Barış Manço Örneğinden Hareketle Müziğin Ahlak Eğitimindeki Önemi ve İşlevi (Arş. Gör. Göktürk Erdoğan)

Davut Ağa

Üzerinde Durulmaya Değer Bir Yöntemsizlik Önerisi Olarak: Kekeme Büyük Türk Şiiri (Enis Akın)

Sabahattin Ali İncelemesi (Çağrı Koşak)

Moliere ve Türk Komedyası (Prof. Dr. Sevda Şener)

Edebiyat, Tiyatro 15 Mart 2018
298

 

Jean Baptiste Poquelin Moliere Türk tiyatrosu için özel bir önem taşır. Batı tiyatro anlayışının ülkemizde iyice yerleşip benimsenmesinde ve Türk komedya yazarlığının yeni bir doğrultuda gelişmesinde Moliere’in etkisi vardır.

Moliere komedyası, geleneksel Türk güldürülerinden farklı özellikler taşımasına rağmen, kendini bizim seyircimize kolaylıkla kabul ettirmiştir. Aydın beğenisine ters düşmeden ortalama seyircinin gönlünü kazanan ender yazarlardandır Moliere. Tiyatro tarihimizde batı oyun. yazarları arasında en çok onun adı geçer. Oyunları Türkçeye çevrilen yabancı yazarların başında gelir. Dilimize en iyi uyarlanan oyunlar Moliere’inkiler olmuştur. Darülbedayi
sanatçılarından çoğu ustalıklarını Moliere komedyalarındaki rolleri ile göstermişler, bu roller ile ün kazanmışlardır. Devlet Konservatuvarı Tatbikat Sahnesi’nin ilk temsilinde bir Moliere çevirisi sahnelenmiştir1. Devlet Tiyatrosu son yılların en başarılı uygulamalarından birini gene bir Moliere oyunu ile yaptı2

Ülkemizde Moliere oyunları ödenekli tiyatroların repertuvarında baş köşeyi almakla kalmamıştır. Amatör tiyatro toplulukları, okul temsil kolları da sık sık bu oyunlara yer vermişlerdir. Yabancı bir ülkede klasik batı sanatını temsil etmek üzere şeçilip oynandığı halde, yabancılığın ve klasikliğin sınırlarını aşarak ortalama seyirciye mal olabilmiş oyun yazarlarındandır Moliere.

Klasik bir batı yazarının ülkemizde kendini kabul ettirmesi, hatta popüler olması, üzerinde durulması gereken bir sonuçtur. Başka batı ülkeleri için olağan, hatta doğal olan bu durumun bizim için özel bir anlamı vardır. Çünkü ülkemizde batı tiyatrosunun benimsenmesinden çok daha önce yerleşmiş bir güldürü geleneği bulunmaktadır. Bu geleneğin ürünü olan oyunların ayırıcı özellikleri, Moliere oyunlarının ayırıcı özelliklerine pek benzemez. Geleneksel seyirlik oyunlarımız, doğanın üretici ve yaşatıcı güçlerini kutsama kökeninden gelen halk güldürüleridirler. Moliere ise, aynı kökenden doğan fakat giderek üstün bir sanat adlı olarak gelişen klasik
komedya sanatının en usta temsilcisidir. Bu usta yazarın benimsenmesi demek, kendi daha ‘naiv’ seyirlik oyunlarımızın hızlı bir değişime uğratılması demek olmuştur. Ülkemizde güldürü sanatının evrimini inceleyecek olanlar3 bu evrim içinde en önemli değişimin, Moliere tarzının uygulanması ile meydana geldiğini göreceklerdir. Yerli oyun yazarlarımız ise, başarılı oyunlarını, klasik batı sanatının ürünü olan komedya nitelikleri ile, kendi kültürümüzün ürünü olan halk güldürü özelliklerini kaynaştırabildikleri ‘zaman yazmışlardır. Musahipzade
Celal’in oyunları buna örnektir.

