Şiir Üzerine (Victor Hugo)

Mey’in Gelişimi ve Türk Halk Müziğine Katkıları (Ali Yılmaz)

Bir Yıldönümü Münasebetiyle Johannes Brahms (Prof. Cevad Memduh Altar)

Selçuklularda Müzik ve Literatürü (Yrd. Doç. Dr. Recep Uslu)

Moğolistan ve Altaylar’daki Yeni Türk Heykelleri (Prof. Dr. Vladimir D. Kubarev)

Heykel, Sanat Tarihi 19 Haziran 2016
314

Rusya, Orta Asya, Türkiye, Çin ve İran halkları Avrasya’nın tarihikültürel birliğinin meselelerine başvurarak yeni işbirliği ve birlikte varolma yolları arıyorlar. Bu meselelerin çözümü Doğu ve Batı’nın eski göçebe nüfusunun tarihi ilişkilerinin çözümlenmesinde yatıyor olmalıdır. Bu yüzden, pekçok ülkenin bilim adamlarında Orta Asya’nın Ortaçağ sanatını, özellikle de Moğolistan’daki anıtları çalışmak üzere tekrar derin bir ilgi uyanmıştır.

Üçüncü binyılın eşiğinde sanki dünyamız haritasında ‘karanlık noktalar’, insanın gidebileceği daha fazla yer yokmuş gibi gözükmektedir. Yalnız Asya’nın dağ ve çöllerindeki birkaç tecrit yer keşfedilmemiş olup, bulunup belgelenmeyi beklemektedir. Moğolistan Altayı böyle bir bölgedir (Fig. 1). Şimdiye kadar bu bölge sadece doğal değil, aynı zamanda az çalışılmış bir arkeolojik koruma olarak kalmıştır.

Güneydoğu Asya’nın yalıtılmış bölgelerine ulaşmaya çalışan pekçok meşhur gezgin ve bilgin için, Moğolistan Altaylarının çetin dağları ilerideki topraklara bir çeşit geçit, daha uzun yolculuklarda kısa bir serüven teşkil etmiştir. Asya’ya adanmış çok sayıda çalışma içinde bu uzak bölgedeki eski anıtlar hakkında pek bahsin bulunmaması çarpıcıdır. Orta Asya’daki eski kültürlerin çalışılmasında Bayan Olgiy oymak bölgesi, en azından Moğolistan’ın en dağlık bölgesi olmasıyla özellikle ilginçtir. Son yedi araştırma mevsiminde bu bölge ortak RusMoğolAmerikan projesi ‘Altai’ın odağı olmuştur. Bu projenin bir parçası olarak yapılan araştırma, Rusya Bilimler Akademisi Arkeoloji ve Etnoğrafya Enstitüsü Sibirya şubesinin, Moğol Bilimler Akademisi ve Oregon Üniversitesi’nin (ABD) işbirliğine dayanan çabasıdır.

Bu seferin yayınlanmış sonuçlarına bakarsak, ülkedeki en yüksek ve ücra alan olan Moğolistan Altayı, gerçek bir arkeolojik korunum olarak durmaktadır. Burada, çok eski yerleşimler, taş yazmalar, geyik taşları ve khereksury gibi çok sayıda eski kalıntının yanında, erken dönem ve Ortaçağ göçerlerinin gömü yığınları ile Eski Türk kurganları bulunmuştur. Verilerimize göre, sadece Rusya ve Çin ile sınırı olan iki oymak bölgesinde 200’den fazla eski Türk heykeli bulunmuştur. Anıtlardaki pekçok öge zamanla yarışa dayanamayarak tahrip olmuştur ama ücra ve erişilmez dağlardaki vadilerde bulunanları hemen hemen asli halleriyle muhafaza edilmişlerdir (Fig. 35). Her araştırmacı bunların büyük bilimsel öneme mazhar anıtlar olduğunu anlar; bunlar aynı zamanda Orta Asya bölgesinde yaşayan halkların eski tarihi hakkında yeni veriler toplama imkanını da sunar. Moğolistan’daki taş heykeller hakkında zamanında kısa raporlar (Potanin, 1881: 7273, Fig. 34; Granö, 1910: 2930, Tab. XIII, XIV, vb.) yayınlanmakla birlikte, maalesef henüz toplayıcı bir eser yayınlanmamıştır. Bununla birlikte, son yirmi yılda Moğolistan taş heykelleri ve anıtlarıyla ilgili çok sayıda ilginç kitap, makale ve rapor ortaya çıkmıştır.

V. E. Voitov’un eseri (1996) ilmi camiada genişçe tartışıldı. Eser, yıllar önce “KaganskKnyazhesk” kalıntılarında yapılan araştırma çalışmasının sonuçlarını özetlemektedir. Yazar pekçok yeni veriyi bir araya getirmesi, düzenlemesi ve yorumlamasıyla takdir edilmelidir. V. E. Voitov, 87 kalıntı üzerinde çalışma ve araştırma yaptı. Bu yazarın topladığı malzeme, Orta Asya Eski Türk arkeolojisine esaslı bir katkı sağlamaktadır.

Moğol arkadaşlarımızdan D. Bayar da kaydadeğer bir isimdir.

Kendisi Ortaçağ anıt ve kalıntılarıyla ilgili kapsamlı çalışmalarını sürdürüyor (Bayar, 1994; Bayar, 1997; Bayar, Erdenebaatar, 1999). T. Byambadorzh ve Ch. Amartushvin’in yayınlarından bahsetmemek olmaz (1998). Bu eser, Uvsunursk oymağında bulunan 90 taş ögeyi betimlemeye adanmıştır. Moğol bilginlerince eski kalıntılar hakkında özgün bir ansiklopedinin yayınlanması, tarih çalışmaları alanında büyük bir başarı olmuştur. Bu ansiklopedinin önemli bir bölümü TürkMoğol zamanındaki geyik taşlar ve taş heykeller gibi anıtsal sanat eserlerinin betimlenmesine ayrılmıştır. (Mongol nutag…, 1999). Ansiklopedinin içeriği ve düzenlemesi, Almanya’da 20 yıl önce yayınlanan eski Moğolistan hakkındaki diğer bir kitap ile kıyaslanabilir ölçüdedir (Novgorodova, 1980).

