Tüketilen ve “İktidar”laşan Bir Beden: “Amerikan Sapığı” (Çiğdem Akgül)

Akıl Üstünde Yüz Üstünde Tablosu (Ergin İnan)

Performans (Semih Fırıncıoğlu)

İki Frida (Frida Kahlo)

Tevfik Fikret ve Batı Retoriği (Rıza Filizok)

Edebiyat 11 Ağustos 2016
565

Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal gibi Tanzimat dönemi aydınları yeni edebî türlerin ilk örneklerini vererek  düşünce hayatımızın Batıya yönelmesini sağladılar. Gördükleri iş büyüktü, ancak onlar zevk ve yetişme itibariyle eski kültürümüze bağlı olduklarından ve sosyal problemlerle uğraşmak zorunda kaldıklarından ortaya koydukları eserler, Avrupaî bir edebiyatın kusursuz örnekleri değildi. Şinasi, gerçek bir öncü idi, Tanzimattan sonra edebî hayatımızda bütün büyük değişiklikler onunla başlamıştı. Bununla birlikte  gazetecilikten şairliğe, tiyatro yazarlığından sözlük yazarlığına kadar hemen her yeniliği başlatmak zorunda kaldığından  edebiyat teorisiyle derin bir şekilde uğraşmak imkanını bulamamıştı. Şinasi’nin açtığı yoldan yürüyen Namık Kemal, kuvvetli kalemiyle yeni  edebiyatın tutunmasını sağladı.   Bununla birlikte  sosyal problemlerle ve hukuk sistemiyle uğraşmak zorunda kalması Namık Kemal’in de edebiyat teorisiyle ilgili eserler vermesine fırsat bırakmadı.  Ziya Paşa ise eski edebiyatımızla yeni edebiyat arasında bocalayan bir şahsiyetti.

Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal’in açtığı yoldan yürüyen Abdülhak Hamid, Şemsettin Sami ve Recaizâde Ekrem, kendilerinden önceki neslin tecrübelerinden yararlandıkları için Avrupa edebiyatını ve retoriğini  daha iyi anladılar ve temsil ettiler.

Bizde Batı retoriğinden yararlanan ilk yazarlarımızdan birisi, Süleyman Paşa’dır. Mebâni’l İnşa adlı eserinde Fransızca edebiyat kitaplarından yararlanmış ancak bu retoriği sistematik olarak incelememiştir. Münif Paşa’nın yarım kalmış ve basılamamış olan “ilm-i belâgat- La Rhétorique” adlı eseri aydınların yavaş yavaş Batı retoriğine yöneldiğini göstermektedir.

Tanzimattan sonra eser veren  yazarlar içinde ciddi olarak ilk defa Recaizade Mahmud Ekrem, edebiyatın teorik temelleriyle ilgilendi.  O, 1879’da Mekteb-i Mülkiye’ye “edebiyat-ı Osmaniye” muallimi olarak tayin edilmişti, bu dersle ilgili  notlarını 1882’de “Talim-i Edebiyat” adıyla bastırdı.

Ekrem Bey, bu eseriyle Tanzimattan sonra başlayan yeni edebiyatın teorisini yapıyordu. Eser devrin aydınları tarafından çığır açıcı, öğretici ve yeni kurallar koyan bir çalışma olarak takdir edildi.

Recaizâde, bu eserini yazarken  Lefranc’ın “Traité Théorique et Pratique de Litterature” adlı eserinden yararlanmıştı. Lefranc’ın eserinde devrin bütün klasik retorik kitaplarında olduğu gibi edebiyat, psişik hayatın unsurlarına dayanılarak analiz ediliyordu. Ekrem bey, bu görüşe paralel olarak edebî eserleri “fikir, his, hayal, hafıza gibi genel; deha , hüsn-i tabiat, zerâfet yahut nüktedanlık gibi daha özel” psikolojik kategoriler içinde analiz etmiştir. Ekrem Bey, Lefranc’a uyarak bu eserinde “Güzel yazmak, iyi düşünmek, iyi hissetmek, iyi ifade etmekten ibarettir” düsturuna varıyordu. Tevfik Fikret, daha sonra bu düsturdan “Güzel düşün, iyi hisset; yanılma, aldanma; ne varsa doğrudadır; doğruluk şaşar sanma!” mısralarının ilhâmını almakla kalmayacak, düşünceyi, hissi ve iyi ifade etmeyi yani formu, sanatının üç temel öğesi haline getirecektir.

