Phil Borges

Büyüme Romanı (Bildungsroman) Kavramı Etrafında Aşk-ı Memnu ve Roman Kişisi Nihal (Dinçer Eşitgin)

Ahmet Güneştekin

Albay Chabert ile Akif Bey’in Karşılaştırılması (Okt. Derya Kılıçkaya)

Balkanlarda Destan Söyleme Geleneği ve Prizrenli Aşık Ferki’nin Destanları (Prof. Dr. Erman Artun)

Genel 7 Ağustos 2016
441

Balkanlarda Türk Edebiyatının Oluşması

Balkanlar; Avrupa’nın güneydoğusunda Yugoslavya, Arnavutluk, Bulgaristan,  Romanya, Yunanistan ile Türkiye’nin bir bölümünü içine alan bir yarımadadır.  Türkler; MS.4. yüzyılda Batı Hun Türkleri’nin yerlerinden kopmaları ve Orta  Avrupa’ya gelmeleri sonucunda yeni bir yurt kurarlar . Bu yerleşme aynı zamanda günümüz Avrupa dünyasının  biçimlenmesine ve bugünkü coğrafi düzene girmesine etki eder. Hun Türkleri Ural ve Kafkasya bölgesinde Orta Avrupa,  Adriyatik kıyıları ve Balkanlar’a  uzanan geniş bir alanı kontrol ederler. Kuzeyden ve güneyden gelen Türkler 13.yüzyıl içinde Avrupa’da birleşir. Türk edebiyatının bu coğrafyada etkisi bu yıllara dayanır (Yıldırım,1998:3).

11.ve 12. yüzyıllarda Peçenek, Kuman ve Uz Türkleri Balkanlara gelip yerleşirler. Bu Balkanlar’ın Türk dili ve Türk kültürüyle ilk tanışmalarıdır. 13.yüzyılda Moğol istilasından sonra Sarı Saltuk ve takipçisi bir çok Türkmen aşireti Balkanlar’a yerleşir (İsen,1997:513, Öztuna,1990:17). Türklerin  Balkanlara   ikinci gelişleriyle Türk kültürü, edebiyatı ve dini – tasavvufi edebiyat yayılmaya  başlar. Türkler, 14.yüzyıldan sonra Balkanlara damgasını vurmuştur. 14. ve 18.  yüzyıllar arasında Balkan halkları, dil ve dinlerini değiştirmeden Türk usulü  yaşamıştır (Castellan,1995:17).  Makedonya’da ve Bosna’da Hıristiyan halk kitleler halinde İslam dinine geçmiştir. Balkan  yarımadasının Osmanlıların eline geçmesinin ardından Balkanlardaki halkların yaşama biçimleri, gelenek ve görenekleri, kültürleri Türk dilinin yaygınlaşması cami, hamam, medrese, tekke, türbe vd. Osmanlı eserlerinin hızla inşa edilmesiyle değişime uğramıştır (Koloğlu,1999:7).

Kültür kaynaklarının Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlara uzanan çağlar boyu devam eden süreçte Balkan Türk edebiyatını şekillendirici bir etkisi vardır. Türklerin  İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra dünya görüşü ve yaşama biçimlerinde görülen  değişikliler edebiyatlarına da yansımıştır. 10.yüzyıldan başlayarak  İslam kültür ve Arap, Fars edebiyatlarının etkisiyle Türk edebiyatı yeni konular ve anlatım biçimleri kazanarak yeniden şekillenmeye başlamıştır. 13. yüzyılda Türk şiiri nazım şekli ve vezin, tercüme ve konu olmak üzere dört kolda gelişti (Kut,1994:127). Anadolu’da yeni bir  kültür senteziyle oluşan Türk edebiyatı aynı kültür kaynaklarından beslenmesine karşılık, bu ortak malzemenin çevrelere farklı yansıması nedeniyle divan , âşık ve dini-tasavvufi ve anonim edebiyat olmak üzere dört ayrı disipline ayrıldı (Artun,1996:127).

Türk kültürü yüzyıllar boyunca Balkan kültürünü besleyen en önemli kaynaktır. Türk halk kültürü Balkanlar’da Türk kimliğinin oluşmasını sağlayan en önemli altyapı kurumu olmuştur (Saatçı,1996:42). Anadolu’ya gelen İslamiyet’le Anadolu’da yeniden şekillenen  ve oradan Avrupa ortalarına giden Türk kültürü, Balkanlar’da yerli halkın kültürünü etkilemiş, onlardan da  etkilenmiştir. Halk kültürü öğeleri bir milletin meydana getirdiği kültürel değerlerin bütünüdür. Halk kültürü ürünleri yaşadığı toplumun dokusu, milletin söz sanatındaki sembolüdür (Fığlalı,1996:3).

