Nasreddin Hoca’yla İlgili Bazı Anlatmalarda Mitolojik Unsurlar (Yrd. Doç. Dr. Faruk Çolak)

Müzikte Yozlaşmaya Küreselleşmenin Etkisi (Yrd. Doç. Dr. Sadık Yöndem)

Plastik Sanatlar ve Müzik (Vural Yıldırım)

Eski Uygur Dönemi Türk Dili ve Edebiyatı (Yrd. Doç. Dr. Cevdet Şanlı)

Kara Film Örneğinde Postmodern Değerler: Blue Velvet (Hasan Gürkan)

Sinema 24 Temmuz 2017
137

 

 

Amerikan sineması içinde kendine özgü bir yeri olan David Lynch, filmleri ile standartlaşmış Hollywood filmlerinin aksine; farklı sinema dili, anlatısı, gerçeküstücülüğü, olayları kurgulayış biçimiyle hem Kara Film, hem de Postmodern sinema içindeki yerini almıştır. David Lynch filmleri, birçoklarına tanımsız, anlamsız, birbirinden alakasız olaylar-ipuçları içeren anlatılar gibi görünebilir; ancak Lynch türün kodlarına ve antlı kalıplarına vurgu yaparak kendine özgü oyununu oynar. David Lynch sinemasının değindiği belli başlı temalar şöyle sıralanabilir: Geçmişe dönme isteği, geçmiş – şimdi arasında gidip gelme ve her iki zaman dilimi arasındaki tüm sınırların silinmesi, gerçek ve gerçeküstücülük; hatta hayaller alemi, cinselliğin aşırılaşması, isteklerin ve ihtiyaçların metalaşması, erkekliğin somutlaştırılması (vurgulanması), tüketimin artışı, bireylerin hem kendilerine hem de birbirilerine yabancılaşmaları…

“Jameson, Lynch’in Blue Velvet’i (Mavi Kadife) ve Demme’nin Something Wild’ini (Vahşi Bir Şey) çözümlerken bu filmlerin, kendi şimdiki zamanını tanımlamaya çalıştığını ve aynı zamanda da bu girişimin uğradığı başarısızlığı yansıttığını; kendini, geçmişin çeşitli kalıp yargılarının yeniden bir araya getirilmesi ile sınırlandırılmış kolektif bilinçaltını gösterdiklerinden dolayı da ikili yorumlanabileceğini söyler” (BÜYÜKDEVENCİ ve ÖZTÜRK, 1997:25). Blue Velvet, bu nedenle geçmiş ve günümüz arasındaki tüm sınırları ortadan kaldırır; izleyenleri de günümüzde olduklarına inandırır. Film, yasak ve ayıp olanı, izleyenlere “olması gereken” gibi sunar.

David Lynch filmleri geleneksel sinema kalıplarının değerlerini, ütopyalarını ve amaçlarını alt üst eder; Blue Velvet filminde de olduğu gibi, değişimin vazgeçilmez olduğunu vurgulayarak postmodern kalıplar üzerinde yoğunlaşır. Bir yandan geçmişe özlem duyulurken, diğer taraftan da modernliğin gelişimsel çizgisi ve teknoloji yakından takip edilir. Postmodernist bir yapı çerçevesinde Blue Velvet’de; “filmin ana karakterini (Jeffry) birbiriyle hiç bağdaşmayan iki dünya arasında gidip gelirken görürüz; bir yanda liseliyle, drugstore kültürüyle 50’li yılların Amerikası’nın geleneksel kasaba hayatı; öte yanda uyuşturuculardan, ruh hastalarından; cinsel sapkınlıklardan örülmüş tuhaf, şiddet dolu, cinsellik delisi bir yer altı dünyası” (HARVEY, 1997:65). Blue Velvet, tüm bu zıtlıkları, çelişkileri göstermektedir.

Lynch filmlerinin anlatısı; klasik tür filmlerinin dramatik anlatı kalıplarına uygunluk göstermez. Bir giriş, gelişme, sonuç bölümleri yerine; Lynch filmlerinde her şey dağınık olarak yer bulur. Onun filmlerindeki birçok olayın birbirleri ile organik bir ilişkisi yoktur. Blue Velvet’de olduğu gibi, Jeffry kesilmiş bir insan kulağı bulduğunda, olaylarının tümünün bu kulakla yakından ilişkisi varmış gibi gösterilir; ancak her şey dağınıktır – birbirinden kopuktur ve tesadüfi olaylarla ilerleyen bir anlatı biçimi vardır.