Çinli arkeologlar Van Bo ve Zi Syaoshan, Doğu Türkistan ve İç Moğolistan’ın taş heykelleri üzerine özet kitaplarında Moğolistan, Altay, Tuva ve Yedisu’daki belli eski Türk heykel guruplarını sunarlar (1996). Japon bilim adamı Toshio Hayashi de Kuzeybatı ve Orta Moğolistan’da dağılmış bulunan 330’dan fazla heykel hakkında bir özet hazırlamıştır (1996).

RusMoğolAmerikan projesi ‘Altai’ 1993’te başlamıştır. Moğolistan Altayları’ndaki araştırma çalışmalarını sürdürmektedir. Projenin esas maksadı, bölgedeki eski yazılıkayalar üzerine kapsamlı bir çalışmayı üstlenmektir. Bu amaç için çabalarken, önceden bilinmeyen çok sayıda Eski Türk kültür anıtı ortaya çıkarılmıştır. Buluntular üzerine pekçok kısa rapor yazılmıştır. Aynı zamanda çok sayıda özel yayın ortaya çıkmıştır (Kubarev V. D., Tsevendorj, 1997; Kubarev G. V., “Tsevendorj, 1999).

Moğolistan Altayı’nda, 68. yy.’lardaki Eski Türk çağının göçer nüfusunun seçkin ve sıradan temsilcilerinin, 49’u heykel 200 anıtsal kalıntısı bulunmuş ve çalışılmıştır.

Yeni malzeme ve yayınlar Eski Türk nüfusun gömü yapılarının köken ve amacı hakkındaki tartışmaların yenilenmesini mümkün kılmıştır. Yazarlardan biri tarafından 17 yıl önce ortaya atılan bir öneri, yeniden yapım ve sonuçlar (Altaylardaki Eski Türk heykelleri hakkındaki telif eserin ‘Gömü Yapıları’ bölümüne bakınız, Kubarev V. D., 1984: 4181), şimdi eleştiriliyor ve bu yüzden düzeltme ve yeni destekleyici savlar gerekiyor. Herşeyden önce bu, ‘anı sütunu’, yani bir ağaç ve balbal gibi Türk anıtlarındaki baskın unsurların yorumu ile ilgilidir. Aynı zamanda Moğolistan ve Altaylar’dan bazı anıtların tarihlenmesi meselesi ortaya çıkmaktadır.

V. D. Kubarev Altay gömü çitlerinin, pekçok araştırmacının kabul ettiği bir sınıflamasını önerdi; 116 bulunmuş nesneye dayanarak beş ana tip belirlendi. Bu tasnif, benzer türdeki aynı döneme ait diğer kalıntılara ve Altay çevresindeki bölgelerde yapılan çalışmalara da uygulanır hale geldi.

Altaylar Türk halklarının anavatanı olduğu için ve Altay halkı da bütün hakanlıkların etkisi altında bulunduğundan bu son derece açıktır. Öte yandan Altayların merkezindeki dağlık ve ulaşılmaz alanlar bir sığınak görevi görmüştür. Burası Türk devlet birliklerinin kuzey eyaleti idi. Böyle bir etnocoğrafi özellik, hem Altay gömü ve anıt yapılarının yegane karakterini, hem de bunların Tuva ve Moğol anıtlarına benzerliğini belirler. Kimi bilginler, öncüllerince geliştirilen tipolojik ve kronolojik şemaları nazara almadan kendi tasniflerini önermişlerdir.

Bizim tipolojimize eleştirel bakan V. E. Voitov kendi tasnifini önermiştir. Ancak kendi çalışmasında sık sık bizim tasnifimize dayanmak zorunda kalışı kaydedilmelidir. Onun tasnifi, B. Ya. Vladimirzov ve Yu. S. Khudiakov’un önerdiği yöntem ilkelerine dayanır. Voitov’un tasnifi büyük ölçüde Moğolistan’daki yöneticilerin anıtlarına dayanır, bizim tipolojimiz ise Altaylar’daki olağan gömü yapıları için önerilmiştir. Noksanları meydandadır ve gelişmesinin erken aşamalarında V. D. Kubarev tarafından tanımlanmıştır. Aynı zamanda Türk çitleri konusunda sadece sınırlı bir bilgi vardır. Halbuki bunların sayısı çok fazla artmıştır. Son yirmi yılda çıkartılan anıt sayısı sadece Rusya Altayları bölgesinde 130’a ulaşmıştır.

Moğolistan’daki Anıtsal Malzeme

Arkeolojik araştırmamız esnasında teşhis edip belgelediğimiz, Eskiçağ ve Göktürk dönemi göçerlerinin diğer arkeolojik malzemeleri arasında, anıtsal malzemelere, geyik taşlara ve Türk taş figürlerine özel dikkat gösterilmelidir. Bunların çoğu ilk kez bizim araştırmamızda çözümlenmiş ve yayınlanmıştır; bu sebeple onların bulundukları yer ile ilgili biraz bilgi vermeyi faydalı addediyoruz. Ancak, bu anıtların bir kısmı önceki araştırmacılar tarafından da belgelenmiştir. Onların yorumlarını bizim gözlemlerimizle karşılaştırmak ilginç olacaktır. Bu yüzden, örneğin G. N. Potanin 18761877’deki gezileri esnasında iki arkeolojik eser tanımlamış ve taslağını çıkarmıştır. Dajan gölünün (Dajan Nuur) güneybatı sahilinde iki Göktürk dönemi duvarı da içeren küçük bir külliye belgelenmiştir.

Bunlardan birinin doğu tarafında bir taş, diğerinin yanında ise bir taş figür dikilmektedir (Fig. 4, 2). Bunları ilk olarak G. N. Potanin (1881: 7273, Fig. 34) belgelemiş ve çizimler tam doğru olmasa da (Bkz. Fig. 4, 1), bu bize nesnenin bugüne korunmuş olan haliyle Potanin’in tanımladığı şeklini karşılaştırma imkanı vermektedir: “İki küçük göl arasındaki Dain gölünün güney tarafı yakınlarında, Kırgızların Dain Batır dedikleri bir granit büst vardır. Dain Batır’ın etrafında dökülmüş çatısı ve bir kapısı olan ahşap bir çevirme vardır. Pencereleri yoktur. Kapı heykelin yüzüne bakar. Kapı ile nesne arasında, batı duvarı boyunca, üzerinde ipek sırmaları, at kılı, hatta tahta parçalarından yapılmış tokaların asılı olduğu bir ip vardır. Bunlar dört taraflıdır, yay biçimlidir ve özgünce süslenmiştir.