Geleneksel seyirlik oyunlarımızdan olan Karagöz ve Ortaoyunu’nda güldürünün amacı, güldürünün malzemesi ve güldürme yöntemi Moliere oyunlarında olduğundan farklıdır. Bir klasik komedyada, yazarın amacı seyircisini bir yandan eğlendirirken, bir yandan da onun kusurlarını düzeltmektedir. Tiyatro sanatının faydalı olması isteği Horatius’dan beri tekrarlana gelmiştir. Klasik sanat, bu yararın seyirciyi ahlak açısından eğitme yolu ile sağlanması üzerinde ısrarla durur. Toplum ahlakına ters düşen her türlü aşırılık, her türlü zaaf alaya alınarak kusurlu kişi uyarılır. Zaaflarının gülünçleştirildiğini gören kişi kendini düzeltme yoluna gider. Böylece güldürme yolu ile toplum
üyelerinin genel düzene ayak uydurması sağlanmış olur. Tragedya nasıl kişiyi aşırı tutkulara karşı uyarıyor, onu ölçülü olmaya zorluyorsa, komedya da eksikliklere işaret ederek, kişiyi kendinde gözlediği bu eksiklikleri gidermeğe çağırır. Bu anlamda, klasik komedya koruyucu niteliktedir. Kurulu düzenin ilkelerini yürütür. Henüz toplumda yerini bulamamış, kendini kabul ettirememiş, ya da kendine özgü yeni bir uyum kuramamış olan yenilikleri alaya alır. Modernleşmenin özentili ve budalaca yanını gösterir. Öte yandan, çoğunluğun sağduyusuna aykırı gelen aşırı tutuculuk, geçerliğini yitirmiş eski değerlere bağnazca bağlılık da güldürüye konu edilir.

Oysa geleneksel seyirlik oyunlarını amacı öncelikle eğlendirmektir. Eğlendirerek insanları eğitmeye değil, eğlendirerek insanlığın ruh sağlığını korumaya çalışır. Karagöz, bir “ibret perdesi” olduğunu ne denli söylerse söylesin, seyircisinin kusurlarını düzeltmez, yol göstermez. Alayı belli hatalı davranışlara yönelmemiştir. Tersine,
ele aldığı her şeyi tefe koyar, her şeyi bozuk, çarpık yanı ile gösterir, özel kusurları, özel zaafları bu genel alay havası içinde eritip yaşamı daha dayanılır hale sokar. Bu da bir çeşit yarardır, bir çeşit koruyuculuktur. Fakat bu yarar, klasik batı komedyasının yaptığı gibi, düzenin kurallarını korumak için hangi davranışlardan kaçınılması gerektiğini
göstererek değil, doğal yaşama gücünü korumak için tüm bozukluklara nasıl boş verilebileceğini göstererek sağlanır. Seyircinin kendini tüm baskılardan, sınırlamalardan kurtulmuş hissettiği, ruhsal sağlığını kazandığı bir rahatlama ortamıdır seyir yeri. Başka bir deyişle, klasik batı komedyası ilkel dürtülere, bireysel tutkulara karşı toplumsal
düzeni, geleneksel halk güldürüleri ise. toplumsal sınırlamalara karşı doğal dürtüleri korumayı amaçlar. Klasik komedya, toplumsal düzeni gözetirken eleştirisini yönetim katlarına kadar yöneltebildiği halde, insanın ruhsal sağlığını gözeten halk güldürüsü ciddi eleştiriden kaçar. Baskı öğelerini taşladığı zaman bile yergisini bir soytarılık görünümü altında saklamaya çalışır. Düşünme değil, gülmedir önde gelen. Çığırından çıkmış bir dünyada seyircisine dayanıklılık kazandırmak, onu, kendine zararı dokunacak çatışmalardan korumak, kısaca yaşama gücüne katkıda bulunmaktır ,amacı.

Klasik batı komedyası bireycidir. Bireyin kusuru, bireyin zaafıdır ilgi konusu olan. Toplum, birey ilişkileri dolayısı ile tanıdığımız bir arka plandır. Bireyin zaafları bu arka fon üzerinde karşıtlıklar yaratarak iyice belirginleşir. Birey bir perspektif kazanır. Toplumu korumak için birey hedef alınmıştır. Yerli güldürülerimizde ise genel bir toplum portresi sunulmaktadır. Toplumun türlü türlü zümre ve mesleklerini simgeleyen tipler bir toplum dokusu meydana getirirler.
Oyun kişileri renk renk, çeşit çeşit iplikleridir bu uyumlu dokunun. Ona canlı, neşeli bir görünüm verirler. Hiç biri onu kendi özel doğrultusunda değiştirmeye kalkmaz, dokuyu örmekte kendine düşen görevi yapar, o kadar. Bireyin derinlemesine tanıtılması değildir önemli olan, genel görünümün eğlendirici olmasıdır.