Türklerin Balkanlara hakimiyeti Kosova Savaşı (1389) sonrasında 14.yüzyılın ikinci yarısında başlamıştır. Balkanlar’da Türk Edebiyatı da bu tarihten sonra başlar. 15.yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasal alanda da önemli olduğu bir dönemdir. Bu dönem edebiyatta da önemlidir. Böylece Balkanlar kendilerini Anadolu’da gelişip yeniden şekillenen Türk edebiyatının içinde bulmuştur (Kaya,1986:7). Balkanlar’a gelen aşıklar sazını ve bağlı bulundukları aşıklık geleneğini de taşıyarak buralara yaymışlardır. Aşıklık geleneği özellikle Müslümanlar arasında kabul görerek Balkanlarda Balkan kültürüyle yeniden  yapılanmıştır. Çeşitli tarikatlara bağlı dervişler, şeyhler gelerek tekkeler kurmuşlardır. Şehirlerde medreseler kurulmuştur. Medreselerde, tekkelerde yetişenler; Balkan divan edebiyatının ve Balkan Türk  tekke edebiyatının temellerini atmışlardır (Hafız,1983:133). Balkanlarda doğmuş bir çok şair de İstanbul’a giderek şöhret olmuşlardır.

Balkan Türk edebiyatı, tarihsel açıdan bir geleneğin devamıdır. Osmanlı Türkleri’nin, Balkanlara egemen olmalarıyla başlayan siyasal bütünleşme sonrası kültür kurumlarının işlemesiyle kültürel bütünleşme sağlamıştır. Bunun sonucu olarak halk, divan ve tekke edebiyatı  Balkanlarda İstanbul’a paralel olarak devam etmiştir (Kaya,1993:7).  Balkanlar;  Anadolu’daki Türk edebiyatında da gelişme ve yenileşmelere sahne olmuştur.  Kültür kaynaklarının Orta Asya’dan Anadolu’ya Anadolu’dan Balkanlara uzanan çağlar boyu süreçte Türk şiirini şekillendirici etkisi vardır. Halk şiiri Anadolu’da yeni kültürle âşık edebiyatı geleneği olarak yeniden yapılanmış Balkanlara da taşınmıştır.

Balkan Âşıklık Geleneğinde Destan Söyleme

Sanat ürünleri toplumun yapısıyla iç içedir. Her toplumun kendine özgü acıları, sevinçleri, umutları, özlemleri, iç dünyası vardır. Bunlar sanat ürünlerinde dile getirilir. Âşıkların şiirleri yaşadıkları toplumun ortak dünya görüşüne ve değerler sistemine göre şekillenir. Âşıklar halkın duygularını dile getirerek, geniş kitlelere yayarlar (Artun,1996:296). Âşık dışa dönüktür, siyasal ve toplumsal olaylara karşı duyarlıdır. O tanık olduğu, yaşadığı ve duyduğu olaylardaki acı, olumsuz, çelişik durumları yargılar, eleştirir.

Âşık, hem döneminde hem de sonraki dönemlerde sesini geniş kitlelere duyurmuş bir sanatçıdır. Her edebiyat akımı gibi, âşık şiiri de kendi döneminin zihinsel atmosferinin bir sonucu olarak oluşmuştur. Âşık yaşadığı kültürel ortamla iç içedir, âşık şiiri toplumun ihtiyacına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Âşık destanları Türk milli edebiyat geleneğinin en eski şiir formlarından biridir. Ozan-baksı geleneğinden aşıklık geleneğine ve aşık şiirine intikal etmiştir (Çobanoğlu 2000:333). Âşıklar, toplumsal konuları en çok destanlarda işlemişlerdir. Günlük hayatın küçük olaylarından büyük sosyal hareketlere kadar destanlar her türden olayı içine alır.

Destanlar; âşıkların bir kahramanlık hikayesini veya bir olayı anlattığı koşma nazım biçiminde yazdığı şiirlerdir,  olaylar hikaye etme temeline dayalı olarak  anlatılır. Âşığın yaşadığı çağdaki sosyal yapıyı belirlemek açısından önemlidir. Aşıklar  destanlarında toplumu derinden etkileyen çeşitli olayları, hayat sahnelerini, yankı uyandıran savaşları, ayaklanmaları, kıtlık, deprem, yangın, salgın v.b. konuları işlerler. Anlatım biçimi hikaye etmedir (Yetiş 1994:202-204, Koz ,1985:95).

Toplumun değer verdiği kişi ve olayları anlatan destanlar, halkı duygulandırıp onların istek ve umutlarını sergileyen, hayati bir yapıya sahiptir. Âşıkların tarihsel ve toplumsal olaylara bağlı şiirler yazması onların topluma ne derece duyarlı olduklarını gösterir (Koz,1985:95).

Destanlarda genel temalar yerine belli bir olay veya bazıları kalıplaşmış belli konular işlenir (Koz,1997:266). Savaş, deprem yangın, salgın hastalık, kıtlık, kuraklık göç gibi olayların yanında 19. yüzyılın sonlarından itibaren güldürücü, taşlama, tenkit, öğüt ve hiciv ögelerinin hakim olduğu destanlara da rastlanmıştır. Bazı meslek erbabı da destanların konusu olmuştur. Halk gelenekleri ve sosyal düzenle ilgili konularda da destanlar yazılmağa başlanmıştır(Şenel,1994:209).

Kahramanlık konulu destanların büyük bir bölümünde tematik ve işlevsel süreklilik kuralı gereği ozan-baksı destan söyleme geleneğinin derin izleri vardır (Köprülü 1989:98). Anadolu’da destanların söylendiği sözlü destan söyleme ortamından İstanbul gibi üst kültürün yaşatıldığı kültür ortamlarında şehir hayatından kesitlerin konu edildiği  tematik çeşitlenme görülür (Çobanoğlu, 2000:148).