Lynch filmlerinde gerçeklik, klasik filmlerde rastlanan gerçeklik kavramı ile örtüşmez. Geleneksel kalıplara sahip filmlerdeki gerçeklik, insanların gerçekleştirebilmeyi düşündükleri ve hedefledikleri her şey iken; postmodern yapı ile birlikte gerçeklik artık, insanların hayalleri olarak kalmaktadır. Postmodern gerçeklik, bütün ile dalga geçer; normal insan bakışı ile kavranacak ayrıntı üzerinde sorunlu bir tavır sergiletir. Blue Velvet’de, gerçekliğin yalnızca Jeffry’nin gerçekliği olmadığı; aynı zamanda Frank gibilerinin de “kötü ve pis” de olsa bir gerçeklik olduğunu vurgulamaktadır. Bu iki zıt dünyanın aynı mekanda var olabilmesi olanaksız gibi görünür; “ama ana karakter hangisinin hakiki gerçeklik olduğundan bir türlü emin olmadan, ikisi arasında gelir gider; ta ki, korkunç bir finalde iki dünya birbirleriyle çarpışına kadar” (HARVEY, 1997: 65).

“Lynch filmleri, doğumu tamamlanmamış, sonuna kadar doğmamış; bu nedenle de çocukluk alemini terk edemeyen genç insanların kabuslarını gösterir” (ATAYMAN, 2003: 201). Yani Lynch, insanların neşeli hayallerinden ve düşlerinden daha fazlasını ortaya koymaya çalışır; ona göre hayatta doğrular ve güzellikler olduğu kadar, yanlışlar ve çirkinlikler de vardır ve tüm bunları, geçmişine saplanıp kalmış ve geçmişini terk edemeyen insanların birer kabusuymuş-düşüymüş gibi bizlere gösterir. Aynı Blue Velvet’de olduğu gibi. Jeffry’nin kesik kulağı bulmasıyla kendi dünyasından diğer dünyaya (kötülüğün dünyasına) geçiş yapması ve olgunlaşması, karakterin (Jeffry’nin) kendi hayallerinden ve düşlerinden fazlasını öğrenmesini göstermektedir.

Lynch’in filmlerinde, sevgiyi özleyen, onu elde edebilmek için her şeyi yapabilen yeri geldiğinde şiddet kullanmaktan çekinmeyen insanlara rastlayabiliriz. O, hayatın gerçeklerini ‘zor’ bir dille sunar bizlere. Cehennemi, kötülüğü, kötülüklerin nedenlerini bir bir bizlere sunar ve sonunda filmin etkisini artırır. Cehennemin nedeni aşırı tutku, cinsel şiddet ya da karikatürize gözükse de; kötü adamlar genel ölçekte, dış gerçekliğe uyum sağlayamamaktadır. Kötü adam Frank’in, kendisini toplumdan izole etmesi ve toplumun yaratmış olduğu kolektif gerçekliğe uyum sağlayamaması.

Lynch, geleneksel eril anlatıyı yok eder. Eril anlatılarda, bireylerin doğumdan itibaren erkeklerin egemen olduğu bir toplumda yaşadığı vurgulanırken ve iktidara ve güce sahip olanlar daima erkeklerken; Lynch, bu konuda izleyiciyi ortada bırakır; türün geleneksel değerlerine bağlı kalmaz, her şeyi yeniden kurgulamayı sever.

Lynch filmlerinde şiddet, temel unsurdur. Yönetmenin her filminde “şiddet”e rastlamak mümkündür. Çünkü Lynch hayatın içindedir ve yaşamdaki her anı görüntüler. Yasakları sever ve kendince bir gelenek, yasak biçimi oluşturmuştur. Ancak Lynch, şiddeti, filmlerinde öyle bir kurgular ki, bu asla filmin ana öğesi olmaz. Örneğin Blue Velvet filminde, şiddet ve sadomazoşistik sahneler oldukça sık yer almaktadır. Ancak Lynch’in şiddeti asla salt bir şiddet değildir; o, tüm bunlara neden olan ve insanları kabusa sürükleyen sebepler üzerinde yoğunlaşarak anlatımlarını oluşturur…

 

 