Heykelin temelinin çevresinde kalaslardan yapılmış küçük bir çevirme vardır. Kusursuzluk ve korunma bakımından taş adam, Dain Batır, Kuzeybatı Moğolistan’da böyle gördüğümüz en iyi nesnedir” (a.g.e.).

Şu an Dain Batır heykelini çevreleyen ağaç yapıdan tabii ki eser kalmamıştır, fakat heykelin kendisi güzel bir şekilde korunmuş olup hala G. N. Potanin’in tecrübe ettiğine benzer bir değerlendirmeye yol açmaktadır. O, işçiliği ve gerçekçiliği bakımından bunun Kuzeybatı Moğolistan’daki en iyi heykel olduğunu söylemiştir. Bu yargıyla uyuşmamak mümkün değildir. Ancak Potanin’in yorumlarına bizim gözlemlerimiz eklenmelidir. Heykel güzel damarlı bir taştan yapılmıştır. Esasında açık şekilde belirlenmiş kafa, boyun ve omuzlarla bir heykel biçimini alır. Yüz hatları özellikle dikkatli çalışılmıştır: Gözler, kaşlar, burun, yanaklar ve ağız. Kulaklar biraz rölyefli verilmiş, oradan kürevi süs unsurları olan küpeler asılmıştır. Saçı da dikkatle gösterilmiştir ve arkada, boyunda toplanmış görünmektedir. Boynunda merkezi asma süslemeli bir gerdanlık asılıdır. Kuşak tek bir rölyef bant ile gösterilmiştir. Aynı tür bir rölyef bant, heykelin vücudunu önden ve arkadan çapraz dolanır. Heykel bir taş çevirmenin (5 x 5 m) üzerinde durmakta olup, oldukça tozludur ve yüzü doğuya dönüktür.

Heykelin olağandışı bir yönünü daha fark ettik: Taş heykelin dudaklarındaki kırmızı boya izleri. Tomsk Üniversitesi’nin müzesinde bulunan, koyu renkli saçları olan diğer bir küçük taş heykelde de benzer bir ögeye, yani dişlerin renklendirilmesine rastlanır. Bu heykel Doğu Türkistan’dan, belki de Altaylar’ın Çin kesiminden G. N. Potanin tarafından getirilmiştir. Yüz ögelerinin renklendirilmesi geleneğinin nispeten geç ortaya çıkma ihtimalini reddetmeksizin, heykellerini boyamak için kırmızı ve siyah kullanan Kıpçak taş oymacıları arasında da benzer bir geleneğin olduğunu kaydetmeliyiz (Pletneva, 1974: 58, Fig. 28, a). Dajan gölündeki Altay figürlerinin boyanması, Kubarev’in Türk taş heykellerinin boyanmasıyla ilgili varsayımını destekler (Kubarev V. D., 1984: 82). Orta Asya’nın gerçekçi yapıtlarının ya beyaz mermerden, ya da kireçtaşından yapıldığını hatırlarsak, heykellerin bu şekilde tekmili tuhaf değildir. Değişik nesnelerin gösterilmesi, figürün temel taş özüne bağlı olarak hemen hiç değişmez; bu sebeple, heykeltıraşlar kuşkusuz asil Türk kişiliklerinin zengin giyiminin renklerini ifade niyetiyle heykellerin kimi kısımlarını boyamışlardır.

Dain Batır’ı tarihlemek için, sayıları az olsa da heykelin üzerindeki küçük nesneler özel önemde olabilir. Göktürk döneminde çok yaygın bir süsleme biçimi olan incili küpeler buna dahildir. Ancak bu nesneler isabetli tarihlenemez. Sadece üç dilmikli süsü olan gerdanlığın gösterimi Kazakistan’daki Yedisu bölgesinde bulunan taş heykellerde olanlarla özel bir benzerliği akla getirir. Buna benzer seyrek, muhtemelen itibar ifadesi süslemelerin sadece kemer ve silahları olmayan gerçekçi taş heykellerde bulunması dikkate şayandır (Sher, 1966: 103, Tab. XVILT, nesneler 7275). Varakşi, Afrasiyab ve Pencikent boyamalarında da bükümlü veya düz gerdanlıklar ile değişik asma süsleri ve muskalar bulunmuştur (Lobacheva, 1979: Fig. 2, 5, 7; Fig. 3, 13, vb.). Dain Batır’da, eski Türk heykellerinde görülmeyen olağandışı bir gösterim kipi olarak ne el, ne de kap bulabiliyoruz. Heykelin göğsünü çaprazlayan rölyef bant kalıntısı (dikilmiş süs silindirleri veya belki de saç örgüsü), yakın benzeri olmayan olağandışı bir ayrıntıdır.

Sadece, çapraz bantların heykellerin önünde gösterildiği Rus Altayları’ndan iki heykele gönderme yapabiliriz (Kubarev, 1984: 206, heykel 164; s. 299, heykel 255). Bu unsurlar omuzları çaprazlayan ve koltuk altından geçip göğüste birbirini çaprazlayarak geriye dönen kayışlar olabilir. Sonraki Kıpçak figürlerine bakarsak, böyle kayışlar omuz zırhını güvenceye almak için gerekli idi (Pletneva, 1974: 26, Fig. 6, 3,4). Fakat Dain Batır figüründe silah temsilleri yoktur ve çapraz geçen şeritler kemerin altında, yani heykelin aşağı kısmında da devam eder. Bu yüzden benzerlikler, gerçekte daha çok, elleri saklayacakmış gibi duran uzun ve geniş yenli bir kaftan gibi çok kullanılmayan bir giyimin hatırası olan bu ayrıntının anlamını açıklamaz.

