Bülent Sezgin

Kurye (Hasan Cüneyt Bozkurt)

Bazı Tiyatro Eserlerinin Sosyometri Testi İle ve İletişim Türleri Açısından İncelenmesi (Arş. Gör. Üstün Dökmen)

Yanlış (Semih Fırıncıoğlu)

Modigliani (Evren Gül)

Sinema 2 Ağustos 2016
903

1919 Paris. Picasso, Diego Rivera, Soutine, Utrillo ve Amedeo Modigliani… 1900’lerin bu bohem, çılgın ve sanatta devrimlerin gerçekleştiği dönemine bizi götüren yönetmen Mick Davis, Amedeo Modigliani (Andy Garcia)’nin yaşamının son bir yılını bize aydınlatıyor. Uçarı davranışları ve kendine has tavırlarıyla sanatta olduğu gibi yaşamında da özgün bir karakter çizen sanatçı, problemli bir aşk ilişkisi yaşamaktadır. Gayrı meşru bir çocuğun dünyaya geldiği Jeanne (Elsa Zylberstain) ile ilişkisi, Jeanne’nin babasının karşı tutumuyla çıkmaza girmiştir. Modigliani aynı zamanda alkoliktir, ağır tüberkilozu vardır ve gülümsemektedir. Bir taraftan Utrillo, Diego Rivera, Picasso ve Soutine gibi sanatçıların katılmasının söz konusu olduğu büyük ödüllü resim yarışması da yaklaşmaktadır. Dönemin iki rakip sanatçısı Picasso ve Modigliani’nin ise yarışmaya katılıp katılmayacakları da merak konusudur. Picasso ile öteden beri arası iyi olmayan Modigliani, onun tersine sefil bir hayat yaşamaktadır. Aralarındaki tatsız ilişkiye rağmen iki sanatçı birbirlerine derin bir sevgi duymaktadırlar. Hatta Picasso onu devrin yaşayan en büyük ressamlarından Renoir ile tanıştırır.

Modigliani, Paris’e gelmiş bir İtalyan göçmenidir. İlkeli, gururlu ve vicdanlı bir insandır. Resimlerine karşı, özellikle insanların gözlerine çok duyarlıdır. Gözlerin ruhun aynası olduğunu düşünür. Bu yüzden çoğu portresinde göz yerine siyah bir boşluk vardır. Portreleri, nüleri ve Afrika sanatının izlerini taşıyan biçimsel tavrı ile yalın bir sanat dili oluşturan sanatçının formlarına zarif bir ritim hakimdir. İnsanın merkeze alındığı, daha çok soğuk renkli ve serbest fırça vuruşlarından oluşan fonların hakim olduğu resimlerinde figürlerde kullanılan renkler ise son derece sıcaktır. Yüzeydeki hareket ve ritim problemleri ile yakından ilgilenen sanatçının bu kaygısı resimlerinde sık sık göze çarpar. Donuk olandaki hareketliliğin çoklukla vurgulandığı resimlerindeki; renklerle, biçimsel olduğu kadar renkçi bir tavırda sergiler. Çocukluğundan beri maskelerin, uzun bacaklı adamların ve müziğin geçidi olan karnavallara hep ilgisi olan sanatçının renklerini belki de bu karnavalların çarpıcı renklerine borçluyuz.

Ne demeliyim bilemiyorum. Duyarlılıkları fazla gelişkin, olumsuzlukları ideal olana karşı tolere edemeyen sanatçıların ortak kaderi midir Modigliani’nin yaşadığı? Onlar yaşamın fazla incittiği, kendi kendini yok eden, yeryüzünün büyüyemeyen çocuklarıdır. Büyümek çoğu zaman göz yummaktır, duyarsızlaşmaktır onlar için. Onlar yeryüzünün ve insan oluşun derin masumiyetini tadan, fakat ne yazık ki yaşamın sertliğine uyum sağlayamayan aşıklardır. Bu yüzden Modigliani’nin sağduyusu diye yanında taşıdığı kendi çocukluğudur. Sanatçının aslında iç çatışmaları olarak yaşadığı kavgalar, bize kendi çocukluğu ile yaşanıyormuş gibi gözükmektedir. Bu açıdan anlatım dili zenginleşen film bu çok ilginç detayla daha duygusal bir nitelik kazanıyor.

Modigliani’nin kırgınlığı, çocukluğunda İtalya’daki yokluk içindeki evlerine gelen hacizle başlar. Hasta yatağında hamile olarak inleyen annesi ve yatağa bağlanmış birkaç eşya onların kalan tek varlığıdır. Bu yüzden maddi varlığa, bunun temsilcisi olan güruha ve ilişkilere hep antipatisi olmuştur. Onun, Utrillo ve Soutine ile olan yakın arkadaşlığında aynı sefaleti, çocukluğu ve uyumsuzluğu taşımanın sevimli masumiyeti vardır. Geçirdiği bir kriz üzerine akıl hastanesine kapatılan, perişan haldeki Utrillo’nun orada Modigliani ile karşılaştığı sahne ise bu yazgıyı adeta destekler nitelikte.

Filmde defalarca izleyip aynı heyecanı duyduğum bölüm, filme konu olan bütün ressamlar-Renoir hariç- aynı gece sabaha kadar yarışma resimlerini yaparlar. Bu sahne ile bir çeşit klip formatını alan film, ressam oluşun heyecanları ve zaferlerini ustalıkla yansıtıyor. Bir yapıtın nasıl sanatçıyı aştığı, varoluşa karşı duyulan hayret ve şükranı ustalıkla yansıtan sahneler göz yaşartıcı. Kadrajların son derece resimsel seçildiği, ışığın ustalıkla kullanıldığı bu bölüm yaratıcı coşkunun nadir deneyimlerini yansıtıyor. Her sanatçının kendini adeta kat be kat aştığı bu resimler, ressamların bütün samimiyet ve ustalıklarını ortaya koydukları bir özelliğe sahip. Özellikle bu işle uğraşanlara şiddetle tavsiye ediyorum… Yarışmayı kimin kazandığını söylemeyeceğim. Söylesem bile resimleri mutlaka görmelisiniz. Yarışma sahnesinin Modigliani’ye ait unutulmaz repliğini ise paylaşmadan edemeyeceğim. “Ruhunu tanıyınca gözlerini çizeceğim” Sadece bu sözler bile sanatçının ruhundaki derinliği sezmemizde yeterli olacaktır.

Genç yaşta trajik bir biçimde yaşama veda eden Amedeo Modigliani’nin öyküsünü anlatan bu sıcak film özellikle sanatçı oluşun duygusal boyutları açısından düşündürücü bir örnek oluşturuyor.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.