Muallim Naci ve Recaizâde Ekrem Bey, Galatasaray lisesinde okuduğu yıllarda Tevfik Fikret’in edebiyat hocası olmuşlardı. Fikret eski edebiyat taraftarları ile yeni edebiyat taraftarlarının birer kutbu olan bu iki mühim simayı yakından tanımak ve birbiri ile karşılaştırmak imkanını bulmuş, ilk şiirlerinde tesirinde kaldığı Muallim Naci’ etkisinden kısa zamanda kurtularak  Batı retoriğini öğreten ve edebiyatta yenileşmeyi temsil eden Recaizâde Ekrem Bey’in yanında yer almıştı. Tevfik Fikret’i derinden etkileyen Recaizâde Ekrem Bey Doğu belâgatini tamamen reddetmiyordu, ancak onun, çağın ihtiyaçlarını karşılayamadığını da biliyordu. Bundan dolayı gençleri Batı retoriğine yöneltti.

Tevfik Fikret hocasının açtığı bu yoldan yürüdü. Ancak hocası gibi nazariye ile uğraşmadı. Çok iyi fransızca bilen, Galatasaray lisesini birincilikle bitiren  Fikret’in Ekrem Bey’in kitabı dışında, fransızca yazılmış retorik kitaplarından da yararlandığı şüphesizdir, bu okumalarının ip uçlarını devrin mecmualarında yayınlanan makalelerinde görmekteyiz. Fikret’in bu okumalar sonucunda  Batı retoriğinin temel niteliklerini kavradığını   ve bütün halinde şiirine uyguladığını söyleyebiliriz. Halit  Ziya’nın nesirde yaptığını o şiirde yaptı. Halit Ziya’nın ve Tevfik Fikret’in yeni bir teori ile beslenen eserlerinin başarısı, eski edebiyat taraftarlarıyla yeni edebiyat taraftarları arasında sürüp giden kavganın Avrupaî edebiyat taraftarlarının zaferiyle sonuçlanmasını sağladı.

Bu güne kadar yapılan araştırmalarda, Fikret’in Batı retoriği ile ilgisi üzerinde durulurken genellikle şairin bu retorikten sadece Enjambement ve Sone gibi unsurları şiirimize taşıdığı belirtilmekle yetinilmiştir. Aslında Fikret klasik batı retoriğinin  temel prensiplerini ve figürlerini  bir bütün halinde Türk şiirine  taşıyan ilk şairimizdir. Onun şiirlerinin temel özelliğini oluşturan biçim ve içerik bütünlüğünün gerisinde bu gelenekten alınan dersin büyük payı olduğu düşüncesindeyiz.

Burada şu konuya da açıklık getirmek gerekmektedir. Doğu ve Batı Retoriğinde bulunan figürler  teorik olarak birbirinden çok farklı değildir, retorikler arasındaki fark bazen tasnifte bazen de onların bir retorik içinde kazandığı fonksiyonlarda ortaya çıkar. Fikret’in  getirdiği figürlerden söz ederken bu figürlerin bizde bulunmadığını söylemek istemiyoruz. Herhangi bir ülkenin folklorik ürünlerinde retoriğin bütün figürlerini bulmak mümkündür. Bunu söylerken bazı figürlerin Fikret’in şiiriyle gündeme gelip bir ifade vasıtası haline geldiğini ve  Batı ebiyatındakine  benzer yeni fonksiyonlar yüklendiğini söylemek istiyoruz.

Klasik Batı retoriğinde “Figür de Construction” denilen yapı figürlerinden “inversion”  gramatikal düzen değişikliği, “Ellipse” eksilti, “pléonasma”  ıtnap,  “répétition”  tekrir, “gradation”  tedric, “conjonction”  bağlaç tekrarı, “disjonction”  bağlaçları kaldırma, “apposition”  koşuntu  üzerinde en çok durulan, en çok kullanılan figürlerdir. Forma büyük bir önem veren Tevfik Fikret’in şiirlerinde de bu figürlerin oldukça sık tekrarlandığını  ve onlara yeni görevler verildiğini görüyoruz.