Rölyef silindir biçimindeki benzer bir süsleme Rus Altayları’nın güney bölgesinden iki taş heykelin başlığında bulunmuştur (Kubarev V. D., 1984: 204, Tab. XXV, heykeller 151,153). D. Bayar benzerlik için, Arkhangay oymağındaki Bayantsagaan’dan bir taş heykelin başlığına göndermede bulunur (1997: 42, Fig. 3, 3,4). Böyle bir başlık, Kırgızistan’daki Çu vadisinden pekçok gerçekçi taş heykelden birinin başındaki iki bükümlü sırtı olan şapkayı akla getirmektedir (Sher, 1966: 99, Tab. XIV, Fig. 57).

Bu yüzden, Dain Batır heykeli açık şekilde 810 yy. dönemine gider ve silahsız olarak temsil edilen eski Türk heykelleri gurubuna katılabilir (Sher, 1966: 26; Kubarev V. D., 1984: 20).

Dain Batır adındaki bu eski taş heykele duyulan büyük saygıya, sağ omzuna bol miktarda yayılmış kuyrukyağı ve tereyağı kalıntıları işaret eder. Belli taşları ‘baba’ diye adlandırma geleneği Altaylar ve Moğolistan’da iyi bilinir. Örneğin, Toto nehri vadisinde (Kuray bozkırı) bulunan, Altay bölgesinin en gerçekçi taş heykeline yerel halk ‘Kezer’ der (Evtiukhova, 1952: 75); ve D’er tepesindeki ‘Aktaş’ adlı bir heykele, hemen yanına yapılan küçük bir oboo’nun gösterdiği üzere, özel saygı beslenir (Kubarev V. D., 1984: 78). Moğolistan’da Ar Zhargalant Somon’daki Burden gölün kıyısında da yatmış bir taş heykelin yanına bir oboo dikilmiştir. Oboo’nun üzerine “.içinde at kılı ve para bulunabilecek bir tunç tütsülük konmuştur. Bu heykelin bulunduğu yer az nüfuslu olmasına rağmen, heykelin yanındaki yol kullanılmaktan derinleşmiştir. Açıkça hem taş ‘baba’, hem de oboo uzun süredir yerel tapınma nesnesidirler. bu taş heykele ‘Lovkh’ denir ama bu kelimenin anlamı anlaşılmaz” (SerOdzhav, 1964: 98). Ar Zhargalant Somon’daki Bain dunduran bölgesinde bulunan bir diğer heykele ‘Lam Chuluu’ yani taş lama denir. Somonun merkezi Uyanga’nın yakınındaki Ovohanghai oymağında ‘Uvshkhai’ adlı bir taş baba vardır (a.g.e.). Bu heykelin ilginçliği, 18. yy.’da etrafına inşa edilen tapınağa lamaların sürekli devam etmesinden kaynaklanır. Burada kurbanlar için bir yılda 25 koyun kullanılır.

Burada önümüze konan etnografik malzeme, eski Türk heykellerinin özellikle itina ile yontulanlarının, ta günümüze kadar TürkMoğol halkların nesillerdir kutsal saydıkları nesneler olduğu fikrini onaylamaya bir temel sunar (Kubarev G. V. ve Tseveendorj, 1999). Kuzeybatı Moğolistan’da, G. N. Potanin’in kaydettiği gibi, heykelin boynuna bir kemer (Ulaangom’daki bir taş heykelde) veya malzeme şeritleri veya kaşkol bağlama geleneğini tespit ettik (Bkz. Fig. 4, 1). Heykelin etrafına bir tapınak olan oboo veya ağaç bir yapı dikilmesi özellikle önemlidir. Bu ikinci durumda, bir meskene göndermeleri kaydetmeliyiz: Dört duvar, sivri çatı, kapı ve yapının doğuya bakışı. Hatta heykelin önüne ipek şeritler ve at kılı bağlı ve ağaç bastonlar asılmış bir ip germe geleneği, evlerde veya hemen önlerine bez parçaları olan benzer ipleri bağlama şeklindeki Altay geleneği ile doğrudan paralelliğe sahip gözükmektedir (L’vova et al., 1988: 64). Bu benzerlikler, eski Türk anıt yapılarının ya bir tapınağın ya da simgesel meskenin modeli olduğu yorumumuzu birkez daha teyit eder (Kubarev V. D., 1984: 6166).

1988’de Kurgan gölünün güney kıyısında (Moğolistan Altayı) dört ‘yustyd’ tipi çit üzerinde çalışıldı. Yustyd nehri boyundaki çitler gibi, yanlamasına duran dört kitlesel plakadan yapılmıştır; boyutları şöyledir: 1) 1.5 x 1.5 m; 2) 2.8 x 2.8 m; 3) 2.9 x 2.8 m; 4) 2.5 x 2.5 m. Çitlerin doğu kenarında dört küçük heykel ve her birinde en fazla 10 taş bulunan dört balbal sırası vardır. Bu çitler, Altay yustyd anıtlarına da özgün olduğu üzere, içerden taşlarla doldurulmamıştır. Zayıf hatlardaki plakalardan birinin dışında da bir ‘eşkenar dörtgen ızgara’ işaretlidir. Benzer geometrik süsleme, Moğolistan’daki yönetici anıtlarının önemli bir kısmında özellikle tipiktir (Novgorodova, 1980, Abb. 203; Voitov, 1986: 77, Fig. 3, 2). Bu çeşit süsler Rus Altaylarında da bilinmiyor değil. V. E. Voitov, Makazhan bozkırındaki çit plakaların birinde bulunmuş ‘ağaç kutuların’ plakalarını süsleyen işleri (Kubarev V. D., 1984: 209, Tab. XXX, 3) gömü anıtlarının ‘sahiplerinin’ farklı etnik aidiyetini gösteren özgün işaretler olarak yorumlamıştır (1978: 88).

Bizce, ‘eşkenar dörtgen ızgara’ terme boyaması bir yurt ocağını temsil etmektedir. ‘Tahta kutuların’ plakaları üzerindeki diğer süslemeler konu olarak Moğol yurtlarının duvarlarını süsleyen boyamalara yakındır (Maidar, Darsuren, 1976: Tab. 20, 37, 42, 49).