Filmin Konusu :
Yüksekokul mezunu olan Jeffry Beaumont (Kyle McLachlan), hastanede yatan yaşlı babasının yerine, dükkanlarını işletmek için doğduğu ve büyüdüğü kasaba olan Lumberton’a döner. Hastanede, babasını ziyaret ettikten sonra dönüşte bahçede kesik bir kulak bulur. Jeffry büyük bir şaşkınlıkla kulağı alır ve Dedektif John D. Williams’a (George Dickerson) götürür. Dedektifin kızı Sandy, Jeffry’den etkilenir ve ona yardım etmek istediğini söyler. Sandy, kasabayı ve kasabada yaşayanları Jeffry’den daha iyi tanımaktadır. Sand, Jeffry’e gece kulübünde şarkıcılık yapan Dorothy Vallnes’den (Isabella Rosselini) bahseder. Çünkü bu kadının tüm bu olup bitenlerle ilişkisinin olma ihtimali vardır. Sandy ile plan yapan Jeffry, Dorothy’nin evine böcek öldürücü kıyafetiyle, bir işçi olarak gider. Bu sırada, Frank adlı biri (Dennis Hopper) Dorothy’nin evine gelir ve şiddet kullanarak Dorothy ile cinsel ilişkiye girer. Jeffry ise tüm bu olup biteni saklandığı dolaptan izlemektedir. Frank, Dorothy’nin kocasını ve oğlunu kaçırmıştır ve sürekli olarak Dotrothy’i tehdit etmektedir. Belirli bir süre sonra Jeffry, Dorothy’e aşık olur ve ilişkiye girerler. Ardından kötü adam Frank, onları yakalar ve zor kullanarak otomobil turuna çıkarır. Yolsa Jeffry’i döverler, daha sonra da Frank’in eşcinsel arkadaşının barına giderler. Tüm bu olanlardan sonra Jeffry korkuya kapılmış halde Sandy’e döner ve onu sevdiğini söyler; ancak o gece Dorothy, çıplak bir halde Jeffry’nin yanına gelerek ondan yardım ister. Jeffry, Dorothy’i evine götürür; ancak evde Dorothy’nin kocasının cesedi, ölü bir polis ve Frank ile karşılaşırlar. Jeffry, saklandığı yerden (dolabın içinden) Frnak’i vurur. Filmin sonunda ise, Jeffry, Sandy’e döner. Babası iyileşmiş; dorothy ise oğluna kavuşmuştur…

Blue Velvet, bir aşk öyküsü olarak da görülebilir. Çünkü Lynch aşk – tutku konularına önem vermektedir. Yönetmen filmi, gerilimli bir öykü yapısı ve soyut bir çerçevede, uzaklık ve tesadüfler arasında işler. Ani ve beklenmedik geçişlere, dönüşlere rastlanır.

Film, Lumberton adındaki bir kasabada gerçekleşen bazı şeylerin saklanıyor – bilinemiyor oluşu ile ilgili görünür. Blue Velvet, seçilen kasabanın yerleşimi, insanların yaşantıları ve davranışlar, filmin Amerika’da geçtiğinin açık birer kanıtı olarak karşımıza çıkar. Filmin başlangıcında birbirleri ile ilişkisi olmayan ve görünüşte anlamsız birçok görüntü ile karşılaşırız. Bahçe çitleri, çiçekler, itfaiye arabası, çiçekleri sulayan adam, köpek… Ancak tüm bu görüntüler, olması gerekenden uzun tutulmuştur ve mutluluk ile huzurun hakim olduğu bir kasaba görüntüsü sunulmaya çalışılmıştır. İzleyenler bu sahneleri gördüklerinde, kendilerini ilk başta huzurlu hissederler. Ancak huzur, filmin ilk 10 – 15 dakikasına hakimdir. Şiddet ise Lynch filmlerinin vazgeçilmez öğesi olmasına rağmen, filmin ilk dakikalarında yer almaz. İlk şiddet sahnesi bizlere televizyondan gösterilir. Televizyon, onun filmlerinde sık kullanılır. Şiddet televizyondan verilir; çünkü izleyicilerin ilk etapta “şiddet”e yabancılaşmasını sağlar. Ayrıca, şiddetin ilk televizyondan gösterilmesinde, şiddet unsuru üzerinde “yapay – sanal” bir ilişki kurulmaya çalışılmıştır.

Daha sonra, düzenli kamera hareketleri ile yakın plandan çekimler başlar. Bu sahnedeki görüntüler, izleyenlerin huzurunu bozmaktadır. Bu görüntülerle birlikte, rahatsız edici müzikler duyulur. Otlardan gelen sesler sinirleri bozar. Hamam böcekleri, otların arasından gösterilir ve filmin ilk sahnelerinde beliren abartılı huzur tablosunun ardından, o huzurdan eser bırakılmaz. Lynch, bizlere filmin ilk dakikalarında hem huzur, hem de sıkıntıyı göstererek; aslında dünyada sadece birinin olmadığını; hem kötünün hem iyinin, doğrunun, yanlışın, güzelin ve çirkinin; huzurun – korkunun; hatta cennet ve cehennemin bir arada var olduğunu göstermektedir. Karanlık çekimlerin oldukça fazla olması da, tedirginliğin artmasını ve huzurun bozulmasını sağlayan başlıca etkendir.