Âşıkların tarihi bir olayı konu alan destanları buna örnektir. Savaşları konu alan destanlarda en dikkati çeken nokta, savaşların toplum üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerdir: Kaybedilen vatan toprakları geride kalan insanların acıları, halkta derin yaralar açar. Bu tür destanlar bir deyişle savaşların halk üzerindeki psikolojisi ve sosyal etkisinin şiirleşmiş bir anlatımıdır (Esen,1991:53). Destanlarda işlenen ne olursa olsun doğrudan doğruya insan ögesi üzerindeki etkilerine değinilir. Destanlar âşığın yaşadığı çağdaki sosyal yapıyı belirlemek açısından önemlidir (Bayrı,1937:28).

Âşıklar destanlarında konu aldıkları olayın önemli buldukları bir kesitini ön plana çıkarıp işlerler.Olayın detaylarının aktarılması âşıkların tercihlerine ve olaya bakışlarına göre belirlenir. Destanlar dinamik bir anlatım tekniğine sahiptir (Esen,1991:30).  Toplumu çok yakından ilgilendiren olayları anlatan destanlar birer tarihsel belge değildir. Onlarda insan ögesi, insan psikolojisi, kaynaklandıkları olay kadar önemlidir. Destanlarda toplumun sosyal yapısını, psikolojisini görebiliriz. Bu yönüyle destanlar sosyal tarihe kaynaklık ederler (Esen,1991:30).

Destanlarda Türk insanının görüşlerinin yanı sıra estetik modelleri de temsil edilir. Âşıklar toplumsal, tarihsel, bireysel olgu ve durumlar karşısında da epik-lirik diye nitelendirebileceğimiz bir söyleyiş geliştirmişlerdir (Artun,1996:295).

Destanlar ve Sosyal Tarih

Âşık edebiyatında destanlar  tarihsel yönleri  bulunan ürünlerdir. Fuat Köprülü destanların tarihi ve kültürel yapımızın araştırılmasında önemini vurgulayarak destanları siyasi tarih çalışmaları açısından belge kabul eder (Köprülü1981:192).

Destanlarda tarihi olayın geçtiği zamana ait yaşayış, düşünüş ve inanışların izleri vardır. Destanlar bu yönleriyle eski ve yeni kültür arasında bir bağdır. Destanlarda tarih kitaplarında yer almayan halkın duygularını buluruz. Destanlar toplumun değer verdiği kişi ve olayları anlatmaları halkın umut ve isteklerini yansıtmaları yönüyle hayata açık yapıya sahiptirler. Toplumları derinden etkileyen savaşlar âşıkların şiirlerine de konu olmuştur (Koz,1985:96).

Destanları yalnızca edebi değer olarak alıp incelemek eksik olacaktır. Onları edebi yönlerinin yanı sıra tarihi ve estetik boyutlarıyla da incelemeliyiz. Destanlarda halkın devleti nasıl değerlendirdiğine dair ipuçları buluruz. Destanların arka planında dönemin sosyal, ekonomik çarpıklıkları, yozlaşan değerler karşısında farklı davranış biçimleri sergileyen kişiler vardır (Artun, 1996:177).

Savaşı gören veya birinden dinleyen âşıklar, gördüklerini ya da dinlediklerini değiştirmeden söylemeğe dikkat ederler. Toplumu çok yakından ilgilendiren olayları anlatan destanlar birer tarihsel belge değildir. Onlarda insan ögesi, insan psikolojisi kaynaklandıkları olaylar kadar önemlidir. O nedenle destanları, esinlendikleri olayları sosyolojik açıdan iyi incelemek onları etkisinde kaldıkları yoğun birikimden arındırmak gereklidir. Ancak bundan sonra ne ölçüde gerçekçi oldukları görülebilir.

Destanlarda toplumun sosyal yapısını, psikolojisini görebiliriz. Bu yönüyle destanlar sosyal tarihe kaynaklık ederler (Özdemir,1991:30-31) Geçmişin doğru bilgisi, bizi geçmişe ait ön yargılara tutsaklıktan kurtarır (Thomson,1983:6).  Günümüzde bütün bilgilerden yararlanan, sentezci tarih anlayışı öne çıktı. Tarihçi yazılan bir dönemin sentezini yapabilmek için o dönemin insanının düşüncelerini bilmek zorundadır. Destanlar, halkın duygu,düşünce umut ve isteklerini yansıtması yönüyle sosyal tarihe kaynaklık ederler (Findley, 1998:28-31).

Âşıklar destanlarda gördükleri, yaşadıkları ya da duydukları bir olayı bütün ayrıntılarıyla yansıtmazlar. Onlar olayla ilgili görüşlerini açığa vurup sıralarlar, savaş destanlarında gerçeğe bağlı kalma çabası gözlenir, gözlemlerini, duygulu heyecan dolu bir anlatımla dile getirirler. Savaş destanları bir tarihi olaydan kaynaklandıkları için gerçeklik payı vardır. Ancak destanlardan tarihi kaynak olarak yararlanırken dikkatli olmak gerekir. Diğer kaynaklarla da desteklenmedikçe destandan çıkarılacak bilgilerle tarihi olaylar hakkında kesin yargılara varmak yanıltıcı olabilir.