Ikh Turgnii gölünün hemen yakınında, Syrgal’daki geçidin karşısında (48° 33′ N, 88° 25′ E) kafilemizin üyeleri sekiz Türk dönemi heykelinden oluşan bir diziyi iyi halde kaydetti.

V. E. Voitov’a göre, taş dolmalı ve içi odundan bir çit, ilk Göktürk kağanlığının halkındaki bütün toplumsal gruplar için tipik idi. Bu araştırmacı daha sonraları çitin sadece ‘kara budun’ arasında korunduğunu, seçkinlerin anıtlarında ise dört plakalı kutulara dönüştüğünü düşünür (Voitov, 1996: 118). Bu çıkarım Orta Moğolistan’daki gömü anıtları için güvenilir olabilir; Altaylar’a (hem Rusya hem Moğolistan) gelince, ‘dört kutu plakalar’, yani dört kitlesel plakadan yapılmış çitler hem göçerlerin, hem de göçer seçkinlerinin gömü yapılarında özgün idi.

Seçkinlerin yapılarını çok sayıdaki Altay çitinden ayırmamızı sağlayan temel ve belirleyici özellikler, çit etrafındaki bir yükselti ve hendek ile daha gerçekçi (genellikle askeri atıflarla) heykel karakterleridir. Bazı Altay heykellerinin ayrıntılara büyük dikkat ile, itina ve ustalıkla yapıldığı kaydedilmelidir. Örneğin Kuray bozkırındaki ‘Kezer’, Argut nehri vadisindeki KemeKeçu heykelleri vb. Bu heykeller olağan ‘yakonur’ çitleri içine yerleştirilmiştir; etraflarında ise hendek ve tümsekler yoktur.

Rusya Altayları’nda bulunmuş 11 Türk seçkini anıtından (Kubarev V. D., 1984: 5155; Savinov, 1994: 151152), her birinde iki çit vardır ve bunlar hendek ve tümseklerle çevrilidir. Komşu Moğolistan’da yapımları benzeyen beş anıt kaydedilmiştir (Voitov, 1996: 49).

Özellikle Rusya Altayları’ndaki dağlarda korunmuş bulunan benzer anıtlar (Kubarev V. D., 1984: 5152, 55, 198, sculpt. 114, 115, sculpt. 198, 199), Eski Türk seçkinlerinin ve tiginlerin silahlı kuvvetlerinin önderlerinin savaş kahramanlıklarını anlatıyor olmalıdır. Raptedilmiş heykellerin aynı zamanda askeri önder olan iki ortak yöneticiyi (shadasada) göstermesi de mümkündür. Bunların mezarları, sıradan göçerlerin Eski Türk mezar kitlesinin gerisinde, ayrı şekilde dururlar. Herşeyden önce bunlar, taş yükseltilerinin büyüklüğü ile ayırdedilirler. İkincisi, bir kişi için gömülmüş atların fazlalığı (dörde kadar) ile özgünleşirler. Üçüncüsü, bunların belirleyici özelliği mezarlara konmuş çok sayıda pahalı eşya, zırh ve silahtır. İki asil Türk heykeli olan (muhtemelen aynı ustanın yaptığı) ikili mezarlık çiti gibi, tiginin silahlı kuvvet seçkinlerinin tümsekleri çiftler halinde ve açıkça aynı anda yükseltilir. Mezarlık âdetlerinin bütün yönlerinin aynılığı ve zengin malzemenin benzer seçimi buna delildir. Eski Türk toplumunda boy bölünmesinin yanında, asil savaşçıların (kılıç kardeşlerinin) aynı anıtmezarda veya yanyana dikilmiş ayrı büyük tümseklerde simgesel olarak çift gömülmeleri şeklindeki paralel gelenek vardı.

Moğolistan Altayları’nda son yıllarda tiginin silahlı kuvvetler seçkinlerinin temsilcilerinin dört gömü yapısı ortaya çıkarılmıştır. Bu anıtlardaki plakalarda ve bizzat heykellerin kendilerinde betimlenen rivayet sahneleri özellikle ilginçtir (Bkz. Fig. 5, 1). Gömü yapılarının yapım özellikleri Rusya Altayı ve Tuva’daki eşzamanlı anıtlara yakındır. Bu Moğolistan anıtları, Orta Moğolistan bölgesindeki anıt mezarları ile Eski Türk dünyasının batı yakasındakiler arasındaki havuza köprü kurarak çok sayıdaki boşluktan birini doldururlar.

Balballar: Öldürülen Düşmanların mı, Makam Zincirinin mi Simgesi?

20 küsur yıl önce V. D. Kubarev, Pazırık’taki Türk balballarına geleneksel olmayan ve pekçok araştırmacının kabul etmediği bir yorum önerdi (1979a: 9396; 1984: 6669, Fig. 16). Aynı zamanda pekçok arkeolog da onun bu varsayımını aslında kendi buluşları ve yeni araştırmalarla desteklediler ve bu varsayıma varolma hakkı verdiler.

Çitli taş balbal dizilerinin ve kağan anıtlarının anlamı üzerindeki öldürülen düşmanların simgesi olduğu yolundaki ortak kabul görmüş bakış açısını doğrulama ve destekleme yolunda, V. E. Voitov bazı balbalların insan eliyle biçimlenmiş karakterini öne sürer (1996: 8788, Fig. 50, 1, 2, 52, 53). Maalesef bunların hepsi Eski Türk heykelleridir ve sadece ikinci yerde bir balbal sırası vardır. V. E. Voitov bile “geyik taşı parçalarının insan yapımı balballar olarak nadir olmadıklarını” sorgular (a.g.e.: 86). Bu sebeple, V. E. Voitov’un neden bakış açısını değiştirdiği ve onlara ‘ana balballar’ dediği açık değildir (Voitov, 1996: 8688). Onun bu fikri sahiplenmede yalnız olmadığı da belirtilmelidir. A. D. Grach ‘Turkic sculptures in Tyva’ adlı eserinde “ana işaret direkleri heykellerle eşanlamlıdır” diye yazar (1961: 5455). ‘Ana balbalların veya ana işaret direklerinin’ işlevsel olarak çitlerin doğu taraflarına dikilmiş Türk heykelleriyle aynı olduğu uzun zaman önce ispatlanmıştı (Kyzlasov, 1969: 26; Kubarev V. D., 1979a: 2427; 1979b: 154). Biz, mantık yolunu kullanarak ve V. E. Voitov’un önerdiği ıstılahı takip ederek, heykelin yerine konan ‘insan yapımı baş balbalın’, diğer balballarla, ‘sıradan düşman savaşçılarla’ bir hizada başa konmuş ‘baş düşman’ olduğu sonucuna vardık. Fakat bu, işaret direğinin veya bir geyik taşın güçlü bir düşmanı temsil edişini öngören diğer bir varsayımdır (Veselovsky, 1915; Grach, 1955;