Lynch’in diğer filmlerinden farklı olarak Blue Velvet’de, filmin başkarakteri Jeffry Beaumont, izleyici ile tanıştırılır. Bizler, kahramanın kim olduğunu filmin başından öğrenebiliriz. Blue Velvet’de de Jeffry huzuru, rahatı ve sakinliği temsil eden yeşil çimlerin arasında kesik bir insan kulağı bularak, huzurlu maddesel dünyanın diğer tarafına yani düş dünyasına ve kötülüğe, huzursuzluğa, pisliğe doğru bir geçiş yapar. Film, bize yaşamda yalnızca güzelin ve huzurun olmadığını; bunların aldatıcı olabileceğini, aynı zamanda kötülüğün, şiddetin de var olduğunu gösterir. Jeffry, böylelikle olgunlaşacak, büyüyecek; hayatı, cinselliği ve şiddeti öğrenecektir. Anacak bu büyüme naif anlamıyla ile, gelişim anmalında değildir. Daha çok yeni şeyler keşfetme anlamındadır.

 

 

Jeffry’nin Dorothy’nin yaşadığı eve girmesi, başka bir hayata ilk adımını atması anlamına gelir. Jeffry, belki de hiç tanımamış olduğu cinselliği burada tadacaktır. Film, ilk bakışta bizlere cinselliğe gelensel olarak gösterir. Jeffry, ilk başta Sandy’e aşık olacak ve onunla ilişkiye girecek sanırız; ancak aksine o, Dotohy’den hoşlanır ve onunla ilişkiye girer. Frank ise kötü olduğu kadar da cinsel sorunları olan biridir ve Jeffry’e hiç yakınlık göstermez. Tam tersine düşman denebilir. Dorothy’nin Jeffry’i kendi elbise dolabının içinde bulması ve ardından onu şiddet kullanarak soyması, Jeffry’nin aynı, anne karnından doğan bir bebek gibi çıplak hale gelmesine neden olur. Böylelikle Jeffry, yeni doğmuş bir bebek gibi bilinçsiz ve deneyimsiz iken; yavaş yavaş olgunlaşacak ve cinselliği, şiddeti, hayatı tanıyacaktır. Bu sahne aynı zamanda bizlere, Jeffry’nin o zor, karanlık – düşsel dünyadan geri dönüşünün olmadığını gösterir. O an için, orada kadın iktidar sahibidir. Çünkü Dorothy yapmak istediği her şeyi Jeffry’e rahatlıkla yaptırır. O, Jeffry’nin annesi ve yol göstericisi olmuştur. Jeffry’e sevişmeyi öğreten kadındır.

Ardından Frank’in eve gelmesi ve şiddet kullanarak Dorothy ile ilişkiye girmesi sahnesi gelir. Burada aynı zamanda röntgencilik (voyeurism) den de bahsedilebilir. Bu durum; başkalarını soyunurken, sevişirken, vb… gizlice seyretmenin, tercih edilen veya tek cinsel heyecan duyma yolu olduğu bir tür cinsel sapmadır. Aynı zamanda bu sahnede “skopil” den de bahsedilebilir. Yani; başkalarını sevişirken izleme, çıplak resimlere bakma, pornografik film izleme vb… etkinliklerden cinsel haz alma durumu. Bu durum, cinsel doyum için bir ön koşul olarak değerlendirilirken, cinsel bir sapmadır da. (Ayrıntı için Bkz. BUDAK; Psikoloji Sözlüğü).

