçbir zaman yayınlamaz.

Kendisiyle yapılan son röportajda İstiklal Marşı’nı nasıl yazdığını soran gazeteciye; “Doğacaktır, sana vaat ettiği günler hakkın!.. Bu ümitle, imanla yazılır. O zamanı düşünün… İmanım olmasaydı yazabilir miydim. Zaten ben, başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez. İçimde ne varsa, bütün duygularım yazılarımdadır. Şu var ki İstiklal Marşı’nın şiir olmak üzere bir kıymeti yoktur. Ancak tarihi bir değeri vardır.” 15 cevabını vermiştir. Yaşamı boyunca olduğu gibi yazan, hakkı söyleyen, doğru bildiğinden dönmeyen bir aydın başka nasıl söyleyebilirdi ki.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım. 16 

 

(1) Sahafat’ın bu baskısında olan kronolojinin belirli bölümleri alınmıştır. Tamamı için, Safahat (Orijinal Metin – Sadeleştirilmiş Metin – Notlar) Mehmet Akif ERSOY, Haz: Prof. Dr. Ömer Faruk HUYUGÜZEL, Yrd. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ve Arş. Gör. Fazıl GÖKÇEK, Zaman Gazetesi Yay. 1994

(2) Mehmet Akif. Sezai Karakoç. Diriliş Yayınları S: 8. 4. Baskı (1979)

(3) Mehmet Akif. Sezai Karakoç. Diriliş Yayınları S: 21. 4. Baskı (1979)

(4) Safahat (Orijinal Metin – Sadeleştirilmiş Metin – Notlar) Mehmet Akif ERSOY, Haz: Prof. Dr. Ömer Faruk HUYUGÜZEL, Yrd. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ve Arş. Gör. Fazıl GÖKÇEK, Cilt: 2, Sayfa: 588, Zaman Gazetesi Yay. 1994

(5) Safahat (Orijinal Metin – Sadeleştirilmiş Metin – Notlar) Mehmet Akif ERSOY, Haz: Prof. Dr. Ömer Faruk HUYUGÜZEL, Yrd. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ve Arş. Gör. Fazıl GÖKÇEK, Cilt: 1, Sayfa: 256, Zaman Gazetesi Yay. 1994

(6) Safahat (Orijinal Metin – Sadeleştirilmiş Metin – Notlar) Mehmet Akif ERSOY, Haz: Prof. Dr. Ömer Faruk HUYUGÜZEL, Yrd. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ve Arş. Gör. Fazıl GÖKÇEK, Cilt: 1, Sayfa: 38, Zaman Gazetesi Yay. 1994

(7) Safahat (Orijinal Metin – Sadeleştirilmiş Metin – Notlar) Mehmet Akif ERSOY, Haz: Prof. Dr. Ömer Faruk HUYUGÜZEL, Yrd. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ve Arş. Gör. Fazıl GÖKÇEK, Cilt: 1, Sayfa: 104, Zaman Gazetesi Yay. 1994

(8) Safahat (Orijinal Metin – Sadeleştirilmiş Metin – Notlar) Mehmet Akif ERSOY, Haz: Prof. Dr. Ömer Faruk HUYUGÜZEL, Yrd. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ve Arş. Gör. Fazıl GÖKÇEK, Cilt: 1, Sayfa: 254, Zaman Gazetesi Yay. 1994

(9) Mehmet Akif. Sezai Karakoç. Diriliş Yayınları S: 33. 4. Baskı (1979)

(10) Mehmet Akif. Sezai Karakoç. Diriliş Yayınları S: 34. 4. Baskı (1979)

(11) Mehmet Akif Ersoy kronolojik hayat hikayesi . Mustafa .Özçelik. Erguvan Yayınevi S: 23 (2009)

(12) Mehmet Akif. Sezai Karakoç. Diriliş Yayınları S: 37. 4. Baskı (1979)

(13) Mehmet Akif. Sezai Karakoç. Diriliş Yayınları S: 35. 4. Baskı (1979)

(14) Mehmet Akif Ersoy kronolojik hayat hikayesi . Mustafa .Özçelik. Erguvan Yayınevi S: 64 (2009)

(15) Mehmet Akif Ersoy kronolojik hayat hikayesi . Mustafa .Özçelik. Erguvan Yayınevi S: 99 (2009)

(16) Safahat (Orijinal Metin – Sadeleştirilmiş Metin – Notlar) Mehmet Akif ERSOY, Haz: Prof. Dr. Ömer Faruk HUYUGÜZEL, Yrd. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ve Arş. Gör. Fazıl GÖKÇEK, Cilt: 2, Sayfa: 782, Zaman Gazetesi Yay. 1994

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.