Albaum, 1960; vd.). Bu varsayımın A. D. Grach’ın desteklediği birincil telakki olduğu yaygın bir bilgidir. Bu, onun Tuva’daki Eski Türk heykelleri hakkındaki kitabında (1961) ayrıntılı açıklanmıştır. Yazar fikrinde ısrar etmiş, ama bilimsel tartışma onun lehine bitmemiştir. Kitabının iki değerlendirmesi, bir yüzyıldır süren Türk heykellerinin ve balbalların işlevi konusundaki tartışmayı sona erdirmiştir (Kyzlasov, 1964; Sher, 1964). Ondan hemen sonra J. A. Sher şunları yazıyordu: “Türk gömme törenini betimleyen Çin vakayinamelerindeki parçalar, taş heykelleri çalışan pekçok arkeologun kafasını karıştırdı. Balbalları betimleyen bütün metin parçalarının tanımlardan önce ve sonra kaydadeğer boşluklarının olduğu unutulmamalıdır. Bu boşluklar metinlerin anlamsal inşasını zorlaştırmakta, hatta imkansız kılmaktadır” (1964: 356).

V. E. Voitov’un fikri, kendisi bu varsayımın arkeolojik delillerle desteklenemeyeceğini düşündüğü için (1996: 85), bizim balbalların işlevini açıklayan yazılı kaynakları ve bunların yeni yorumlarını kabul etmeyişimizle uyuşmuyor. Yine de, bu sorun üzerinde tartışmaya girmeden, bize tuhaf gözüken Eski Çin açıklamalarını balbalların işlevi olarak kabul eder. Bu taşların bir diğer işlevi, yani kurban edilen hayvanların kalıntılarının yerini belirlemek için bir destek oldukları fikrini daha da geliştirmek için de perspektif bulur (a.g.e., aynı zamanda Sorokin, 1981: 37). Eğer Çin metinlerinin böyle bir yorumu edebi olarak alınırsa, ölmüş Türk erkeklere kurban olarak getirilen at ve koyunların kellelerinin de balballara (veya Çin kaynaklarına göre sınır taşları), yani düşmanların kafasına konması veya asılması gerekirdi; çünkü balballar öldürülmüş düşmanları simgeler. Çin vakayinamelerini eleştirmeden takip etmek, “hayvanların kelleleri balballara asılıyordu” (Khudiakov, 1985: 180) gibi ifadelere yol açmaktadır.

Silah, örneğin bir pala, bir kılıç veya bir hançer gösteren heykellerin balbal, yani ölünün öldürdüğü düşmanlar olarak dikildiğini farzetmek mantıklıdır. Fakat öyle değildir. Örneğin, iki asil Türk savaşçı heykelinin bulunduğu Altay’ın KoşAğaç bölgesindeki Ayuta külliyesi mevkiinde, toplam sayıları 46 olan balballar sadece güneydeki heykellerin yanında bulunurken, kuzeydekilerin yanında hiç yoktur. Şu anda Rusya Altayları’nda 286 heykel kayıtlıdır. Yerinden edilmiş olanları hariç tutarsak, müzelerde sergilenenler ve kayıplar 104 tanedir. Mevkideki 182 heykelden sadece 58’ine balbal dizileri eşlik eder. Bunların içinde 15 heykel silah taşır. Altay çitlerinin doğu tarafında duran diğer 20 silahlı savaşçı taş heykelin balbalları yoktur. Bu yüzden, balbalların çoğunlukla silahı olmayan heykellerin yanına dikildiği sonucu çıkarılabilir. Bizim kendi gözlemlerimiz balbal sıralarının sayısının heykellerin yerine konan işaret kazıklarından çok fazla olduğunu gösteriyor. Bütün bunlar, balbalların öldürülen düşmanı simgelediği yorumundan kuşkulanmayı mümkün kılar ve aslında sadece bizim, bunların amaç ve uygulamasının ‘ebedi’ zincirlenme direkleri olduğu görüşümüzü kuvvetlendirir.

Yeni bir sav da bu varsayıma hizmet edebilir. Bu; şimdiye kadar Jolin 1 gömü alanındaki (Rusya Altayları’ndaki Yustyd nehri vadisinde) benzer taş zincir direklerin sırasında duran bir balbalın üst kısmındaki bir uçtan öbürüne olan deliktir. Doğal bir deliği olan bu taş şüphesiz bilerek dikilmiştir ve anma töreni yapılırken atın yularını veya çumburu bağlamak gibi faydacı bir amacı vardır. Bu metnin yazarı, çoğunlukla Moğolistan Kazakları ve Tuvalıların kışlık evlerinin güney tarafında bulunan taş zincir direklerini de araştırmıştır (Kubarev V. D., 1997: 24; Kubarev V. D., LÂÂ Heon jong, 1999: 76). Bazı taş zincir direklerinin M. Ö. 2. veya 3. binyıllarda dikilmiş ve günümüze kadar korunmuş olması mümkündür. Dağların kötü havadan koruduğu vazgeçilmez kışlık mera alanları vardı. Bu iyi seçilmiş yerlerde ağaç meskenler yapılmış, bunlar zamanla yok olurken, ebedi serge taşları, doğrudan at bağlama işlevini görerek göçerlerde nesilden nesle hizmet etmişlerdir.