Filmden, insanların röntgencilikten zevk almaları ve hatta bazılarının ödipal korkularından dolayı röntgenlemeyi tercih ettikleri ve bu şekilde tatmin oldukları izlenimi edinilebilir. Bu sahnede ayrıca, Dorothy’nin kendisini Anne“; Frank’in kendisini “Baba” olarak çağırması; sekse başladıklarında ise Frank’in kendisine “Bebek” demesi, içlerindeki psikolojik sorunları ortaya çıkarmasının yanı sıra; Jeffry’nin korku ve endişeyle, ama bir o kadar da istekle sanki kendi anne – babasının cinsel ilişkilerini izleyen küçük bir çocukmuş gibi davrandığını gösterir. Böylelikle Jeffry, hayatında bilmediği, tanımadığı birçok şeyi Dorothy ve Frnak’in kirli – gizemli dünyalarında öğrenmeye başlamıştır. Jeffry’nin kendi doğruları ve anlamları, bu dünyada geçerli değildir artık. Lynch, burada Dorothy, Frank ve Jeffry arasında oldukça başarılı bir ödipal üçgen kurar. Dorothy, Jeffry’nin annesi, Frank’in de karısı olmuştur; ve anne – baba – çocuk ilişkisi o an için sağlanmıştır. Çocuk, erkeksi bir şekilde kendisini babasının yerine koyabilir ve annesiyle babası gibi ilişki kurar; babayı da engel – düşman olarak görebilir. “Çocuk doyurucu bir erotik ilişkinin ne olduğu konusunda çok belirsiz düşüncelere sahiptir; ancak burada penis bir rol oynuyor olmalıdır. Çünkü kendi organındaki duyumlar bunun bir kanıtıdır” (FREUD, 1997: 307). Freud, bu mitteki sembollerden yola çıkarak bu kompleksi, çekirdek kompleks olarak da değerlendirmiştir. Ona göre, baba otoriteyi; erkek çocuk ise ensest arzuları temsil eder. Hatta ilk, babanın katledilmesini de bu çerçevede yorumlayarak; süper egonun (kişiliğin, toplumsal değer yargıların, ahlak normlarının, doğru – yanlışın) gelişimin bu ilişki ekseninde değerlendirir. Filmde, Jeffry’nin ilk Dorothy’nin çocuğu olması durumu, ardından onunla ilişkiye girmesi ve sonda da Frank’i öldürmesi, bu duruma iyi bir örneklemedir. Lynch, özellikle bu sahnede bu ödipal üçgeni kurarak, bu bakış açısını da vermiştir.

Filmde kesilmiş bir insan kulağı kullanılmaktadır. Dorothy’nin kocasının kulağı. Frnak, Dorothy ile şiddet kullanarak cinsel ilişkiye girdikten sonra ona; “Hayatta kal, bebeğim! Bunu, en azından Van Gaoh için yap!” der ve evden ayrılır. Aslında Lynch burada, Van Goah’ın deliliğine de bir göndermede bulunmaktadır. Bilindiği gibi Van Goah, kendi aşkı için, kendi kulağını kesip sevgilisine gönderecek kadar sıra dışıdır ve Lynch de bu filmde, aslında popüler olan bazı değerler üzerinde durmaktadır. Herkes, Van Goah’ın kendi kulağını kestiğini bilir; ancak onun sanatı ve yaşamı hakkında çok fazla şey bilmez. Lynch, burada içten içe popüler olanı ve popülerliği eleştirmektedir.

Blue Velvet, bizlere insanlığın karanlık hayallerini gösterir. Bu nedenle filmdeki birçok sekans gece gerçekleştirilmiştir gece; şiddet ve seksin çağrışımlarına sahiptir. Siyah – beyaz , ışık – gölge kontrastının keskin şekilde kullanılması kara film türünün tipik bir özelliğidir ve Lynch de bunu ustalıkla uygulamıştır. Karanlık sahneler ile asıl anlatılmak istenen; Jeffry’nin iki zıt dünya; iyi dünya (kendi dünyası) ve kötü dünya (Frank’in dünyası) arasında kalması ve verdiği mücadeleyi yansıtmaktadır.

Blue Velvet, beklenmedik bir şekilde biter. Jeffry, Sandy’den hoşlandığını syler ve parti dönüşünde Dorothy ile karşılaşırlar. Jeffry, Dorothy’i evine bırakır. Ancak evde Dorothy’nin kocasını, Frkan’in yandaşı bir polisi – yasayı temsil eden kanun adamı – ölü olarak bulurlar. Jeffry, dolaba saklanır ve ardından da Frnak’i alnının ortasından vurur. Jefrry’nin bu hareketi, kendisini koruma gereksiniminin yanında, tamamen var olma oluşumunu devam ettirme isteğinden kaynaklanmaktadır. Sonda da sevgilisine kavuşur. Jeffry, kötü adam Frank’i öldürmüştür ve böylelikle de, film başlangıcındaki o çaylak ve yaşam deneyimi olmayan çocuk, olgunlaşmış, kahraman ilan edilmiştir. Ancak bu son, demek değildir ki; dünyadaki tüm kötülükler yok olup gitmiştir. Böylelikle Lynch, karanlık dünyaya pay bırakır.

