Sabahattin Ali: Sınırda Onegin ile Ölen Puşkin Çevirmeni (Sabri Gürses)

Karagözde Muhavere (Metin And)

İslam, Din Adamları ve Tiyatro (Metin And)

Düğüm Teorisi (İlyas Odman)

Tiyatro Eğitiminde Musiki (Doç. Dr. Gültekin Oransay)

Müzik, Tiyatro 11 Ocak 2018
18

 

Opera, operet ve balet gibi musikili sahne sanatlarında görev alacak yorumcu sanatçıların köklü bir musiki eğitiminden geçmiş olması zorunluğu açıktır. Nitekim bunlar yüzyıllardan beri özel eğitim kurumlarında (söz gelimi “balet stüdyosu”, “konservatuvar şan ve opera bölümü”) 5-9 yıllık bir eğitimden geçtikten sonra sanat yaşamlarının
basamaklarını tırmanmaya başlayabilmektedir.

Musiki ile konuşma tiyatrosu arasında kalan pek özel birkaç türde görev alacak sanatçıların da ya tiyatro yeteneği gelişmiş musikici, ya da musiki yeteneği gelişmiş tiyatrocu olması gerekmektedir. Aralarında melodram kesimi (örneğin Beethoven’in Egmone Mendelssohn- Bartholdy’nin Bir Yazdönümü Gecesi Düşü sahne musikilerinde),
konuşurca ır (Almancası: Sprechgesang; Schönberg ve öteki Yeni Viyana Okulu üyelerinin yaratılarında), anlatıcısı (Almanca: Sprecher, İngilizce: narrator) olan parçalar (örneğin Prokofyef’in yurdumuzda “Ali ile Kurt” diye bilinen “Pet ya i Volk”u) bulunan bu ara türlc:r, yorumcusunun hayli gelişmiş bir musiki yeteneğine sahip bulunmasını zorunlu kılmaktadır.

Ayrıca herhangi bir tiyatro oyununun oyuniçi ve geridüzey musikileriniz, hatta selensel geridüzeyini (Almanca: Gerauschkulisse) düzenlemekle görevli sanatçının gelişmiş bir “kulak kültürü” ya da “kulak zevki”ne sahip olmaması halinde ortaya çıkacak ürün tedirgin edici, tüm oyunun başarısızlığına yol açıcı olabilir. Çünkü bilimin “gürültü” olarak tanımladığı, kapı gıcırtısından gök gürlemesine değin binlerce selen de “güzel” ya da “çirkin” tınlıyabilir. En ilkel örneği: Kulak kültürü az da olsa gelişmiş kişi cırlak bir gürelteçten (haut-parleur) çevreye yayılan bir ezandan da, radyo alıcısının parazitlerle verdiği bir türküden de tedirgin olur, kurtulmaya bakar. Gelişmiş örneği: Davula vumlan tek bir tokmağın çıkardığı selenin “tınlak” (sonor) ve “yuvarlak” oluşu eğitilmiş kulağa sonsuz zevk verir,
onu doyurur.

Bütün bunların yanısıra, oyuniçi ve geridüzey musikisi, konuşurca ır, vb. öğelere yer vermiyen saltık konuşma tiyatrosunda görev alacak oyuncu, yönetmen ve hatta yazarların bile belirli birtakım musiki eğitimi konularından büyük yararlar sağlıyabilecekleri XX. yüzyılda düşünülmeye başlanmış, kiminin kimi yerde uygulanmasına da
geçilmiştir3 Kimisi salt oyuncular için, kimisiyse oyuncuların yanısıra yönetmen, oyun yazarı ve tiyatro eleştirmeni ya da kuramcısı için yararlı olan bu musiki eğitimi konuları başlıca yedi tanedir:

1- Ses eğitimi: Çalışma ve oyunlarda hergün saatlarce ve salonun en uzak köşesinden de duyulabilecek açıklıkta konuşmak ve haykırmak zorunda olan tiyatro oyuncusu, bu görevini etkili biçimde ve sesini yormadan nasıl yapabileceğini, opera sanatçısı yetiştiren ses eğitimi (chant) öğretmenlerinden öğrenebilir. Bununla birlikte unutulmaması gereken bir nokta vardır: Ses eğitiminde herkese uygulanabilecek “tek doğru yöntem” yoktur. Bir öğretmen hep aynı yöntemini uygulayarak bir sesi geliştirirken ötekini bozabilir. Şu halde yapılacak iş, belirli ilkelerin (sözgelimi soluğu tutumlu kullanmak, ruhsal ve bedensel gevşeklik sağlamak, vb) sanatçı adayının kişiliğine uygun bir yöntemle benimsetilmeye çalışılmasıdır. Ses eğitiminde en önemli konular: a) herkesin açıkhavada ünlerken, telefonda konuşurken duyduğu daha açık, daha işitilebilir konuşma gereksinmesini bilinçlendirerek
biçimlendirmek, b) tanıdık çevrede konuşulurken duyulan güveni, çıkarılan kendine güven dolu, gür sesi sahneye aktarmak, c) tiz, cırlak, soluksuz, yerleşmemiş, sonunda yorgun bir ses çıkarılmasına yol açan ruhsal ve bedensel gerilimden kurtulmada yardımcı olmak, ç) ses çıkarma mekanizmasının aslında solumak ve yemek gibi daha önemli dirimsel işlevleri bulunduğunu, ses çıkarmanın üste binen bir üçüncü işlevolduğunu bilinçlendirmektir4