Anıtsal Yapıların Anlamı

Türk dil uzmanlarının çoğunun incelediğimiz yapıların anıtsal nitelikte olduğu sonucuna ulaştıkları bilinmektedir. Bu, yazılı, etnografik ve daha da önemlisi arkeolojik kaynaklara dayanarak söylenmiştir. Diğer araştırmacıların, Eski Türk çitlerinin ölünün vücudunun yakılması töreninde gömü yeri görevi yaptığı fikri tutulmamıştır. Sadece kazı sonuçlarının bunu desteklememesi değil, yazarların bir kısmındaki zayıf mantık yüzünden de bu böyledir. L. P. Potapov (1953: 1819) ve L. N. Gumiliev’le (1959: 112) birlikte, A. S. Surazakov da bu telakkinin destekçisidir. Fakat, muhtemelen bizim eleştirimizin etkisiyle, Türk anıt çitlerinin amacı hakkında konuşurken, kendisi daha az kategorik olmuştur. Son makalelerinden birinde A. S. Surazakov, bu soruna “iki uç bakış açısını birleştirme ve Eski Türk çitlerini gömütanıt amaçlı yapılar olarak tanımlama ihtimaline” imkan tanıyan yeni ve bu kez uzlaşmacı bir çözüm önerdi (1993: 51).

L. N. Gumiliev’in çitlerdeki yakılmış ölü küllerinin kalıntıları hakkındaki fikirlerini eleştiren V. A. Mogilnikov, doğru olarak bunun arkeolojik malzeme ile desteklenmediğini düşündü (1981: 3132). Fakat hemen sonraki yayınında V. A. Mogilnikov, ‘çitlerin küçük bir kısmının gömü için kullanılma’ ihtimalini gözardı etmedi ve en sonunda “bunların amacı pekçok yönden bilim için sır olarak kalmıştır” sonucuna vardı (Mogilnikov, 1992: 193). Bugünlerde, Eski Türk çitlerinin anıtsal tapınakların kopyaları veya Eski Türk meskeninin simgesel bir modeli olarak, anma töreni yeri görevi yaptığını kesin dille iddia etmek muhtemelen imkansızdır. Yazarın, bu sonraki varsayımı destekleyen yeni delili ve mantık yürütmesi vardır.

Moğolistan Altayları’ndaki Eski Türk anıtlarının çalışılması, bunların Rusya Altayları’ndaki benzer anıtlarla aynı olduğunu iddia etmeyi mümkün kılar. Önceden Yukarı Altay anıt yapıları için seçilen her türlü Eski Türk çitleri (Kubarev V. D., 1984: 50) Moğolistan’daki malzeme ile tam uyum halindedir. Moğolistan ve Rusya Altayları bölgesindeki Türk grafitlerin tarz birliği ve de akraba ailelerin bıraktığı aynı Eski Türk damgalarının varlığı belirtilmelidir. Altaylar’da yüskek dağ sırası biçimindeki doğal sınırın iki bölgenin eski halkları için aşılmaz bir engel teşkil etmediği anlaşılıyor. Bu yüzden, coğrafi olarak Altaylar’ın Eski Türk dünyasının kültürel ve etnik olarak birleşik bir eyaleti olduğu hayli açık görülmektedir.

Dünya görüşlerinin evrensel mizacı ve Orta Asya’nın Türk nüfusunun bağlı olduğu bir inançlar silsilesi, üzerinde geniş ölçekli çalışmanın sürmesi gereken çok çeşitli anıtsal yapı inşaatlarına yansımaktadır. Bugünlerde hızla tahrip olma süreci yaşayan anıt külliyelerinin kuruluş ve tarihleme sorunlarının çözümü ve Eski Türk toplumunun ideolojik bakışının ortaya çıkarılması pekçok yönden ilerdeki arkeolojik kazılara bağlıdır.

Batı Moğolistan’daki ücra ve bilinmeyen bölgedeki yedi yıllık araştırmamızın semeresini gözden geçirdiğimizde, toplayabileceğimiz yeni malzemelerin, Orta Asya’nın bugüne kadar iyi bilinmeyen tarihi anıtlarının yeniden anlaşılması gibi bir gelişmeye götüreceği sonucuna ulaşmaktayız.

Albaum, 1960.

Albaum L. I. Ob etnicheskoi prinadlezhnosti nekotorykh “balbalov.” KSIIMK. Iss. 80. P. 95100. Baier, 1994

Baier D. Mongol Sokinsatzy yonku. [Kamennye izvaianiia mongolov]. Soul: Khean’. 234 p. Bayar, 1997.

Bayar D. Mongoliyn tov nutag dakh’ turegiin khun chuluu. Ulaanbaatar: ADMON. 148 p. Bayar, Erdenebaatar, 1999.

Bayar D., Erdenebaatar D. Mongol Altain khun chuluun khoshoo [Kamennyie izvaiania Mongol’skogo Altaia]. Ulan Batar: 166 p.

Bambadorzh, Amartushvin, 1998.

Bambadorzh T., Amartushvin Ch. Uvs aimaging nutag dakh turegiin ueiin zarim khun chullud [Tyurkskie izvaiania na territorii Uvsunurskogo aimaka]. Arkheologiin sudlal. Ulan Batar: Vol. 18. P. 116 124.

Van Bo, Tzi Siashan, 1996.

Van Bo, Tzi Siashan. Sychou chzhilu tsaoyuan shizhen yantszuy. [Izuchenie kamennykh izvaianii stepei Shelkovogo puti]. Urumchi: Sintsian zhenmi. 313 p.

Volkov, 1981.

Volkov V. V. Deer stones of Mongolia. Ulan Batar: AN MNR. 253 c.

Veselovsky N. I. Sovremennoie sostoyaniie voprosa o “kamennykh babakh” ili “balbalakh”. Zap. Imp. Odesskogo obshchestva istorii i drevnostei. Odessa. Iss. 32. P. 3239.

Voitov, 1986.

Voitov V. E. Drevnetyurkskie pamyatniki na Khanue. SA. N 4. P. 7489. Voitov, 1996.

Voitov V. E. Drevnetyurkskii panteon i model mirozdania v kultovopominalnykh pamyatnikakh Mongolii 6th 8th vv. Moscow: Gos. Muzei Vostoka. 152 p.