Film, cinselliğe yasaklarla dolu bir bakış atar. Ancak bu bakış, cinselliğin yasaklarla örülü olduğunu göstermez; toplumun gözündeki yasakları ve ayıpları gösterir. Mavi, tutku ve özlemin rengidir. “Filmin ilk sahnesindeki mavi renkli perde; ardından mavi bir gökyüzü ve beyaz çitli bahçe ve kırmızı çiçekler… Tüm bunlar Amerika’yı temsil eden renklerdir. Böylece dolaylı yönden, karşımızdaki huzur dolu kasabanın da Amerika’ya ait olduğu gösterilmiş olur. Ancak mavi rengin, filmin başından itibaren Jeffry ile eşleştirildiği söylenemez. Atayman’a göre ise kadife; para, pul, servet, bolluk, zenginlik anlamlarına gelir. ‘Mavi Kadife’ ise zorlukla, acıyla, cinsellikle kazanılan para demektir. Çünkü mavi geceyi de temsil etmektedir” (ATAYMAN, 2003: 214).
Frank Booth, Blue Velvet filminin kötü karakterlerindendir. Potansiyel suçlu ve psikolojik sorunları olan biridir. Bar şarkıcısı Dorothy’nin çocuğunu ve kocasını kaçırmıştır. Frank, kendisinin ne derece ciddi olduğunu göstermek için de, Dorothy’nin eşinin kulağını kesen kişidir. Böylelikle Frank, yapmak istediği her şeyi, Dorothy ile birlikte yapar. Onunla oynar, tüm sadomazoşistik isteklerini üzerinde gerçekleştirir. Böylelikle Mavi Kadife isminin kullanılma nedeni anlaşılır.

 

 

“Filmde tehlikeli geceler, cinsel sapkınlıklar, çocuk kaçırma, sadomazoşist cinsellik, şiddet dolu eş cinsellik, baştan çıkarıcı kadınlar, genelevler vardır. Ne olursa olsun hayat tehlikelidir, acımasızdır, baştan sona bir oyundur, kaostur…” (Tan ÖZDEMİR, 2003: 19).

Blue Velvet, kara film türü içerisinde yer almaktadır. Kara film öyküleri, genellikle erkek karakterler çerçevesinde yoğunlaşırlar. Filmde de başrol oyuncusunun bir erkek olması ve tüm olayların onun etrafında ilerlemesi buna iyi bir örnektir. Kara filmlerdeki hemen hemen tüm karakterlerin suçlu olduğu gerçeği Blue Velvet’de de karşımıza çıkar. “Karanlık işlere bulaşmış polis, polis hafiyesi, katiller, tetikçiler, fahişseler, kötü işlere bulaşmış kanun adamları” (KABADAYI, Lale: Basılmamış Ders Notları: Kara Filmler) Blue Velvet’de de rastlanan bir olaydır. Frank Botth ve çetesi, Frank’in eşcinsel arkadaşı ve onun barındaki fahişeler, filmin sonunda Frank tarafından öldürülen polis karakterleri kara film karakterlerine uygunluk göstermektedir.

“Uyuşturucu, soygun, cinsellik, madde kaçakçılığı, şiddet, ölüm…” (KABADAYI, Lale: Basılmamış Ders Notları: Kara Filmler) başlıca kara film konuları olmalarının yanında; Blue Velvet’de de temel gösterilen konulardır. Frank’in eşcinsel arkadaşı ile barda yaptığı uyuşturucu kaçakçılığı sohbeti, özellikle cinselliğin ön planda olduğu sahnelerde şiddet ağırlıklı ilişkiye girme, Frnak’in Don’un (Dorothy’nin kocası) ve polisin ölümü, ara film konularını temsil etmektedir. Kara film türü oldukça ürkütücü, boğucu, gergin bir hava içerisinde ilerler ve ışık – gölge düzeni de bir o kadar boğucu ve karanlıktır. Blue Velvet’de birçok sahnenin oldukça gergin ve boğucu bir havada çekilmesi, hem Jeffry’nin içinde bulunduğu durumu yansıtması, hem de izleyenlerin gerginleştirilmeye çalışıldığını gösterir. Kara filmlerde genellikle iyi – kötü çatışması verilir; Blue Velvet’de bu, Frnak ve Jeffry’nin çatışması üzerinden bizlere yansıtılır. Blue Velvet, ruj bilimsel öğelere dayanır. Suçlu psikolojisi ve çevresini tüm özellikleriyle izleyiciye yansıtır. Filmdeki erkek karakterler ikiye ayrılır: Alaycı, kirlenmiş, cinsel ve başka açılardan sorunlu, içe kapanık, tehditkar, uğursuz ve en sonunda da kaybeden kişiler (Frank ve yandaşları); ve bunun aksine: İyi, yardımsever, deneyimsiz, olgunlaşmamış erkek karakter (Jeffry). Erkek karakterler de olduğu gibi, kadın karakterler de ikiye ayrılırlar. Birincisi: Saygılı, güvenilir, hizmet eden ve sevgi dolu kadın tipidir (Sandy). Diğeri ise, gizemli, hilekar, güvenilmez, sorumsuz, tehlikeli kadın tipidir (Dorothy).