Tarih bilimi ve tarihçi belli bir topluma ve zamana bağlı geçmişi konu edinir (Bıçak, 1996:54-56).Yalnızca belgelere dayalı  bilgi, tarih bilgisi  değildir. Tarih bilgisi geçmiş hakkında bağlantılı, ahenkli anlaşılır bir bilgi formudur (Thomson,1983:6).  Tarihçi inceleme alanı olarak aldığı geçmişin bir kesitini bütün  yönleri ve olgularıyla incelemek için yola çıktığında bütün teknikleri kullanır. Bunların yanı sıra sağlıklı bir sentez yapabilmek için her biri ayrı birer araştırma alanı olan sosyal  bilimlerin bütün dallarına başvurma  gereği duyar. Tarihçi araştırma alanına göre gerektiğinde edebiyat çözümlemelerinden de yararlanır (Vial, 1994:6).

Günümüz tarihçisi insanlığın  dünden bugüne gerçekleştirdiği ve halen yaşamakta olduğu serüveni sorgulayıp anlamağa çalışmaktadır. İnsanlığın sorunlarını evrensel boyutlarıyla kavrama, aydınlatma çabası araştırmacıları disiplinler arası çalışmağa zorluyor.  Tarihçi incelediği konuyu temellendirmek için  tarihi kaynakların yanı sıra dini  inançları, destanları , efsaneleri,  evliya menkabelerini hadisleri vb. kullanmalıdır.  Tarihi bir olay kadar, olayın etrafını ören  psikolojik ögeler de önemlidir (Turan, 1978:37).

Halk kültürü ürünleri toplumun ihtiyacına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Toplum bilinciyle bu ürünler arasında bir bağ vardır. Bir tarihi olayın  toplum  üzerindeki etkisinin bilinmesi onu temellendirmekte önemlidir (Turan,1978:49).  Halk edebiyatı ürünlerinde tarihi olayın geçtiği zamana  ait, yaşayış, düşünüş ve inanışların izleri görülür. Tarihçi  kayda geçirilmiş olguları, ulaşabildiği verileri belli bir düzene sokarak anlamaya ve açıklamaya çalışarak tahlil eder, senteze varır  (Öz, 1998:53-59).

Âşık  Ferki’nin  Destanları

Aşık Ferki’nin 21 destanını Prof. Dr. Nimetullah Hafız’ın “Âşık Ferki, Hayatı ve Eserleri “adlı kitabından aldık (Hafız,1986:133-206). Aynı kitapta aşık Ferki hakkında şu bilgileri buluyoruz. Âşık Ferki 1807 yılında Prizren’de doğdu. Adı İbrahim Sipahi’dir. Âşıklığa başlayınca Ferki mahlasını aldı. Prizren İlkokulu’nu bitirdi. Bir müddet Prizren Belediyesi’nde çalıştı. Bu işten ayrılan âşık ölene kadar kahve ve düğünlerde türkü söyleyerek, saz çalarak geçimini sağladı. Bütün Balkanları gezdi, İstanbul’a giderek âşıklarla tanıştı. 1908 yılında öldü. Döneminde tanınan âşıktı. Aşık Ferki’nin incelemeye alınan 12 destanı 11’li hece ölçüsü ve koşma nazım biçimiyle yazılmıştır. Bir çok destanında yer yer hece hatalarına rastlıyoruz. Bazı destanları Arap alfabesine göre tanzim edilmiştir.  Aşık Ferki’nin  21 destanının adlarını ve konularını şöylece sıralayabiliriz.

1-   Destan-ı Ferkiyâ Gulampâre  :Âşık Ferki bu destanında sapık cinsel tercihi olanlara seslenerek günah işlediklerini, Allah’ın bu günahı sonsuza kadar silmeyeceğini söyleyerek onları uyarır ve bu tür ilişkilerden uzak durmalarını öğütler. Destan 6 dörtlüktür.

             Allah Peygamberden utanan âdem

İşlemez bu işi asla her dem

Sonu pâk olanı Resul-ı Ekrem

            Alır cennete anı evvelâ(1/3)

 

2-Destan-ı Zenpâre Âşık Ferkiyâ : Âşık Ferki, bu destanında kadın düşkünlerinin oyuna getirilip başlarına gelenleri sıralayarak onları hicvediyor. Aile dışı ilişkilerde uygunsuz durumlara düşüleceğini söyleyerek onları uyarıyor. Destan 15 dörtlüktür.

            Meğer o fâhişe yüzü kara

            Utanmaz namussuz maskara

On iki milletten birer zenpâre

            Cümlesine söz vermiş saat altıda (2/12)

 

3-                                             3-Sanat Destanı: Âşık Ferki’nin bu destanı Arap alfabesine göre dizilmiş 7 dörtlüktür. Destanda dönemin hemen bütün sanatları sıralanıyor.Dönemin kültürüne ait değerli bilgiler ediniliyor.

 

Zille’de Zakir zilli zurna çalardı

            Sinop’ta Selim salep yapardı.

            Şumla’da şakir Şerbet satardı.