Grach, 1955.

Grach A. D. Kamennyye izvayania Zapadnoi Tuvy (k voprosu o pogrebal’nom rituale tukyu). Sb. MAE. Vol. 16. P. 401431.

Grach, 1961.

Grach A. D. Ancient Turkic sculptures of Tuva. Moscow: Nauka, 1961. 94 p. Granö, 1910.

Grano J. G. Von meiner reise in Südsibirien und der NordwestMongolei im janre 1909. Journal de la Societe Finnoougrienne. N 28. P. 159.

Gumilev, 1959.

Gumilev L. N. Altaiskaia vetv’ tyuroktukyu. SA. N 1. P. 105114. Evtiukhova, 1952.

Evtiukhova L. A. Stone sculptures of Southern Siberia and Mongolia. MIA. Moscow: AN SSSR. No 24. p. 72120.

Kubarev V. D., 1978.

Kubarev V. D., Drevnetyurkskii pominalnyi kompleks na D’erTebe. Drevnie kultury Altaia i Zapadnoi Sibiri. Novosibirsk: Nauka. P. 8698.

Kubarev V. D., 1979a.

Kubarev V. D.,Ancient sculptures of the Altai.Novosibirsk: Nauka. 110 p.

Kubarev V. D., Novyie svedenia o drevnetyurkskih ogradkah Vostochnogo Altaia. Novoe v arkheologii Sibiri i Dal’nego Vostoka. Novosibirsk: Nauka. P. 135161.

Kubarev V. D., 1984.

Kubarev V. D., Ancient Turkic sculptures of the Altai. Novosibirsk: Nauka. 230 p. Kubarev V. D., 1997.

Kubarev V. D., Kamennye izvaiania Altaia. Kratkii katalog. GornoAltaisk: Ak Chechek. 184 p. Kubarev V. D., and Lee Heonjong, 1999.

Kubarev V. D., Lee Heonjong. Pominal’nyie pamiatniki Altaia. Soul: Khak en. 120 p. Kubarev V. D., and Zeveendorj, 1997.

Kubarev V. D., Zevendorz D. Steinstelen aus der Westmongolei. Eurasia antiqua. Berlin: Verlag Philipp von Zabern Mainz am Rhein. Band 2. p. 571580.

Kubarev G. V. and Tseveendorj, 1999.

Kubarev G. V., Tseveendorj D. Ancient Turkic sculptures at the Mnt ShiveetKhairikhan and Lake Diyan (the Mongolian Altai). Izv. Laboratorii arheologii. GornoAltaisk: GAGU. N 4. P. 169173.

Kyzlasov, 1964.

Kyzlasov L. R. A review of the book: “A. D. Grach. Drevnetyurkskie izvayania Tuvy”. Moscow.

SA. N 1. P. 349355. Kyzlasov, 1969.

Kyzlasov L. R. Istoria Tuvy v sredniye veka. Moscow: MGU. 212 p. Lobacheva, 1979.

Lobacheva N. A. Central Asian costumeof the early Middle Ages (according to wall paintings’ data). Moscow: Nauka. P. 1848.

L’vova et al., 1988.

L’vova E. L., Oktiabor’skai I.V., Sagalaev A.M., Usmanova M.S. Traditional worldoutlook of the Turks of Southern Siberia. Space and time. Things. Novosibirsk: Nauka. 225 p.

Maidar D., Darsuren L. Ger. Ulan Batar: Ulsyn khevleliin gazar. 180 p. Mogil’nikov, 1981.

Mogilnikov V. A. Tyurki. Stepi Evrazii v epokhu srednevekovia. Arkheologia SSSR. Moscow: Nauka. P. 2843.

Mogil’nikov, 1992.

Mogilnikov V. A. Drevnetyurkskie ogradki KaraKoba I. Materialy k izucheniyu proshlogo Gornogo Altaia. GornoAltaisk: GAGU. P. 175212.

Mongolyn nutag, 1999.

Mongolyn nutag dakh tuukh soyolyn dursagal. Ulanbaator: ADMON. 286 p. Novgorodova, 1980.

Novgorodova E. Alte Kunst der Mongolei. Leipzig: Verlag E.A. Seeman. 280 p. Potapov, 1953.

Potapov L. P. Ocherki po istorii altaitzev. Moscow, Leningrad: AN SSSR. 444 p. Potanin, 1881.

Potanin G. N. Essays about NorthWestern Mongolia. SanktPeterburg: 1881. Vol. 2. 90 p. Pletneva, 1974.

Pletneva S. A. The Polovetian stone sculptures. Moscow: Nauka. SAI. Vol. E42. 200 p. Savinov, 1984.

Savinov D. G. Narody Yuzhnoi Sibiri v drevnetyurkskuyu epokhu. Leningrad: LGU. 174 p. Sorokin, 1981.

Sorokin S. S. K voprosu o tolkovanii vnekurgannykh pamiatnikov. Arkheologicheskyie soobshchenia Gos. Ermitazha. Iss. 22. P. 2339.

Surazakov, 1993.

Surazakov A. S. Issledovania v mestnosti KotyrTas. Altaika. Novosibirsk: Institut Arheologii and

Etnografii. N 2. P. 5051. SerOdzhav, 1964.

SerOdzhav N. Archaeological investigations in the Eastern aimag of Mongolia in 1962. Studio archaeologika. Ulanbator: AN MNR. T. 3. P. 95101.

Toshio Hayashi, 1996.

Toshio Hayashi. Stone statues in Mongolia. Literaru works of the state museum of Ethnology. Tokyo. T. 21. No 1. P. 177283.

Khudiakov, 1985.

Khudiakov Yu. S. Drevnetyurkskie pominalnyie pamyatniki na territorii Mongolii. Drevniye kultury Mongolii. Novoibirsk: Nauka. P. 168184.

Sher, 1961.

Sher J. A. A review of the book: A. D. Grach “Drevnetyurkskie izvayania Tuvy”. Moscow: Nauka.

SA. N 1. P. 355357 Sher, 1966.

Sher J. A. Stone sculptures of the Semirechie. Moscow, Leningrad: Nauka. 140 p.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.