Ancak Blue Velvet’i diğer kara film türlerinden ayıran bazı özellikleri vardır: Başrol oyuncusu bir erkektir; ancak kara film türü içerisinde alışılmış olan erkek tipine çok fazla uygunluk göstermez. Çünkü genel kara film türü içindeki erkek karakterler güçlü, yalnız, deneyimli ve daha eril bir yapı sergilerler. Jeffry ise zayıf, deneyimsiz ve yalnız olmayan bir erkek karakterdir. Dedektif rolüne soyunan Jeffry’nin olayları tam bir çaylak edasında yürütmesi, Blue Velvet’idiğer kara filmlerden ayıran başka bir özelliğidir. Kara filmlerdeki aile, başarısız ve mutsuz bir tablo çizer; ancak filmin sonunda Jeffry’nin Sandy’e dönmesi, onu sevdiğini söylemei, ve aralarında bir ilişkinin başlayacağının ışığını vermesi; aile kurumunun oluştuğunun bir göstergesi olarak da okunabilir.

Lynch, bozuk bir düzen içinde yaşadığımızı göstermek için de, tüm kötü adamları, polisleri, dedektifleri, Frank Botth’u, vb… düzenin zorunlu gerekleri olarak görür. Ona göre, sistem bozuktur ve bu insanların hepsi de sistemin zorunlu birer parçaları olarak karşımıza çıkarlar. “Film Noir (kara film, toplumun içindeki sancılar bitmedikçe, kent yaşamındaki kötü oyunlar var oldukça sürecektir. Çünkü yaşam tekin değildir; dürüstlükten yoksundur ve insanoğlunun dramı, yalnızlığı hiç bitmez” (Tan ÖZDEMİR, 2003: 79).

“Lynch, izleyicisine karakterlerini her filminde tanıtır. İzleyicilerini karakterler üzerinden düşündürür; karakterlerinden izler bırakır. Frank Botth kötüdür ve ABD Eski Başkanı Lincoln’u öldüren adamın adıdır” (ATAYMAN, 203: 220).

Böylelikle Lynch ve hatta birçok Amerikalı yönetmen, Amerika devleti ve halkı için tehdit oluşturan, oluşturmuş kötü kişilerin isimlerini filmlerinde kullanırlar. Çünkü Amerikan halkı için başkanlarının öldürülmesi bir paranoyadır ve bu urum, toplumun kaosa sürüklenmesini kolaylaştırır. Blue Velvet’de de Jeffry sadece cinsellik ve şiddetle değil; aynı zamanda toplumun kötüsü olan biriyle, Frank Botth ile de karşı karşıyadır.

Filmde oldukça önemli bir yere sahip olan Sandy, tam bir Amerikan genci olarak sunulur. Neşeli, eğlenceli, macerayı seven, naif anlamıyla rüyasal iyiliği olan biridir. Sandy kara film türü içinde karşımıza çıkan iyi kız-kadın rolündedir. Ancak Jeffery’i, merak içinde bırakan ve onu bu dedektiflik işine soyunduran asıl kişinin Sandy olduğu söylenebilir. Bu nedenle Sandy’de “Adem ile Havva”daki Havva rolünü temsil eder. Havva’nın elmayı Adem’e uzatması, yedirmesi gibi; Sandy’nin de Jeffry’i ilk başta Dorothy’nin yaşamı konusunda meraklandırması bu durumla özdeşleştirebilir.

Dorothy’nin giyimi, bol makyajı ve kıyafetleri onun bir arzu nesnesi olduğunu gösterir. Filmde dorothy, bir yandan kendi oğlunun anneliğini yaparken, diğer taraftan da Frnak’in anneliğini yapar. İçinde bulunduğu bu zor durumdan kurtulmak için Jeffry destek olarak görür. Yardıma muhtaçtır ve her şeyden öte Frank tarafından cezalandırılmaktadır. Ayrıca düşkün olarak da gösterildiği için toplumdaki birçok kişi, ona yardım elini uzatmaktan çekinir. Ancak Dorothy birçok kara filmde karşımıza çıkan Femme Fatale (günahkar, erdemden yoksun, cazibeli, akıllı, entrikacı, güçlü, geleneksel olmayan kadın) tipinden daha farklıdır. Femma fataleler genelde, kendileri için doğru olduğunu düşündükleri şeyleri yaparlarken ve savunurlarken; Dorothy sadece kendisini ve ailesinin yaşamda kalabilmesi için mücadele etmektedir. Ayrıca klasik filmlerdeki femme fataleler filmlerin sonunda cezalandırılırlar. Bu, daha çok kadının ölümü ya da yasaya teslim olması şeklinde sunulur. Ancak Blue Velvet’de (filmin sonunda) Dorothy, cezalandırılmak yerine, ödüllendirilmektedir. Çünkü kendi oğluna kavuşmuştur. Bu nedenle Dorothy her ne kadar alımlı, çekici, gösterişli ve cazibeli olsa da; aslında bir Femme Fatale olduğu söylenemez.