Tevfik Fikret’in  şiirlerinin ayırdedici niteliklerinden  birisi şekil mükemmelliğidir. Şair bu şekil mükemmelliğine ulaşırken biraz önce sözünü ettiğimiz yapı figürlerinden yararlanmıştır. Fikret’in kendi yazılarından ve çevresinde bulunanların hatıralarından şiirlerini,  ilhamına uyarak değil, uzun çalışmalar ve arayışlar sonunda yazdığını biliyoruz. Kendisine Parnasyenleri özellikle de F. Coppée’yi örnek alan şair, kolay kolay ulaşılamayacak bir biçim mükemmelliğini yakalamıştır. Romantizme bir tepki olarak doğan Parnasyen şiir aslında klassisizme bir dönüştü. Yapı figürleri Fikret’in şiirlerinde ayrıca bir ritim yaratma aracıydı.

Klasik Batı retoriğinde düşünce figürleri üçe ayrılmaktaydı: Bunlar, düşünce figürleri (figures de raison), hayal figürleri (figures d’imagination), his figürleri (figures de passion)dir.  Recaizade Ekrem Bey , Talim-i Edebiyat’ta  bu tasnife yer vermişti. Bu tasnif, Psikolojinin düşünceyi idrak, imaj ve his olarak analiz etme geleneğine bağlıdır. Batı retoriğinde bunların fonksyonları da şu şekilde tespit edilmiştir: İdrak figürleri öğreticidir, imaj figürleri zevk verir, his figürleri heyecan verir.

Düşünce figürleri’nin başlıcaları ” Antithèse ”  cem’ül ezdat, ” suspension ”  bekletme, ” communication ”  delil sıralama, ” litote ” Za’f-ı surî, ” correction ”  tashih-i kelâm yahut rücu, “concession” taviz, “occupation”  önsezili cevap, “hypothèse”  varsayım, “comparaison”  mukayesedir.  Bu figürlerden “antithèse”, “suspension”, ” communication “, “hypothèse  ”  ve ” comparaison ” Fikret’in en sık baş vurduğu sanatlardır.

Fikret,  fikri, düşünceyi  sanatın esası olarak görüyordu. Şiirlerinde önce geniş tasvirler yapar, sonra tasvir ettiği unsurların ilham ettiği  fikirleri ortaya koyar. Bu onun şiirlerinin kompozisyonunun esasını da teşkil eder. Fikret’in ayrıca muhakeme figürlerini  şiirini nesre yaklaştırma vasıtası olarak kullandığını görüyoruz. F. Copée’nin etkisinde kalarak şiiri nesre yaklaştırdığından dolayı Fikret çok tenkit edilmiştir. O, hiçbir zaman saf şiire taraftar olmadı, şiiri nesre yakın olduğu kadar, tiyatroya, hitabete, sohbete de yakındır. Fikret sanatının aleyhine de olsa çok değer verdiği tabiîliği elde etmek için şiir türünün sınırlarını zorlamıştır. Bu husus, onun biçime verdiği önemle bir tezat teşkil etmektedir.

Klasik Batı retoriğinde kullanılan muhayile figürleri’nin başlıcaları,  “apostrophe”  iltifat yahut tevcih–i kelâm, “hypotypose” kısa tasvir, “hyperbole”  abartma, “prosopopée”  teşhis ve intak, “dialogisme”  ikili konuşma, “prosopographie”  fizikî portre, “topographie”  yer tasviri, “chronographie”  zamanın tasviridir. Bu figürler okuyucunun hayal gücüne seslenen figürlerdir. Fikret’in şiirlerinde  bu figürlerin hemen tamamına baş vurulmuştur, Fikret’in şiirinin Parnasyenlerin şiirine o kadar yakın olmasının sebeplerinden birisi de budur.

Sadece Tevfik Fikret’in değil, bütün Servet-i Fünûn şiirinin en belirgin yönü, tasvirlerin  ve buna  bağlı olarak da sıfatların bol olmasıdır. Resim tecrübesi bulunan Batı kültürü ile bu tecrübeye sahip olmayan doğu kültüründe edebî tasvir değişik  bir gelişim göstermiştir. Tanzimat ve Servet-i Fünûn şairleri Batının bu tecrübesini edebiyatımıza taşımaya çalıştılar. Aynı zamanda resimle uğraşan Fikret, şiirleriyle adeta tablolar çizdi.