             Samako’da Sadık sandık düzerdi (3/4)

   

4-Destan-ı Sanat: Bu destan, Sanat Destanı gibi döneminin sanatlarını sıralıyor.  Dönemin halk kültürüne ait değerli bilgiler alıyoruz.

              Şair oldum aldım sazı elime

 Düzerken tellerini kopardım nafile

 Yetmez oldu benim kazancım

            Yere çarpıp kırdım sazı, kemanı (4/12)

 

5-Yemekler Hakkında İhbar Olunan Destan:  Âşık bu destanında yöresinde yenilen yemekleri sıralar. Dönemin mutfak kültürüne ait değerli bilgiler buluyoruz. Destan l0 dörtlüktür.

 

            Kayseri pastırması nam vermiş cihana

            Yumurta yağ ile pişip girse sahana

            Patlıcan musakkasına olmaz bahane

             Etli bamya derdine derman olsun (5/8)

  

6-       Destan-ı Bekâr ile Evli: Âşık bu destanında bekar ve evliyi karşılıklı konuşturur.  Bekar, bekarlığı; evli, evliliği över. Destan 14 dörtlüktür.

            Ve lâkin Adem’le Havva’yı Mevlâ

Halk etti bu âlem olunsun peydâ

            Allah bir resul hak bilsin zirâ

            Uymasınlar Şeytandaki igvaya ( 6/9)

  

7-    Destan-ı Yalancı İle Doğru: Âşık bu destanında yalancı ile doğruyu karşılıklı konuşturur. Yalancılığın kötülüğü işlenip doğruluktan vazgeçilmemesi öğütlenir. Destan 31 dörtlüktür.

             Doğru der ki ne söyleyim

Hâlimi arkadaşım kırdı kanat dalımı

            Kaç gündür aldattı aldı malımı

            Yüz elli kuruş verdim öyle mundara (7/16)

 

8-   Destan-ı Kahveci ile Kömürcü : Âşık bu destanda kumardan büyük para kazanan bir kömürcüyü anlatıyor. Zengin olan kömürcü baştan ayağa giyinir, çevresindekileri kahveye toplar onlara çeşitli ikramlarda bulunur. Kahveci kumar parasının hayrı olmayacağını, kumarın kötü oluğunu söyler. Kömürcüyle kahvecinin karşılıklı atışmalarından sonra âşık devreye girerek kumarın kötü olduğunu söyleyerek öğüt verir. Destan 35 dörtlüktür.

             Kahveci der hele daha beş on gün

Komaz seni ol zar böylece memnun

            Yerin lanet-i İblis eder diğer-gün

            Gidersin sen yine eski külhana (8/8)

 

9– Destân-ı Kaynana İle Gelin:  Âşık 28 dörtlükten oluşan destanda, kaynana ile gelin kavgasını konu ediyor. Destan gelin, kaynana ve oğlanın karşılıklı atışmasıyla sürüyor. Aşık devreye girerek, bu kavgaların hoş olmadığını her gün kavga olan evin kısmetini Allah’ın keseceğini söyleyip öğüt veriyor.

             Kaynana der ki bunu da dedin

            Yok imiş nâmusun düşün sen kendin

             Beşyüz groştur senin nikah senedin

             Şimdi oğlum gelir verir bir nihayet (9/21)

 

10– Sarhoş ile Meyhanecinin Destanı: Âşık bu destanda sarhoşluğu konu ediyor. Sarhoşla meyhanecinin karşılıklı atışmalarından sonra âşık devreye girerek dünyanın bir misafirhane olduğunu, zevkinin sürülmesi gerektiğini insanların kırıcı olmamalarını öğütler. Destan 24 dörtlüktür.

             Meyhaneci olmak büyük bir hünerdir.

Zira derdi çoktur, derde siperdir

             Gönlün geniş ister hayli bir yerdir.

             Öğrensin sarhoş garip  bülbülden (l0/19)

 

1l-Destan-ı Ferkiyâ: Âşık bu destanda toplumdaki aksaklıkları sıralayarak hicveder, taşlar. Bu destanda öğütle hiciv içi içedir. Âşık bütün olumsuzlukları Allah yolunda olmamaya bağlar. Destan âşığın Allah yoluna dönün öğüdüyle son bulur. Destan 38 dörtlüktür.

             Yeter çok söyledim geldikçe elden

Kendim de bulundum böyle amelden

            Dünya kurulmadan tekrar temelden

            Düzelmez çâr köşe menzil meydanı (11/30)

 

12-   Destan:  Âşık, bu destanda toplumun aksaklıklarını bireysel kusurları sıralayarak hicveder, öğüt verir. Âşık, bu dünyanın düzelmesi için temelden tekrar kurulması gerektiğini söyler. Destan 33 dörtlüktür.

Her bir fenalığın var bir encamı

            Sanma ki yanına kalır tamamı

            Elbette her sabahın var bir akşamı

            Malına mülküne zinhar güvenme (12/30)

 

13-Destan-ı Âşık Ferkiyâ: Âşık, bu destanında l906 yılında Prizren’e büyük zarar veren sel felaketini anlatıyor.  Zarar  gören kişiler tek tek verildiği için Prizren tarihine  ışık tutuyor. Aşık tövbe istiğfar edip Allah yoluna girilmesini öğütler. Destan36 dörtlüktür.