Bir Moliere ustalığını oyun kişilerini işlemekte gösterirken, bir geleneksel seyirlik oyununda hüner, tipleri sıralamakta, bu sıralayışta bir ritm ve uyum gözetmekte, renkli ve sevinçli bir görünüm elde etmekte belli olur. Moliere’in kişileri ne kadar tipleştirilmiş, karikatürleştirilmiş olurlarsa olsunlar, inandırıcı insanlardır. Yaşam gerçeğine ters düşmezler. Bu kişiler, yazarın, kusurlarına meydan okuduğu fakat gerçeklerini yansıtmaktan kaçınamadığı olağan insanlardır. Oysa, geleneksel seyirlik oyunlarda inandırıcılık önemli değildir. Kişiler alabildiğine çarpıtılır, bozulur. Oyuncunun işi, canlandırdığı oyun kişisini hayata en yakın biçimde kişileştirmek değil, onu en inanılmaz biçimlere sokmaktır. Oyun kişisinin özel kişiliği önemsizleştikçe,
aktörün” hüner alanı genişler. Canlandırdığı tipi gönlünce eğer, büker, yoğurur. Yeter ki genel şenlik havası korunsun.

Klasik batı komedyasının kanavasını bir dolantı meydana getirir. Bu dolantı, oyunun başından sonuna kadar tüm olay ve durumları içine alır. Oyunun aksiyon birliği ve organik bütünlüğü vardır. Davranışların tümü birbirlerine neden-sonuç bağı ile bağlanmıştır. İnsan ilişkilerinde yansıyan yaşam parçası, tamamlanmış bir bütün olarak sunulur. Bu bütünlük içinde seyircinin merakı belli odak noktalarında yoğunlaştırılır. Oyun, gevşeyip hızlanan bir gerilim ritmi içinde devam eder. Aksiyonu yürüten, dolayısı ile dolantıyı oluşturan güçler oyun kişileridir. Olaylar onların dürtüsü ile gelişir. Raslantılar, sürprizler en aza indirilmiştir.

Geleneksel seyirlik oyunlarımızda ise, tamamlanmış bir olay dizisi yoktur. Açık biçimde sunulan bu oyunlarda, her biri kendi içinde bir bütün olan episodlar yan yana sıralanırlar. Seyirci onların nasıl gelişeceğini merak etmez. Eğlenceli bir resmigeçit yer alır sahnede. Belli bir başı ve sonu yoktur. Aslında kendine özgü bir düzeni olmasına
rağmen, rasgele sıralanmış izlenimini uyandıran durum ve olaylar belli bir öyküyü ve bu öyküye bağlı olarak bir düşünceyi .oluşturmaz, toplum hayatından kesitler vermekle yetinir. Oyun kişileri bu kesitler içinde tipik yönleri. ile görünür, fakat istemleri ile olaylara yön vermezler. Zamanla sahnelerin sıralanışında, tiplerin belirlenişinde bir
kalıplaşma meydana gelmiş, bu oyunlar belli kanavalar içinde sunulur olmuştur.

Klasik batı komedya sanatı da, geleneksel seyirlik oyunları da seyirciyi güldürmek için hareket, söz, durum ve karakter komiğinden yararlanırlar. Oyun asıl çekiciliğini bu güldürü öğelerinin ustaca kullanılışı ile kazanır. Yazarın hüneri, alımlı gülünçlükler yaratmak, oyuncunun marifeti, bu gülünçlükleri en çarpıcı biçimde seyirciye sunmaktadır. Bir komedyanın büyüsü, seyircisini içten gelerek güldürmesinden anlaşılır.

Ancak klasik batı komedyası ile geleneksel halk seyirlik oyunları arasında güldürme yöntemleri bakımından farklar vardır. Bir Moliere komedyasında güldürücü hareket, güldürücü söz, güldürücü durum, güldürücü davranış, oyun kişisinin beşeri zaafına, bir düşünce hatasına bağlı olarak anlam kazanır. Kusurlu, dolayısı ile gülünç hareket, durum ve söz, oyun kişisinin gerçeğinin zorunlu sonucudur. Bir yandan seyirciyi güldürürken, bir yandan onun, oyun kişisini daha iyi anlamasına yardımcı olur. Gülmek, anlamak ve değerlendirmek ile birlikte oluşur.