Edebiyatımızın hiçbir döneminde sıfatlar Servet-i Fünûn döneminde olduğu kadar bol kullanılmamıştır. Fikret’in bir varlığı çok zaman üç, dört orijinal sıfatla vasıflandırıldığını görürüz. Bu, basit bir hadise değildir. Bütün bir geleneğin, bütün bir ifade ediş biçiminin değişmesidir. Eski şiirimizde nitelendirmeler genellikle kalıplaşmıştır. Çağdaş retorik terimiyle ifade edecek olursak dilin ifade fonksiyonu gerçekleşirken “konuşan kişi”in yerini   gelenek almıştır. Fikret, ise orijinal sıfat ve tavsiflere yönelir. Bu dilin ifade fonksiyonunun kullanılması, ferdin “ben” olarak şiirde kendisini ifade etmesi demektir. Sıfatlar, böyle bir durumda subjektif bir seçimi ifade eder: Meselâ  “paslı bulut” nitelendirmesinde Fikret, bulut kelimesinin alabileceği yüzlerce sıfattan birini seçmiş, dilin genel seçme ekseninde olmayan bir nitelendirme yapmıştır. Şairler, dünya algılamalarını, dünya görüşlerini çok zaman bu orijinal nitelendirmeleriyle yansıtırlar.

Heyecan figürlerinin başlıcaları  “exclamation”  ünlem, “dubitation ”  tereddüt, “imprécation”  beddua, “interrogation” cevap beklenmemek şartıyla sorulan soru, “subjection” cevaplı soru, “prétérition”  tecahül-i arif, “réticence”  düşüncenin kavranmasını anlayışa bırakma, “epiphonème”  sözü vecize kıymetinde bir ünlem cümlesiyle bitirme figürleridir. Bu figürler de Fikret’in  sık baş vurduğu ifade araçlarıdır. Fikret, bu figürler vasıtasıyla kendi tutkularını, heyecanlarını okuyucusuna aktarır. Bu figürler, Dilin ifade etme ve etkileme fonksiyonlarıyla ilgilidir. Fikret’in şiirini bir hitabet şiiri haline getiren de bu unsurlar üzerindeki ısrarıdır.

Batı retoriğinde üslubun nitelikleri ayrı bir bölüm olarak karşımıza çıkar. Bu nitelikler Batı retoriğinde genel nitelikler ve özel nitelikler olarak ikiye ayrılmaktadır. Üslubun genel nitelikleri, “clarté” yani vuzuh yahut açıklık, “précision” yani sarâhat, “naturel” yani tabiî, “variété” yani çeşitlilik, “élégance” yani akıcılık, “harmonie” yani uyumdan ibarettir. Bu konuda Batı retoriğinin doğu belâgatinden farkı, bu unsurlara kazandırdığı alt tasnifler ve kesin tanımlardır.

Batı retoriğine göre üslubun özel nitelikleri, bilindiği gibi, “style simple” yani sade üslup, “style tempéré” yani süslü üslûp, “style élevé” yani yüksek üslup olarak üçe ayrılır. Recaizâde üslubun genel niteliklerinden çok, özel niteliklerine dikkatimizi çekmiş özel ve genel ayırımına gitmemişti. Tevfik Fikret ise devrin dergilerinde yayınladığı sohbet yazılarında ve makalelerinde üslubun genel nitelikleri üzerinde  durmuştur.  Üslubun genel kalitelerinin bugün dahi yeterince anlaşılmadığı göz önünde bulundurulursa Fikret’in bu tercihinin ne kadar yerinde olduğu anlaşılır.

Kanımızca Tevfik Fikret’i Servet-i Fünûn şiirinin zirvesine taşıyan sır, hocasını iyi dinlemesiydi, yani  ikinci bir retoriğin imkânlarından herkesten önce ve herkesten iyi faydalanmasıydı. Onun şiiri halâ kabul görüyorsa ve birçok yönden halâ bir zirve sayılıyorsa bunun  sebebi  sanatıyla çağdaş düşünceye ve tekniğe ulaşmış olmasıdır.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.