2- Ezgi eğitimi: Özellikle söyleyiş (diction) eğitimine büyük katkısı olan ezgi eğitimi sanatçıda sesler arasındaki yükseklik (incelikkalınlık) ayrımını bilinçlendirir, belirli ezgisel kalıpları (giderek incelme ya da kalınlaşma, soru ezgisi, gönülalıcı buyurma, yalvarma, vb.) kolayca gerçekleştirebilmesini sağlar. Türkçenin ezgilenişi (intonation)
üzerinde ilk geniş araştırmayı yayınlıyan Rose Nash’ın dilbilim öğreniminin yanısıra Viyana Musiki Konservatuvarı’nda özel eğitim görmüş olması herhalde bir raslantı değildir5

3- Düzüm ve tartım eğitimi: Tiyatro oyuncusunun devinimde ve diyalogda düzüm (rhythme), tartım (vezin) ve hız (tempo) ögelerini gözetmesi gerektiği, yönetmenlerin ve oyun yazarlarının bunu gözönünde bulundurmak zorunda oldukları XX. yüzyıl tiyatro kurarncı ve eleştirmenlerinin üzerinde durmaya başladıkları önemli konulardan
biridir. Sözgelimi Brockett’e göre6 ikil söyleşinin (diyalog) yedi işlevinden biri de hızı ve düzümü belirlemesidir: Her sahnenin belirli bir yürürlükte ya da ağırlıkta olan hızı vardır. Örneğin sevi sahnesi ağır akışlı, bir çarpışma yürük akışlıdır. Ayrıca kekelemenin ve coşkuyla sürüklenişin ayrı düzümleri vardır. Düzüm ve hız birleşince olgunun devinimi belirlenir, içten doruk kurulur, seyirci kapılıp sürüklenir. Dean-Carra’ya göreyse7 oyun yönetmenliğinin beş temel ögesi bağdama (composition), betimleme (picturization), devinim (movement), düzüm (rhythm) ve pantomimsel dramsallaştırma (pantomimic dramatization) olup, düzüm kalıp (pattern) ile hız (tempo) dan bireşir, her kalıbın ve hızın ayrı bir çağrıştırıcı değeri (connotative value) vardır. Düzüm oyunda havayı (mood), oyun türünü (kind of play), durumun ırasını (nature of situation), kişilikleştirmeyi (characterization), olgunun yerini (locale) ve havasını (atmosphere) belirlemekle kalmaz, sahnenin değiştiğini bildirir, oyuncuları devinimleri uyuşumlu (coordinated) bir küme yapar, bireyleri, özellikle seyircileri kaynaştırır, oyunun bütün kesim ve bölümlerini birbirine kenetler.

Tiyatro sanatında böylesine önemli sayılan düzüm ve hızın tiyatro kavramları arasında ancak yeni-yeni yer almaya başlamaları bir yana, düzüm, tartım, ölçü ve hız terimlerinin birçok yazarca birbirine karıştırılagelmekte olduğu da bir gerçektir.  Oysa musikiciler bu konuya en azından 600 yıldır kuramsal ve edimsel yönden eğilmiş, eğitiminde büyük başarılar sağlamışlardır. Şu durumda sözgelimi Emile Jacques-Dalcroze’un 1900 yöresi geliştiriği Dengelidüzüm (Eurhythmie) yöntemleri düzüm. ve tartım (ölçü) eğitiminin yanısıra aşağıda sayacağımız hız, koşut devinim, hatta ezgi eğitimi ve bellek eğitimlerinde pek yararlı olabilir.