Oysa, geleneksel seyirlik oyunlarda kusurlar ve zaaflar, ruhsal ve zihinsel olmaktan çok fizikseldirler. Cücelik, kamburluk, kekemelik, bu güldürülerin sıkça ele aldığı kusurlardır. Bundan başka, budalalık, tembellik, şaşkınlık, acelecilik, şirretlik, sarhoşluk, anlayışsızlık, uyumsuzluk gibi insan halleri karikatürleştirildiğinde de bu hallerin ruhsal ve zihinsel nedenleri üzerinde durulmaz, abartılmış sonuçları gösterilir. Seyirci kusurun niteliği üzerinde düşünmez; bozukluğun, saçmalığın kendini görür ve güler. Güldürüde başarı, abartma ile sağlanır. Kısaca, klasik batı komedyası gerçekleri uzak açıdan yakalamağa çalışır. Geleneksel halk güldürüsü ise güldürerek acı gerçeklerden kaçmayı sağlar.

Moliere komedyalarının doyurucu inceleyicisi J.D.Hubert, akıl güldürüsü olarak nitelediği Moliere komedyalarında tragedya türüne benzerlik görmektedir. Hubert’e göre her iki türde de yıkıma yöneliş vardır. Oyunda bu yıkımı, bazan bir kralın tüm varlığına egemen olan bir üstün güç, bir insan işi kader, bazan insan kuklaların iplerini yöneten ve onları birbiri ile çatıştıran bir düzen meydana getirir. Oyunun ekseninde, insanın bir başka güçle çatışması
vardır. Tragedya’daki “deus ex machina”nın yerini, komedya’da “machina” almıştır4 Oysa geleneksel seyirlik oyunlarımızda kişi üstün güçlerle uzun süreli bir çatışmaya girmez. Sahnede karşıtlıkların sergilenmesi ile yetinilir. çatışma, gövde gösterisi ile ağız dalaşından ibaret kalır.

İki komedya anlayışı arasındaki bu farklılıklar da gösteriyor ki, Moliere komedyalarının sahnelerimizde yer alması, seyircimiz tarafından benimsenmesi, yerli yazarlarımızı etkilemesi demek, Türk güldürü sanatının yeni bir yönde gelişmesi demektir. Bu gelişim, toplumun bozukluklarından güldürü sanatının da sorumlu olmasını, sistemli eleştiriyi ve olaylara yön veren insan isteminin belirtilmesini sağlar. Bununla birlikte, komedya sanatının kendini bir toplum görevi ile yükümlü hissetmesi onun coşkusunu kısıtlamamalıdır. Her sanat gibi komedya sanatı da hayatı içten kavramağa yardım etmelidir.

O halde sorun, alay ile eleştiriyi, cümbüş ile ciddiyeti bağdaştırabilme sorunudur. Horatius’dan beri söylenegelen “Fayda” ile “Zevk”i birlikte yürütebilmek demektir. Kısaca, Moliere komedyasının özellikleri ile, geleneksel seyirlik oyunlarınm özelliklerini tutarlı bir bütün içinde kaynaştırabilmek demektir.

Batı tiyatrosuna öykünmekle gerçek bir yaratıcılık aşamasına erişemeyeceğimizi haklı olarak ileri süren sanatçılar son yıllarda yeniden seyirlik oyunlara yöneldiler. Batı tiyatro sanatının ülkemizde yerleşmesinden beri ihmal edilen meddah, karagöz, ortaoyunu türleri yeniden ele alındı. Bu ulusal tiyatro örneklerinin yeni uyarlamaları yapıldı. Geleneksel türlerin taşlama eğiliminden yararlanılarak ona zor görevler yüklendi. Toplumdaki tüm bozuklukları sergilemesi ve doğru yolu göstermesi istendi. Güldürü niteliğini korumak için de elimizdeki yüz yıl öncesinden kalma bayat metinler in esprilerinden, fars öğelerinden, taklitlerinden yararlanıldı. Bu güne dek yapılan denemeler içinde başarılı olanlar bulunmakla beraber, bu oyunlar komedyaya ne ciddi bir eleştiri gücü kazandırmış, ne de onun doğal yaşama sevincini dile getirmesini sağlayabilmiştir. Zorlama soytarılık gösterisi ile öfkeli bir taşlama, özlenen komedya sanatının gelişmesine yetmiyor. Komedya sanatı, insan gerçeğine temellendirilmiş bir mizah anlayışını gerektiriyor. Günümüz komedya yazarının Moliere’den de, seyirlik oyunlarından da öğreneceği çok şeyler var. Seyirciye yaşam dürtüsü ile sorumluluk duygusunu bir arada tattırabilmek için.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.