Frank ise şeytani bir kötüdür. Psikolojik sorunları olan ve bunu cinsel yaşamına yansıtan biridir. Jeffry ile tam anlamıyla zıt karakterlerdir. Tehlikeli, tehditkar, şiddetten asla çekinmeyen, güvenilmesi mümkün olmayan biridir. Ama sonunda kaybeden kişi olmuştur.

Jeffry ise oldukça duygusal, yaşam deneyimi fazla olmayan, içine kapanık sayılabilen, yardım sever, güvenilir biridir ve bir bakıma mutlak iyiliği temsil eder. Genelde tüm toplumlar için ortak olan genel – geçer ahlak ve gördü kurallarına sahiptir.

Bu nedenle Blue Velvet, iyilikleri kötülüklerle yok eder; insanların hayalleri kabusa, saflıkları (temizlikleri) ise kirlenmişliklere dönüşür.

 

 

Lynch ne olursa olsun başarılı bir yönetmendir ve anlaşılması “zor”dur. Bu zorluk, dramtik yapı ve sembolik anlatımdan kaynaklanmaktadır. Filmlerinde toplumdaki bireyleri ve oluşturdukları sınıfların cinsiyet sorunlarına, toplum içindeki kimlik sorunlarına değinir. Lynch filmleri için gerekli olan; kendi anlatımın üreten bir izleyici, bir röntgenci ve bir de anlamlandırandır. Çünkü o, izleyiciden katkı bekler.

O, yapmak istediği her şeyi; iyiliği, kötülüğü, komikliği, acıyı, huzuru, rahatsızlığı belirli mesafelerden sunar izleyicilere. Çünkü o, yaşamın kendisidir; hayatta hem iyiliğin hem de kötülüğün olduğunu; rüyanın her an kabusa dönüşebileceğini bilen biridir. İnsanlara pembe düşler satmaz; gerçekleri göstererek insanların huzur tablolarında acının da yer etmesini sağlar…

KAYNAKÇA
ATAYMAN, Veysel, “Şiddetin Mitolojisi”, İstanbul, Donkişot Yayınları, 2003
BUDAK, Selçuk, “Psikoloji Sözlüğü”, Ankara, Bilim ve Sanat Yayınları, 2003
BÜYÜKDEVENCİ Sabri – ÖZTÜRK Semire Ruken, “Postmodernizm ve Sinema”, Ark Yayınları, 1997
FREUD, Sigmund, “Cinsellik Üzerine Üç Deneme: Bekâret Tabusu, Kadın Cinselliği, Fetişizm ve Diğer Konular”, Ankara, Öteki Yayınevi, 1997
HARVEY, David, “Postmodernliğin Durumu”, Metis Yayıncılık, 1997
KABADAYI, Lale, “Sinemada Türler Dersi: Kara Filmler”, E.Ü. İletişim Fakültesi.
Basılmamış Ders Notları, ,İzmir, 2003
KUTKUKHAN, Kutlu, “Huzurun Ardından Dehşet – Blue Velvet”, Popüler Sinema Dergisi, Kasım/2001
MONACO, James, “Bir Film Nasıl Okunur? Sinema Dili, Tarihi ve Kuramı”, Oğlak Yayıncılık ve Reklâmcılık, 2002
ÖZDEMİR, Selda Tan, “Kara Filmler; Neo-Noir;’dan Future Noir’e”, Altıkırkbeş Yayın, 2003
WELLDON, Estela V., “Anne: Melek mi, Yosma mı?”, Ayrıntı Yayınları, 2001
ZİZEK, Slavoj, “David Lynch’in Kayıp Otobanı Üzerine”, Om Sinema Yayınları, İstanbul, 2001

LİNKLER
http:// www.imdb.com/title/tt0090756
http:// www.geocities.com/Hollywood/Lot/7501/
http:// www.davidlynch.de/velvet.html
http:// www.corky.net/scripts/blueVelvet.html
http:// www.lynchnet.com/bv/

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.