            Nalbant usta Abdül o da bir azâ

            Anın da başından geçti bu kazâ

 Yardımcısı olsun Şah Murtezâ

            Bele kadar suda olmuş mekânı (13/22)

 

14-     Destân-ı Şitâ-ı Âşık  Ferkiyâ: Âşık bu destanda 1308 yılında Prizren’de çok kış olup kıtlık yaşandığını anlatıyor. Âşık dünyanın geçici olduğunu Allah’a karşı gelmeyip iman etmek gerektiğini söyler . Destan 25 dörtlüktür.

              Gelelim bu sene şiddet-i şitâ

Gönderdi on gün Cenâb-ı Mevlâ

             Kapandı dükkanlar soğuktan zirâ

            Pürzerrin şehrinin koptu tufanı (14/12)

 

15-    Kız Kaçırma Destanı: Âşık bu destanı Prizren’de kız kaçırma üzerine işlenen bir cinayet dolayısıyla söylemiştir. Destan 15 dörtlüktür.

Yazık olsun anlar gafil bulundular

Üç tüfek ana yekten attılar

            Öyle bir Dilaver’i şehit ettiler

            Üstünde revan oldu kızıl kanlar . (15/15)

 

16-     Destan-ı Pirzerin Vâkıa: Âşık bir kızın satılması üzerine meydana gelen olayları konu eder. Olay, adam öldürme ile sonuçlanır. Karışıklık çıkar. Destan 56 dörtlüktür.

             Kabristanda buldu anı pek sefil

Üç martin attı üstüne o katil

             Ahdını yerine getirdi tekmil

              Şehit etti ruhı gitti Cinân’a (16/39)

 

17-    Destan-ı Mamuşa: Âşık, Prizren’e 20 km uzaklıktaki Mamuşa köyünde bir gelin alma dolayısıyla komşu köy olan Leşana ile yapılan köy kavgasını anlatmıştır. Bir çok kişinin adının geçmesi nedeniyle belge niteliklidir. Destan 40 dörtlüktür.

        Ol Mamuşa köyü eylemiş amin

            Vallahi bu işten olduk peşiman

Hep kusur bizdedir, dinleyin heman

            Zira İblis verdi bizlere igva (17/21)

 

18-    Destan-ı Ramadan Zaskok: Âşık, Ramadan Zaskok ve arkadaşlarının ayaklanmasını anlatır. İsyanı bastırmak üzere Mehmet Ali Macar gönderilir. O da Yakova’da öldürülür. Destan 31 dörtlüktür.

              Böyle nice daha geçti çok zaman

 Firar etti kasabadan Ramadan

             Sormadı hâlini anın hiç bir can

             Kanda kaldı, anın ahbap yârânı (18/18)

 

19-    Destan-ı Belde-i Vilâyet Pirzerin Âşık Ferkiyâ: Âşığın, Üsküp’te çıkan bir olay üzerine söylediği destandır. Destan 28 dörtlüktür.

             Dediler senden değiliz memnun

Nerden geldin yine oraya buyurun

            İstemeyiz sende olduğu kanun

            Ya biz burda dökeriz kanı (19/13)

   

20-Kars Destanı : Âşık, 1827 Kars Savaşını konu etmiştir. Destan 11 dörtlüktür.

             Vasfı mümkün değil söyleyen ânı 

Olmadı bir belde yeksanı

            Kars’ın işaret eyledim bu destanı

            Böyle imiş emrü fermanı Kars’ın (20/1)

 

21-    Destan-ı Yunân-ı Âşık Ferkiyâ: Âşık, bu destanda Osmanlı- Yunan Savaşını konu ediyor. Destan 30 dörtlüktür.

             Padişah-ı Ekrem çeker mi kaygu

            Cümle amir dedi kolay iştir bu

Alasonya Şehri doldu çok ordu

            Beklediler gelsin harb ilanı (21/14)

 

Sonuç: Prizrenli Âşık Ferki’nin incelediğimiz 21 destanını 6 ana başlık altında toplayabiliriz.

 

I- Öğüt-Taşlama Nitelikli Destanlar:

1)  D.l Gulampare, 2) D.2 Zenpâre  3) D.6. Bekâr ile Evli  4) D.7 Yalancı Doğru      5) D.8 Kahveci-Kömürcü 6) D.9 Kaynana-Gelin 7) D.l0 Sarhoş-Meyhaneci

 II- Kişisel-Toplumsal Taşlama Nitelikli Destanlar:

1) D.4 Destan-ı Ferkiye 2) D.12 Destan 3) D.15 Kız Kaçırma 4) D.16.Destan-ı Pirzerrin Vakıa 5) D.17 Mamuşa

III-Güldürücü Nitelikli Destanlar

1) D.3. Sanat 2) D.4. Destan-ı sanat 3) D.4 Yemek  Destanı

IV- Doğal Afetleri Konu Alan Destanlar

1) D.13 Destan-ı Âşık Ferkiyâ 2) D.14. Destan-ı Şita-ı Âşık Ferkiyâ

 V- Çevreye Ün Salmış Kişileri Konu Alan Destanlar

1) D.18 Destan-ı Ramadan Zastok 2) D.19 Destan-ı Belde-i Vilâyet Pirzerrin

VI Savaş Konulu Destanlar

1) D.20 Kars Destanı 2) D.21 Destan-ı Yunanistan

 