4- Hız eğitimi: “Düzümsel kalıp, hız değişimleri aracılığıyla bir oyunun temel kuruluşunu biçimlendirir. Bu kuruluş sürekli bir gelişme çizgisi biçiminde değil, koyultuların (nuance) birbirini izlemesiyle ve böylece zenginlik ve çeşitlilik sağlanarak gerçekleşir.Bu koyultular çeşitli sahnelerin hızlarında görülen değişim ve zıtlıkların sonucudur.”9
Ağır akış törensellik, gizem, şaşkınlık, incelik, vurdumduymazlık, boyuneğme ve derin duyguları yansıtır, belirli bir devinime ya düşünceye önem ve ağırlık kazandırır. Orta hızda bir akış akılcılık, kendine egeyiş, sakin oluş, ağırbaşlılık yansıtırken yürük akış canlılık, şen oluş, kolayca pusulayı şaşırma, coşku, gerilim, aklı havadalık izlenimi
uyandırırId. Ayrıca hızlanma (acceleration), ağırlaşma, birden hız değiştirme ve biri bitmeden ötekine başlanan devinim ya konuşmalarla sağlanan sıkışım (telescoping) olanaklarından ne kerte yararlanması gerektiği gözönünde bulundurulursa oyuncunun ve hele yönetmenin hız belirleme yeteneğinin özel bir eğitimle geliştirilmesi zorunluluğu
apaçık ortaya çıkar. Bunun en kestirme yolu Dengelidüzüm ya da benzeri bir yöntemle musiki alanında sağlanıp sahneye aktarılmış bir eğitimdir.

5- Bellek eğitimi: Oyuncunun ve yönetmenin yalnızca konuşma metinlerini değil, giriş-çıkışlardan çehre anlatımına dek en geniş anlamıyla bütün devinimleri de bellemesi zorunludur. Bu tür devinimleri ve devinimlerin tartım, hız ve düzümlerini belleme yeteneğini geliştirmede gene Dengelidüzüm ya da benzeri bir yöntem yarar sağlar

6- Koşut devinim eğitimi: Oyuncu vücudunun değişik kesimlerini aynı anda ayrı biçimlerde devindirmek ve denetim altında tutmak zorundadır. Söz gelimi bir yandan kılıcıyla belirlenmiş atılımlar gerçekleştirirken öte yandan metnin belirli cümlelerini sanatının bütün inceliklerine uygun biçimde haykırması gerekebilir. Gene yönetmen de sahnedeki devinimleri düzenlerken çeşitli kişi ve kümelerin ayrı-ayrı fakat birbirleriyle uyumlu devinimlerini tasarlayıp gerçekleştirilişini denetlemek durumundadır. İşte “koşut devinim”!! olarak adlandırdığımız bu türden devinim yeteneğini geliştirmede balet eğitiminden piyano eğitimine varıncaya dek birçok musiki eğitimi yardımcı olabilir,
kolaylaştırıp çabuklaştırabilir ve pekiştirebilir. Sözgelimi sekiz on saatlik bir eğitimden sonra kanon türünün benimsetilmesi bile koşut devinimin bilinçlendirilmesi konusunda yepyeni bir ufuk açar.

7- Uzun soluklu biçimlendirme eğitimi: Bir tiyatro oyunu yalnızca kelimelerinin güzel yerleştirilmiş, cümlelerinin etkili biçimlendirilmiş, konusunun iyi seçilmiş olmasıyla başarılı olamaz. Kuruluşunda ve yorumunda, özellikle düzüm-tartım ve hız ögelerinin de katkısıyla zamanı iyi biçimlendirmesi, gerilim ve gevşemeleri, oyalama ve dorukları sürükleyici bir akış oluşturacak yolda sıralaması zorunludur12 Bu yönüyle ele aldığımızda, Brahms dostu Viyanalı ünlü eleştirmen Eduard Hanslick’in (1825-1904) “Masiki, tınlıyarak devinen biçimdir” tanımını “Tiyatro,
konuşularak devinen biçimdir” kılığına çevirebilir, böylece iki sanat arasındaki ortak yönü de belirtmiş oluruz. İşte bir yanda tiyatro oyununda, öte yanda opera ya da sinfoni gibi türlerde görülen bu uzun soluklu biçimlendirme zorunluğu, sanatçının eğitiminde bu türleri birbirinin yardımcısı ve pekiştiricisi kılar: Bilinçle ve benimseyerek konçerto, sinfoni vb. dinleme alışkanlığı edinmiş bir tiyatro oyuncusu, yönetmeni ve yazarının uzun soluklu biçimlendirme yeteneği yerleşip pekişeceği gibi bilinçli ve iyi bir tiyatro seyircisi olan musikici de opera ve sinfoni biçimlendirmede aynı kolaylıktan yararlanacaktır. Musiki tarihi bunun kanıtlarıyla doludur: Vergil ve Shakespeare hayranlığı yüzünden kendini bir Shakespeare oyuncusuyla mutsuz bir evliliğe mahkum eden Hector Berlioz’dan tiyatro cu bir ana-babanın oğlu olup, gençliğinde oyunlar yazan Richard Wagner’e değin bir çok musikici
uzun soluklu opera ve sinfonileriyle ün sald.ıkları halde, sözgelimi Robert Schumann gökçeyazın türleri içinde en çok özdeyişlere ve şiire ilgi duymuş, yüzlerce kısa soluklu parçada başarılı olmasına karşın opera, konçerto, sinfoni türünde ya başarılı olamamış, ya da, bunları uzun soluklu önernemiştir.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.