Hangi edebi gelenekte olursa olsun yaratılan eserlerin, yaratıcıları tarafından eserlerinin yüklenmesini istedikleri işlev ve işlevler vardır. Âşık Ferki, destanlarında geleneksel anlatımla vermek istediği mesajı işler. Destanlar konu bakımından sınırsızdır. Âşık her hangi bir nedenle destan yazmaya değer bulduğu bir konuyu destanlaştırabilir. Geleneksel kültür kabulleri ve kültür kodları yeni olaylar güncelleştirilerek tekrarlanması ve güncelleştirilmesi esasına dayalı olarak toplumu törelerin değerleri doğrultusunda eğitme gibi işlevi vardır (Çobanoğlu, 2000:303).

Âşık Ferki, destan konularını seçerken ele aldığı konuyu toplumun yapısını göz önünde bulundurarak, destanların toplumda görmek istediği iş veya uyandırmak istediği duygu ve düşüncelere uygun düşen  anlatım biçimini  seçer. Âşık Ferki destanlarını hikaye etme temeline dayalı olarak anlatır. İşlenen konuya göre anlatım biçimi seçilmiştir. Olaylar, kişiler üzerine kurulmamıştır. Aşık Ferki’nin dili Prizren ağzı özellikleri gösterir. Dil yer yer konuşma dilinden uzaklaşır. Destanlar giriş bölümüyle başlar. Bir olayın anlatıldığı destanlardır. Giriş bölümü dua ile başlar, olaya hazırlık cümleleriyle hikayeye geçilir. Olayın aktarılmasında karşılıklı söyleşmeye dayalı bir anlatım vardır. Olayın anlatımından sonraki bölümde âşık, doğrudan anlatımla olayı yorumlar, öğütler verir. Olaylardaki olumsuzlukları dine önem vermemeye, Allah yolunda yürümemeye bağlayıp, insanları Allah yoluna çağırır.

Âşık, pek çok konuda destan yazarak geniş bir perspektifi olduğunu göstermiştir. Âşık toplumsal konulara duyarlıdır. Olaylardaki kişi, yer adları ve halkın olayı değerlendirmesi yönleriyle destanlar sosyal tarihe kaynaklık eder. Ayrıca doğa ve toplumsal olayların arka planında insan ilişkilerini görüyoruz.

Âşık Ferki’nin kimi destanlarından âşığın yaşadığı dönemin halk kültürüne, mutfak kültürüne, sanatlarına ait geniş bilgiler ediniyoruz. Savaş destanlarında tarih kitaplarının yazmadığı bazı gerçekler yer almıştır. Aşık bu destanlarda olayları ad ad vererek ayrıntıları gözden kaçırmamıştır. Aşık Ferki güldürücü destanlarda konuları, anlatımı abartarak güldürü ögelerini sıralar. Aşık taşlama niteliğindeki destanlarında bazı toplum sorunlarına dikkat çekerek, sorunların içyüzüne değinir. Bir çok destanında zamane insanının bozulduğundan eski törelerin kaybolup gittiğinden yakınarak düzenden şikayetçi olmuştur.

Aşık Ferki, Prizren ve çevresinde halk üzerinde derin izler bırakılan konularda yazdığı destanlarında halkın duygu ve düşüncelerine tercüman olur. Dönemine ışık tutar. Aşık Ferki’nin destanları Kosova Prizren ve çevresinin sosyo-kültürel şartlarını belirlemekte yardımcı olacaktır.

Yazımızda sosyal tarihe kaynaklık edebilecek Prizrenli Âşık Ferki’nin 21 destanını inceledik. Bu destanlardaki sosyal tarihe kaynaklık edecek öğeleri şöylece sıralayabiliriz.

1)    Âşık, destanlarında  halkın içinde bulundukları ortamı ve ruh halini  anlatarak  döneme ışık tutar.

2)   Aşık; salgınları, hastalıkları  konu alan destanlarında  halkın durumunu , yaşanan felaketleri anlatarak döneme tanıklık eder.

3)   Ferki’nin destanlarında anlatılan şehir hayatına ait çarşılar, hamamlar,  meyhaneler ve eğlence alemine ait kesitler vardır. Yazıldığı zamandaki kültür hayatına ait  belgeleri destekleyecek  bilgilere rastlanır.Âşık, sosyal hayata ait bilgiler  vererek şehir tarihi araştırmacılarına kaynaklık eder.

4)   Sanat destanlarında  o döneme ait halk kültürüne,  zanaatlara  ait değerli bilgiler bulunur.

5)  Yemek destanlarında destanın söylendiği dönemin mutfak kültürü ve yemekleriyle ilgili zengin malzemeler yer alır.

6) Kan davası ve köy kavgalarının konu edildiği Ferki’nin destanlarında o dönemdeki sosyal yapıyı, devletin yaptırım gücünü ve adaletin işleyişiyle ilgili ilginç tesbitler var.

7)Osmanlı’nın çöküş dönemindeki sosyal yapıya ait bilgiler edilinebilir.

 

Sonuç olarak; Ferki’nin destanları; söylendiği dönemin  sosyal yapısını, halkın psikolojisini,  düşünüşünü,yaşayışını, inançlarını, duygularını yansıtması yönüyle sosyal tarihe kaynaklık ederler.

 

KAYNAKÇA:

Artun (Erman), 1996 a, Günümüzde Adana Aşıklık Geleneği ve Âşık Feymani, Adana, Hakan Ofset.

Artun (Erman), 1996 b, “Adanalı Aşıkların Şiirlerinde Kıbrıs Barış Harekatı”, Kıbrıs Araştırmaları Dergisi, 2-4, Gazimağusa.

Artun (Erman),2000 d, “19.yy.Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun Sosyal Tarihine Bir Kaynak:Âşık Esrari’nin Vehhabi Destanı”, Folklor ve Edebiyat Dergisi, S.23, Ankara,Ürün Yay.

Bayrı ( Mehmet Halit), 1937, Halk Şairleri Hakkında Küçük Notlar, İstanbul

Bıçak (Ayhan), 1996,”Tarih Biliminde Tarih Bilincinin Yeri “, Toplumsal Tarih Dergisi, Ağustos, S.32, İstanbul.

Bıçak (Ayhan), 1996,”Tarih Biliminde Tarih Bilincinin Yeri”, Toplumsal Tarih Dergisi, Ağustos, İstanbul

Bıçak (Ayhan), 1998, “Kültür Medeniyet İlişkileri “, Türk Yurdu  C.18,  S.127-128,  Ankara.

Çobanoğlu  (Özkul), 2000, Âşık Tarzı Kültür Geleneği ve Destan Türü, Ankara, Akçağ Yay.

Castellan (Georges), 1995, Balkanların Tarihi (çev. A. Yaraman), İstanbul

Eric VİAL, 1994, “Tarihin Konusu ve Yöntemleri” Thema Larausse Tematik Ansiklopedi, İstanbul

Esen (Ahmet Şükrü), 1991, Anadolu Destanları (Haz. P.N.Boratav, F. Özdemir), K.B.Yay. Ankara

Fığlalı (Ethem Ruhi),1996,”Önsöz”,Türk Dünyası Halk Kültürü Üzerine Araştırma ve İncelemeler (Ali Abbas Çınar), Muğla

Findley  (Carter V.) 1998,”Tarihçinin Diyalektiği “, Toplumsal Tarih, Eylül, S.57, İstanbul.

Hafız (Nimetullah), Âşık Ferki, 1986, Hayatı ve Eserleri, Esin Yayınları, Prizren

Hafız (Nimetullah),1983,”Yugoslavyada Yayınlanan Kitaplar Bibliyoğrafyası”, Sesler Dergisi, Sayı:180, Üsküp

İsen (Mustafa), 1997, Ötelerden Bir Ses, Ankara

Kaya (İ.Güven), 1986, Yugoslavya Türk Yazınına Gerçekçi Bir Bakış, Priştine

Kaya (İ.Güven), 1993,Yugoslavya’da Türk Halkı Edebiyatı, İstanbul

Kut (Günay), 1994, “13. Yüzyılda Anadolu’da Şiir Türünün Gelişmesi,” Türk Dili Araştırmaları Yıllığı, Belleten, 1991, Ankara

Koloğlu ( Orhan), 1999, Mostar, 2004, Gazete Pazar, 10 Ekim, İstanbul

Koz (M. Sabri), 1985,” Âşık Edebiyatında Destan ve Destan Konuları”, Türk Halk Edebiyatı ve Folklorunda Yeni Görüşler 2, Konya.

Koz, ( M. Sabri ), 1997,  “Âşık Edebiyatında Destan”, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi,      İstanbul

Köprülü ( M. Fuad ), 1989, Edebiyat Araştırmaları 1, İstanbul, Ötüken Yay.

Köprülü ( M. Fuad), 1981,”Türk Edebiyatı Tarihi”, İstanbul , Ötüken Yayınları.

Öz ( Mehmet ), 1998,” Osman Turan’ın Tarih Metodolojisi”, Tarihçi ve Tarih İlişkileri, Ankara.

Özdemir  (Fuad) , 1991, “ Anadolu  Destanlarının Biçimleri ve Çeşitli Temaları”, Anadolu Destanları, Ankara.

Öztuna (Yılmaz), 1990, Rumeli Kaybımız, İstanbul

Saatçı (Suphi),1996, “Kerkük ile Kıbrıs ve Balkanlarda Yaşayan Türk Topluluklarının Edebiyatları Arasında Varolan Benzerlikleri”, 2. Uluslararası Kıbrıs ve Balkan Türk Edebiyatları Sempozyumu Bildirileri, İzmir

Senel (Süleyman),1994, “Âşık Edebiyatı ve Musikisinde Destan”,TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul

Thomson ( David), 1983, Tarihin Amacı (çev. Salih ÖZBARAN) Ege Üniversitesi Yayınları No:l0, İzmir

Turan (Osman),1978,Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, İstanbul.

Vial (Eric), 1994,”Tarihin Konusu ve Yöntemleri”,Thema Larausse,İstanbul.

Yıldırım (Dursun), 1998,”Türk Dünyasına Toplu Bakış”, Türk Bitiği, Ankara

Yetiş (Kazım), 1994,” Destan”, TDV İslam Ans.C.6, İstanbul.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.